• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    ankara-çubuk adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-07-2005
    Mesajlar
    1,009
    Karizma Gücü
    7

    Cinler insan şekline girebilirler mi?

    Ruhani varlıkların temessül edebileceklerine, yani bir kısım insan veya hayvanlar şekline girip insanlara görünebileceklerine dair gerek Kur’an’da gerekse sünnette işaretler vardır. Mesela; Hz. Cebrail’in Hz. Meryem’e düzgün bir insan şeklinde görünmesi buna işaret etmektedir. Ayrıca Cebrail (a.s), hem asli heyetiyle(1), hem de sahabeden Dıhyetü’l-Kelbi(2) şeklinde Peygamberimize görünmüştür. Bunu da yalnız Peygamberimiz (s.a.v) değil yanında bulunan ashabı da görmüştür. Bu hadis tevatür derecesinde sağlam olarak ve “Cibril” hadisi adıyla rivayet edilmiş ve böyle meşhur olmuştur.

    İslam kaynaklarında Azrail ve Cebrail’in ve Allah’ın takdir ettiği diğer bazı meleklerle cinlerin de farklı şekillerde temessül ederek insanlara görünebileceklerine dair görüşler vardır. Bu görüşlerden bazılarını nakletmek istiyoruz:



    “Hem ruhların temessülüne yani misali bedenlere girmelerine ve insanlara görünmelerine işaret eden Hazret-i Süleyman (a.s)’ın ifritleri celp ve teshirine dair âyetler(3), hem “Derken ona Cebrail’i gönderdik; o da aynen bir beşer suretinde ona görünüverdi”(Meryem, 19:17-18) gibi bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber ruhların celbine dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan iyi ruhları celp etmek ise, medenîlerin yaptığı gibi hezeliyat (yani ciddiyetten uzak bazı saçmalıklar) şeklinde bazı oyuncaklara o pek ciddî ve ciddî bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip, kendi yerine ve oyuncaklara celp etmek değil, belki ciddî olarak ve ciddî bir maksat için Muhyiddin-i Arabî gibi zâtlar ki, istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım velayet ehli gibi onlara bağlı olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece yaklaşmakla ruhaniyetlerinden manevî istifade etmektir ki, âyetler ona işaret eder ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi sanat ve gizli ilimlerin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.”(4)





    Ayetlerden ve müşahhas bazı olaylardan anlaşılmaktadır ki, meleklerin, cinlerin ve diğer ruhanilerin de insan suretine girebilecekleri mümkün görünmektedir. Bu ruhani varlıklar, peygamberler dışında başka kimselere de görünebilmektedirler. Nitekim Cebrail’i normal, düzgün bir insan şeklinde gören Hz. Meryem Peygamber değildi. O görebildiğine göre diğer bazı insanlar neden göremesin? Sorusu akla geliyor. Yine Süleyman (a.s)’ın kavminden ve ümmetinden bir kısım kimselerin cinlerden bir ifriti gördükleri ve onların kendi şekilleriyle Hz. Süleyman’ın emrinde bir inşaat işçisi gibi çalıştıkları, denizlerin dibinden define çıkardıkları ve sair işler yaptıkları bilinmektedir. Yine Peygamberimizin ashabından da başta İbn Mes’ud, Ebu Hureyre ve Ebu Eyyub el-Ensari (r.a), gibi bazı sahabeler cinleri değişik şekillerde gördüğünü söylemiş ve Peygamberimiz (s.a.v) bunlardan bazılarını şeytan, bazılarını da cin olarak nitelendirmiştir. Cinlerin kafir olanlarına şeytan denildiğine göre, demek ki temessül eden yine cinlerden biri idi. Nitekim İslam alimlerinden bir kısmı bu konudaki bazı hadisleri esas alarak, melekler gibi, şeytan ve cinlerin de yaratılmış oldukları asıl şekilleriyle görünmenin yanı sıra başka suret ve şekillerde de görünebileceklerini söylemişlerdir. Buna delil olarak da Hz. Peygamberin namazda kendisine saldıran şeytanı mağlup etmesi, boğması ve Mescid-i Nebevinin direklerinden birine bağlamak istemesi ile, Sebe Melikesi Belkıs’ın tahtını Hz. Süleyman’a getirebileceğinden bahseden ayeti(Neml, 27 : 39) göstermektedirler(5).

    İslam alimlerinden diğer bazıları ise, melek, cin ve şeytanların kendi irade ve istekleriyle yaratılışlarını değiştirmeye, asli şekillerinden başka suretlere girmeye güçlerinin bulunmadığına ve bunun mahzurlarına inanıp dikkat çekmişlerdir. Mesela, er-Razi; cinlerin başka şekillere veya insanların suretlerine girebildiklerinin kabul edilmesi halinde, dünya da insanlara güvenin kalmayacağını, bir kişinin arkadaşının, dostunun, anasının, babasının, karısının ve çocuğunun cin değil de kendileri olduğunun bilinemeyeceğini kaydetmektedir. Yine er-Razi, onların peygamberlerin suretlerine giremeyeceklerini, aksi halde Din ve Şeriattan hiçbir şeye güven kalmayacağını, alim ve zahitlerin suretine de giremeyeceklerini, aksi halde onları öldürmenin, memleketlerini harap etmenin, eserlerini parçalamanın insanlara vacip olması gerektiğini söylemektedir.(7) Ebu Ya’la el-Ferra ise, Allah’ın irade ve kudretiyle yapması müstesna, cin, şeytan ve meleklerin asli şekillerini değiştiremeyeceklerini, onların kendiliklerinden başka kılık ve şekillere girmelerinin mümkün olmadığını söylemiştir.(8)

    (1) Necm, 52/6-14; Karş. Yazır, Hak Dini, I,
    (2) Buhari, Fedailü’l-Kur’an, 1;
    (3) Karş. Sâd, 38/38; Enbiya, 21/82; Neml, 27/40.
    (4) Sözler, (20), 235.
    (5) Aynî, Umdetü’l-Kari, VII, 102.
    Razi, Mefatihu’l-Gayb, XIV, 54.
    (7) Razi, A.g.e., XXVI, 208.
    (8) el-Ferra, el-Mutemed fi Usüli’d-Din, s. 174-175;
    Arif der ki; hakkı ile övelim...
    Sakız mıdır ağzımıza gevelim..?
    Atatürk`ü, Fatih gibi sevelim...
    Fakat zorla taptırmayın efendim..!

    *OZAN ARİFCİLER BİRLİĞİ*
    TEK YOL İSLAM

    Yolcusu var kızıl yolun
    Farkı benden şudur onun:
    O Leninin O Maonun,
    Ben Bozkurtun aşığıyım

    *OZAN ARİFCİLER BİRLİĞİ*
    TEK YOL İSLAM

    Bayılırlar içmeye
    İçip serden geçmeye
    Dine kefen biçmeye
    Gönüllü terzi bunlar


    ...FOTOLARIM...


    :camp: gp: KANKARDEŞLER BİRLİĞİ 1 YAŞINDA gp: :camp:

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    02-02-2005
    Mesajlar
    75
    Karizma Gücü
    0
    CİNLER VE ŞEYTANLAR



    “ Cinni ise Hâlis ateşten yarattı.”[1]

    Cinler ruhani varlıklardır.[2]

    Kur’an-ı Kerim’de 13 surede haklarında bilgi verilmektedir.[3]

    Bunlar da insanlar gibi ibadet için yaratılmışlardır.[4]

    İçlerinde iman edip-etmeyenler [5] yani Mü’min cinler [6] ve Kafir cinler [7] vardır.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Ondan dolayı kendisine ‘Rasulüs Sakaleyn’ yani yer yüzünün iki ağırlığı olan insan ve cinlerin peygamberidir.

    Kur’an-ı Kerim cinlere de gelmiş ve onlar Kur’an-ı dinlemişlerdir.[8]

    Kur’an-ı Kerim’de onların adıyla adlandırılan Cin suresi mevcuttur. Bu adla adlandırılması;Kur’an-ı dinleyip hidayete geldiklerinden dolayıdır.

    Abdullah b. Amr b. As’dan rivayette:”Hz. Adem’in yaratılmasından 2000 sene önce cinlerin yer yüzünde bulunduğuna işaret edilmektedir.[9]

    İbni Abbastan rivayette:”Allah yer yüzünün zimamını önceleri cin taifesine vermişti. Fakat onlar;isyan edip,peygamberlerini öldürdüler. Daha sonra gökten melekler geldi ki,aralarında cinlerin kendi cinslerinden olan İblis’de vardı,bu isyankarları yer yüzünden sürdüler.Onlar da denizlere kaçtı ve oralara taht kurdular. “[10]

    Cinnin farsça karşılığı,peridir.

    İslâmdan önce Kahinler vardı. Bunlar halka,ileride olabilecek bazı bilgileri haber verirlerdi. Bunlar ise;gökte kulak hırsızlığı yapan cinlerden istifade ederlerdi. İslâmiyetten sonra ise,bu kapı kapatılmış,cinlerin istifadesine sed çekilerek recmedilmişler,koğulmuşlardır.[11]

    Cahiliye döneminde Sabiiler, Süryaniler, Eski Yunan ve Romalılar cinleri ilah derecesine çıkarmış ve dev, peri, şeytan adlarıyla anılan bu varlıklara tapınmışlardır.

    Hadiste:”Kim bir kahine gelir,bir şeyler sorar ve söylediklerine de inanır,onu tasdik ederse,kırk gün namazı kabul edilmez.”

    Diğer bir hadiste:”Muhammede indirilenden beri olur.”buyurulmuştur.

    Cinler gaybı bilmezler.[12]

    Onlara sığınıp,onlardan yardım beklenilmemelidir.. Âyette:”Şu da gerçek ki,insanlardan bazı kimseler,cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da onların (şımarıklıklarını ve) azgınlıklarını arttırırlardı.”[13]

    Çünkü onlarında bir çoğu insanlar gibi cehennemliktir. Ayette:”Kalbleri vardır,gerçeği kavramazlar. Gözleri vardır,hakikatları görmezler. Kulakları vardır,işitmezler. Onlar hayvan ve ondan daha aşağıdırlar.”[14]

    Cinlerden olan Şeytandan sığınıldığı gibi,cinlerin kötülüklerinden de Allaha sığınmak gerektir.

    Onlar manevi üstünlükte bulunan insanlara zarar veremezler.

    Erkek ve dişilikleri olan bu cinler,[15] Teshir edilebilirler.[16] Nitekim Süleyman Peygamber onları Teshir etmiş ve en ağır işlerde çalıştırmıştır.[17]

    Taşköprüzade ve Kâtib Çelebi Sultan Mahmud-u Gaznevinin bir kaleyi azâimle aldığını söyler.

    Azâim;Cinleri tesir ve emir altına alma ilmi. Bir kimsenin kalbini bir şeye bağlayarak bütün manevi ve ruhi gücüyle ona yönelmesine denir.

    Peygamber Efendimiz ordusuyla Semud kavminin bulunduğu bölgedeki Hicr mevkiinden geçerken şöyle buyurdu:”Buranın suyundan içmeyiniz,Namaz için abdest almayınız,o su ile yoğurduğunuz hamurları develere yediriniz,siz o hamurdan yemeyiniz,arkadaşsız dışarıya çıkmayınız.”

    Herkes denileni yaptı. Ancak (Said oğullarından) biri,bir ihtiyaçtan,diğeri devesini aramak için dışarı çıkmışlardı. İhtiyaç için çıkan bir cin tarafından çarpıldı. Diğeri fırtınaya kapılıp Tayy kabilesinin dağlarına kadar sürüklendi. Daha sonra bulundu.

    Bu durum Peygamberimize bildirildiğinde:”Tek başınıza çıkmaktan sizi men etmedim mi?”buyurdu. Daha sonra dua etti,çarpılan kurtuldu.

    Ona:”Uhruc ya aduvvallah”(Ey Allahın düşmanı çık)dedi.

    Peygamberimiz Hz. Enes’le Mekke dağlarında gezerken bir cinniyle karşılaşıp,yaşını sorduğunda cin:”Pek azı müstesna,dünyanın ömrünü yedim (yaşadım). Ben,Kabil Habil’i öldürürken,tepeler arasında geziyordum.”der.

    Bu cin Ham ibni Heym ibn Lakıs ibn İblistir.

    Ve devamla:”Bana İsa ibni Meryem;”Eğer Muhammedle karşılaşırsan,benden ona selam söyle.”dedi. Ben de,selamını şu anda sana tebliğ ettim ve sana da iman ettim.”dedi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (SAM):”İsa’ya selam olsun. Ey Hâme,sana da selam olsun. İhtiyacın nedir?”deyince,o,”Musa bana,Tevrat’ı,İsa’da bana,İncili öğretti. O halde,sende bana Kur’an-ı öğret.”dedi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber(SAM) ona,on sure öğretti. Hz. Peygamber (SAM) ahirete göçtüğünde,bu cin yaşamaya devam ediyordu. Zira vefat haberini Hz. Peygamber (SAM) bildirmemiştir. Ömer ibnül Hattaba da:”Ben onun hala yaşadığını sanıyorum.”demiştir.”[18]

    Hadiste:"Elinize geçen, üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı da hayvanlarınızın yemidir"buyurmuşlar. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize şu tenbihte bulundu: "Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir." [19]

    - Abdullah İbnu Abdirrahman İbni Ebî Sa'sa'a anlatıyor: "Ebü Saîd (radıyallâhu anh) bana dedi ki:"Seni, koyunları ve kır hayatını seviyor görüyorum. Koyunlarınla birlikte veya kırda olunca namaz ezanı okursan, ezan sırasında sesini yükselt. Zîra, müezzinin sesini insan, cin ve sair her ne işitirse en uzağı" bile Kıyâmet günü onun lehinde şehadet eder."

    Peygamberimiz cinlerle konuşmuş,hatta namazını bozmaya çalışan bir cini yakalamış ve onu ashaba göstermek için bir yere bağlamak istemişse de,daha sonra bundan vazgeçip serbest bırakmıştır.

    Diğer bir rivayette,Peygamberimiz geceleyin onlarla oturup Kur’an okumuş,ertesi günü ashabına anlatıp,yaktıkları ateşin kalıntılarını da göstermiştir.(Buhari-Müslim)

    Umum görüşe göre;insanlara gönderilen peygamberler cinler içindir de...

    Kaynaklarda cinler;insan,yılan,kedi,köpek ve inek şekline girebilir denilmiş. Ve onlar;harabe,dağlık,deniz,çöl,çöplük ve mezar gibi yerlerde yaşarlar.

    Peygamberimiz onlardan gelen bir davetçi üzere onlarla gitmiş,Kur’an okumuş ve onlara yiyeceklerini sormaları üzerine;elinize geçen,üzerine Allah’ın ismi zikredilmiş her kemik,olabildiği kadar bol etli olarak sizindir.”buyurmuştur.

    Çoğunluğa göre;Mü’min cin cennetliktir. Ebu Hanifeye göre;Cehennemden kurtulma mükafattır,diyerek,hayvan gibi yok olacaklarını,cennete girmeyeceklerini söyler.

    Cinler konusunda Bediüzzman Said Nursi ise;

    “İşte beşerin, san'at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi; bazan kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habiseye müsahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil, belki tılsımât-ı Kur'aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.”[20]

    “Hayvanat taifesi, ölüler taifesi, cinler taifesi, melaikeler taifesi o Zât-ı Mübarek'i tanıyorlar ve nübüvvetini tasdik ediyor.”[21]

    “Veladet gecesinde, yıldızların düşmesinin çoğalmasıdır ki; şu yıldızların sukutu, şeyâtîn ve cinlerin gaybî haberlerden kesilmesine alâmet ve işarettir. İşte madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı; elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâibden haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına sed çekmek lâzımdır ki, vahye bir şübhe îras etmesinler ve vahye benzemesin. Evet bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'an nâzil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler imana geldiler. Çünki daha cinler taifesinden olan muhbirlerini bulamadılar. Demek Kur'an hâtime çekmişti. İşte eski zaman kâhinleri gibi, şimdi de medyumlar suretinde yine bir nevi kâhinlik Avrupa'da ispirtizmacıların içlerinde baş göstermiş. Her ne ise...”[22]

    “Nasılki meselâ gayet merhametli, sehâvetli, gayet kerim âlîcenab bir zât, fıtratındaki âlî seciyelerin muktezasıyla büyük bir seyahat gemisine, çok muhtaç ve fakir insanları bindirip, gayet mükemmel ziyafetlerle, ikramlarla o muhtaç fakirleri memnun ederek denizlerde Arz'ın etrafında gezdirir ve kendisi de onların üstünde, onları mesrûrâne temaşa ederek o muhtaçların minnettarlıklarından lezzet alır ve onların telezzüzlerinden mesrur olur ve onların keyiflerinden sevinir, iftihar eder. Madem böyle bir tevziat memuru hükmünde olan bir insan, böyle cüz'î bir ziyafet vermekten bu derece memnun ve mesrur olursa.. elbette bütün hayvanları ve insanları ve hadsiz melekleri ve cinleri ve ruhları, bir sefine-i Rahmanî olan Küre-i Arz gemisine bindirerek; rûy-i zemini, enva'-ı mat'umatla ve bütün duyguların ezvak ve erzakıyla doldurulmuş bir sofra-i Rabbaniye şeklinde onlara açmak ve o muhtaç ve müteşekkir ve minnetdâr ve mesrur mahlukatını aktar-ı kâinatta seyahat ettirmekle ve bu dünyada bu kadar ikramlarla onları mesrur etmekle beraber, dâr-ı bekada Cennetlerinden her birini ziyafet-i daime için birer sofra yapan Zât-ı Hayy-ı Kayyum'a ait olarak o mahlukatın teşekkürlerinden ve minnetdârlıklarından ve mesrûriyetlerinden ve sevinçlerinden gelen ve tabirinde âciz olduğumuz ve me'zun olmadığımız şuûnat-ı İlâhiyeyi, "memnuniyet-i mukaddese" "iftihar-ı kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle işaret edilen maânî-i

    ububiyettir ki, bu daimî faaliyeti ve mütemadi hallakıyeti iktiza eder.”[23]

    “Bütün ins ve cinleri ve hayvanı ve ruhanî ve melekleri haşr-i ekberin meydanına ve mizan-ı a'zamın önüne getirir. Bir iş bir işe mani olmaz.”[24]

    “ Nasılki şimdi ispirtizmacılar "cinler ile muhabere" namıyla şarlatanlık yapıyorlar; dinin zararına âlet ederler diye çokça medar-ı bahs edilmez. Hem Hâtem-ül Enbiya'dan sonra, cinlerde peygamber gelmemiş.”[25]

    “Cinlere halife olmakla beraber, beşerde de kuvve-i gazabiye ve şeheviye halkedilmiştir. Bunlar, cinlerden daha ziyade fesad yapacaklardır.” [26]«

    (Halife): Bu tabir, Arz'ın insanların hayatına elverişli şeraiti haiz olmazdan evvel Arz'da idrakli bir mahlukun bulunmuş olduğuna ve o mahlukun hayatına o zamandaki Arz'ın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsaid bulunduğuna işarettir. ½^«S[&#172«' tabirinin bu manaya delaleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan manaya nazaran, o idrakli mahluk, cinlerden bir nev' imiş; yaptıkları fesaddan dolayı insanlar ile mübadele edilmişlerdir.”[27]

    Kur'an Arabistan'ın basit bedevilerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki, bunların âdeta meshur olduklarını zannedersiniz. Hristiyanların telakkisine göre Kur'anın nâzil olmuş bir kitab olduğunu söyleyecek olsak bile, Kur'an putperestliği imha, Allah'ın vahdaniyet akidesini tesis, cinlere, perilere, taşlara ibadeti ilga, çocukları diri diri gömmek gibi vahşi âdetleri izale, bütün hurafeleri istîsal, taaddüd-ü zevcatı tahdid ile, bütün Arablar için İlahî lütuf ve nimet olmuştur.”[28]





    Şeytan


    Şeytanla ilgili Kur’an-da bir çok ayet zikredilmektedir.[29]

    “Nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmak.”[30]

    “Cennet ve Cehennem'in vücudunu iktiza eden isim ve ünvan ve şe'n ise; kanun-u tenasül, kanun-u müsabaka, kanun-u teavün gibi pek çok umumî kanunlar misillü, kanun-u mübarezenin dahi bir derece tamimini isterler... Kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümulünü iktiza eder.”[31]

    “Müzahrefat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semayı telvis etmemek ve nüfus-u habise hesabına tecessüs ettirmemek için, edebsiz casusları korkutmak için atılan mancınıklar ve işaret fişekleri misillü, o şeytanları ebvab-ı semadan o şahablarla red ve tarddır.”[32]

    “Melaikelerin Âdem'e secdesiyle beraber, Şeytan'ın secde etmemesi olan hâdise-i cüz'iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikatı ihsas ediyor. Şöyle ki: Kur'an, şahs-ı Âdem'e melaikelerin itaat ve inkıyadını ve Şeytan'ın tekebbür ve imtinaını zikretmesiyle; nev'-i beşere kâinatın ekser maddî enva'ları ve enva'ın manevî mümessilleri ve müekkelleri müsahhar olduklarını ve nev'-i beşerin hassalarının bütün istifadelerine müheyya ve münkad olduklarını ifham etmekle beraber, o nev'in istidadatını bozan ve yanlış yollara sevkeden mevadd-ı şerire ile onların mümessilleri ve sekene-i habiseleri, o nev'-i beşerin tarîk-i kemalâtında ne büyük bir engel, ne müdhiş bir düşman teşkil ettiğini ihtar ederek, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, bir tek Âdem'le (A.S.) cüz'î hâdiseyi konuşurken bütün kâinatla ve bütün nev'-i beşerle bir mükâleme-i ulviye ediyor.”[33]

    “Sakın siz de terakkiyatınızda şeytana uyup hikmet-i İlahiyenin semavatından, tabiat dalaletine sukuta vasıta yapmayınız. Vakit be-vakit başınızı kaldırıp esma-i hüsnama dikkat ederek, o semavata uruc etmek için fünununuzu ve terakkiyatınızı merdiven yapınız. Tâ fünun ve kemalâtınızın menbaları ve hakikatları olan esma-i Rabbaniyeme çıkasınız ve o esmanın dûrbîniyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız.”[34]

    “Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münafî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "Eyvah" dedirtir. Ye'se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki kalbi, Rabbine karşı sû'-i edebde bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. “[35]

    “İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def'eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş. Beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm'e şekva etmeli, "Eûzü billahi mineşşeytanirracim" demeli.”[36]

    “Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i safilîne düşersin. Eğer Hak ve Kur'an'ı dinlersen, a'lâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.”[37]

    “Cin ve insin hattâ şeytanların netice-i efkârları ve muhassala-i mesaîleri olan medeniyet ve hikmet-i felsefe ve edebiyat-ı ecnebiye, Kur'anın ahkâm ve hikmet ve belâgatına karşı âciz derekesindedirler, demektir. “[38]

    “Kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları, şer ve çirkin değildir; çünki çok netaic-i mühimme için halkolunmuşlardır. Meselâ: Melaikelere şeytanlar musallat olmadıkları için, terakkiyatları yoktur; makamları sabittir, tebeddül etmez. Keza hayvanatın dahi, şeytanlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sabittir, nâkıstır. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. Nemrudlardan, firavunlardan tut, tâ sıddıkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var.”[39]

    “İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve ba's-i enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktı. A'lâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık'ın ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehl'in ruhuyla bir seviyede kalacaktı. Demek şeyatîn ve şerlerin yaratılması, büyük ve küllî neticeye baktığı için icadları şer değil, çirkin değil; belki sû'-i istimalattan ve kesb denilen mübaşeret-i hususiyeden gelen şerler, çirkinlikler, kesb-i insana aittir; icad-ı İlahîye ait değildir.”[40]

    “İşte nev'-i beşer bi'set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde; kemmiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nev'inden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.”[41]

    “Hazret-i İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel, Ebî Said-il Hudrî'den tahric ve tashih eder ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Katade İbn-i Nu'man'a karanlıklı, yağmurlu bir gecede bir değnek verir ve ferman eder ki: "Sana lâmba gibi, onar arşın her tarafta ışık verecek. Evine gittiğin zaman, bir siyah şahıs gölge göreceksin. O, şeytandır. Onu hanenden çıkar, tardet." Katade değneği alır, gider. Yed-i beyza gibi ışık verir. Evine gider; o siyah şahsı görür, tardeder.”[42]

    “Ehl-i siyer ve hadîs, müttefikan haber veriyorlar ki: Kureyş kabilesi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı öldürtmek için, kat'î ittifak ettiler. Hattâ insan suretine girmiş bir şeytanın tedbiriyle, Kureyş içine fitne düşmemek için, her kabileden lâakal bir adam içinde bulunup, ikiyüze yakın, Ebu Cehil ve Ebu Leheb'in taht-ı hükmünde olarak, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hane-i saadetini bastılar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanında Hazret-i Ali vardı. Ona dedi: "Sen bu gece benim yatağımda yat." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beklemiş, tâ Kureyş gelmiş, bütün hanenin etrafını tutmuşlar. O vakit çıktı, bir parça toprak başlarına attı. Hiç birisi onu görmedi, içlerinden çıktı gitti. Gâr-ı Hira'da iki güvercin ve bir örümcek, bütün Kureyş'e karşı ona nöbetdar olup, muhafaza ettiler.”[43]

    “Altıncı Desise-i Şeytaniye şudur ki: İnsandaki tenbellik ve tenperverlik ve vazifedarlık damarından istifade eder. Evet şeytan-ı ins ve cinnî her cihette hücum ederler.”[44]

    “ Şeytan-ı ins ü cinnin kâinattaki müdhiş âsâr-ı tahribkâraneleri ve enva'-ı küfür ve dalalet ve şerr ve mehaliki yaptıkları halde, zerre mikdar icada ve hilkate müdahaleleri olmadığı gibi, mülk-ü İlahîde bir hisse-i iştirakleri olamıyor. Ve bir iktidar ve bir kudretle o işleri yapmıyorlar, belki çok işlerinde iktidar ve fiil değil, belki terk ve atalettir. Hayrı yaptırmamakla, şerleri yapıyorlar. Yani, şerler oluyorlar. Çünki mehalik ve şerr, tahribat nevinden olduğu için, illetleri, mevcud bir iktidar ve fâil bir icad olmak lâzım değildir. Belki bir emr-i ademî ile ve bir şartın bozulmasıyla koca bir tahribat olur.”[45]

    “Mecusilerde inkişaf etmediği içindir ki; kâinatta "Yezdan" namıyla bir hâlık-ı hayır, diğeri "Ehriman" namıyla bir hâlık-ı şerr itikad etmişlerdir. Halbuki onların Ehriman dedikleri mevhum ilah-ı şerr, bir cüz'-i ihtiyarıyla ve icadsız bir kesble şerlere sebebiyet veren malûm şeytandır.”[46]

    “İşte ey ehl-i iman! Şeytanların bu müdhiş tahribatına karşı en mühim silâhınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve "Eûzü billah" demekle Cenab-ı Hakk'a ilticadır. Ve kal'anız Sünnet-i Seniyedir.”[47]

    ALTINCI İŞARET: Şeytanın en tehlikeli bir desisesi şudur ki: Bazı hassas ve safi-kalb insanlara tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalaleti, dalaletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zâtlar ve münezzeh şeyler hakkında gayet çirkin hatıraları hayaline gösteriyor. Ve imkân-ı zâtîyi, imkân-ı aklî şeklinde gösterip imandaki yakînine münafî bir şekk tarzını veriyor. Ve o vakit o bîçare hassas adam, kendini dalalet ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zâil olduğunu zanneder, ye'se düşer, o ye'sle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye'sini, hem o zaîf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir, ya divane olur yahud "herçi bad âbad" der, dalalete gider.”[48]

    “Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki; onun kalbi bozulmuş ki, böyle söylüyor. Titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki: O sözler, kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.”[49]

    “Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin, seni şekavete mahkûm etmiştir." O bîçare adam, ye'se düşüp, helâkete gider.”[50]

    “İşte şeytanın evvelki desiselerine karşı mü'minin tahassüngâhı: Muhakkikîn-i asfiyanın düsturlarıyla hududları taayyün eden hakaik-i imaniye ve muhkemat-ı Kur'aniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karşı; istiaze ..”[51]

    “Fenalık ve hevesat yolu, tahribat olduğu için gayet kolaydır. Şeytan-ı ins ü cinnî çabuk insanları o yola sevkediyor.” [52]

    “Şeytanlar tahribat cihetinde sevkettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için tarîk-ı hakta ve hidayette gidenler, pek çok ihtiyat ve şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtarata ve kesretli muavenete muhtaç olduklarındandır ki, Cenab-ı Hak o tekrarat cihetinde binbir ismi ile ehl-i imana muavenetini takdim ediyor ve binler merhamet ellerini

    imdadına uzatıyor. Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. İnsanın kıymetini küçük düşürtmüyor, belki şeytanın şerrini büyük gösteriyor.”[53]

    “İblis'in en mühim bir desisesi: Kendini, kendine tabi olanlara inkâr ettirmektir.”[54]

    İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesedli ervah-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesedsiz ervah-ı habise dahi bulunduğu, o kat'iyyettedir. Eğer onlar maddî cesed giyseydiler, bu şerir insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesedlerini çıkarabilse idiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki: "İnsan suretindeki gayet şerir ervah-ı habise, öldükten sonra şeytan olur." ....Evet cinnî şeytanın vücuduna kat'î bir delili, insî şeytanın vücududur.”[55]

    “Kâinattaki umûr-u hayriyedeki kanunların mümessili, nâzırı hükmünde olan meleklerin vücudu, ittifak-ı edyan ile sabit olduğu gibi, umûr-u şerriyenin mümessilleri ve mübaşirleri ve o umûrdaki kavaninin medarları olan ervah-ı habise ve şeytaniye bulunması, hikmet ve hakikat noktasında kat'îdir; belki umûr-u şerriyede zîşuur bir perdenin bulunması daha ziyade lâzımdır. Çünki Yirmiikinci Söz'ün başında denildiği gibi: Herkes, herşeyin hüsn-ü hakikîsini göremediği için, zahirî şerriyet ve noksaniyet cihetinde Hâlık-ı Zülcelal'e karşı itiraz etmemek ve rahmetini ittiham etmemek ve hikmetini tenkid etmemek ve haksız şekva etmemek için, zahirî bir vasıtayı perde ederek, tâ itiraz ve tenkid ve şekva, o perdelere gidip, Hâlık-ı Kerim ve Hakîm-i Mutlak'a teveccüh etmesin. Nasılki vefat eden ibadın küsmesinden Hazret-i Azrail'i kurtarmak için hastalıkları ecele perde etmiş. Öyle de: Hazret-i Azrail'i (A.S.) kabz-ı ervaha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o haletlerden gelen şekvalar, Cenab-ı Hakk'a teveccüh etmesin. Öyle de: Daha ziyade bir kat'iyyetle şerlerden ve fenalıklardan gelen itiraz ve tenkid,Hâlık-ı Zülcelal'e teveccüh etmemek için, hikmet-i Rabbaniye, şeytanın vücudunu iktiza etmiştir.”[56]

    “-İnsanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatıyla konuşan bir şeytanî lisan ve ifsad edilen kuvve-i vâhime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiblerinin ihtiyarına zıd ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücuduna kat'î bir delildir.”[57]

    “Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vâhime, bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan haricî bir şahs-ı şerirenin vücudunu ihsas ederler.”[58]

    belki fesaddan ve alçaklıktan ve tahribden ve ehl-i hakkın ihtilafından istifade etmesinden ve içlerine ihtilaf atmaktan ve za&#238;f damarları tutmaktan ve aşılamaktan ve hissiyat-ı nefsaniyeyi ve ağraz-ı şahsiyeyi tahrik etmekten ve insanın mahiyetinde muzır madenler h&#252;km&#252;nde bulunan fena istidadları işlettirmekten ve şan &#252; şeref namıyla riyak&#226;rane nefsin firavuniyetini okşamaktan ve vicdansızca tahribatlarından herkes korkmasından geliyor. Ve o misill&#252; şeytan&#238; desiseler vasıtasıyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler. Fakat &#171;w[&#172;T&#197&#173&#178&#172;7ö&#173;^&#171&#172;5@&#171&#178;7!&#171;:ö sırrıyla, &#172;y&#178;[&#171&#171;2ö]&#171&#178&#173;<ö&#171;ž&#171;:öx&#173&#178&#171;<ö&#199;s&#171&#178;7&#171;!öd&#252;sturuyla: Onların o muvakkat gelebeleri, menfaat cihetinden onlar için ehemmiyetsiz olmakla beraber, Cehennem'i kendilerine ve Cennet'i ehl-i hakka kazandırmalarına sebebdir.”[59]

    “Şeytanın en b&#252;y&#252;k bir desisesi: Hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde dar kalbli ve kısa akıllı ve kasır fikirli insanları aldatır, der ki: "Bir tek z&#226;t, umum zerrat ve seyyarat ve n&#252;cumu ve sair mevcudatı b&#252;t&#252;n ahvaliyle tedbir-i rububiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor. Böyle hadsiz acib b&#252;y&#252;k mes'eleye nasıl inanılabilir? Nasıl kalbe yerleşir? Nasıl fikir kabul edebilir?" der. Acz-i insan&#238; noktasında bir hiss-i ink&#226;r&#238; uyandırıyor.”[60]

    Elcevab: Şeytanın bu desisesini susturan sır: "Allah&#252; Ekber"dir. Ve cevab-ı hakik&#238;si de "Allah&#252; Ekber"dir. Evet "Allah&#252; Ekber"in ziyade kesretle şeair-i İsl&#226;miyede tekrarı, bu desiseyi mahvetmek içindir. &#199;&#252;nki insanın &#226;ciz kuvveti ve za&#238;f kudreti ve dar fikri, böyle hadsiz b&#252;y&#252;k hakikatları "Allah&#252; Ekber" nuruyla gör&#252;p tasdik ediyor ve "Allah&#252; Ekber" kuvvetiyle o hakikatları taşıyor ve "Allah&#252; Ekber" dairesinde yerleştiriyor ve vesveseye d&#252;şen kalbine diyor ki: Bu k&#226;inatın gayet muntazamca tedbir ve tedviri bilm&#252;şahede gör&#252;n&#252;yor.”[61]

    “Eğer tam l&#226;yık ve tam yerinde olan azametli ve kibriyalı rububiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ı makul ve m&#252;mteni bir yol takib etmek l&#226;zım gelecek. L&#226;yık ve l&#226;zım olan azametten kaçmakla, muhal ve imtinaa girmeyi, şeytan dahi teklif edemez.”[62]

    “Şeytanın m&#252;him bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. T&#226; ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, t&#226; ki nefis kendini avukat gibi m&#252;dafaa etsin; &#226;deta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, y&#252;z tevil ile tevil ettirir.”[63]

    “Nefsini ittiham eden, kusurunu gör&#252;r. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha b&#252;y&#252;k bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, b&#252;y&#252;k bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva m&#252;stehak olur.”[64]

    “İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir m&#252;'minin bir tek seyyiesiyle, b&#252;t&#252;n hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, m&#252;'mine adavet ederler.

    Şeytanın bu desisesine benzer diğer bir desise ile, insanın sel&#226;met-i fikrini ifsad ediyor, hakaik-i imaniyeye karşı sıhhat-ı muhakemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihl&#226;l ediyor.”[65]

    “İşte ey şeytanın desiselerine m&#252;btela olan b&#238;çare insan! Hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyenin sel&#226;metini dilersen ve sıhhat-ı fikir ve istikamet-i nazar ve sel&#226;met-i kalb istersen; muhkemat-ı Kur'aniyenin mizanlarıyla ve S&#252;nnet-i Seniyenin terazileriyle a'mal ve hatıratını tart ve Kur'anı ve S&#252;nnet-i Seniyeyi daima rehber yap ve "&#172;v[&#172;%&#197;h7!ö&#172;–@&#171&#178;[&#1977!ö&#171;w&#172;8ö&#172;y&#1937@&#172;"ö&#173x&#173;2&#171;!" de, Cenab-ı Hakk'a ilticada bulun.”[66]

    “Senden tam ders alan şakirdin, bir firavun olur. Fakat en hasis şeye ibadet eden ve menfaat görd&#252;ğ&#252; her şeyi, kendine rab telakki eden bir firavun-u zelildir. Hem senin şakirdin m&#252;temerriddir. Fakat bir lezzeti için nihayet zilleti kabul eden miskin bir m&#252;temerriddir. Hasis bir menfaat için şeytanın ayağını öper derecede alçaklık gösterir. Hem cebbardır fakat kalbinde bir nokta-i istinad bulamadığı için, z&#226;tında gayet &#226;ciz bir cebbar-ı hodf&#252;ruştur. O şakirdin gaye-i himmeti, hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hamiyet ve fedak&#226;rlık perdesi altında kendi menfaat-ı nefsini arayan ve hırs ve gururunu teskin etmeye çalışan bir dessastır. Nefsinden başka cidd&#238; olarak hiçbir şeyi sevmiyor. Herşeyi nefsine feda ediyor.”[67]

    “&#199;&#252;nki insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılab eder.”[68]

    . Evet insanı d&#252;nyaya çağıran ve sevkeden esbab çoktur. Başta nefis ve hevası ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve d&#252;nyanın sur&#238; tatlılığı ve senin gibi köt&#252; arkadaşları gibi çok d&#226;&#238;leri var.”[69]

    “Ey kardeşlerim! M&#252;him ve b&#252;y&#252;k bir um&#251;r-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin h&#226;dimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir.”[70]

    “Fakat nefs ve şeytan, ehl-i dalalet ve ehl-i felsefeden aldıkları derse istinad ederek, akıl ve kalbe h&#252;cum ettiler. Bu h&#252;cumdaki m&#252;nazarat-ı nefsiye lillahilhamd kalbin muzafferiyetiyle neticelendi.”[71]

    “Şeytanın muvakkat bir şakirdi ve ehl-i dalaletin ve ehl-i felsefenin bir vekili olan nefsim sustu.”[72]

    “Cinn ve şeytanın casusları, semavat haberlerine kulak hırsızlığı yapıp, gayb&#238; haberleri getirerek, k&#226;hinler ve maddiyyunlar ve bazı ispirtizmacılar gibi, gaibden haber vermelerini, n&#252;zul-&#252; vahyin bidayetinde vahye bir ş&#252;bhe getirmemek için onların o daim&#238; casusluğu, o zaman daha ziyade şahablarla recm ve men'edildiği...”[73]

    “Evet bir melaikenin &#252;f&#252;rmesiyle uçurulabilir olan casus şeytanları, böyle bir işaret-i az&#238;me-i semaviye ile, melaikelerle m&#252;bareze ettirmek, elbette o vahy-i Kur'an&#238;nin haşmet-i saltanatını göstermek içindir. Hem bu haşmetli olan beyan-ı Kur'an&#238; ve azametli tahşidat-ı semaviye ise; cinn&#238;lerin, şeytanların, semavat ehlini m&#252;barezeye ve m&#252;dafaaya sevkedecek bir iktidarları, bir m&#252;dafaaları bulunduğunu ifade için değil, belki kalb-i Muhammed&#238;den (A.S.M.) t&#226; semavat &#226;lemine, t&#226; Arş-ı A'zam'a kadar olan uzun yolda, hiçbir yerde cinn ve şeytanın m&#252;dahaleleri olmamasına işaret için, vahy-i Kur'an&#238;, koca semavatta, umum melaikece medar-ı bahsolan bir hakikattır ki, bir derece ona temas etmek için, şeytanlar t&#226; semavata kadar çıkmaya mecbur olup, hiçbir şeye muvaffak olamayarak recmedilmesiyle işaret ediyor ki; kalb-i Muhammed&#238;ye (A.S.M.) gelen vahy ve huzur-u Muhammediyeye (A.S.M.) gelen Cebrail ve nazar-ı Muhammed&#238;ye (A.S.M.) gör&#252;nen hakaik-i gaybiye, sağlam ve m&#252;stakimdir, hiçbir cihetle ş&#252;bhe girmez diye Kur'an-ı Mu'ciz-&#252;l Beyan mu'cizane haber veriyor.”[74]

    “Amma bir daire-i k&#252;lliyenin c&#252;z'&#238; bir h&#226;dise-i şahsiye ile meşgul olması, yani k&#226;hinlere gayb&#238; haberleri getirmek için şeytanlar, t&#226; semavata çıkıp kulak veriyorlar, yarım yamalak yanlış haberler getiriyorlar diye tefsirlerdeki ifadelerin bir hakikatı şu olmak gerektir ki: Semavat memleketinin payitahtına kadar gidip o c&#252;z'&#238; haberi almak değildir. Belki cevv-i havaya dahi ş&#252;mul&#252; bulunan semavat memleketinin -teşbihte hata yok- karakol haneleri h&#252;km&#252;nde bazı mevkileri var ki, o mevkilerde Arz memleketi ile m&#252;nasebetdarlık oluyor; c&#252;z'&#238; h&#226;diseler için, o c&#252;z'&#238; makamlardan kulak hırsızlığı yapıyorlar. Hatt&#226; kalb-i insan&#238; dahi o makamlardan birisidir ki, melek-i ilham ile şeytan-ı husus&#238; o mevkide m&#252;bareze ediyorlar. Ve hakaik-i imaniye ve Kur'aniye ve h&#226;disat-ı Muhammediye (A.S.M.) ise, ne kadar c&#252;z'&#238; de olsa, en b&#252;y&#252;k, en k&#252;ll&#238; bir h&#226;dise-i m&#252;himme h&#252;km&#252;nde en k&#252;ll&#238; bir daire olan Arş-ı A'zam'da ve daire-i semavatta -temsilde hata olmasın- mukadderat-ı k&#226;inatın manev&#238; ceridelerinde neşrolunuyor gibi her köşede medar-ı bahsoluyor, diye beyan ile beraber, kalb-i Muhammed&#238;'den (A.S.M.) t&#226; daire-i Arş'a varıncaya kadar ise, hiçbir cihetle m&#252;dahale imk&#226;nı olmadığından, semavatı dinlemekten başka, şeytanların çaresi kalmadığını ifade ile, vahy-i Kur'an&#238; ve n&#252;b&#252;vvet-i Ahmediye (A.S.M.) ne derece y&#252;ksek bir derece-i hakkaniyette olduğunu ve hiçbir cihetle hilaf ve yanlış ve hile ona yanaşmak m&#252;mk&#252;n olmadığını, gayet beligane belki mu'cizane il&#226;n etmek ve göstermektir.”[75]

    “ Şeytanın en b&#252;y&#252;k bir desisesi, hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde, dar kalbli ve kısa akıllı ve kasır fikirli insanları aldatması”[76]

    “Şeytan, kusurlu insana kusurunu itiraf etmemek ile istiğfar ve istiaze yolunu kapayıp, enaniyeti tahrik ederek, avukat gibi, nefsini m&#252;dafaa ettirir.”[77]

    “Şu Hikmet-&#252;l İstiaze Risalesi'nin iki m&#252;him kardeşi var. Birisi Yirmidokuzuncu Mektub'un Altıncı Risalesi olan "H&#252;cumat-ı Sitte", m&#252;him bir kal'a olduğu gibi; ikinci bir kardeşi olan Yirmialtıncı Mektub'un "H&#252;ccet-&#252;l Kur'an Aleşşeytan Ve Hizbihi" namındaki risalesi dahi bir hısn-ı hasindir. Bu &#252;ç risale birbiriyle m&#252;nasebetdardır.”[78]

    “Nefis ve şeytanın en b&#252;y&#252;k hile ve desiselerinden olan; k&#226;firlerin çokluklarını ve onların bazı hakaik-i imaniyenin ink&#226;rındaki ittifaklarını vesvese suretiyle göstererek, ş&#252;bheleri ve dine karşı l&#226;kaydlığı, ayn-ı hak ve hakikat (göstermektir)”[79]

    “Hatt&#226; şeytanın dahi, manev&#238; terakkiyat-ı beşeriyenin zenbereği olan m&#252;sabakaya ve m&#252;cahedeye sebeb olduğundan, o nev'in icadı dahi hayırdır, o cihette g&#252;zeldir.”[80]

    “Salavatın namaza tahsisi hikmeti ise......., ş&#252;behat-ı şeytaniyeden ve evham-ı seyyieden kurtulmaktır. Ve bu kafile, bu k&#226;inat sahibinin dostları ve makbul masnuları ve onların muarızları, onun d&#252;şmanları ve merdud mahlukları olduğuna delil ise: Zaman-ı &#194;dem'den beri o kafileye daima muavenet-i gaybiye gelmesi ve muarızlarına her vakit musibet-i semaviye inmesidir.”[81]

    “Şeytanın gayet za&#238;f desiselerine karşı Kur'anın b&#252;y&#252;k tahşidatı ve melaikeleri ve Cenab-ı Hakk'ın yardımını ehl-i imana göndermesi “[82]

    "K&#226;inatta adem &#226;lemleri hesabına çalışan şerirlerden ve ins&#238; ve cinn&#238; şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz." Peygamberimize ve &#252;mmetine emrederek, her asra baktığı gibi mana-yı işar&#238;siyle bu acib asrımıza daha ziyade, belki zahir bir tarzda bakar; Kur'an'ın hizmetk&#226;rlarını istiazeye davet eder”[83]

    “B&#252;y&#252;k Deccal, şeytanın iğvası ve h&#252;km&#252; ile şeriat-ı İseviyenin ahk&#226;mını kaldırıp Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak, anarşistliğe ve Ye'c&#252;c ve Me'c&#252;c'e zemin hazır eder. Ve İsl&#226;m Deccalı olan S&#252;fyan dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) ebed&#238; bir kısım ahk&#226;mını nefis ve şeytanın desiseleri ile kaldırmağa çalışarak hayat-ı beşeriyenin madd&#238; ve manev&#238; rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, h&#252;rmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ı m&#252;teaffine bataklığında, birbirine saldırmak için cebr&#238; bir serbestiyet ve ayn-ı istibdad bir h&#252;rriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.”[84]

    “Sual: Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?

    Cevab: Yoktur. &#199;&#252;nki san'at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idl&#226;l ile telkin için, fikri daima k&#252;fr&#252; tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor.”[85]

    “Cenab-ı Hak hayr-ı mahz olarak melaikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halketmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kadir ve c&#226;mi' olarak dörd&#252;nc&#252; kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da l&#226;zımdır ki; beşerin şeheviye ve gazabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine m&#252;nkad ve mağlub olursa, beşer m&#252;cahedesinden dolayı melaikeye tefevvuk eder. Aksi halde hayvanattan daha aşağı olur, ç&#252;nki özr&#252; yoktur.”[86]

    “İnsan, zerre-miskal o s&#252;nnetlerden inhiraf ve ud&#251;l ederse; şeytanlara mel'ab, evhama merkeb, ehval ve korkulara ma'rez ve dağlar kadar ağır y&#252;klere matiyye olacaktır.”[87]

    “İ'lem Eyy&#252;hel-Aziz! İnsan kalben ve fikren hakaik-i İlahiyeye bakıp d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252; zaman, bilhassa namaz ve ibadet esnasında, gerek şeytan tarafından, gerek nefsi tarafından pek fena, pis ve çirkin vesveseler, hatıralar, sinekler gibi kalbe, akla h&#252;cum ederler. Bu gibi heva&#238;, vehm&#238; ve çirkin şeylerin def'iyle uğraşan adam, o vesveselere mağlub olur. Ancak onları mağlub edip kaçırmak çaresi, m&#252;dafaayı terk edip onlar ile uğraşmamaktır. Evet arılar ile uğraşıldıkça onlar h&#252;cumlarını arttırırlar. Onlara karışılmadığı takdirde, insanı terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i İlahiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet pis bir menzilin deliklerinden semanın g&#252;neş ve yıldızlarına, cennetin g&#252;l ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fena bir tesir etmez.”[88]

    “O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. &#199;&#252;nki senin kalbin ondan m&#252;teessir ve m&#252;teessiftir. Belki kalbe yakın olan l&#252;mme-i şeytan&#238;den geliyor. Mesel&#226;: Sen namazda, K&#226;'be karşısında, huzur-u İlah&#238;de &#226;y&#226;tı tefekk&#252;rde olduğun bir halde, şu tedai-i efk&#226;r seni tutup en uzak malayaniyat-ı rezileye sevkeder. Mesel&#226;: &#194;yinenin içindeki yılanın timsali ısırmaz. Ateşin misali yakmaz. Ve necasetin gör&#252;nmesi &#226;yineyi telvis etmez.”[89]

    “İşte Nakşibend&#238;ler, zikir hususunda ittihaz ettikleri zikr-i haf&#238; sayesinde kalbin fethiyle, ene ve enaniyet mikrobunu öld&#252;rmeğe ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmarenin başını kırmağa muvaffak olmuşlardır. Kezalik Kadir&#238;ler de zikr-i cehr&#238; sayesinde tabiat tagutlarını tar &#252; mar etmişlerdir.”[90]

    “Kezalik bu kesif &#226;lemde ruhan&#238;leri deverandan, cinn&#238;leri cevelandan, şeytanları cereyandan, melekleri seyerandan men'edecek bir mani yoktur.”[91]

    “Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan sofesta&#238;, heva da bektaş&#238;dir.”[92]

    “Cenab-ı Hakk'ın iktizaları, h&#252;k&#252;mleri m&#252;tegayir bazı esmaları vardır. Mesel&#226;: Bedir gibi bazı gaz&#226;larda Ashab-ı Kiram'a yardım etmek &#252;zere k&#252;ffar ile muharebe etmek için melaikenin semadan inz&#226;lini iktiza eden ismi, melaike ile şeyat&#238;n -yani semav&#238; olan ahyar ile arz&#238; eşrar- arasında muharebenin vukuunu istib'ad değil, iktiza eder. Evet Cenab-ı Hak melaikeye bildirmeksizin şeytanları def' veya ihl&#226;k edebilir. Fakat satvet ve haşmetinin iktizası &#252;zerine bu kabil m&#252;cazatın m&#252;stehaklarına il&#226;n ve teşhiri, azametine l&#226;yıktır.”[93]

    “Kur'an-ı Kerim bu &#226;yet ile pek geniş saltanat-ı rububiyete karşı ins ve cinnin aczlerini il&#226;n zımnında nida ediyor: "Ey insan-ı hakir, sagir, &#226;ciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezel'e isyan ediyorsun! Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun!"[94]

    “İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.”[95]

    “Şeytanın ve onun şerik ve mu&#238;nleri olan ehl-i dalaletin şerrinden ancak şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile &#226;mil ve s&#252;nnet-i Ahmediye (A.S.M.) ile m&#252;temessik olmakla kurtulmak imk&#226;nı olduğunu..”[96]

    “K&#252;fre giren ehl-i dalaletin kemmiyeten çokluğunun kıymetsizliği; şeytan ve avenelerinin tasallutlarına karşı, istiaze, istiğfar, hıfz-ı İlah&#238;ye iltica ve takva ile S&#252;nnet-i Seniyeye yapışmaktan başka çare olmadığını...”[97]

    “ Zahiren c&#252;z'&#238; hata ve isyanla çok b&#252;y&#252;k tahribat yapmakta olan hizb-&#252;ş şeytana karşı, en kuvvetli kal'a olan Kur'an&#238; kal'aya iltica l&#226;zım geldiğini...

    .......Kur'an-ı Hak&#238;m'in az&#238;m tergib ve teşviklerinin tam yerinde olup, ehl-i imanın desais-i şeytaniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın za&#238;fliğinden ileri gelmediğini; hem g&#252;nah-ı kebairi işleyenlerin k&#252;fre girmediklerini,

    &#173;˜&#171;h&#171;<ö!&#200;h&#171;-ö&#175;?&#197;*&#171ö&#171;&#196;@&#171;T&#178;C&#172;8ö&#178;u&#171&#178&#171;<ö&#178;w&#171;8&#171;:ö&#173;˜&#171;h&#171;<ö!&#174;h&#178;[&#171;'ö&#175;œ&#197;*&#171ö&#171;&#196;@&#171;T&#178;C&#172;8ö&#178;u&#171&#178&#171;<ö&#178;w&#171&#171;4

    iki &#226;yetle sabit olduğunu ve nihayet Cenab-ı Erham&#252;rr&#226;him&#238;n'in Gafur ve Rah&#238;m isimlerini melce' ve tahass&#252;ng&#226;h yaparak şeytandan istiaze edilmesini...”[98]

    “Cinn&#238; şeytandan ders alan insan şeytanları, d&#252;nyev&#238; meşgaleleri ile seni bir çember içine alıp, Nurlara hizmetini tahdid etmek için, sezdirmeyerek perde altında çalışmışlar.”[99]

    “İman-ı tahkik&#238; ilmelyak&#238;nden hakkalyak&#238;ne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşf ve tahkik h&#252;kmetmişler ve demişler ki: Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla ş&#252;bheler verip teredd&#252;de d&#252;ş&#252;rebilir. Bu nevi iman-ı tahkik&#238; ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor. Bu iman-ı tahkik&#238;nin vusul&#252;ne vesile olan bir yolu, velayet-i k&#226;mile ile keşf ve şuhud ile hakikata yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhud&#238;dir.”[100]

    “İns&#238; ve cinn&#238; şeytanlar hiç boş dururlar mı? Onların daima fenalıkları yapmak ve yaptırmakla meşgul olduklarından...”[101]

    “Bedi&#252;zzaman tesett&#252;r taraftarıdır. Kadınların yarı çıplak, açık dolaşmalarına, İsl&#226;miyet'e karşı muharebede şeytan kumandasına verilen fırkalar olarak tasvir etmekte;”[102]

    “ (Hadiste)R&#252;'ya-yı sadıkada ervah-ı habise ve şeytan, peygamber suretinde temess&#252;l edemez. Fakat celb-i ervahta; ervah-ı habise, belki peygamberin lisanen ismini kendine takıp, s&#252;nnet-i seniyeye ve ahk&#226;m-ı şer'iyeye muhalif olarak konuşabilir. Eğer bu konuşması şeriatın ahk&#226;mına ve s&#252;nnet-i seniyeye muhalif ise tam delildir ki, o konuşan ervah-ı tayyibe değildir, m&#252;'min ve m&#252;sl&#252;man cinn&#238; de değildir, ervah-ı habisedir. Bu şekilde taklid ediyor.”[103]

    "Eskiden b&#252;y&#252;k şehirlerde açık-saçık, çıplaklık derecesinde hususan yarım çıplak Hristiyan kızları şeytan kumandasında ahl&#226;k-ı İsl&#226;miyeye zarar veriyorlar."[104]



    1-4-2001

    MEHMET &#214;Z&#199LİK

    http://www.tesbitler.com/sayfa6/cinler.htm


    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Rahman.15.

    [2] Hak Dini Kur’an Dili.E.H.Yazır. 3 / 499, 7 / 17, 8 / 361,364,366,368-369,377,

    [3] En’am,A’raf,Hicr,Şuara,Neml,Sebe’,Saffat,Ahkaf,Zariyat,Rahman,Cin,M&#252;lk,Nas. ŞU AYETLER Cinlerden Bahsetmektedir : En’am.1oo,112-113,128,A’raf.27,179,Hicr.17,18,27,Şuara.212,221,223,Neml.39,Sebe’.12,14,sAffat.7-8,10,13,Ahkaf.29-30,Zariyat.56,Rahman.15,Cin.1-2,4,7,11,16,19,22,25,M&#252;zzemmil.1,9,18,M&#252;ddessir.8,19,31,44,Kıyame.2,Nas.1-2,4,6,Bak.İlmihal.İSAM. 1 / 96, Risale-i Nurun Kudsi Kaynakları. A.Badıllı.sh.489-497,499-500,İslam Ansiklopedisi. İSAM. 8 / 5-11.

    [4] Zariyat.56-57,Cin.16-17.

    [5] Cin.11-14.

    [6] Ahkaf.29-31.

    [7] Cin-4-7,15.

    [8] Ahkaf.29-31,Cin.1-2,13,19.

    [9] Bak.İlmihal.İSAM. 2 / 297.

    [10] Age. 2 / 298.

    [11] Hicr.17,Şuara.212,Saffat.7-10,M&#252;lk.5,Cin.8-9.

    [12] Sebe’.14,Cin.10.

    [13] Cin.6.

    [14] A’raf.179.

    [15] Bak.Fatiha suresi tefsiri.R.M. Sami. sh.12.

    [16] Bak.Ruh Nedir? M. Kırkıncı.sh.110-111.

    [17] Bak.Tefsir-i Kebir.Fahreddin-i Razi. 16 / 196-198.

    [18] Bak.Tefsir-i Kebir.age. 20 / 51-52.

    [19] M&#252;slim, Salat 150 (450); Tirmiz&#238;, Tefsir, Ahk&#226;f, (3254); Ebu D&#226;vud, Taharet 42, (85).

    [20] Sözler.258,Sad.38,İbrahim.49,Enbiya.82.

    [21] Mektubat.152,154,158.

    [22] Age.178,Barla Lahikası.287.

    [23] Lem’alar.349.

    [24] Şualar.161.

    [25] Age.377.

    [26] İşarat-&#252;l İ’caz.199,Bakara.30.

    [27] Age.201.

    [28] Age.220.

    [29] Şeytan:Bakara.14,168,Enfal.48,Hicr.1718,Nahl.98,Şuara.210,221-222, Yaratılışı:A’raf.12,Hicr.27,Sad.76,Hayasızlık ve köt&#252;l&#252;ğ&#252;: Bakara.14,169,268,Nisa.14,18-19,60,120,En’am128,A’raf.200,Enfal.48,Tevbe.56,62,Nur.21,Neml.24,Saffat.28-30,Sad.82-83,Zuhruf.37,Haşr.16,İnsanın kalbine vesvese vermesi.A’raf.201,Yusuf.24,Nas.5,Ondan Allaha sığınmak.A’raf.200,Nahl.98,M&#252;’minun.97-98,Fussilet.36,Nas.1-6,Şeytanlar kime iner?:Şuara.221-222,O ateşe çağırır:Fatır.6,O insanın d&#252;şmanıdır:Bakara.168,208-209,En’am.142,A’raf.16-17,27,Yusuf.5,Hicr.39-40,İsra.53Taha.116-117,Hac.52,Fatır.6,Yasin.60-64,Zuhruf.62,Onlar kafirlerin ve M&#252;nafıkların dostu olup,dost edinmemek:A’raf.27,30,201-202,Enfal.48,Bakara.257,Nisa.38,76,En’am.71,Meryem.83,Furkan.55,Şuara.221-223,Fussilet.25,M&#252;cadele.19-20,Haşr.16-17,Yaldızlı söz söyleyip,peşlerine d&#252;şmemek:Bakara.168,208,En’am.112-113,Nur.21,A’raf.200,Fussilet.36,Allaha dayananlara karşı g&#252;çs&#252;zd&#252;r:A’raf.201,İbrahim.22,Hicr.39-40,42,Nahl.99-100,İsra.65,Saffat.40,Sad.82-83,Etkili olduğu kişiler iseac.52-55,Hilesi fakirlikle korkutmak ve kuruntuya d&#252;ş&#252;rmek:Bakara.268,Nisa.19-21,İsra.63-64,Gözetirler:A’raf.27,Enfal.48,Şeytana tanınan s&#252;re:A’raf.14-15,Hicr.36-38,İsra.62,Sad.79-81,Kur’an-dan y&#252;z çevirene yönelmesi ve arkadaşlığı:A’raf.175,Zuhruf.36-38,Nisa.38,Fussilet.25,Kaf.27,Şeytanın Allaha baş kaldırmasıeryem.44.Bak.M&#252;rşid.2.CD,Mu’cemul M&#252;fehres.M.Fuad Abdulbaki.sh.342-343,Konularına göre Kur’an-ı Kerim Fihristi.N.Y&#252;ksel.sh.11-13,89,146,149,246.

    [30] Sözler.23.

    [31] Age.179.

    [32] Age.182.

    [33] Age.246Bak.Elmalı. 1 / 272,Kehf.50.

    [34] Age.262.

    [35] Age.274.

    [36] Age.278.

    [37] Age.328.

    [38] Age.412.

    [39] Mektubat.43,489,Lem’alar.70-72,76.

    [40] Mektubat.44.

    [41] Age.44.

    [42] Age.137.

    [43] Age.158.

    [44] Age.426.

    [45] Lem’alar.73.

    [46] Age.73.

    [47] Age.73.

    [48] Age.74.

    [49] Age.75.

    [50] Age.75.

    [51] Age.75.

    [52] Age.77.

    [53] Age.77-78.

    [54] Age.82.

    [55] Age.82.

    [56] Age.82-83.

    [57] Age.83.

    [58] Age.83.

    [59] Age.86.

    [60] Age.87.

    [61] Age.87.

    [62] Age.87.

    [63] Age.87-88.

    [64] Age.88.

    [65] Age.88.

    [66] Age.89.

    [67] Age.118.

    [68] Age.120.

    [69] Age.122.

    [70] Age.160.

    [71] Age.239.

    [72] Age.242.

    [73] Age.280-281.

    [74] Age.282.

    [75] Age.283.

    [76] Age.386.

    [77] Age.387.

    [78] Age.387.

    [79] Age.391.

    [80] Şualar.31.

    [81] Age.96.

    [82] Age.258.

    [83] Age.266.

    [84] Age.593.

    [85] İşarat-&#252;l İ’caz.67.

    [86] Age.205.

    [87] Mesnevi-i Nuriye.77.

    [88] Age.96.

    [89] Age.96.Haşiye.1.

    [90] Age.103.

    [91] Age.138.

    [92] Age.183.

    [93] Age.205.

    [94] Age.205.

    [95] Age.224.

    [96] Barla Lahikası.151.

    [97] Age.151.

    [98] Age.151.

    [99] Age.316.

    [100] Kastamonu Lahikası.18.

    [101] Emirdağ Lahikası. 2 / 133.

    [102] Age. 2 / 137.

    [103] Age. 2 / 156,Sikke-i Tasdik-i Ğaybi.21.

    [104] Age. 2 / 194.

  3. #3
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    CİN HAKKINDA BİLGİ

    Aşağıdaki yazı, Osm&#226;nlı p&#226;diş&#226;hlarının otuzaltıncısı, sonuncusu, sult&#226;n Muhammed Vah&#238;dedd&#238;n h&#226;n “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” zem&#226;nında, medreset&#252;lm&#252;tehassıs&#238;nde tesavvuf m&#252;derrisi olan seyyid Abd&#252;lhak&#238;m efendinin “rahmetullahi aleyh” (Keşk&#252;l) ismindeki kit&#226;bından alındı. Keşk&#252;l basılmamışdır.

    Cin var mı, diye soranlara, acele cev&#226;b vermek &#238;c&#226;b eder. &#199;&#252;nki, Cinnin var olmasında ş&#252;bhe etmek, pek tehl&#252;kelidir. Cev&#226;b olarak, isl&#226;m &#226;limlerinin sağlam kit&#226;blarından çıkardığım, aşağıdaki bilgileri, dikkatle ve ins&#226;f ile okumak ve doğru d&#252;ş&#252;nerek, anlamak l&#226;zımdır.

    Cin, cinnet, cin&#226;n, Cennet, cen&#226;n ve cen&#238;n gibi C ve N harflerinden meyd&#226;na gelen kelimeler (ört&#252;l&#252 demekdir. Cennet denilen yer, meyveler, çiçekler, kokular ile ört&#252;l&#252; olduğundan, bu ism verilmişdir. Delilere, mecn&#251;n denilmesi de, aklının ört&#252;l&#252; olduğu içindir. Geceye (C&#252;nn-i leyl) denir. &#199;&#252;nki, karanlık, g&#252;n ışığını örtm&#252;şd&#252;r. Cin denilen mahl&#251;klar da, göz&#252;m&#252;zden ört&#252;l&#252; olduğu için, cin denilmişdir. Cin kelimesi, Cinn&#238; isminin cem’idir. Cin, cinn&#238;ler demekdir. Peri, f&#226;ris&#238;de, cin demekdir.

    Mahl&#251;klar, gör&#252;len, gör&#252;lmiyen diye iki kısmdır. Ayrıca, mek&#226;nsız, madde olmıyan mahl&#251;klar da vardır. İm&#226;m-ı M&#226;verd&#238; diyor ki, (Cin, dört ana maddeden yapılmışdır: Su, toprak maddeleri, havadaki gazlar ve ateş. Bunlardan ateş; alev, ışık ve dumandır. M&#226;ric denilen, alev kısmından yaratılan cinn&#238;lerin m&#252;’minleri, k&#226;firleri, f&#226;sıkları vardır). Bug&#252;nk&#252; fen bilgimize göre, bu dört ana madde, y&#252;zbeş elementden (bas&#238;t cismden) meyd&#226;na gelmekdedir. Şu h&#226;lde b&#252;t&#252;n mahl&#251;klar, elementlerden yapılmış olup, enerji (kudret) taşırlar. Normal fizik şartlarında, katı ve sıvı (m&#226;yı’) h&#226;linde bulunan varlıkları ve renkli gazları görebildiğimiz için bunlardan yapılmış cismler gör&#252;n&#252;r. Mesel&#226; insanda katı maddeler ve su çok (y&#252;zde yetmişden fazla) bulunduğundan, insan gör&#252;n&#252;yor. Otlar ve b&#252;t&#252;n hayvanlar da böyledir.

    Cinn&#238;ler, havadan ve n&#226;rdan [ya’n&#238; ateşden] meyd&#226;na gelmişdir. [Ateşin alev kısmı gör&#252;nmez, içindeki katı zerreler, sıcakda ışıklandığı için, parlak gör&#252;n&#252;yor.] Bunun için, cin de gör&#252;nmez.

    Alev iki kısmdır: Biri zulm&#226;n&#238; [gör&#252;nmiyen], ikincisi n&#251;r&#226;n&#238; [bu da gör&#252;nmez]. Zulm&#226;n&#238; olandan cin, n&#251;r&#226;n&#238; olandan ise melekler yaratılmışdır. İnsanlar, toprak maddelerinden yaratıldığı h&#226;lde, Allah&#252; te&#226;l&#226;, bu maddeleri organik ve organize h&#226;le, et ve kemiğe çevirdiği gibi, meleklerde ve cinde alev şekli değişerek, onlara mahs&#251;s lat&#238;f, her şekle dönebilen bir h&#226;le gelmişdir.

    Cinnin ta’r&#238;fi şöyledir: Cin ya’n&#238; peri, ateşin alev kısmından yapılmış cismler olup, her şekle girebilirler.

    Melekler ise, n&#251;r&#226;n&#238; cismlerdir. Muhtelif şekllere girebilirler. Melek ile cin, yaratılış bakımından birbirine yakındır. Melekler, muhteremdir, kıymetlidir. Cin, hak&#238;rdir, kıymetsizdir. Melekde, n&#251;r [ışık] kısmı, cinde ise, alev maddesi fazladır. Elbette n&#251;r, zulmetden efdaldir. Meleklerin, cinn&#238;lere yakınlığı, insanın hayvana yakınlığı gibidir. İnsanların &#252;st&#252;n olanları, melekden kıymetli, cin de hayvandan kıymetlidir.

    İsl&#226;m &#226;limlerinin çoğu, meleklere cism dedi. Doğrusu da öyledir.

    Meleklerin varlığına inanmıyan k&#226;fir olur. Cism olduklarına inanmıyan k&#226;fir olmaz, bid’at s&#226;hibi olur.

    Cinnin varlığına da inanmıyan k&#226;fir olur. Eski felsefecilerden bir kısmı, Kaderiyye [ya’n&#238; mu’tezile] fırkasının çoğu ve zındıklar, Cin ve şeyt&#226;nlara inanmadı. Cin, zek&#238;, d&#226;h&#238; insan demekdir. Şeyt&#226;nlar da, köt&#252; kimseler demekdir dediler. Din kit&#226;blarını okumıyan ve isl&#226;m &#226;limlerinin sözlerini bilmiyen, elbette inanmaz. Fekat, Kur’&#226;n-ı ker&#238;mde açıkça bildirildiği h&#226;lde ve isl&#226;m b&#252;y&#252;klerinin kit&#226;bları dolu olduğu h&#226;lde, Kaderiyye fırkasının inanmaması, şaşılacak şeydir. &#199;&#252;nki bunlar, Kur’&#226;n-ı ker&#238;me uyduklarını söyl&#252;yor. Demek ki, bu kadar uymakdadırlar. H&#226;lbuki, Cinnin var olması, akla uymıyan birşey değildir. Ya’n&#238; aklın red edeceği birşey değildir. &#199;&#252;nki, Allah&#252; te&#226;l&#226;nın kudretinin yapamıyacağı birşey değildir. Bug&#252;n fen adamları, akl ve din s&#226;hibleri, aklın imk&#226;nsız demediği şeyleri red etmiyor. Kur’&#226;n-ı ker&#238;mde bildirilen şeylere, kelimenin açık ve meşh&#251;r ma’n&#226;larını vermek l&#226;zımdır. Şeyh-i ekber [Muhyidd&#238;n-i Arab&#238;] “kuddise sirruh”, Cinnin var olduğunu, şu &#226;yet-i ker&#238;meler ile gösteriyor:

    1 — Z&#226;riy&#226;t s&#251;resinin ellialtıncı &#226;yetinde me&#226;len, (İnsanları ve Cinn&#238;leri ancak, beni bilip it&#226;’at, ib&#226;det etmeleri için yaratdım) buyruluyor.

    2 — Errahman s&#251;resi, yetmişdörd&#252;nc&#252; &#226;yetinde, Cinnin Cennete gireceği bildiriliyor.

    3 — Errahman s&#251;resinin otuzbirinci &#226;yetinde (Sekal&#226;n) buyuruyor ki, (Ey insanlar ve cinn&#238;ler!) demekdir. Res&#251;l-i sekaleyn, m&#252;ft&#238;y&#252;ssekaleyn, gavs&#252;ssekaleyn [ya’n&#238;, insanların ve cinnin Peygamberi, m&#252;ft&#238;si, vel&#238;si] gibi ismler de, cinnin varlığını göstermekdedir.

    Kit&#226;blı k&#226;firlerin hepsi, ateşe tapanlar, puta tapanlar, budistler, m&#252;şrikler ve Yunan felesoflarının çoğu ve tesavvuf b&#252;y&#252;kleri cinnin var olduğuna inanıyor. S&#252;leym&#226;n aleyhissel&#226;mın vak’ası da, cinnin varlığını göstermekdedir.

    Cinn&#238;leri anlatan &#226;yet-i ker&#238;melere, akllarına göre, başka ma’n&#226; verenler m&#252;rted olur. (Milel-nihal) kit&#226;bında ve im&#226;m-ı Muhammed Birgiv&#238;nin “rahmetullahi aleyh” yazdığı (Tar&#238;kat-i Muhammediyye) kit&#226;bındaki fetv&#226; ve (Ak&#226;’id-i Nesef&#238 şerhindeki açıklama, m&#252;rted olacaklarını bildirmekdedir. Fetv&#226; şudur:

    (Kur’&#226;n-ı ker&#238;min &#226;yetlerine, kelimelerin açık, meşh&#251;r ma’n&#226;ları verilir. Bu ma’n&#226;ları değişdirerek, b&#226;tın&#238;lere [İsm&#226;’&#238;l&#238;lere] uyanlar k&#226;fir olur).

    Kul-e’&#251;z&#252; s&#251;resi ve Cin s&#251;resi, cinnin varlığını açıkca haber vermekdedir.

    [Bilgileri noks&#226;n ba’zı kimselerin, cinn&#238;leri hay&#226;l (ill&#252;zyon) sanarak, yok demeleri kıymetsizdir. Korkudan, göz ön&#252;nde h&#226;sıl olan hay&#226;ller, elbette yokdur. Fekat, bu h&#226;yalleri cin sanmak, cinden haberi olmamak demekdir. Birşeye yok diyebilmek için, o şeyi tanımak, kavramak l&#226;zımdır. Tanımadan yok demek, çocukca l&#226;f olur. Bu gibilere, ilm adamı demek, yersiz olur. B&#252;t&#252;n Peygamberlerin haber verdiği ve hele, Peygamberlerin en &#252;st&#252;n&#252;n&#252;n “aleyhi ve aleyhim&#252;ssalev&#226;t&#252; vettesl&#238;m&#226;t” çeşidli zem&#226;nlarda haber verdiği bir bilgiye, akla, tecribeye dayanmadan, zan yolu ile, çala kalem yok demek, ilm adamına yakışır bir şey değildir. Cinne, meleklere, Cennete, Cehenneme hatt&#226; Allah&#252; te&#226;l&#226;ya inanmıyanların biricik sözleri, (Kim gitmiş, kim görm&#252;ş. Var olsalardı gör&#252;rd&#252;k. Gör&#252;lmiyen şeye inanmak, abdallık olur) demeleridir. Göz&#252;n akla değil, aklın göze bağlı olması l&#226;zım sanıyorlar. H&#226;lbuki akl, duygu organları &#252;st&#252;nde bir kuvvetdir ve his edilen şeylerin doğrusunu, yanlışını ayıran bir h&#226;kimdir. İnsanlar, göze t&#226;bi’ olsaydı, insanlık şerefi, göz&#252;n kuvveti ile ölç&#252;lseydi, kedi, köpek ve f&#226;renin insandan dah&#226; şerefli, dah&#226; kıymetli olması l&#226;zım gelirdi. &#199;&#252;nki, bu hayvanlar, karanlıkda da gör&#252;yor, insan ise göremiyor. O h&#226;lde, göremediğine inanmak istemiyen kimse, insanlığı, hayvandan aşağı d&#252;ş&#252;rmekdedir. Demek ki, his organlarımız, aklın uşakları, &#226;letleridir. Kumandan, h&#226;kim, akldır. Akl, gör&#252;nmiyen, duyulmıyan şeyleri red etmediği gibi, yokluğu isb&#226;t edilemiyen ve anlaşılamıyan şeylere de yok demez. Bunlara yok demek, akla uygun bir söz olmaz].

    Cinnin varlığı, d&#238;nin açıkca bildirdiği birşey olduğundan, inanmıyan m&#252;slim&#226;nlıkdan çıkar, hiçbir ib&#226;deti kab&#251;l olmaz.

    Cinnin insanlara zarar verdikleri, yardım etdikleri, insanları isteklerine kavuşdurdukları, çeşidli zem&#226;nlarda, birçok m&#252;slim&#226;n ve k&#226;firler tarafından gör&#252;lm&#252;ş ve haber verilmişdir. Buna karşılık, inanmıyanlar, pek azdır. Ya’n&#238; yalnız felesof takl&#238;dcileri ve tıb diploması alan birkaç kimsedir. Eski tecribeli doktorlar ve şimdi, tıbbı zevk edinip ihtis&#226;s kazananların çoğu, yok deyip geçemiyor, m&#252;slim&#226;nlara uyuyorlar. İsl&#226;m &#226;leminin en b&#252;y&#252;k doktoru olan İbni S&#238;n&#226;, Yunan felesoflarının te’s&#238;ri altında kalıp, isl&#226;miyyetden bir nas&#238;b alamadığı h&#226;lde, (Kan&#251;n) ismindeki kit&#226;bında, Sar’a hastalığını anlatırken, Cinden bahs etmekdedir. Mesel&#226; diyor ki, (Hastalıklara birçok maddeler sebeb olduğu gibi, cinnin h&#226;sıl etdiği hastalıklar da vardır ve meşh&#251;rdur).

    [Cin hakkında bilgi, her Peygamberin kit&#226;bında vardı. S&#252;leym&#226;n aleyhissel&#226;mın emri ile iş gör&#252;rlerdi. İdris “aleyhissel&#226;m” diri olarak Cennete çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadı. Resmini yapıp seyr eyledi. Dah&#226; sonra gelenler, bu resmleri tanrı sandı. &#199;eşidli heykeller de yapılıp tapıldı. Böylece putperestlik meyd&#226;na çıkdı. Peygamberimizden “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” bin sene önce, Hicazdaki Huz&#226;’a h&#252;k&#251;metinin re&#238;si olan Amr bin Luhay, puta tapınmak d&#238;nini Ş&#226;mdan Mekkeye getirdi. Putlara tapanlar, putlardan ses işitirdi. Cin, putun, ya’n&#238; heykelin içine girip söylerdi. Peygamberimizin “sallallah&#252; te&#226;l&#226; aleyhi ve sellem” d&#252;ny&#226;ya teşr&#238;f etdiği, isl&#226;miyyetin başladığı, birçok putlardan işitilmişdi. Bu sözlerle, çok kimselerin m&#252;slim&#226;n olduğu, (Mir’&#226;t-i Mekke) t&#226;r&#238;h kit&#226;bında uzun yazılıdır. Şeyt&#226;nlar, diri insanın içine de girer. İnsanın his ve hareket sinirlerine te’s&#238;r ederek, hareket ve ses h&#226;sıl ederler. İnsanın, bu kendi söz ve hareketinden haberi olmaz. Böylece vakt&#238;le Romada ve Peştede, son zem&#226;nlarda Adanada konuşan çocuk ve hastalar gör&#252;lm&#252;şd&#252;r. Bunları konuşduran cin, uzak memleketlerdeki vey&#226; eski zem&#226;nlardaki şeyleri söylediklerinden, ba’zı kimseler, bu çocukların iki r&#251;hlu olduğunu vey&#226; başka insanın r&#251;hunu taşıdığını, ya’n&#238; ten&#226;s&#252;h sanmışdır. Böyle zan etmenin yanlış olduğunu, d&#238;nimiz açıkca bildirmekdedir. Eskiden k&#226;hinler, cinn&#238;lerden ba’zı şeyler işiterek falcılık yapardı. Bunun için, puta tapanlar, cinnin varlığına inanır ve cinden korkardı. Cinnin var olduğunu, m&#252;slim&#226;nlar, putperestlerden işiterek öğrenmedi. Kur’&#226;n-ı ker&#238;mden ve Muhammed aleyhissel&#226;mdan öğrendi. M&#252;slim&#226;nlar, puta tapanlar gibi, cinden korkmaz. Muh&#226;faza melekleri, insanları cinden koruduğu gibi, &#226;yet-i ker&#238;me ve d&#252;&#226; okuyup, Allah&#252; te&#226;l&#226;ya sığınanlara da birşey yapamazlar].

    İnsanlar, ilk olarak, toprakdan yaratıldığı gibi, cin de, alevden yaratıldı. Cin de, erkek ve dişi olur. Evlenmeleri, evleri, yimeleri, içmeleri, &#252;remeleri, ölmeleri hakkında ve Muhammed aleyhissel&#226;mın onlara da Peygamber olduğu, Kur’&#226;n-ı ker&#238;mi dinledikleri, Mekke-i m&#252;kerremede ve Med&#238;ne-i m&#252;nevverede toplandıkları ve Res&#251;l-i ekremin “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” onlara Kur’&#226;n-ı ker&#238;m okuduğu, ib&#226;det etdikleri, sadaka verdikleri, iyi işlerine sev&#226;b verildiği, cin k&#226;firlerinin Cehenneme gireceği, m&#252;’minlerinin Cennete gireceği ve Cennetde Allah&#252; te&#226;l&#226;yı görecekleri, Cinnin arkasında nem&#226;z kılanın nem&#226;zının sah&#238;h olup olmıyacağı, Cum’a ve cem&#226;’atler onlar ile de olup olmıyacağı ve nem&#226;z kılanın ön&#252;nden geçmeleri c&#226;iz olduğu, çeşidli kit&#226;blarda yazılıdır. İnsanın cin ile evlenmesinin c&#226;iz olduğu, cinnin insan kadınına te’arruz edince gusl abdesti l&#226;zım olduğu, cin ile insan arasında h&#226;sıl olan çocuğun nasıl olacağı [Belkıs gibi], Cinnin kesdiği hayvanın yimesi c&#226;iz olduğunu, cinn&#238;lerin insan &#226;limlerine s&#252;&#226;l sorup fetv&#226; aldıklarını, insanlara va’z etmelerini, insanlara şi’r söyleyip insanların işitmesini, insanlara, hastalık ted&#226;v&#238;si, il&#226;c öğretdiklerini, insandan korkduklarını, insanlara it&#226;’at etdiklerini bildiren, &#226;limlerimizin çeşidli yazıları vardır. Bu kit&#226;blar, cinnin varlığını göstermekdedir. Cinn&#238;lerin insanlara olan zararlarına karşı tedb&#238;r alınması, cinnin zararına karşı korunulması, cinn&#238;lerin k&#252;ç&#252;kleri y&#252;kseklerine ita’at etdikleri, insanların iyiliklerine karşı iyilik yapdıkları, köt&#252;l&#252;ğe karşı köt&#252;l&#252;k ve zarar yapdıkları, sar’a hastasının bedenine girip, hastanın hareketleri ve işlerinin, cinnin hareketi ve işi olduğu, böyle hastanın ted&#226;v&#238;sinde cin ile sorgu, s&#252;&#226;l, cev&#226;blaşma olduğu, cinnin insanlarla alay etdikleri, cinnin insan gibi, nazarları değeceği, cinnin harb etdikleri, bilh&#226;ssa Ramez&#226;n ayında azdıkları, cinnin insanlara ib&#226;det etdikleri, cinnin, had&#238;s-i şer&#238;flerin sah&#238;h olup olmamasında insanlarla m&#252;z&#226;kerede bulunmaları, Server-i &#226;lemin “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” &#220;mm-i Ma’bedin çadırında m&#252;s&#226;fir olduğunu Mekke eh&#226;lisine haber vermeleri, &#220;mm-i Ma’bedin m&#252;slim&#226;n olduğunu haber vermeleri, Bedr muh&#226;rebesini haber vermeleri, geçmiş şeyleri cinden sormak c&#226;iz olduğu, ileride olacak şeyleri sormak c&#226;iz olmadığı, m&#252;ezzinlerin ez&#226;nlarına, kıy&#226;metde, cinn&#238;lerin ş&#226;hid olacakları, Eb&#251; Ubeyde ve arkadaşları vef&#226;t edince, cinn&#238;lerin ağlayıp m&#226;tem etdikleri, &#214;mer “radıyallah&#252; anh” vef&#226;t etdiği zem&#226;n, mersiye okudukları, Osm&#226;n “radıyallah&#252; anh” şeh&#238;d olunca, ağlayıp inledikleri, hazret-i Al&#238;nin “radıyallah&#252; anh” şeh&#238;d olduğunu haber verdikleri, H&#252;seyn “radıyallah&#252; anh” şeh&#238;d olunca ağlayıp, bağırdıkları ve başka Sah&#226;b&#238;ler şeh&#238;d olunca bildirdikleri, &#214;mer bin Abd&#252;l’az&#238;zin vef&#226;tını haber verdikleri, im&#226;m-ı a’zam Eb&#251; Han&#238;fenin ve im&#226;m-ı Ş&#226;fi’&#238;nin “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyhim ecma’&#238;n” vef&#226;tlarında ağladıkları, cinnin insan kalbine vesvese getirdiği ve dah&#226; pekçok meşh&#251;r vak’a ve işler kıymetli kit&#226;blarda yazılıdır. Bunların hepsi, cinnin varlığını göstermekdedir. [Keçi, yılan, kedi şekline girdikleri çok gör&#252;lm&#252;şd&#252;r. Mikrop şekline de girip, insanın damarlarında dolaşırlar.]

    Cinn&#238;ler yir, içer. Peygamberimiz “sallallah&#252; aleyhi ve sellem”; (Sağ el ile yiyiniz, sağ el ile içiniz! &#199;&#252;nki, şeyt&#226;n, sol eli ile yir ve sol eli ile içer!) buyurdu. Şeyt&#226;nların hepsi k&#226;firdir. İnsanları aldatmağa uğraşırlar. İb&#226;detleri unutdurup, g&#252;n&#226;hları iyi gösterirler. Nefsin arz&#251;larını kızışdırırlar. Şeyt&#226;nlar da, ateş ile havadan yaratılmışdır. Fekat cinde hava, şeyt&#226;nda ateş fazladır. Cin ve şeyt&#226;nlar, en ufak yerden geçerler, insanın içine, damarlarına girerler.

    (Ayn&#238; t&#226;r&#238;hi)nde diyor ki, (Cinn&#238;lerin sayısı, insanların on katından fazladır. Şeyt&#226;nların sayısı, bu ikisinin on katlarından fazladır. Meleklerin sayısı da, bu &#252;ç&#252;n&#252;n sayılarının, on katından dah&#226; çokdur). [(Buh&#226;r&#238 ş&#226;rihlerinden Mahm&#251;d bin Ahmedin (Ayn&#238; t&#226;r&#238;hi) ondokuz cilddir.] Her insanın yanında, k&#226;fir bir cinn&#238; arkadaşı vardır. Fekat, melekler, insanları bunların köt&#252;l&#252;k yapmalarından korur. Cinden, Peygamber olmadığı (Eşb&#226;h)da yazılıdır. Muhammed aleyhissel&#226;mdan önce, cinn&#238;lere Peygamber gelmediğini, im&#226;m-ı Muk&#226;til bildirmekdedir.

    (Eşb&#226;h) kit&#226;bının s&#226;hibi, bunun ikinci kısmında ve im&#226;m-ı Hamev&#238; “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyhim&#226;”, bunun h&#226;şiyesinde diyor ki: İlk insan toprakdan yaratıldı. B&#252;t&#252;n insanların bedenleri toprak maddelerinden meyd&#226;na gelmekdedir. Fekat insanlar, etdir, kemikdir. Toprak değildir. Cin de, ateşden meyd&#226;na gelmiş ise de, ateş ve hava değildirler.

    (Kurtub&#238; tezkiresi)nde buyuruyor ki, (Cinnin öl&#252;m&#252;, yerde g&#226;ib olmakdır. İhtiy&#226;rları, gençleşmeyince ölmez. &#214;lecekleri zem&#226;n, çocukluk h&#226;line döner ve yerde g&#226;ib olurlar. Cin &#252;ç sınıfdır: Bir sınıfı, r&#252;zg&#226;r ve hava gibidir. Bir kısmı yerdeki böcek ve hayvancıklar gibidir. Birinci kısmda, altmışsekizinci maddeye bakınız! Bir kısmı da emrlerle, ib&#226;detle vaz&#238;felidir. Bunlara hes&#226;b ve az&#226;b vardır).

    Seyyid &#214;mer “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” diyor ki, bana bir cin kızı geldi. Benimle evlenmek istedi. Şemsedd&#238;n Hanef&#238;den sordum. Hanef&#238; mezhebinde c&#226;iz değildir dedi. Böyle söyledim. Beni aldı. Yer altına, evlerine göt&#252;rd&#252;. B&#252;y&#252;klerine söyledi. B&#252;y&#252;kleri dedi ki, seyyid Şemsedd&#238;nin cev&#226;bı başımızın &#252;st&#252;ndedir. Fekat, cinnin insan ile evlenmesi, Ş&#226;fi’&#238; mezhebinde c&#226;izdir. Biz Hanef&#238; değiliz, Ş&#226;fi’&#238;yiz.

    İnsanların çoğalması, men&#238; iledir. Cinnin çoğalması ise gaz (hava) iledir. Ya’n&#238; erkekden dişiye bir gaz geçerek bundan, yavru h&#226;sıl olur. Bundan anlaşılıyor ki, insan ile cin evlenmesi, hay&#226;l iledir. Hak&#238;k&#238; evlenmek olmaz. Fekat, &#226;limlerden çoğu, hak&#238;k&#238; evlenmek olmakdadır dedi ve gusl abdesti l&#226;zım olur ve Belkıs, insan ile cin arasında h&#226;sıl olmuşdur dediler. [Cin, insan şekline girip evlenmekdedir.]

    İnsan, cinni ve şeyt&#226;nları, uyanık iken ve r&#252;’y&#226;da görebilir. &#199;&#252;nki, onlar her şekle girebilir. &#199;ok g&#252;zel s&#251;retlere girerler. İhtil&#226;ma sebeb olurlar. Peygamberlerden “aleyhim&#252;ssel&#226;m” ve Evliy&#226;dan çoğu şeyt&#226;nı görm&#252;ş ve konuşmuşdur. Her ne şeklde olursa olsun, cinni gören kimse, hep ona bakarsa cin şeklini değişdiremez. Gözden kaçamaz. Ona sorup cev&#226;b alınabilir. Bir &#226;n başka tarafa bakılırsa, hemen kendi şekline girip gayb olur. İm&#226;m-ı Ş&#226;fi’&#238; “rahmetullahi aleyh”, (Cinni kendi şeklinde görd&#252;ğ&#252;n&#252; iddi’&#226; eden kimsenin ş&#226;hidliği kab&#251;l olmaz!) buyurdu. &#199;&#252;nki, hay&#226;li kuvvetli olanlar, bulunmıyan şeyleri gör&#252;yorum sanır. Hay&#226;lleri [ill&#252;ziyonları] birşey sanır. Sihr yapılmış kimseler de, böyle hay&#226;ller gör&#252;p, bunları cism zan eder. Hay&#226;li fazla olanlara, çirkin şeyler g&#252;zel gör&#252;n&#252;r. &#199;irkin tarafları gör&#252;nmez. D&#252;ny&#226;ya d&#252;şk&#252;n olanlara, d&#252;ny&#226;nın herşeyi böyle gör&#252;n&#252;r. &#199;irkinlikler, g&#252;zel gör&#252;n&#252;r. Fekat uyanık olanlar, keskin gör&#252;şl&#252;ler, herşeyin doğrusunu gör&#252;p aldanmaz.

    İnsanın cin ile tanışması, arkadaş olması, kıymetli birşey değildir, zararlıdır. Onlarla konuşmak, f&#226;sık insanla arkadaşlık etmek gibidir. Onlarla tanışan kimse, f&#226;ide görmemişdir. Muhyidd&#238;n-i Arab&#238; “kuddise sirruh” (F&#252;t&#251;h&#226;t) kit&#226;bının ellibirinci b&#226;bında buyuruyor ki: (Hiçbir insan, cinden Allah&#252; te&#226;l&#226;ya &#226;id bir bilgi edinmemişdir. &#199;&#252;nki, cinnin din bilgileri pek azdır. Onlardan d&#252;ny&#226; bilgileri edineceğini sanan kimse de, aldanmakdadır. &#199;&#252;nki, f&#226;idesiz şeyle vakt geçirmeğe sebeb olurlar. Onlarla tanışanlar, kibrli olur. H&#226;lbuki, Allah&#252; te&#226;l&#226;, kibrli olanı sevmez). (Reşeh&#226;t)da molla C&#226;mi hazretlerinin hal&#238;fesi, Abd&#252;lgaf&#251;r-i L&#226;r&#238;, Muhyidd&#238;n-i Arab&#238;nin bir ris&#226;lesinde şöyle buyurduğunu bildiriyor: (Cinnin ilk babaları İbl&#238;s değildir. İbl&#238;s, cin t&#226;ifesindendir. Cin, ateş ve havadan yaratıldığı için çok lat&#238;fdirler. &#199;abuk hareket ederler. İnsan bunlara haf&#238;f çarpınca, hemen öl&#252;rler. Bunun için, ömrleri kısadır. Din bilgileri azdır. Kibrli olduklarından, birbirleri ile, hep m&#252;c&#226;dele, muh&#226;rebe ederler. Ateşden m&#252;te’essir olmazlar. Cehennemlik olanları, Zemher&#238;rde, ya’n&#238; soğuk Cehennemde az&#226;b göreceklerdir. İbl&#238;s ve çocukları, hak ve sev&#226;b olan iyi şeyleri yapmağı da insana h&#226;tırlatırlar. Fekat, bunları yaparken, nefsde ucb, riy&#226; h&#226;sıl olarak vey&#226; farzın kaçırılmasına sebeb olarak, insan çok g&#252;n&#226;ha girer). Cin ile tanışmağa özenmemeli, Evliy&#226;-i kir&#226;mın r&#251;h&#226;niyyetlerinden istif&#226;de etmeğe çalışmalıdır. Evliy&#226;nın r&#251;hları, gör&#252;nmeden de, kendi beşer&#238; şeklinde gör&#252;nerek de, sevdiklerine f&#226;ide verir ve bel&#226;lardan korur. Onları tanımağa, sevmeğe ve sevilmeğe uğraşmalıdır.

    (Had&#238;kat-&#252;n-nediyye)de, b&#252;t&#252;n bedenin &#226;fetlerini bildirirken, yazılı olan had&#238;s-i şer&#238;fde buyuruluyor ki, (Tetayyur eden ve tetayyur olunan ve k&#226;hinlik yapan ve k&#226;hine giden ve sihr, b&#252;y&#252; yapan ve yapdıran ve bunlara inanan, bizden değildir. Kur’&#226;n-ı ker&#238;me inanmamışdır). Tetayyur, uğursuzluğa inanmakdır. K&#226;hinlik, cinden bir arkadaş edinip, olmuş ve olacak şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmekdir. Cinle tanışan falcılar ve yıldızn&#226;meye bakıp, sorulan herşeye cev&#226;b verenler böyledir. Bunlara ve b&#252;y&#252;c&#252;lere gidip, söylediklerine, yapdıklarına inanmak, ba’zan doğru çıksa bile, Allahdan başkasının herşeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, k&#252;fr olur.

    İbni Hacer-i Hiytem&#238;, (Fet&#226;v&#226;-yı had&#238;siyye)nin y&#252;zyirminci sah&#238;fesinde diyor ki, (Birinin kolunu kesip, sonra yapışdırmak, kendi ağzına, bedenine bıçak, kama sokup çıkarmak gibi gösteriler yapan tar&#238;katcılar, bu gösterilerini sihr, göz boyamak şeklinde yapıp, ker&#226;met gösterdiğini söylerse, h&#226;kim tarafından öld&#252;r&#252;l&#252;r. Başka şeklde yapıyorsa, öld&#252;r&#252;lmez. Fekat, ağır cez&#226;landırılır. M&#226;lik&#238; &#226;limlerinden Abd&#252;llah ibni eb&#238; Zeyd Kayrev&#226;n&#238; “rahmetullahi aleyh” (İsb&#226;t-&#252; ker&#226;m&#226;t-il-Evliy&#226 kit&#226;bında diyor ki, sihrinde k&#252;fre sebeb olacak şey yoksa, el çabukluğu yapıyorsa, fekat ker&#226;met ve tar&#238;katcılık şeklinde gösterirse, cez&#226;landırılır. Böyle tar&#238;katcıların yanlarına gitmek, seyr etmek c&#226;iz değildir. Bir kadın, zevcine, kendisinden vey&#226; başkasından soğuması için b&#252;y&#252; yapdığını söyledi. Bunu öld&#252;rmediler. Cez&#226;landırdılar. İbni Eb&#238; Zeyd “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” diyor ki, (Bir kimse, kit&#226;ba bakarak cin ile konuşduğunu, bu cinne emr ederek, sar’a yapan hab&#238;s cinni kovduğunu, b&#252;y&#252; çözd&#252;ğ&#252;n&#252;, hab&#238;s cinni öld&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252; söylerse, buna inanmamalıdır). Cin ile arkadaşlık etdiğini, cin p&#226;diş&#226;hına hizmet etdiğini söyliyen kimsenin b&#252;y&#252;c&#252; olduğu anlaşılır. Mısrdaki F&#226;tım&#238; devletinin altıncı re&#238;si olan H&#226;kim bi-emrillah Mans&#251;r, Dır&#226;r ve bunun talebesi Hamzaya uyarak, cin ile tanışdı ve Cin p&#226;diş&#226;hına hizmet ederek, sapıtdı. Şeyt&#226;nların maskarası oldu. Tanrılık da’v&#226;sına kalkdı. İbni Eb&#238; Zeyd diyor ki, (Cinci tar&#238;katcıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona &#252;cret vermek c&#226;iz değildir. B&#252;y&#252; çözene de para vermek c&#226;iz değildir). Kocasının muhabbet etmesi ve kendisine eziyyet etmemesi için, bir kadına, Kur’&#226;n-ı ker&#238;mden ve Selef-i s&#226;lih&#238;nin bildirdikleri d&#252;&#226;lardan muska yazmak, karşılık birşey istememek c&#226;izdir. Ne olduğu bilinmiyen şeyleri yazmak, okumak ve kendisine okutmak, bunları muska, t&#252;ts&#252; yapmak har&#226;mdır). K&#226;d&#238;-z&#226;de, (Birgiv&#238; vasıyyetn&#226;mesi)ni açıklarken, Birgiv&#238;nin, (Bir kimse, ben çalınanları, gayb olanları bilirim dese, böyle söyliyen ve buna inanan k&#226;fir olur. Bana cin haber verir. Bunun için bilirim dese, yine k&#226;fir olur. Z&#238;r&#226;, cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah&#252; te&#226;l&#226; bilir. Ondan başka kimse bilmez) yazısını, (Allah&#252; te&#226;l&#226;nın vahy ve ilh&#226;m etdikleri bilir. Cin, herşeyi bilmez. Allah&#252; te&#226;l&#226;nın bildirdiğini ve gör&#252;p anladığını bilir. Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, bana cin haber verdi demekde zarar yokdur. Peygamberler kabrlerinde, bilmediğimiz bir hay&#226;t ile diridirler. Allah&#252; te&#226;l&#226;, onlara vahy, ilh&#226;m ve keşf yolu ile, gayb ve gizli şeyleri bildirmişdir. Diri insanların işlerini ve h&#226;llerini onlara ve dilediği m&#252;’minlerin r&#251;hlarına bildirmekdedir) şeklinde açıklamakdadır. Cinnin s&#226;lih olanlarına da bildirmesi c&#226;izdir. Fekat, m&#252;’min ve s&#226;lih olmıyan, bid’at ehli ve f&#226;sık tar&#238;katcıların, yobazların yalanlarına inanmamak, tuzaklarına d&#252;şerek, fel&#226;kete s&#252;r&#252;klenmemek için, çok uyanık olmalıdır. 909.cu sah&#238;feye ve (El-m&#252;n&#238;re) kit&#226;bına bakınız!

    (D&#252;rr-&#252;l-muht&#226;r)ın Taht&#226;v&#238; ve İbni &#194;bid&#238;n h&#226;şiyelerinde, son cildin sonunda diyor ki, (İnsanın, bilmesi l&#226;zım olmıyan şeyleri m&#252;n&#226;kaşa etmek mekr&#251;hdur. &#214;ğrenmesi emr edilmemiş olan şeyleri sormak c&#226;iz değildir. Mesel&#226;, Lokman ve Z&#252;lkarneyn Peygamber midir, değil midir? Cebr&#226;&#238;l aleyhissel&#226;m, Peygamberlere nasıl gelirdi? Melek ve Cin, insanlara ne şeklde gör&#252;n&#252;rler? İnsan şeklinde gör&#252;n&#252;rken, yine cin ve melek midirler? Cennet ve Cehennem nerededirler? Kıy&#226;met ne zem&#226;n kopacak? &#206;s&#226; aleyhissel&#226;m, gökden ne zem&#226;n inecek? İsm&#226;’&#238;l ve İshak aleyhimessel&#226;mdan hangisi efdaldir ve hangisi kurban edildi? F&#226;tıma ve &#194;işeden “radıyallah&#252; te&#226;l&#226; anh&#252;m&#226;” hangisi dah&#226; efdaldir? Res&#251;lullahın “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” ana babaları ve Eb&#251; T&#226;lib hangi dinde idiler? İbr&#226;h&#238;m aleyhissel&#226;mın babası kim idi? Bunlar gibi şeyleri sormamalıdır. Bunları öğrenmekle emr olunmadık).

    (Haz&#238;net-&#252;l-esr&#226;r) kit&#226;bında diyor ki, Sar’a hastasından, r&#251;h&#226;n&#238;nin def’ edilmesine ve hastanın şif&#226;sına &#226;id had&#238;s-i şer&#238;fleri bildirelim: [(Lugat-ı N&#226;ci)de cin kelimesinde diyor ki (R&#251;h&#226;niyy&#251;n &#252;ç sınıfdır: Hep iyilik yapan, ahy&#226;r. Melekler böyledir. Hep köt&#252;l&#252;k yapan eşr&#226;r. Şeyt&#226;nlar böyledir. İyilik de, köt&#252;l&#252;k de yapan evs&#226;t. Cinler böyledir.] (Herkese L&#226;zım Olan &#206;m&#226;n) 26.cı sah&#238;feye bakınız!

    İm&#226;m-ı Beyhek&#238; (Del&#226;il-&#252;n-n&#252;b&#252;vve) kit&#226;bında ve im&#226;m-ı Kurtub&#238; (Tezkire) kit&#226;bında bildiriyor ki, Eb&#251; D&#252;c&#226;ne “radıyallah&#252; anh” buyurdu ki, yatıyordum. Değirmen sesi gibi ve ağac yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı görd&#252;m. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siy&#226;h birşey y&#252;kseldiğini görd&#252;m. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Y&#252;z&#252;me, kıvılcım gibi şeyler atmağa başladı. Hemen Res&#251;lullaha “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” gidip, anlatdım. Buyurdu ki, (Y&#226; Eb&#226; D&#252;c&#226;ne! Allah&#252; te&#226;l&#226;, evine hayr ve bereket versin!). Kalem ve k&#226;ğıd istedi. Al&#238;ye “radıyallah&#252; anh” bir mekt&#251;b yazdırdı. Mekt&#251;bu alıp, eve göt&#252;rd&#252;m. Başımın altına koyup, uyudum. Fery&#226;d eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki, (Y&#226; Eb&#226; D&#252;c&#226;ne! Bu mekt&#251;bla, bizi yakdın. Senin s&#226;hibin, bizden elbette çok y&#252;ksekdir. Bu mekt&#251;bu, bizim karşımızdan kaldırmakdan başka, bizim için, kurtuluş yokdur. Artık, senin ve komşularının evine gelemiyeceğiz. Bu mekt&#251;bun bulunduğu yerlere gelemeyiz). Ona dedim ki, s&#226;hibimden izn almadıkca bu mekt&#251;bu kaldırmam. Cin ağlamasından, fery&#226;dından, o gece, bana çok uzun geldi. Sab&#226;h nem&#226;zını, mescidde kıldıkdan sonra, cinnin sözlerini anlatdım. Res&#251;lullah “sallallah&#252; aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (O mekt&#251;bu kaldır. Yoksa, mekt&#251;bun acısını, kıy&#226;mete kadar çekerler!).

    Kefev&#238;nin (Mecm&#251;’a-t&#252;l-fev&#226;id) kit&#226;bında ve Dem&#238;r&#238;nin (Hay&#226;t-&#252;l-hayv&#226;n) kit&#226;bı, kaf harfindeki (Kunfez) kelimesinde diyor ki, (Bir kimse, bu mekt&#251;bu, yanında taşısa vey&#226; evinde bulundursa, bu kimseye, eve ve etr&#226;fına cin gelmez ve dadanmış olup zarar veren cin de gider). Bu mekt&#251;b (Haz&#238;net-&#252;l-esr&#226;r) ve (Hay&#226;t-&#252;l-hayv&#226;n)da yazılıdır. S&#252;leym&#226;niyye k&#252;t&#252;bh&#226;nesi, (Ayasofya) kısmında, [2912] sayıda (Hay&#226;t-&#252;l-hayv&#226;n)ın f&#226;ris&#238;si, [1913] de ise t&#252;rkçesi vardır. M&#252;slim&#226;nlara kolaylık olmak için bu mekt&#251;b, (Tesh&#238;l-&#252;l-men&#226;fi’) kit&#226;bının sonunda da [207.ci sah&#238;fesinde de] yazılıdır. Bu kit&#226;b, (Hak&#238;kat Kit&#226;bevi)nde satılmakdadır.

    &#194;yet-el-k&#252;rs&#238;, İhl&#226;s, Mu’avvizeteyn ve F&#226;tiha s&#251;relerini sıksık okumak da, insanı cinden muh&#226;faza eder. Bu &#226;yet-i ker&#238;meleri okumakla ve bu mekt&#251;bu taşımakla ve şif&#226; &#226;yetlerini okumakla ve yazıp suyunu içmekle f&#226;idelenmek istiyenlerin Ehl-i s&#252;nnet i’tik&#226;dına uygun olarak doğru &#238;m&#226;n s&#226;hibi olması l&#226;zımdır. Bunları yazanın ve kullananın i’tik&#226;dı doğru olmazsa ve k&#252;fr al&#226;metlerini kullanır, har&#226;m işlerse, f&#226;ideleri gör&#252;lmez.

    F&#226;ris&#238; (Şev&#226;hid-&#252;n-n&#252;b&#252;vve) 163.c&#252; sah&#238;fesindeki had&#238;s-i şer&#238;fde, (Yatarken &#226;yet-el k&#252;rs&#238; okuyana, şeyt&#226;n yaklaşamaz) buyuruldu.

    K&#226;d&#238; Bedr&#252;dd&#238;n-i Şebl&#238;nin “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” (Ak&#226;m-il-Merc&#226;n) kit&#226;bı arab&#238; olup b&#252;y&#252;kd&#252;r. Hep cinden bahs etmekdedir. Bir yerinde diyor ki, (Cinden, geçmiş, olmuş şeyleri sorup öğrenmek c&#226;izdir. Gelecekde olacak şeyleri sormak c&#226;iz değildir. Geçmiş şeyleri gör&#252;p, işitip bilirler. Sar’a hastasını ve başka cin çarpanları cinden kurtarmak için, k&#252;fre sebeb olan şeyleri yapmak c&#226;iz değildir. Cinden kurtulmak için en iyi on ç&#226;reyi [kısaltarak] yazıyoruz:

    1- E’&#251;z&#252; Besmele ile F&#226;tiha s&#251;resi okumalıdır. 2- E’&#251;z&#252; Besmele ile iki Kul-e’&#251;z&#252;y&#252; okumalıdır. 3- E’&#251;z&#252; Besmele ile Bekara s&#251;resini okumalıdır. 4- E’&#251;z&#252; Besmele ile &#194;yet-el-k&#252;rs&#238; okumalıdır. 5- E’&#251;z&#252; Besmele ile Bekara s&#251;resinin son &#226;yetini okumalıdır. 6- E’&#251;z&#252; Besmele ile Ha-M&#238;m M&#252;’m&#238;n s&#251;resinin başından (mas&#238;r)e kadar ve &#194;yet-el-k&#252;rs&#238; okumalıdır. 7- (L&#226; il&#226;he illallah&#252; vahdeh&#252; l&#226; şer&#238;ke leh leh&#252;lm&#252;lk&#252; ve leh&#252;lhamd&#252; ve h&#252;ve al&#226; k&#252;lli şey’in kad&#238;r) okumalıdır. 8- &#199;ok (Allah) demelidir. 9- Hep abdestli bulunmalı, farzları ve s&#252;nnetleri hiç terk etmemelidir. 10- Kadınlara bakmakdan, çok konuşmakdan, çok yimekden ve galabalıkdan sakınmalıdır). (Berek&#226;t) kit&#226;bında, Muhammed Sa’&#238;di “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” anlatırken sonunda, im&#226;m-ı Rabb&#226;n&#238;nin “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” Cinden korunmak için, (L&#226; havle vel&#226; kuvvete ill&#226; billah-il-aliyyil’az&#238;m) okuduğunu yazıyor. İm&#226;m-ı Rabb&#226;n&#238; hazretleri, y&#252;zyetmişdörd&#252;nc&#252; mekt&#251;bunda, Cini def’ için bunu okumağı tavsiye etmekdedir. Buna, (Kelime-i temc&#238;d) denir.

    Şeyh-&#252;l-isl&#226;m İbni Hacer Hiytem&#238;nin “rahmetullahi te&#226;l&#226; aleyh” (Tezekk&#252;r&#252; &#194;s&#226;r-il-v&#226;ride) kit&#226;bında da, cinden koruyan d&#252;&#226;lar yazılıdır. Bu kit&#226;b, S&#252;leym&#226;niyye k&#252;t&#252;bh&#226;nesi, (Re&#238;s-&#252;l-k&#252;tt&#226;b Mustaf&#226; efendi) kısmında, [1150] sayı ile mevc&#251;ddur. (Hak&#238;kat Kit&#226;bevi) tarafından (Minha) sonunda basdırılmışdır.

    Cin ve şeyt&#226;n şerrinden kurtulmak için ve sar’a hastalığına ve sihre karşı (Tesh&#238;l-&#252;l-men&#226;fi’) kit&#226;bının sonundaki (&#226;y&#226;t-ı hırz)ı yedi g&#252;n okumalı ve yazıp, &#252;zerinde taşımalıdır.

    Cel&#226;ledd&#238;n-i S&#252;y&#251;t&#238;nin “rahmetullahi aleyh” (Kit&#226;b&#252;rrahme fittıbb-i velhikme) kit&#226;bında sihr, nazar ve cinden korunmak için kıymetli bilgi vardır. Y&#252;zellinci b&#226;bında buyuruyor ki, (Şeyt&#226;nın vesvesesinden, sıkıntıdan kurtulmak için, herg&#252;n bu d&#252;&#226;yı okumalıdır: Y&#226; Allah-&#252;r-rak&#238;b-&#252;l-haf&#238;z-&#252;r-rah&#238;m. Y&#226; Allah-&#252;l-hayy-&#252;l-hal&#238;m-&#252;l’az&#238;m-&#252;r-ra&#251;f-&#252;l-ker&#238;m. Y&#226; Allah-&#252;l-hayy-&#252;l-kayy&#252;m-&#252;l-k&#226;im&#252; al&#226; k&#252;lli nefsin bim&#226; kesebet, hul beyn&#238; ve beyne ad&#252;vv&#238;!). Y&#252;zyetmişdörd&#252;nc&#252; maddesi sonunda diyor ki, (Hiltit vey&#226; şeyt&#226;n tersi adındaki zamkı yanında taşıyan kimseye cin gelmez. Sar’a hastası, bunu koklarsa, iyi olur). Asa Foetide denilen bu zamk, esmer, pis kokulu, reçine olup, antispasmodique olarak, ya’n&#238; sinirleri tesk&#238;n edici olarak Avrupada, toz, hap ve ihtikan şeklinde adale ve sinir gerginliğini gidermek için, kullanılmakdadır. (&#220;tr&#252;c), ya’n&#238; Ağaç-kanunu bulunan eve cin girmiyeceği, (Hay&#226;t-&#252;l-hayv&#226;n)da ve (K&#226;m&#251;s)da yazılıdır.

    İm&#226;m-ı Rabb&#226;n&#238; “rahmetullahi aleyh”, talebeleri ile, uzak bir yere gidiyordu. Gece, bir h&#226;nda kaldılar. (Bu gece, bu h&#226;nda bir bel&#226; h&#226;sıl olacak. Şu d&#252;&#226;yı okuyunuz!) buyurdu: (Bismill&#226;hillez&#238; l&#226;-yedurru ma’ asmihi şey’&#252;n fil-Erd-ı vel&#226; fissem&#226; ve h&#252;ves-sem&#238;’ul’al&#238;m). Gece b&#252;y&#252;k yangın oldu. Bir odada eşy&#226;lar yandı. Bu odaya haber verilmemişdi. D&#252;&#226;yı okuyanlara birşey olmadı. Bu d&#252;&#226;, (Umdet-&#252;l-isl&#226;m) ve (Berek&#226;t) kit&#226;blarında yazılıdır. (Terg&#238;b-&#252;s-sal&#226;t) kit&#226;bında ve (Kıy&#226;met ve &#194;hıret) kit&#226;bı 155.ci sah&#238;fesinde had&#238;s-i şer&#238;f olduğu da bildirilmekdedir. Derdlerden, bel&#226;lardan, fitne ve hastalıklardan korunmak için, sab&#226;h ve akşam, İm&#226;mın bu söz&#252;n&#252; h&#226;tırlayarak, &#252;ç kerre okumalıdır. &#194;y&#226;t-i hırz [koruyucu &#226;yetler] da, okumalıdır.
    ELVAN YÖRÜĞÜ

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •