Büyük düşünmek, AB ve Ortadoğu
Önümüzdeki dönemde ABD’nin Türkiye’nin AB üyeliğine daha çok destek vermesine şahit olacağız, buna hiç şaşmayalım.
Türkiye ile AB arasında fiili müzakerelerin başlaması ve bu başlangıcın biraz sancılı yaşanması, sürecin her iki taraf için de yeniden düşünülmesine vesile oluyor.
Avrupa adına bir şey söylemek bize düşmez ama bizim yapacaklarımız üç aşağı beş yukarı belli.
AB müktesebatının ulusal mevzuata uyarlanması meselesi en kısa sürede ve çok ciddi bir biçimde yapmamız gereken bir konu; ekonomide ve hukukta aşılması gereken çok önemli merhaleler mevcut. Demokrasi alanında daha kırk fırın ekmek yememiz gerekiyor.
Ancak bugün ben başka bir konuya, AB tam üyelik sürecimizin uluslararası dengelere ve özellikle ABD ile ilişkilerimize etkisine değinmek istiyorum.
Bir gazeteci dostum bana internet ortamında dolaşan ve okuduktan sonra benim de çok önemsediğim bir yazı iletti.
İki Amerikalı akademisyen, John Mearsheimer (Chicago Üniversitesi) ve Stephen Walt (Harvard Üniversitesi) çok yeni bir makale yayımlıyorlar ama bu iki önemli akademisyen söz konusu makaleyi ABD’de yayımlatmakta çok zorlanıyorlar ve en sonunda makale ancak bir internet sitesine konabiliyor.
İki akademisyenin de ABD’nin en önemli iki üniversitesinden yani Chicago ve Harvard’dan geldiğini hatırlatalım.
Makalenin içeriğini size özetledikten sonra ABD’de söz konusu makalenin yayımlanmasının neden sorun olduğunu okurlar da tahmin edecekler.
Makalenin adı “İsrail Lobisi” ama içeriği ağırlıklı olarak ABD’nin Ortadoğu politikalarına ilişkin.
İki önemli akademisyen söz konusu makalede İsrail’in ABD için Ortadoğu’da eski dönemlere kıyasla önemini objektif anlamda çok büyük ölçüde yitirdiğini ama hâlâ süren büyük desteğin artık strateji ya da jeopolitikle değil olsa olsa ABD’deki İsrail lobisinin çok büyük gücü ile açıklanabileceğini ifade ediyorlar.
Bu saptama artık kanımca herkesin biraz bildiği, sezdiği ama özellikle ABD’de açık açık söylemeye pek cesaret edemediği bir saptama.
"Soğuk savaş" döneminde yani İkinci Dünya Savaşı’ndan "Berlin Duvarı"nın yıkılışına dek süren dönemde özellikle Suriye’nin politik yönelimleri doğrultusunda İsrail’in ABD için vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğuna kuşku yok.
Irak’taki rejim, Mısır’da Enver Sedat’a kadar olan dönem ve daha sonra da devam eden istikrarsızlık İsrail’i ABD için bir ölçüde objektif anlamda gerçekten vazgeçilmez kılıyordu.
Soğuk savaş sonrası dönemde ve bugün gelinen aşamada İsrail’in artık ABD için bölgede vazgeçilmez olduğunu iddia etmek gerçekten kolay değil.
ABD artık bölgede demokrasi ile yönetilen, istikrarlı, güçlü bir müttefik istiyor; daha doğrusu objektif anlamda istemek durumunda.
İsrail’in bir demokrasi olduğu gerçeğini herkes kabul ediyor ama istikrar konusunda ortada ciddi bir sorun var.
Kendini yüksek duvarlar çekerek koruyan, koruyabilen bir ülkenin uzun vadede bölgede istikrar merkezi ve jeneratörü olmasını beklemek pek sağduyuya uygun gibi durmuyor.
Yazının başından beri üst üste kullandığım “objektif anlamda” ifadesi ABD’nin bölgede stratejik ortak olarak İsrail’e güvenmesinin maddi temelinin ciddi bir biçimde azaldığı anlamında okunmalı.
Oysa, iki ABD’li akademisyenin de belirttiği gibi, ABD’nin İsrail’e sınırsız desteği sürüyor ama bu artık söz konusu sınırsız desteğin sübjektif bir destek olduğuna kuşku yok ve bu sübjektif desteğin altında ABD’de mevcut çok güçlü İsrail lobisi yatıyor.
Söz konusu pozisyon yani ABD’nin Ortadoğu politikalarını oluştururken İsrail’i eksen olarak almaya devam etmesi, ABD iç politikası için anlamlı olabilir ama iki hocanın da ısrarla belirttiği gibi bu pozisyon ABD’nin dış politikasına zarar veriyor.
ABD yönetimi ülke içi İsrail lobisi ile Ortadoğu dengeleri arasında bir denge bulmak zorunda ama mevcut yapılanma ve politik tavır, çok doğru gibi durmuyor.
ABD gibi bir süper gücün bu yanlışı ne kadar sürdüreceğini zaman içinde izleyeceğiz.
Bu objektif gerçeklik, kanımca Türkiye’nin ABD için vazgeçilmezliğini daha da artırıyor. ABD bölgede kendine istikrarlı, güçlü, demokratik, zengin bir müttefik arıyor, kısa ve orta vadede bu müttefikin Türkiye dışında aranması çok kolay değil.
Türkiye’nin de istikrarlı, zengin, güçlü bir ülke statüsünü sürdürebilir olması AB üyeliğinden geçiyor. Önümüzdeki dönemde ABD’nin, Türkiye’nin AB üyeliğine daha çok destek vermesine şahit olacağız; buna hiç şaşmayalım.
Bize düşen de yazının başında belirttiğim gibi Kopenhag kriterlerinde mesafe almaya hızlanarak devam etmek.
Orta vadede ABD ve AB kaçınılmaz stratejik ortak olacaklar, bunu da unutmayalım.
Gördüğünüz gibi biz hata yapmazsak Papadopoulos’un pek şansı yok
eser karakaş
kaynak = www.referansgazetesi.com


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla