Günler birbirinin ardına eklenip giderken, yıllar da günlerin ardından koşturan saatlerle uyum içinde. Evet, saatler adeta koşturuyor. Hız temposundaki insan, saatlerin hatta dakikaların hesabını yapıyor. Yapmakta zorunda. Çünkü, zamanı geriye çevirmenin hiçbir yolu yok ve zaman bu dünyada “bol keseden” harcayamayacağımız tek olgu. Gelgel elim en çok “çarçur ettiğimiz” tek olgu, gene zamandır, bir çok kişi de zamanını boşa geçirdiğinin farkına varmadan, günlerin gecelerin geçmediğinden yakınır durur.
Yeni yetme genç, zamanın hızla tükenmesini, ergenliğe ulaşmayı düşlerken; acelecilikle “zaman geçmiyor!.” diye yakınır.
Yaşını başını almış “yüzüm toprağa bakıyor…” diyen bir yaşlı, “Zaman ne de çabuk geçiyor.. daha dün gibi çocukluğum.. ya gençliğim, nerede şimdi?” der.
Akli selim orta yaş insanı, zamanı kullanmayı öğrenmiştir ama, o da acelecidir, büyük bir olasılıkla. Zamanla yarışan insan, yaşamın elinden akıp gittiğinin farkındadır, dolayısıyla da şu kısacık yaşama sığdırmak istediklerini; eli ayağı tutarken, aklı ‘havza'lısı çalışıyorken yapmak ister, dolayısıyla da zamanla yarışmaya mecburcu hisseder kendini.
Gerçekte zaman nedir o zaman?
Biz insan oğluna sunulmuş bir ömür; kısa ya da uzun, belli bir zamanla sınırlıysa; zamanla yarışmalıyız o zaman.
“Sınavda mıyız yahu!” diyenlerimiz olur mu?
Ya da “Yarış atı mıyız, zamana karşı; “ipi” göğüslemeye uğraşıyoruz?” der kimisi, elinde kalan zamana bakıp, acıyla gülümser.
Kim bilir bir başkası ne der, ne düşünür bilinmez gibi görünür ama, mutlaka boşa geçen zamana günü gelince üzülür insan.
Çok insan, “Zamanında bunu böyle yapaydın, bugün böyle olmazdı…”der size. Akıl alırsınız bir de.
Zaman gelip geçmiştir ve siz boşa geçen her gününüze, hatta saatlerinize ve dakikalarınıza yanmaktaysanız zamanın değerini öğrenmişsiniz demek.
Akıllandınız ya(!) bundan böyle nefes aldığınız anın kıymetiyle, zamanın her sal-iyesinin değeriyle yaşama tutunur; hayatın tadını çıkartmaya başlar mısınız acaba?
Kanımca, hayat deneyimli her insan, zamanın değerini öğrenmiştir ki, “zaman yetmiyor…” diye söylenir.
Bu mefhumda, en çok gazeteciler yakınır.
“Zamanım yok, gazete yetişecek, sayfa dönecek… haberler yetişmeli… yeni bir haber ve haber önemli.. sayfaya girecek..” der.
Alın size bir başka örnek daha:
Yaşama zamanı kalmamış biri “keşke” der.
Ah, şu “keşke”ler…
Dememek elde mi?
Belki elimizde.
Zamanı dolu dolu yaşamak elbette elimizde. Zira, bu hayat bizimse; bize vakfedilmiş “o zaman” bizimdir. Onun için zaman, “zamanı gel-ince”yi beklemez, zaman ertelenmez.
Geniş zamanlar ve güzel zamanlar dileğimizle, zamanı kullanmasını iyi bilelim sözü hepimize…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
şuan bunun bunalımındayım geleceğimin kaygısındayım....
