• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0

    Onay Sokrates Düştü Aklıma (Nedense?...)

    Sokrates Düştü Aklıma (Nedense?...)

    Sancılı günlerden geçiyor yüreğim ve aklım. Yaşadığım ülkem sıkıntılı; günlük yaşam sıkıntılı, geçim derdi, ideallerin yitip gitmesi, herkesin kendisini kurtarma telaşı; yaşam ilkelerinin pörsümesi, adeta ilkesizliği ilke edinmek ve sorgulamadan bir sinmişlik içinde yaşamayı yeğlemek ... daha nice olumsuzluğu sıralamak mümkün; mümkün de , bunun nedenlerini bulmak, irdelemek ve çözümler üretmek ... herkes üstüne düşeni kendince yaptığı sanısında ...

    Sokrates (İ.Ö 469 – 399 ) düştü akılma nicedir. Bir yaşam filozofu, “sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez” diyebilen asırlar öncesinin sesi ... Ona göre, bu kainatta bilinebilen tek konu, insandır. Kendi kendini bilmek becerisini gösteren, erdemli ve mutlu insan. Hiçbir şey bilmiyorsak bile, “ne olmamız lazım geldiğini” bilelim diyen bir ahlak filozofu. “Bilmek erdemdir; bilmeyen kötüyü yeğleyecektir; insan bile bile kötülük yapmaz, bilmediği içindir; bilgisizlik erdemsizliktir.” diyen bu ses, yeniden yeniden düşünmemi, sorgulamamı, ve eleştirel gözlerle dünyaya, yaşama bakmamı sağlayan bu ses, bana yeniden “insan”ı sorgulatıyor. İnsanı anlama, bilme ve tanıma çabalarım yeniden yeniden başlıyor. Bir bilinmezlik gibi insan; bir giz gibi, hem açık hem değil. Hem anlaşılır hem karmaşık. İnsanın özellikleri sıralanırken sınırlar koymak gerekiyor; her bir insan ayrı ayrı özellikler içinde, kendince belirlediği ya da belirlediğini sandığı yaşam yorumu ile yol alıyorken, başka başka insanlarla birlikte ve başka yaşamları da derinden etkileyerek, biçimleyerek yol alıyorken ya da aldırıyorken, “insan olma” yı bilmek de düğümleniyor her şey.

    Kim kendini bilebiliyor ve kim kendi gibi başkalarını da bilmek için gayret ediyor? Herkesin iyisi kendine, sınırsız bir özgürlük içinde varolmak ve hesap vermemek kimseye ... her ediminden kendince sorumlu olmak ve “ben”den başkasını umursamamak ... hiçbir toplum içinde mümkün olmayan bu belirlenimler, dizginlenemez bir bencillikle yaşamı sürdürmeler ve sonuçları : hüsran, acı, başarısızlık, yok oluşlar ... tam bir afet; insan afetleri, kıyımlar, savaşlar, ölümler ve şiddet ... “ahlaksızlığı ahlak edinmek” mi? Ahlak dediğimiz “insan olma yolunda yürümekse “, insan olmak ne demek? Kim belirliyor bu ölçütleri; tam bir görecilik içinde bulunca kendimizi bir karmaşa doğuyor ister istemez; ama herkes “sorumluluk” duygusuyla bezenir ve özgürlük, hak, hukuk, ve iyiyi isteme, hem kendi iyiliğini hem de genelin iyiliğini isteme gibi bir denge bulma çabası içinde bulunursa , yetiştirirse kendisini ve yetkinleşmek için çabalarsa .... yani; bilmek için, erdemi bilgiyle yakalamaya ve yaşatmaya çabalarsa ....

    Sorgulanmalı, yaşam sorgulanmalı; nasıl yaşamak istediğimize karar vermeli , olumsuzu yakalamalı, eleştirmeyi öğrenmeli; eleştiriye tahammül etmeyi ve “ iyi “ için çalışmayı ...

    “Kendini tanı!” , “Kendini Bil!” : Bunlar Sokrates’in yaşam ilkeleri ...

    “Bize yol gösterecek olan aklımızdır.” diyen yine Sokrates. “Akıl, yapılması gerekenle, kaçınılması gereken arasında insanın doğru bilgiye varmasını sağlayan en önemli özelliği ise, bu “AKLI” kullanmamak niye?

    Sokrates’in dediği gibi, sorgulamak ve eleştirmek , akıl yoluyla, doğruya varmak için, yaşamın gerekliliği...

    Erdem, bilmekle mümkün. Bilmek , düşünmekle, sorgulamakla; insan üzerinde çalışmakla, emek vermekle, önce kendini anlamak ve bilmekle ... sonra karşındakini, ötekini, kendinmiş gibi sevmekle / saymakla ....


    Sokrates, ah Sokrates!


    29 mayıs 2006 / İstanbul.

    SİBEL ÖZTÜRK GÜNTÖRE
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  2. #2
    vAlinOr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-05-2005
    Mesajlar
    5,712
    Karizma Gücü
    9
    bu günlerde ben de düşünüyorum bu kötü gidişi..
    hele dün haberlerde bir gencin annesinin gözü önünde bıçaklanarak öldürülmesini izlediğimde kanım dondu..

    nerede yaşıyoruz biz? ne oldu bizim insanlarımıza? nerde o dillere destan hoşgörü, sıcakkanlılık, Türklük?

    her geçen gün insanlar daha da kötüye gidiyor kendini daha da kaybediyor..
    ama düşünse, kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmasa ve bilinçlense keşke..

    grup psikolojisiyle birbirlerini azdırıyor halk..
    herkes birbirinden görerek daha da beterini yapıyor beterin.
    biz ise sadece seyrediyoruz bugün neler olmuş diye.
    kadınlarımız sabah programlarında birbirlerini yiyor, tanımadıkları insanlar için kavga ediyor.. o tanınmayan ama birden tanınan insanların hali ise daha da perişan..
    bir umutla kolay yoldan zengin olma hevesiyle atılıyorlar maceraya sonra halkın oyuncağı oluyorlar ister istemez..

    gençlerimiz mafya dizilerine özenmiş..
    her okulda bıçaklar, silahlar, sopalar vs..
    eğitimini bırakmış dövdüğü adamlarla kendine saygın bir yer edinme peşinde. ve onları gören küçükler de şimdiden başlamışlar çetecilik oynamaya.
    geçen yıllarda bir çocuk diğer bir çocuğa "reis" diye seslendi. ve "reis" gördüğü bir köpeği boğazından kesme isteğini anlattı bana. "ben bir sürü köpek kestim inanmazsan ona sor.."

    aferin dememi bekledi..
    öyle söylemişlerdi belli ki örnek aldığı abileri tarafından. yaptığının yanlış olduğunu anlatmamı dinlemekten sıkıldı. çocuğun kafasında doğru kavramları yerleşmiş zaten, kim, nasıl değiştirebilsin?

    babalarımız kahvede, kumarda hala..
    hiç düşünmeden bellediklerini çocuklarına aktarıyor. ve o çocuklar da töre denilen sistemin gerektirdiği şekilde bacısını öldürüyor hiç duraksamadan.. annesini öldürüyor oğlu canlı yayında başını açtığı için.

    öğretmenimiz haykırıyor..
    tehdit ediliyoruz, çocuklar ensest ilişki maduru, tüm öğrencilerde kesici altler var, çocuklar öğretmenlerini dövüyor diye..

    ne değişiyor?

    bir annesiyle kızı yürüyor akşam saatleri evlerine dönüyorlar..
    bir gaspçı geliyor ve annenin çantasını almaya çalışıyor. kadın direnince çıkarttığı falçatayla kadının burnunu kesiyor.. yanlış okumadınız kadının burnu kesiliyor ve kızının da boynunu falçatayla kesiyor..

    hiçbir apartmandan bir yardım gelmiyor.
    karşılarındaki jandarmadan yardım istiyorlar jandarma kapıdan sadece bir bez ve tentürdiyot veriyor..
    güçleri yetmiyor çetelere karışamıyorlar..

    akşam saatlerinde düşünmeden yürünmüyor sokaklarda.
    her akşam annelerimiz arıyor sağ mısın diye.

    gençlerle sokak röportajları yapılıyor..
    galatasarayın kuruluş tarihi soruluyor.. cevaplar ardı ardına "bin dokuz yüz beeeeşş" bunu bilmede ne var der bir ifadeyle..
    ardından "cumhuriyetin kaç yılında ilan edilmiştir" diye soruluyor..
    ııhhh hmmmm 19 mayıs 1920, 29 ekim 1920, 1927...
    hiç abartmıyorum programın montajında bulundum ve tek bir gencimiz bile bu soruya doğru cevap veremedi..
    ve biz hala bangır bangır cumhuriyet gençlerimize emanet diye bağırıyoruz..
    gençlerimize sorun bakalım cumhuriyetin ne olduğunu biliyorlar mı?
    "yaaaa rezil olduuumm çekmeyin artıııkk" gibisinden sözlerle yakınıyorlar. düşündükleri rezil oldukları, ötesi değil..
    mimarlık bölümünden mezun olmuş bir gencimiz beşgenin iç açıları toplamını bilemedi.. kimse bilemedi ama onun bilememesi daha bir iç karartıcı..
    ve daha bir sürü cevapsız sorular..

    bilge arkadaşımız geçen ay 2023 yılında cumhuriyet nasıl olabilir diye bir yarışma başlatmıştı..
    işte benim düşüncelerim..
    kaç yılda bir seçim yapıldığını bilmeyen gençler, cumhuriyetin kaç yılında ilan edildiğini bilmeyen gençler, beyinleri her geçen gün saçma sapan fikirlerle yıkanan gençler cumhuriyeti, demokrasiyi "free takılmak" olarak algılıyor. sevgilisiyle serbestçe öpüşebilmek, bi yerlerini açabilmek, geçen günkü giydiği kotunu giymek zorunda olmamak..

    düşünüyorum o halde varım demiş descartes..
    düşünen bir toplum olmadığımız sürece, ne yaptığımız hakkında bir fikrimiz olmadığı sürece aydınlık yarınlar beklemek, kendi kendimizi uyutmak olur, keloğlanın prensesle evlenmesi gibi..

    not: açtığın konu için teşekkürler ebruli bunları dökebileceğim, kusabileceğim biryerler arıyordum rahatladım
    Antizopa Farklı Renklerin Dostça Birlikteliği


    Bir özlem yüreğimde
    bir zamanlar bilinen güzel valar diyarı
    ne kadar neşeli olsa da şarkılarım, hepsinin içinde bir keder, özlem vardır valinor'a..

    Belirsizliklerini kırmaya çalışmak için hayatın, bugün gidişlerimiz, yarın gelişlerimiz, bekleyişlerimiz yani ve umut; ilacı yüreğimizin, ne müthiş bir kombinasyon, ne kadar da hayat..

  3. #3
    ramsis_mısır237 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-03-2006
    Mesajlar
    586
    Karizma Gücü
    0
    sagol arkadaŞ İLGİ &#199KİCİ BİR YERE DEĞİNMİŞSİN
    Adresime yazılmış bir mektup gibi
    Açmadan açılmadan anlamış gibi
    Cevabı önceden verilmiş gibi
    Onu beklediğimden haberi vardı

    Uzakta olsa da içimde gibi
    Bir katri çiçeği koklamış gibi
    Yağmurda dudağı dudağım gibi
    Öylesi sıcacık bir kalbi vardı

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. ABD nedense o bayrağı görmemiş
    2005 Konuları bölümünde mavzer tarafından açılmış
    Yanıt: 9
    Son Mesaj: 04.08.05, 16:00

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •