Sokrates Düştü Aklıma (Nedense?...)
Sancılı günlerden geçiyor yüreğim ve aklım. Yaşadığım ülkem sıkıntılı; günlük yaşam sıkıntılı, geçim derdi, ideallerin yitip gitmesi, herkesin kendisini kurtarma telaşı; yaşam ilkelerinin pörsümesi, adeta ilkesizliği ilke edinmek ve sorgulamadan bir sinmişlik içinde yaşamayı yeğlemek ... daha nice olumsuzluğu sıralamak mümkün; mümkün de , bunun nedenlerini bulmak, irdelemek ve çözümler üretmek ... herkes üstüne düşeni kendince yaptığı sanısında ...
Sokrates (İ.Ö 469 – 399 ) düştü akılma nicedir. Bir yaşam filozofu, “sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez” diyebilen asırlar öncesinin sesi ... Ona göre, bu kainatta bilinebilen tek konu, insandır. Kendi kendini bilmek becerisini gösteren, erdemli ve mutlu insan. Hiçbir şey bilmiyorsak bile, “ne olmamız lazım geldiğini” bilelim diyen bir ahlak filozofu. “Bilmek erdemdir; bilmeyen kötüyü yeğleyecektir; insan bile bile kötülük yapmaz, bilmediği içindir; bilgisizlik erdemsizliktir.” diyen bu ses, yeniden yeniden düşünmemi, sorgulamamı, ve eleştirel gözlerle dünyaya, yaşama bakmamı sağlayan bu ses, bana yeniden “insan”ı sorgulatıyor. İnsanı anlama, bilme ve tanıma çabalarım yeniden yeniden başlıyor. Bir bilinmezlik gibi insan; bir giz gibi, hem açık hem değil. Hem anlaşılır hem karmaşık. İnsanın özellikleri sıralanırken sınırlar koymak gerekiyor; her bir insan ayrı ayrı özellikler içinde, kendince belirlediği ya da belirlediğini sandığı yaşam yorumu ile yol alıyorken, başka başka insanlarla birlikte ve başka yaşamları da derinden etkileyerek, biçimleyerek yol alıyorken ya da aldırıyorken, “insan olma” yı bilmek de düğümleniyor her şey.
Kim kendini bilebiliyor ve kim kendi gibi başkalarını da bilmek için gayret ediyor? Herkesin iyisi kendine, sınırsız bir özgürlük içinde varolmak ve hesap vermemek kimseye ... her ediminden kendince sorumlu olmak ve “ben”den başkasını umursamamak ... hiçbir toplum içinde mümkün olmayan bu belirlenimler, dizginlenemez bir bencillikle yaşamı sürdürmeler ve sonuçları : hüsran, acı, başarısızlık, yok oluşlar ... tam bir afet; insan afetleri, kıyımlar, savaşlar, ölümler ve şiddet ... “ahlaksızlığı ahlak edinmek” mi? Ahlak dediğimiz “insan olma yolunda yürümekse “, insan olmak ne demek? Kim belirliyor bu ölçütleri; tam bir görecilik içinde bulunca kendimizi bir karmaşa doğuyor ister istemez; ama herkes “sorumluluk” duygusuyla bezenir ve özgürlük, hak, hukuk, ve iyiyi isteme, hem kendi iyiliğini hem de genelin iyiliğini isteme gibi bir denge bulma çabası içinde bulunursa , yetiştirirse kendisini ve yetkinleşmek için çabalarsa .... yani; bilmek için, erdemi bilgiyle yakalamaya ve yaşatmaya çabalarsa ....
Sorgulanmalı, yaşam sorgulanmalı; nasıl yaşamak istediğimize karar vermeli , olumsuzu yakalamalı, eleştirmeyi öğrenmeli; eleştiriye tahammül etmeyi ve “ iyi “ için çalışmayı ...
“Kendini tanı!” , “Kendini Bil!” : Bunlar Sokrates’in yaşam ilkeleri ...
“Bize yol gösterecek olan aklımızdır.” diyen yine Sokrates. “Akıl, yapılması gerekenle, kaçınılması gereken arasında insanın doğru bilgiye varmasını sağlayan en önemli özelliği ise, bu “AKLI” kullanmamak niye?
Sokrates’in dediği gibi, sorgulamak ve eleştirmek , akıl yoluyla, doğruya varmak için, yaşamın gerekliliği...
Erdem, bilmekle mümkün. Bilmek , düşünmekle, sorgulamakla; insan üzerinde çalışmakla, emek vermekle, önce kendini anlamak ve bilmekle ... sonra karşındakini, ötekini, kendinmiş gibi sevmekle / saymakla ....
Sokrates, ah Sokrates!
29 mayıs 2006 / İstanbul.
SİBEL ÖZTÜRK GÜNTÖRE


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

KİCİ BİR YERE DEĞİNMİŞSİN
