Durursa dursun



Sanırım artık hepimiz bu gerçeğe alıştık. Evet, bu son yaşananlara ekonomik kriz demiyoruz daha. Ama sonunda yaşanan ciddi bir ekonomik çalkantıdır. Başlayalı da bir ayı geçtiği için, kalıcı etkileri olacağından artık hepimiz eminiz.

Uluslararası basında yazılan ve söylenenlere bakılırsa, dünya uzun yıllardır süren “cicim aylarından” artık çıkmış. Özellikle de serpilmekte olan ülkeler (emerging markets) bu çalkantıdan en çok etkilenen pazarlar olacaklarmış.

Yine de biz Türkler şanslıyız.

Türkiye’nin önünde iki şansı var: Birincisi yaz aylarına girmiş olmamızdır. Türkiye’de yaz aylarında döviz yokluğundan kaynaklanan bir ekonomik çalkantı olasılığı bizce oldukça düşüktür. Üstelik piyasamızın bir çok önemli oyuncusu, “yahu ben kazandığım bu kadar paranın zevkini şimdi süremezsem ne zaman süreceğim?” dürtüsü ile yaz aylarında sahil beldelerimize kaçacağı için, piyasalarda da önemli çalkalanmalar olmayacaktır.

İkinci şansımız, artık belki de siz buna şanssızlık mı dersiniz o kadarını bilemeyiz, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik görüşmelerine başlamış olmasıdır. Bu dünyada, ABD yönetimi altına girmek ve ülkenin ulusal parasını ABD doları yapmaktan sonra, sanırız ekonomik anlamda ikinci en itibarlı durum, AB ile tam üyelik görüşmeleri yapmaktır.

İnanınız ki, AB’nin tam üyesi olmak bile, AB ile tam üyelik görüşmesi yapmak kadar size uluslararası alanda güvenilirlik kazandırmaz! Çünkü bir kere tam üye olunca, artık evlilik cüzdanına imza atmış genç delikanlı gibi, göbeği salmak olasıdır... Çünkü tam üye olarak size her istenileni yaptırmak o kadar da kolay değildir. İşte İtalya örneği. Avrupa Para Birliği'ne katılmak isteyen Litvanya, enflasyon oranı sadece yüzde 0,1 yüksek diye birliğe alınmamıştır. Halbuki Euro bölgesinin kurulduğundan bu yana üyesi olan İtalya, bütçe açığı kıstasında izin verilen açığın nerede ise iki katına çıkmasına karşın, duyulan sesler hiç de o kadar yüksek değildir!

İşte tam üyelik görüşmeleri de böyledir... İçeri girene kadar, incik cıncık her şeye bakacaklar, her şeyi sorgulayacaklar, her şeyi irdeleyeceklerdir. Ama bir kere içine girince de AB kurallarını o kadar da takmanız gerekmeyecektir...

İşte içinden geçmekte olduğumuz bu çalkantılı günlerde AB ile tam üyelik görüşmelerinin başlamış olması, ekonomimiz açısından bu nedenle bir şanstır. Ama siz kalkıp da, hem de başbakanınızın ağzından, “biz Rumlara limanları açmayacağız. Tam üyelik görüşmeleri de durursa dursun” yollu demeçler verirseniz işte o şans bir anda çok büyük bir şanssızlık olarak karşınıza dikilir.

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey, “Rumlara limanları açmayacağız. Tam üyelik görüşmeleri de durursa dursun” demecini ilk kez Cuma günü sanayicilere yaptığı bir konuşmada söyledi.

Önce kulaklarımıza inanamadık! AB Devlet ve Hükümet Başkanları Brüksel’de toplantı halindeydiler. Önlerindeki en önemli iki gündem maddesi (aslında Türkiye’nin en önemli etmen olduğu nedenler yüzünden Fransa ve Hollanda’da geçen yıl reddedilen) Avrupa Anayasası ve Türkiye’nin tam üyeliği idi. Daha dört gün önce Pazartesi günü, tam üyelik görüşmeleri çok sancılı bir biçimde gece yarısından sonra başlayabilmişti.

Ama ne gam! Tayyip Bey dikleniyor: “Rumlara limanları açmayacağız. Tam üyelik görüşmeleri de durursa dursun”. Şaka gibi değil mi?

Hadi diyeceksiniz ki, “o ortamda kızdı. Söylememesi gereken bir tümceyi söyledi”. Yok olur mu? Hem de hiç değil! Cumartesi günü bu kere aynı tümce, AKP İstanbul İl kongresinde yineleniyor. Ama bu kere başka bir eki daha var: “Dik duracağız, ama diklenmeyeceğiz...”

Bunun adı dik durmak mı şimdi?

Yoksa oyun bozanlık yapmak mı?

Türkiye’de birçok kişiyi kandırabilirsiniz, ama AB konusunda gelişmeleri izleyen insanlar o kadar kolay kandırılır mı? Yani AKP Hükümeti, eğer AB ile tam üyelik görüşmelerini sürdürmek istiyorsa, 3 Ekim 2005’de taahhüt ettiği gibi:

2006 yılı sonuna kadar, Türk hava ve kara limanlarını, Kıbrıs Rum bandıralı bütün araçlara açacaktır.

- Tam üyelik görüşmeleri sona erip Türkiye’nin AB tam üyesi olması kararı da verilince (umarız on ya da on beş yıl içinde), Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi hükümeti olarak tanınacaktır.

Ama sizin aklınızdan ilk baştan beri Türkiye’yi AB’ye sokmak değil de, AB sopası ile Türkiye’de askerleri yola getirmek ya da iç dinamikler nedeni ile bir türlü çözemediğiniz başörtüsü sorununu çözmek vardıysa, zaten artık bugün AB ile görüşmelerin ilerlemesini istemeyeceksinizdir.

Ertuğ Yaşar




kaynak = www.referansgazetesi.com