• Reklam

Anket: Değerlendirme...

+ Konuyu Yanıtla
8 sonuçtan 1 --- 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0

    Üç Aynalı Kırk Oda (Murathan Mungan) Özeti, Konusu, Karakterleri ve Yorumları

    Üç Aynalı Kırk Oda/Murathan Mungan...



    Yayınevi : Metis

    Basım Yılı : Mayıs/99

    Sayfa Sayısı : 392

    Murathan Mungan ilk hikâye kitabı Son Istanbul'u 1985 yılında yayımladı. 1999'da yayımladığı Üç Aynalı Kırk Oda ile altıncı kitabına ulaşırken, hem usta bir anlatıcı, hem de geniş bir okur kitlesi tarafından çok sevilen bir yazar olduğunu kanıtladı. Kitap üç baskı halinde 80 000'lik bir satışa ulaştı. Üç Aynalı Kırk Oda Mungan'ın üç uzun hikâyesini bir araya getiriyor: Alice Harikalar Diyarında, Aynalı Pastane ve Gece Elbisesi.
    "Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kâğıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz."
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  2. #2
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    Kitabın İncileri

    Ne zaman içime biraz fazla baksam, yükseklik korkum depreşir..

    "çirkin" demenin bile yetersiz kaldığı, bütün tanımların dışına taşan, bütün kategorileri alt üst eden bambaşka bir umutsuzluk noktasıydı bu yüzün vardığı yer. 17

    .adı konmamış ama her iki tarafın da yüreğinde sakladığı sessiz bir sözleşme.. 18

    "Hayır", "Asla", "Unut", "Evet" gibi kesin ve tartışma payı bırakmayan yanıtlar.. 18

    ..sanki herşeyi onun onaylaması gerekiyormuş gibi bir kanı uyandırır, ya da herşeyi ona onaylatmak gerekiyormuş gibi bir kanıya insanlar kendiliğinden kapılırlardı. 19

    En uzun yaptığı iş bulaşıkçılıktır. Çünkü bulaşık yıkarken, bir çeşit ruhsal arınma duyduğunu kendi de söyler. 21

    ..insanların alışkanlıklarından kolay kopamadıkları düşünülünce, bu da "anlaşılır" birşey olup çıkar. 21

    Kızların masum kalması çok zordur. 119

    Dünya, sanki varolmak için değil, kaybolmak için bulunduğumuz bir yer. 125

    Bazı mekanlar, masallar vaat ederdi. 128

    Güzellik çeşit çeşittir. Kimi güzellikler görülür, kimileri gösterilir, kimileri saklanır, kimileri kabul ettirilir. Herşeyden önce sen, kendi güzelliğinin hangisi olduğuna karar vermelisin. 136

    Bir şairin öylesine söylediği laf: "Biri gelse beni olduğum gibi sevse!" Benim için budur aşk!
    Güzel söz. Ama söyleyen de biliyor, kimsenin kimseyi olduğu gibi sevemeyeceğini. 137

    Bak, bütün kadınların ortak bir yanılgısı vardır. Hepsi de diğer kadınlardan farklı olduklarını zannederler. Kendilerinde olup da diğer kadınlarda olmayan birşeye sahip olduklarını düşünürler. Bu yüzden de, başka kadınların yaşadıklarına pek kulak asmazlar, başkalarının tecrübelerinden birşey öğrenmezler.. 143

    Aramızdaki herşey, bir bardak su kadar sade olmalı. 145

    Ölümlü bir varlık olan insanın, hayattan alacağı en büyük intikam, zamanı en iyi biçimde kullanmayı öğrenmektir. 145

    Herkes, bir başkası olmak ister aslında..Bu yüzden kimse kendisi kalamaz. Bütün romanlar, hikayeler, piyesler, filmler bunun içindir; insana bir başkası olma imkanı sunmak için.. 148

    Çok kullandığı halde anlamını hiç yitirmemiş sözcükler kullanıyordu. 159

    İlgi duymadığım erkeğe karşı feminist, ilgi duyduğum erkeğe karşı köle olabilirim. Çağımızın ideal kadınlarından biri olabilirim. Sevmek istiyorum ama sevmeyi öğrenmek istiyorum önce. 160

    Kimsenin "Hayır" diyemeyeceği biri olmak mümkün müdür? 172

    Doğru masal olmadığı gibi, doğru yer, doğru zaman, doğru kişi diye birşey yoktur. Varoluş, hepten bir yanlışlıktır belki de. Hepimiz saçmasapan tesadüflerin esiri olan hayatlar yaşıyor ve bu hayatların altında bir düzen arıyor olabiliriz. Sonuçta, bize kelimeler ve hikayeler kalıyor yalnızca. Hatıralarla pişmanlıkları saymıyoruz bile.. 172

    Kader dediğimiz şey, insan hayatının gizi çözülmemiş fizik kanunlarıydı belki de. 174

    Asıl önemlisi ne istediğini bilmeyen erkeklerin, gerçekte ne istediklerini onlardan önce bilmektir. Onlara kendini buldurmaktır. 183

    Bir kadının aradığı o bir tek erkek, her zaman için hayali bir varlıktır. Hiç olmamıştır..
    Her erkekte, aradığın erkeğin yalnızca bir parçasını bulursun. 191

    Her şey birgün anı olur. 192

    Unutma bir büyük yazarın dediği gibi, en iyi intikam şekli, kayıtsızlıktır. 194

    Deneyimlerse, büyük ölçüde kaybetmekle kazanılıyor. 211

    Bazı umutlar başka zamanlarındır. 231

    Katlanmış kağıttan kesilerek yan yana çoğaltışmış kağıt bebekler gibi birbirinin aynı olan bu kadınlar, yıllar yılı yan yana yaşamaktan, hep aynı kelimelerle düşünür, aynı kelimelerle konuşur hale gelmişlerdi.
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  3. #3
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    "Aynalı Pastane", s. 111-114

    Kasada oturuyordu bütün gün. Tuşları, tuşların üzerindeki rakamları, uzun, biçimli tırnaklarını, tırnaklarının ışıyan cilasını görüyordu en çok. Tuşlara basmaktan tırnaklarının cilasının biraz daha aşındığını görüyordu. Bu, ona ömrünü düşündürüyordu, bir ömrü olduğunu; akıp giden zamanı... İşinin ona sunduğu alabildiğine gündelik, sıradan ve bayağı bu örnekte yaşamına ilişkin bir "metafor" buluyordu. Hayat: Aşınan tırnak cilası... Sen istediğin kadar tuşlara bas dur! Zaman hiçbir şey olmadan geçiyor!
    Kasada oturuyordu bütün gün. Bütün dünyayı buradan görüyordu. Bunlarla görüyordu. Ona, dünyayı bunlar sağlıyordu. Geriye dünya kalmıyordu oysa, geriye hiçbir şey kalmıyordu, olsun. Başka bir hayat bilmiyordu. Kasa ona emanetti. Patronların güvenini kazanmıştı. Özellikle para konusunda çok titiz, çok dikkatliydiler; başka şeylere fazla karışmazlardı. Üstelik fazladan herhangi bir şey yapmadan kazanmıştı onların güvenini. Olduğu gibi davranmıştı yalnızca, kendi gibi, her zamanki gibi, kimseyi bir şeye inandırmaya, ikna etmeye çalışmadan. Hayatta da böyleydi. Fazladan gayret göstermeye hiç inanmazdı. Yaşamın akışını hiç zorlamazdı. Her şeyi zamanın akışına bırakmakta kendiliğinden kazanılmış bir ustalığa sahipti. Belki de bu yüzden kazanmıştı güvenlerini. Yaşamda birçok şeyi, belki de bu yüzden yitirdiği gibi...
    Kasanın tam karşısına düşen duvar, boydan boya aynaydı. Yaldızlı ayna. Bu yüzden adı Aynalı Pastane'ye çıkmıştı buranın. Herkes pastanenin kendi adını bırakmış, "Aynalı Pastane" demeye başlamıştı. Kimi zaman aynadaki paslı beneklerle uçsuzlaşan kendi derinliğine dalar giderdi. Dudaklarını kıpırdatmadan uzun uzun konuşurdu, kendiyle konuşurdu. Daha çok yeni sevgililer, köşe-bucak kaçamağı yapan çiftler gelirdi pastaneye. Gözlerden ırak masalara, tenha köşelere çekilir, birbirlerinin ağızlarının içine düşerek mırıl mırıl konuşur, cilveleşir, öpüşür, koklaşır giderlerdi. Oturduğu yerden hepsine hikâyeler uydurur, gelecekler kurar, ilişkilerini kendi kafasında yeniden yazardı. Evlensin istediği çiftler olurdu, mutlu olsunlar, ömür boyu hiç ayrılmasınlar istediği çiftler olurdu, kavgalarına tanık olduğu çiftler olurdu, ayrıldıklarına çok üzüldüğü çiftler olurdu, evliliklerinden memlekete zarar geleceğini düşündüğü, her davranışlarına "sinir olduğu" burnubüyük çiftler olurdu. Daha görür görmez uzun sürmeyeceğini anladığı ilişkiler olurdu. Epeydir ortalıkta görünmedikten sonra, bir gün yalnız başına çıkıp gelen birinin, nedense anılarının izini sürdüğünü düşünür, onunla birlikte içlenir, hüzünlenirdi. Kasanın başında ve aşkın merkezinde oturduğunu düşünürdü. Bir eski çağ masalcısı gibi aşklara hikâyeci olduğunu düşünürdü. Sezgilerini ve gözlemlerini önemserdi. Müşterilerle özel ahbaplıklar, yakınlıklar kurmamaya özen gösterirdi. Patronların temel ilkesiydi zaten bu. Her müşteriyi ilk kez görüyormuş gibi yapacaksınız, diyorlardı; öyle yapacaksınız ki, rahat girip çıksın buraya. Kendini hesap vermek mecburiyetinde hissetmesin, diyorlardı. Çoğunun karısı vardır; babası, ağabeyi vardır. Onları tanımadığınızı düşünmelerini sağlayın. İlk defa görüyormuş gibi yapın. Böylece, kaçamakları konusunda içleri rahat eder. Güven duyarlar. Unutma, insanlar kandırılmak ister!
    Ama, onun müşterilere karşı gösterdiği bu kayıtsızlık, patronlarının gönlünü hoş etmekten çok, kendi içe kapanışından kaynaklanıyordu. Buraya gelenler, tıpkı film kahramanları gibi, yalnızca maceralarını seyrettiği insanlar olmalı ve öyle kalmalıydılar; onlara ilişkin kimi meraklarını nasıl olsa kendi hayal gücünün tamamladığını düşünüyordu. Herkes onun hayal ettiği kadar kalmalıydı. Onların gerçek hikâyelerini yüklenmek istemiyordu. Onları, kendine ait sözcüklerle konuşturuyor, kendine ait sözcüklerle tanımlıyordu. Onların kendi sözcüklerini, kendi ağızlarından duymak istemiyordu. Burada bir kuyudaydı ve bol yıldızlı bir gökyüzüne bakarak hayal kuruyordu. Düştüğü kuyuyu ancak kendi masalları anlamlandırabilirdi. Çocukken aile albümlerindeki ölmüşlerin resimlerini yan yana koyar, onları konuştururmuş. Şimdiyse, yaşayan, karşısında duran, gözlerinin önündeki bu insanları konuşturuyor; burada, şu pas benekli aynalara vuran masaların soluk yansısında, sihirli hikâyelerden bir dünya kurmayı öğreniyordu. Koca bir dünya. Hep ilk aşkların taze heyecanlarını duyan genç sevgililer değildi gelenler tabii. Her gelişlerinde yanlarındakini değiştiren macera düşkünü hızlı çapkınlar, kart zamparalar, film yıldızlarından çaldıkları pozlara kendini fazla kaptırmış, saçları bolca sürülmüş briyantinden yağlı yağlı parlayan, etrafa kötü kötü sırıtan genç adamlar gelirdi. Sonra para karşılığı çalıştığını düşündüğü kızlar... Bu kızlar başlangıçta daha kötü giysilerle, daha bakımsız bir halde gelir; iğreti oturur, suçlu gözlerle etrafa bakınır, bir fincan çay istemeye bile çekinirler; bir süre sonra, yanlarındaki erkekler değişmeye; üstleri başları toparlanmaya; saçlarının rengi açılmaya başlar; ilk geldiklerindeki çekingenliklerini atarlar üzerlerinden, garsonu başka türlü çağırmaya başlarlar; seslerine bir genişlik gelir, elleri kolları serbestler, hatta yavaş yavaş küstahlaşırlar; kendilerini savunmayı öğrenmişlerdir, giderek yırtıklaşırlar; eğer "mesleklerinde" ilerlemişlerse, yeniden alçakgönüllü ve kibar görünmeyi, etrafa iyi muamele etmeyi, güler yüzlü ve nazik davranmayı, alçak sesle konuşmayı ve kendinden emin olmayı öğrenirler. Artık tehlikeyi aşmış demektir bunlar. Paranın her şeyi satın aldığı güvenli ve vaat edilmiş topraklardadırlar şimdi. Böyle bir çizgisi vardır kaderlerinin. Bir süre sonra ise, artık hiç gelmez olurlar. Kimi daha iyi yerlere yükseldiği, kimi tutunamayıp daha kötü yerlere düştüğü için. Onun için onların hikâyeleri burada biter. Gerisi başka yerdedir, başka tanıklıklar gerektirir. Başka sözler... Kasanın altındaki kendi "şahsi eşyalarını" koyduğu çekmecede her zaman bulundurduğu şömiz ciltli, sayfaları dağılmış sözlükte bundan sonrası için sözcük yoktur. Yalnızca boş sayfalar...
    Aliye ise bu kasanın başından hiç kalkmaz. Kasanın ötesini düşünmek de istemez. Kasa, onun için güvenli bir yaşamın sınırıdır. Önünden geçen kurbanlar ve kahramanlar ona değmesin ister. Onun başını beklediği şeyin, rakamlar ve kelimeler olması gerektiğini düşünür. Sırları uçuklamış aynanın pas benekli yüzeyinden hızla gelip geçen görüntülere gömülüp kaybolan hikâyelerin ardına düşmek istemez. Orada bırakır. Hiçbirinin hikâyesinde yol almaz.
    Ortaokul sıralarındaki acemi, sarsak kenar mahalle aşklarını saymazsak eğer, kendi sevgilisi olmadı hiç. Ticaret lisesindeyken zaten pek parlak bir öğrenci değildi, kendini genç yaşta bu kasanın başında buldu. Yaşı küçüktü ama, az paraya çalışacak çok güvenli bir kız bulmuştu patronları. Onu hemen işe aldılar. Sanki bütün hayatı bu kasanın başında geçmişti. "Aynalı Pastane"nin aynasından görmüştü bütün dünyayı. O kadarını ise güzel anlatıyordu. Bir masalcı gibi yaşamaya karşı hiçbir yeteneği yokken, sözcükler ve hayallerle kurduğu dünya, ve kurduğu bu dünya içinde birer masal kahramanına dönüşen, gördüğü bütün bu insanlar, onun görünmez varlığında derin derin soluk alıyor, keskin hatlarla çizilmiş capcanlı karakterlere dönüşüyor, kendilerinden habersiz bir ikinci hayat yaşıyorlardı. Bu da Aliye'nin katlanma gücünü artırıyordu.
    Epey uzun bir süre böyle sürdü bu.
    Ta ki, o, bir gün o kasanın başından kalkmaya karar verene kadar.
    Kendi masalını yaşamaya karar verene kadar.
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Üç ayrı hikayeyi birbirine bağlayan,derin, insanı farklı duygulara sürükleyen,içinde altı çizilmesi gereken çokça cümle barındıran kitap..
    ....

  5. #5
    Misafir Kral_Arthur adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-03-2006
    Mesajlar
    6,163
    Karizma Gücü
    0
    Üç Aynalı Kırk Oda/Murathan Mungan

    uzun bir arayıştan sonra elime geçti ve okuyabildim bu kitabı. çok sürükleyici elimden düşüremedim. bittiğinde ise yarım kaldığı hissine kapıldım. hikayelerin anlatımı o kadar gerçekçiydiki kahramanı benmişim gibi hissettirdi. eğer başka dünyalarda ve başka yaşamlarda olmak istiyorsanız bu kitabı okumanızı öneririm.

  6. #6
    Auf der anderen Seite pulcet1905 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2007
    Mesajlar
    7,789
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    bu kitap bence +16 olmalı..
    (uzun zaman önce okudum.bazı bölümlerini okuduğumda resmen ağzım açık kalmıştı )

    murathan munganın roman türünde okuduğum tek kitabı...bu kitap sayesinde onun türkçeye ne kadar hakim olduğunu ve tam bir sözcük cambazı olduğunu kavramıştım...

    okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi...
    bir yazarın hayal dünyası ancak bu kadar geniş olabilir..kitaptaki 3 öykü de birbirinden ilginç ve sürükleyici..kitabın sonunda bu üç öyküyü birbirine çok iyi bir şekilde bağlaması romanı oldukça orjinal kılıyor...


    +
    yazarın;
    1987 de kırk oda,
    1999´da Üç Aynalı Kırk Oda,
    ilk kitaptan tam yirmi yıl sonra şimdi de Yedi Kapılı Kırk Oda çıkmış piyasaya.
    ilk kitabı okumadım ama 3 aynalı kırk odadan sonra yedi kapılı kırk odayı mutlaka okuyacam


    ilk hikayedeki alice star tiplemesiyle adeta insanın içine işleyen, hayalgücünün eğlenceli sınırlarını zorlayan; ikinci hikayesi aliye'yle hüzünlendiren, toplumsal konularda düşündüren; ali adındaki kahramanın çevresinde gezen son hikayedeki cinsel sapkınlıkların anlamsız tekrarlarıyla okuyucuyu boğan, adeta yazara 'ne gerek niye bunları yazdın kii? hadi yazdın kafama kakmak için mi bu kadar tekrar ediyorsun?'' dedirtecek nitelikte ve nicelikte sapıklık içeren son hikayesiyle ünlü .ayrıca aynalara farklı bakmama neden olan, yazarına zaman zaman hayran olduğum, zaman zaman abartmış dediğim, garip ama içinde okumaya değer ilginç düşüncelerin de bulunduğu kitap.
    Bu mesaj en son " 13.12.07 " tarihinde saat 23:34 itibariyle pulcet tarafından düzenlenmiştir...


    Gretchen: Donnie Darko? Ne biçim bir isim bu böyle? Bir çeşit süper kahraman veya buna benzer bir şeysin gibi..
    Donnie: Sana olmadığımı düşündüren nedir?




  7. #7
    ..No Brain, No Pain.. ..NemesiS.. adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2007
    Mesajlar
    11,282
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    25
    bunun birde 7 kapılı kırk oda versiyonu var daha yeni çıktı

    ben aldığımda akrıştırdım hangisi hangisiydi diye.. kendimle inatlaştık okudum ben bu kkitabı diye.arkadaş dediki 2007 basım daha yeni okuyamazsın. baktım içerikler farklı meğer sadece isim benzerliği imiş. murathan mıngan hayal gücü çok geniş bir adam yazıları ise süper ötesi
    BİR KURDUN KURT SAYILABİLMESİ İÇİN
    ARDINDAN EN AZ ON KÖPEĞİN HAVLAMASI GEREKİR..





    s.k.s.o

  8. #8
    vanilin adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-03-2009
    Mesajlar
    200
    Karizma Gücü
    4
    gerçekten hayal gücü çok geniş müthiş bir yazar murathan mungan. bu kitabı elimden düşüremeden,bir çırpıda zevkle okudum.3 ayrı hikaye var içinde.ben en çok sondakini beğendim. bu kadar müthiş bir anlatım olamaz.hayalkırıklığı,aşk,acı,yalnızlık,bekleyiş bu kadar mı güzel anlkatılır.iyi ki okumuşum bu kitabı...
    ♀Turkforum Kadınlar Kulübü Üyesidir



    Düşünceyle eylem arasında,özellikle safsatayı alışkanlık haline getirmeyenler için herhangi bir çıkmaz yoktur; idrak aksiyonun başlangıcıdır.


 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •