Piyasayı boş ver, sistemi sorgula
“Piyasalarda neler oluyor” sorusuna artık cevap aramaktan da cevap vermekten de vazgeçtim…Size tavsiyem sizler de aynı şeyi yapın…Yalnız şunu bilin; size özellikle siyasi otorite tarafından anlatılan “Türkiye’deki hareket dış piyasalar kaynaklı” söylemi doğru değil… Gördüğümüz hareketin tamamı “Türkiye’nin iç siyasi risklerinden ve bir gurubun ne olursa olsun Cumhurbaşkanı bizden olsun” ihtirasından, birilerinin de bunu kaynak gösterip risk sonucu prim talebinden kaynaklanıyor…Daha da açık konuşmak gerekirse; “Türkiye dışarıdan gelen etki ile böyle oldu” diyenler tek kelime ile “yalan söylüyorlar, hep yalan söylediler”…
Bu noktada, kuru, piyasayı ve ne olduğunu girişte de söylediğim gibi sorgulamayı bırakmak ve “Türkiye’de ne olduğu” sorusuna girmek istiyorum…
Gerçekten Ne oluyor Türkiye’de?
Değerli dostlar, ne oluyor ben arz edeyim; sistem tıkır tıkır çalışıyor, sistemin adamları, “çıkışta” olduğu gibi bu hareketlerde de paraları ceplerine indirirken, olan “sabit bir Türkiye yarattık” sözüne inanan Türk Halkına oluyor. Kısacası; birileri bizi yine itiyor, konjonktürü ve kullanılmayı “ben yaptım” sanan Hükümet de çaresiz seyrediyor. Bu noktada Hükümete sesleniyorum; hani ekonomik mucize yaratmıştınız, hani sizin iktidarınızda kimse halkla oynayamazdı? Ne oldu son 3 ayda? Halk mı kazandı yoksa borsada, düşük kurda, son 4 yılda karı cebe indirip şimdi yüksek faiz ile hüküm sürmeye hazırlanan kesimler mi? Kimseyi kandırmayın sizler de bu sistemin getirdiği ve aynen 57. Hükümet gibi yıkılan finansal kuleler altında götüreceği arkadaşlarsınız…
Değerli dostlar, madem “sınırsız” başladık sınırsız devam edelim ve gelin Türkiye’de sistem nasıl şekillendi, kimler “zenci”, kimler “beyaz” gibi açılımlara birlikte cevap ararken soru-cevap yöntemi ile ilerleyelim…
Soru 1 : Türkiye’de son 50 yılda ne oldu? Özellikle yukarıda tarif ettiğim sistem kimleri dışladı?
Son 50 yılda özellikle 1980 sonrası 'var olmayı diğerlerinden ayrı' olmak sananlar ülkeye hâkim oldu. Elde edilen yüksek faiz geliri ve krizlerin de etkisiyle ortaya 'tepe' dedikleri bir zümre çıktı. Bunlar her alana girdiler. Haklarında 'efendi' olduklarına kadar giden birçok teori üretildi. Siyasi partilerde, sanat, fikir, spor, eğlence dünyamızda hep onlar vardı. Onlar yönettiler, onlar algılattılar, diğerleri baktı. Bir kısmının hayatı magazin programlarına yansıdı. Özellikle dejenere olanların yaptıkları 'renkli dergiler' haline getirilip, '70 milyonun özlediği' ve/veya 'nefret ettiği' hayatlar olarak pazarlandı. 'Taksim'e, Bağdat Caddesi'ne, Nişantaşı'na' yatırım yapılırken, varoşlar ihmal edildi.'En'lerin peşinde koşulurken 'aşağıda' olanlar unutuldu. Birileri 'merkez' oldu, diğerleri 'dışlandı.' Dışlananlar 'sisteme karşı' ideoloji geliştirenlerin eline düştü. Eğitildi, devşirildi, en önemlisi özledikleri 'ait olma' duygusu verildi…
Soru 2 : Bu dışlanma neye yol açtı ? Daha açıkçası; 1980 sonrası belirginleşen tüketim toplumunda, “finans piyasalarındaki kar ve sonrası oluşan dalga ürünü yüksek faizler” birilerinin cebine inerken, bu dinamik topluma nasıl yansıdı?
Cevap çok zor değil, son dönemde gazetelere yansıyan ve her defasında 'aaa' dediğimiz olaylar yaşanmaya başlandı. Kimilerine göre Türkiye'nin merkezi kaydı, kimilerine göre irtica hortladı, kimilerine göre 'zenci Türkler' iktidara geldi.
Soru 3 : Bu yaşadıklarımızın daha doğrusu kurulan sistemin bir süre sonrası ülkeyi “rejim sıkıntısı” çeker hale getirdiği ortamda başka ne gibi alt dinamikler oluştu?
Türkiye'deki siyasi ve ekonomik örgütlenme 1946 sonrası 'merkez olanlar' ve 'çevre halkalar' şeklinde oluşmaya başladı. 1980 sonrası 'seçkinler' sınıfının yaratılması ile tepe noktasına ulaştı, 2000 sonrası ayrım derinleşti. Kimilerine göre bunun adı 'burjuva devrimiydi'. İşte burjuva devrimi! İşte gelinen sonuç…
Yukarıda tarif ettiğimiz yapı içinde Türkiye'de çok ciddi bir 'irtica' tehlikesi oluştu ve yapı 'sistem dışına itilenleri' avlayarak büyümeye devam ediyor. Bu noktada gerçek irtica tehlikesini tespit etmemiz açısından yapmamız gereken bir ayrım var; Türkiye'nin belli bir bölümü aileden gelenek olarak başını örtüyor ve büyük bir bölümü MB Başkanı ataması sonrası 'resim konularak' eleştirilmek istenen şekilde ayakkabılarını kapıda bırakıyor. Bazılarına göre "bu kesim dahi tehlikeli." Bu noktada bir tespit; gözlerimizi daha iyi açarsak 'Türkiye'nin tablosunu' daha net görebilir ve 'kendi ortalama' vatandaşımızı daha iyi tanıyabiliriz..
Bugün hâlâ Gümrük Birliği dahi 'seçkinler' sınıfının imzası ile 'büyük olanı koruyup; "orta ve küçük olana" yaşam şansı tanımayacak şekilde işliyor. Ülkede yüzde 3'lük kesimin varlığı ile yüzde 97'ninki birbirine eşit ve gelir dağılımı 'Güney Amerika'dan bile daha bozuk. 'Elitler' ve 'halk' diye sınıflar oluştu, en kötüsü birilerinin hayatı, diğerlerinin özlemi…
Sonuç : “Dolar 2 lira artmış, 5 lira düşmüş” gibi söylemleri ve sorgulamaları boş verip gelin tablonun genelini anlamaya çalışalım. Ve eğer cesaretimiz varsa; “vatandaş neden rejim ile sıkıntısı olanlara onları “kendilerinden sanıp” oy veriyor diyeceğimize”, gelin sistemi ve sistemin oraya ittiği halk gerçeğini sorgulayalım…
Son söz : 1946 sonrası filizlenen, 1960’ta boy atan ve 1980 sonrası “gelişip”, 1994-2001-2006 arasında olgunlaşan içinde yaşadığımız 'finansal tabanlı' genleşip küçülen, üretimin dışarı itildiği model, sağlıklı bir siyasal yapı ve sağlıklı bir sosyolojik dinamik üretemiyor. Bu noktada 'Türkiye nereye gidiyor' diye sorgulayanlara tavsiyem; ekonomik dengeleri, bu yapı içinde sistem dışına itilip 'zenci' olanları, sistemin üstünde her zaman kazananları ve üretmeyen çarkları analiz ederek işe başlayın!
Not : Şemdinli olayında her şeyin ortaya çıkmasına sonuna kadar taraftarım ama “içinde bölücü ve irticai” unsurlar barındıran basın organları zil takıp oynarken hatta mahkeme ile ilgili bazı bilgileri önceden yazarlarken, olay olmadan orada canlı yayın tertibatı kurup bazı şeyleri bildiklerini belli ederlerken, Yunanistan ve AB aynı gün tesadüf eseri gibi Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine açıklamalar yaparken; “ben bir vatandaş olarak bu dava sonucundan” da “yargılama sürecinin hızı ve yönteminden de” vicdanen rahatsızım…Bu ülke için gözünü kırpmadan canını veren bir Kurumun mensuplarına bu şekilde davranılmasını ve bu davranışın Türkiye karşıtlarının “alkışları” arasında olmasını kabullenemiyorum…
Yiğit Bulut
kaynak = www.referansgazetesi.com


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla