Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır. Konuya geniş açıdan bakıp soruna bir çıkış orijini ararsak sorunun temellerini Fransız İhtilalinin doğurduğu milliyetçilik akımlarına kadar dayandırabiliriz. Yunanistan’ın 1829 yılında bağımsızlığını kazanmasının, ardından 93 Harbi sonrasında Ayastefanos Antlaşmasıyla Bulgaristan’a özerk bir statünün kazandırılmasının, Romanya,Karadağ ve Sırbistan’a bağımsızlıklarının verilmesinin, Batılı Devletlerin Osmanlı’yı bölme istekleri doğrultusunda Ermenilere ilgilerinin artmasının,misyonerler kartının iyi oynanmasının ve nihayet Ermeni Patrikhanesinin ve Kiliselerinin sıkı çalışmalarının sorunun yaratılmasında rolleri büyüktür.
Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.
Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır. Berlin Konferansı çerçevesinde konunun uluslararası gündeme taşınması Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahaleyi gündeme getirmiştir. Anadolu ıslahatı adı altında Osmanlı’ya müdahaleler başlamıştır.
2.SORUNUN ULUSLARARASI GÜNDEME TAŞINMASI
a) AYASTEFENOS(Yeşilköy) ANTLAŞMASI ( 1878)
Rusya Osmanlı Devletinin Avrupa topraklarında yaptığı parçalama girişimlerini Asyada’da hristiyan azınlıklar üzerinde yapmak istiyordu. 93 Harbi esnasında işgal ettiği doğu vilayetlerinde oturan Ermenilerin milliyetçi duygularını harekete geçirecek propogandalar yapmıştır. Bulgar ayaklanmalarını örnek alan Ermeni milleti büyük devletlerden aldığı destek ve yardımlarla olaylar çıkartmaya başlamış Rumeli’de olduğu gibi bu durumda istismar amacı olarak büyük devletler tarafından kullanılmıştır. Rusların tahriklerinden etkilenen Ermeniler aralarındaki tartışmaları bırakıp birlikte hareket etmişlerdir. Aslında Rusya’nın amacı, Ermenistan devleti kurmak değildi. Kendi içindeki Ermeni unsurunu harekete geçirmeyi istemiyordu. Hedefi Balkanlarda yaptığı gibi sempati kazanarak nüfusunu arttırmaktı. Osmanlı Hıristiyanlarının haklarını savunmak misyonunu üzerine alan Rusya Osmanlı İmparotorluğuyla 77-78 savaşına girişmiştir. Ermeniler savaş esnasında Rusya’ya yardım etmekle kalmayıp savaşın sonunda Ermeni patriği Nerses Varje bedyan’ın başkanlığında Ermeni meclisi milleti toplanmış ve Rus çarına başvurmaya karar vermiştir. Çar’a gönderdikleri bir muhtırada Doğu Anadolu’da Fırat nehrine kadar olan bölgelerin Türklere geri verilmeyip, Rusya’ya ilhak edilmesini; bu olmadığı takdirde, Bulgaristan’a ve Bulgar Milletine verilecek imtiyazların, Ermeni milletine de verilmesini, işgal edilen toprakların boşaltılması halinde ise, Osmanlı hükümetinden islahat yapılması için maddi bir te’minat alınmasını ve bu islahatın tatbik ve tamamlanmasına kadar Rus işgalinin devam etmesini istiyorlardı. [1] Bu çalışmaları boşa çıkmamış Ermeni ileri gelenleri Ayastefanos Antlaşmasına Ermenilerle ilgili bir madde koydurmayı başarmıştı.
1856 Paris Barış Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti’nin sınırları güvence altına alınmış gözüküyordu. Fakat Rusya’nın istemeyerek imzaladığı bu anlaşmanın hükümlerini Osmanlı-Rus harbi sırasında bozmasıyla Osmanlı Hükümeti İngiltere’ye başvurarak anlaşma maddelerinin ihlal edildiği duyurusunda bulunmuştur. Antlaşmayı imzalayan devletlerin kayıtsız kalması nedeniyle Osmanlı hükümeti Çatalca’ya kadar gelen Rus ordularıyla antlaşma yapmak zorunda kalmıştı. 3 Mart 1878’de Ayastefanos’da yapılan anlaşma sonucu Karadağ ve Sırbistan bağımsızlıklarına kavuşmuş, Bulgaristan’a dışta Osmanlı Devletine bağlı ama özerk bir statü kazandırılmıştır, Romanya’ya da Dobruca’nın bir bölümü verilmişti.[2]
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması'nın Osmanlı Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:
"Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder".
Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi "Ermeni Sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.
Ermeniler 16.madde ile Ermenistan denilen bir bölgenin varlığı ve idaresinin ıslahata muhtaç olduğu,Ermeni Milleti’nin Kürtler ve Çerkezler tarafından tehdit edildiği gibi hususları Babıali’ye resmen kabul ettirmiş oluyordu ve önemli bir yol kat etmiş oluyordu Rusya’ya karşı taahhüt edilen ıslahatlara derhal başlanacak ve bu ıslahatlar tamamlanıncaya kadar Rus işgali devam edecekti. Yani Rusların Doğu Anadolu’yu boşaltmaları ıslahatların uygulanışına kalıyordu.[3] Çok doğaldır ki Ruslar işgallerinin devamını sağlamak adına ıslahatların yapılmadığını öne sürecekti.
Aslında Rusların amacının Ermenilere ıslahat yapılması değil de Ortadoğu hakimiyetini sağlamada köprü başı vazifesinde olan Kars,Ardahan,Batum şehirleriyle Bayezid ve Eleşkirt vadisine yerleşmek olduğu anlaşmanın 19.maddesiyle ortaya çıkıyordu. Rusya Ermenilere verdikleri vaatlerle Ermeniler üzerinde nüfuzunu güçlendirmeye devam ediyordu.
Ruslar, Ayastefanos’la İngiltere’nin oluşturmaya çalıştığı dünya haritasını tamamen değiştirirler. Ayastefanos’un sonuçlarını İngiltere’ye bildiren elçi Layard, Rusların doğu Anadolu’da önemli stratejik noktaları ele geçirdiklerini söyler .İngiliz ticareti için hayati önem taşıyan ticaret yolları Dicle ve Fırat nehirleridir. Rusların buralara inmesiyle İngiltere’nin menfaatlerinin tehdit altında olduğunu ifade eder. Rusya, 1856 Paris Kongresiyle İngiltere’nin kurduğu dünya düzenini kabul etmemiştir.[4]
İngiltere’nin çıkarlarına bu kadar ters olan bir durumu kabullenmesi imkansızdı. İngiliz elçisi Layard antlaşma şartlarını öğrenir öğrenmez hükümetine bildirmiştir. Rusların Doğu Anadolu’da önemli stratejik noktaları ele geçirdiklerini, İngiliz ticareti için hayati önemde olan bu ticaret yollarının,Dicle ve Fırat vadisine inmeye çalışan Rusya gibi rakip bir devletin kontrolü ve dolayısıyla tehdidi altına girmiş olduğunu,Ermenilerle ilgili 16.maddenin Balkanlardaki bölünmeyi Anadolu’da da gerçekleştirmek için atılmış ilk adım saymak gerektiğini yazıyordu.
İngiliz kamuoyundan da antlaşmaya tepkiler doğmuştur. Savaş sırasında Osmanlı Devletini kaderiyle baş başa bırakmayı seçen İngiltere ***** konusu kendi çıkarları olduğunda hemen harekete geçme gereğini duymuş ve daha Antlaşma görüşmeleri esnasında donanmasını İstanbul önlerine kadar getirmiştir. Ayastefanos antlaşmasının 1856 Paris Anlaşmasını ihlal edecek maddeler içerdiğini ileri süren İngiltere tez elden yeni bir konferansın toplanması gerektiğini ve anlaşma şartlarının bu yeni konferansta yeniden gözden geçirilmesi gereğini vurgulamıştır.
b) BERLİN KONGRESİ 13 HAZİRAN 1878
Ayastefanos Antlaşmasının 16.maddesine ilk tepki İngilizlerden geldi. Çünkü, onlara göre,bu illere bağımsızlık verilmesi demek, Rusya’nın Doğuda etkisini arttırması demekti.[5] Ayastefanos Antlaşması ile Kafkasya’ya hakim olan Rusya, Doğu Anadolu ve Balkanlarda da etkili olmuştur. Bu durum geleneksel İngiliz politikasına ters düşmüştür. Çünkü Rusya nüfuzunun bu şekilde yayılması sadece İngiltere’nin Hindistan’la olan bağlantısını tehditle kalmayacak,aynı zamanda Ortadoğu’daki gücünü de zayıflatabilecekti. Bu bakımdan İngiltere hemen konuyla ilgilenmeye başladı.[6] Doğal olarak ta kendi çıkarları tehdit altına giren İngiltere bu olayı yeni bir kongreye taşıdı ve bu kongrede söz sahibi olacak devletlerse Paris Barış Konferansını gündeme getiren devletler olacaktı. İngiltere Balkanlarda ve Akdeniz’deki dengenin bozulduğunu ileri sürerek Ayastefanos Anlaşması yerine öteki Avrupa devletlerinin de katılmasıyla yeni bir anlaşma yapılması isteğini Rusya’ya kabul ettirdi. Yeni anlaşmanın Berlin’de yapılması karalaştırıldı.
Osmanlı Devleti’nin bu konferansta İngiltere’den beklediği kendisini desteklemesiydi. İngiltere Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu şartları çok iyi etüt etmişti. Berlin Konferansında kendisini destekleyeceği vaadi ve savurduğu tehditlerle Kıbrıs’a konuşlanmıştı. Rusya’nın emellerine karşı bir ‘üs’ kisvesi altında talep ettiği Kıbrıs’ı alabilmek için çok çeşitli tehditlere başvurmuş II.Abdülhamit hiç istemeyerekte olsa bu ahlaksız ve daha ötelerde Türkiye Cumhuriyeti’nin başına dert açacak teklife onay vermiş oldu. 4 Haziran 1878 tarihli bu anlaşma 15 temmuz 1878’de II.Abdülhamit tarafından tasdik edilmiştir. Bu anlaşmaya göre Osmanlı Devleti Doğu Anadolu’daki Ermeniler için İngiltere ile birlikte kararlaştıracağı bir ıslahat yapacaktı. Osmanlı Devleti’nin ıslahat yapmayı kabul etmiş olması,İngiltere’ye bilhassa Ermeni unsuru üzerinde üstün bir mevki kazandırmaktaydı. İngiltere’nin, ilk defa Ayastefanos antlaşmasında ortaya atılan Anadolu Islahatı konusunda Ruslardan geri kalmak istemediği anlaşılmaktadır.[7] İngiltere’de Doğu Anadolu’da bulunan Rus tehdidini önlemek için bu tehlike kalkıncaya kadar Kıbrıs adasına yerleşecekti. Böylece İngiltere Hindistan’a en kısa yolun güvenliğini sağlamış olmaktaydı.[8] İngiltere Ermeni Islahatı adı altında kendi çıkarlarını garantiye alma çabalarıyla Kıbrıs’a yerleşmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi ve Trabzon-Erzurum-Doğu Beyazıd güzergahı Karadeniz’i İran’a ulaştıran ticaret yolu İngiltere için büyük ehemmiyet taşımaktaydı. 1840’lardan itibaren Manchester’e yerleşmiş olan Ermeni tüccarlar, Britanya adalarında imal edilen pamuklu kumaşları belirtilen yol güzergahı İran ve Türkistan’a pazarlıyorlardı. 1870’li yıllardan itibaren İngiltere’de artmaya başlayan pamuklu mamul stokları İngiltere için büyük iktisadi kriz yaratma eğilimi göstermekteydi. Şayet bu stoklar erimez ve yeni imalat için de Pazar bulunmazsa bir çok fabrikanın kapanması,iflasların birbirini takip etmesi ve İngiltere’de büyük bir işsiz kitlenin ortaya çıkarak devletin başına bela olması kaçınılmazdı. İngilizler sevkıyatı hızlandırmak amacıyla Doğu Anadolu’da Ermeni tüccarlarına sermaye ve kredi yardımında bulunmuşlar,bunun çok faydasını görmüşlerdi. İşte bu yüzden İngiltere Ayastefanos Anlaşması’nın,bu yolu Rusların kontrolüne sokan 19. ve 20. maddelerine itiraz etmiş ve Berlin Konferansı’nda ki 6.maddeyle bu yerlerin tekrar Osmanlı Devleti’ne geçmesini sağlamıştır. [9]
13 Haziran-13Temmuz 1878 tarihleri arasında gerçekleşen kongreye dönemin Alman Başbakanı Bismark başkanlık etmiş Osmanlı Kongreye Kara Todori ve Mehmet Ali Paşa ile katılmıştır. Ermenilerde Mıgırdıç Hırımyan başkanlığında bir kurulla temsil edilmişlerdir.
1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir:
"Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".
Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Aslında Ayastafenos ile muaatabımız Rusya iken şimdi sorun Avrupalı devletlerininde gündemine düşmüş ve Osmanlı için daha zor bir hal almıştır. Böylece Ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere'nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti'ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
Antlaşmanın 62. Maddesi direkt Ermenileri ilgilendirmese de Osmanlı egemenliği altında yaşayan ve Müslüman olmayan uyruklardan bahsettiği için dolaylı olarak ta olsa Ermenileri kapsamaktadır. Babıali ayin ve mezhep serbestliği kuralını yeterli genişlikte vermemekle birlikte,koruma ve sürdürme isteğinde bulunduğunu söylediğinden,bunu yandaş devletler bir senet olarak kabul ederler. Osmanlı ülkesinin her yanında din ve mezhep değişikliğine,hiç kimse için mal,hukuk,politika,genel hizmet,memuriyet, v.b engel olmayacaktır.[10]
Ermeniler,Berlin Konferansı ile siyasi açıdan büyük yararlar elde etmişlerdir. En önemli faydaları kendi yarattıkları bu sorunu uluslararası gündemin içine itmişlerdir. Diğer önemli bir nokta ise Berlin konferansıyla Ermeniler İngilizleri keşfetmişler ve İngiltere’nin desteği olmaksızın emellerine ulaşamayacaklarını anlamışlardır.
Konferans devam ederken imzalanan Kıbrıs antlaşmasından Osmanlı heyetinin geç haberdar olması İngiltere’ye karşı yapılacak bir manevradan heyeti mahrum etmiştir. Osmanlı diplomasisindeki bu kopukluk olayı Osmanlı heyetinden önce haber alan diğer devletlerin işine yaramıştır. İngiltere’nin susmaları için onlara çeşitli vaadlerde bulunması İngiltere’nin bu anlaşmayı Ruslar’dan saklamak istediğinin ve gizlilik içinde yürüttüğü politikaların açığa çıkmasını istemediğinin bir kanıtıdır.
Berlin’de bir heyetle hazır bulunan ve konferansa katılan Ermeni Heyeti ilk başta iyi karşılanmış ve bu da onların ümitlenmesine yol açmıştır. Fakat konferansta Ermeni istekleriyle ilgilenilmedi. 4 Temmuz tarihli oturumda Lord Salisbury tarafından konu gündeme getirildi. Tabii konu Ermeni muhtariyetinden daha ziyade konu Rusların Doğu Anadolu’dan çekilmeleriydi.
Ermeni heyeti konunun Avrupa gündemine düşürülmüş olmasından memnundu fakat bağımsızlık isteyen Ermeniler Paris’teki Rus elçiliğine başvurmuş ve Rusların desteğini istemiştir. Aldıkları cevap ilginçtir. Elçilik onlara Rusların Doğu Hıristiyanları ile ilgilenmediklerini söylenmiştir. Diğer devletlerden de yüz bulamayan Ermeniler hiddetlenerek kongreye bir protesto yazısı gönderirler. Ermeni heyeti protesto yazısında Ermenilerin haklarının da diğer Hıristiyan milletler gibi kongre de müdafaa edileceğini umduklarını fakat düş kırıklığına uğradıklarını fakat yine de Avrupa’dan isteklerine olumlu bir yanıt gelinceye kadar mücadeleyi bırakmayacaklarını bildirerek İstanbul’a döndüler.
Berlin’de alınan kararlar Ermeni çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Ermenilerin görüşlerine göre Ermenileri koruyacak Rusya’dan başka bir devlet yoktu fakat Rusya’nın da yardımını almak için onun mezhebinden ya da ırkından olmak gerekiyordu.
Patrik Nerses ise kongre kararlarından pek hoşnut olmamakla birlikte önemli bir yol kat edildiğinin de farkındadır. İngiliz kamuoyunun Ermeniler lehine kazanılması ve hükümetin bu konuya eğilmesini sağlamak üzere girişimlerde bulunan Nerses, Avrupa’daki ermeni kiliselerini propaganda aracı olarak kullanmıştır. Rusların çekilmesiyle başlayan süreçte Ermenilerin saldırıya uğradıkları yaygarasını koparmış bu yöntemle Avrupa kamuoyunun dikkatini buralara çekmeyi başarmıştır.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla