• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 10 12345678910 SonSon
97 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ... Sailorgirl adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2004
    Mesajlar
    4,607
    Karizma Gücü
    8

    Yılmaz Erdoğan Siirleri, Yazıları Ve Eserleri

    Aşk Hayatı

    sevmek gibi geliyordu her şey,
    sevmek gibi gidiyordu kadın
    adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
    bir bulut evet ama aslolan
    bulutun suyu yağmasaydı...

    "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu!


    -o-


    Yağdıkça

    Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
    Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
    Ve durmadan
    Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
    Çalan, çaldıran, yakalatan
    Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

    Şehre bir yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
    Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
    Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
    Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
    Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
    sipariş edildi yeniden

    Bir şehre yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
    Hangisi talandı demli öpücüklerin
    Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
    Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
    Soyulur muydu kabuğu hayatın
    Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

    Yağmur şehre bir yağdı
    Ben ağladım

    Ben giderken ençok seni götürdüm
    Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
    Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
    Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
    Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
    Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

    Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
    Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
    Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

    Ben...
    Yağmur...
    Ağladım...

    -o-

    Sevebilme ihtimali

    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
    Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
    özlemeye başladım herkesi...
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
    Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
    solculuk oynamaya başladık..
    Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
    Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
    Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
    Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
    Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
    Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
    Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
    Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
    Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
    Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
    Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
    Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

    Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
    Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
    Muş ovasının yalancı maviliğini
    Otobüs oluyordum bir süre
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
    Otobüs oluyordum
    Bir ülkeden bir iç ülkeye
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
    Korkuyordum
    Sonra iniyordum otobüsten
    Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
    ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
    ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
    Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
    Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
    Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
    bir yol üstü lokantasında
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
    Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
    Ben seninle herhangi bir insan elinin
    terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

    Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

    -o-

    Yilmaz Erdogan'in,sevdigim 3 siiriyle basladim..Daha cok siirini seviyorum ama su an aklima ilk gelenler bunlar..
    Sizler de kendisine ait begendiginiz siirlerini bu baslik altinda paylasabilirsiniz..
    DENGE
    Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de..
    Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı,
    Yan gelmişim diz boyu sulara,
    Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum..
    Hiçbirinizle dövüşemem,
    Siz ne derseniz deyiniz,
    Benim bir gizli bildiğim var.
    Sizin alınız al inandım,
    Morunuz mor inandım,
    Ben tam kendime göre,
    Ben tam dünyaya göre,
    Ama sizin adınız ne?
    Benim dengemi bozmayınız!

    Sokaklar şöyleymiş,
    Ağaçlar böy..ley..miş... Hihh..

  2. #2
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0
    tşkler güzel seçim :4 seveßilme ihtimali çhok güzeldir :4
    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

  3. #3
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    BAŞKALAŞAN AŞK



    adını anmak güzeldi

    dost ağızlarda sana dair cümlelerin

    ıslatılması...

    adını anmak...

    yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel

    avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...

    biraz gülünç, biraz sitemkar...

    güzeldi...

    adının türkçedeki yankısı özeldi...



    seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,

    sülalesi kandilli yoğurtçunun mekanında...

    denize amors durup, yüzüne

    cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....

    güzeldi..



    ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,

    yüzünde

    yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...



    Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum

    şimdi...

    cümlelerimiz öznesiz... umursayan yok

    Kanlıca'daki yoğurdu...



    ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir

    aşkın mührüdür artık...

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  4. #4
    voyvoda01 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2005
    Mesajlar
    11,531
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    yılmaz erdoğanin şiir albumlerini dinlemenizi tavsiye ederim arkadaslar o okurken baska bi tat alıyorsun şiirden
    :A tesekkurlerrr

  5. #5
    ... Sailorgirl adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-12-2004
    Mesajlar
    4,607
    Karizma Gücü
    8
    Sana da tesekkürler MeDiD cok güzel bir siir bu da..

    voyvoda01 haklisin,tavsiyene kesinlikle katiliyorum:A
    DENGE
    Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de..
    Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı,
    Yan gelmişim diz boyu sulara,
    Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum..
    Hiçbirinizle dövüşemem,
    Siz ne derseniz deyiniz,
    Benim bir gizli bildiğim var.
    Sizin alınız al inandım,
    Morunuz mor inandım,
    Ben tam kendime göre,
    Ben tam dünyaya göre,
    Ama sizin adınız ne?
    Benim dengemi bozmayınız!

    Sokaklar şöyleymiş,
    Ağaçlar böy..ley..miş... Hihh..

  6. #6
    buse33 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    732
    Karizma Gücü
    0

    Gülüşün

    Gülüşün

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    sarılışında ne düşler
    ne düşükler
    sakınamazsın

    aynı yolları,
    kimsesiz mekanları
    birlikte özleme hasreti...
    yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın

    bütün iç savaşlarda
    rehin alındı bu yürek
    kandıramazsın

    hangi çekilişin
    büyük ikramiyesi bu,
    en uzak sevişmelerin
    yeni yetme utancı
    lakin aşk
    biraz da utanmaktır yaşamaktan...
    sakınamazsın...
    yeni yetmelik işine gelince
    o zaten hepimizin gizli öznesi
    Türkçe'de var
    bazı dillerde yok

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    kime niyet kime felaket bu aşk
    anlayamazsın

    ödümüz patlıyor acı çekmekten
    oysa
    biraz da acıdır
    aşkın mayası...
    kaçınamazsın...

    gülüşündeki manayı saklayamazsın
    tutunacak verimiz yok
    resmi tutanaklarda

    gülüşünde bin yıllık hasret var
    saklayamazsın
    .........................................

    bu yazık karşılaşmanın
    alnımıza çakılıyor anafikri :

    aşka cesaretimiz yoksa
    başka zaman görüşürüz!

    Şubat 1994


    Yılmaz ERDOĞAN
    Hayat bisiklete binmek gibidir, pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz..

    "Karamsar adam, her imkanda bir zorluk görür.İyimser adam ise her zorlukta bir imkan.":A

  7. #7
    voyvoda01 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2005
    Mesajlar
    11,531
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    ALKOL İKİNDİSİ



    biz ne zaman içsek

    köfte geç gelir

    ve oturur muhabbetin terkisine

    çıplak bir efkar sözcüğü

    biz ne zaman içsek

    sabah akar meyhanecinin cebine

    günde kaç kez öpüşür ki

    akrep ile yelkovan

    biz ne zaman içsek

    iç değilizdir aslında

    dışımızda bronz bir

    akşam sözcüğü

    çırıl bir

    efkar sözcüğü

    üften püften bir kar beklentisi

    delikanlı kıvamında

    sevda değilse de

    tabansız sevişmelerdeki

    el değmemiş pişmanlık

    biz ne zaman içsek

    iç değilizdir aslında

    bu alkol ikindisi şiirde

    şimdi burada

    açılsaydın

    adımın baş harfi gibi

    belki ağustos kokardı ağustos

    sen...

    fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara

    seninle boyuna sevilmiş sen

    yalanı sevdasından büyük sen

    bir bil sen.!

    biz ne zaman içsek

    seni düşünüyoruz

    genzimizde göl göz

    yaşları...

    biz ne zaman içsek

    iç değilizdir aslında...

    dışımızda bronz bir izmir akşamı.!





    ANLADIM



    anladım

    sabahları açılır

    esnaf çarşıları yeminle

    "bedreddinim bir ağaca asılır"



    anladım

    en büyük yalan yemindir

    edilir sabahları

    gecesini hatırlamayan esnafların



    tüm merasimleri gömdüm

    ömrümün reklam amaçlı takvimlerine

    anladım

    kimse üzgün değildi

    bayraklar yarıya indiğinde



    bir tek el isteyen

    yordam ve özür dileyen



    anladım

    herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm

    evet yüzümdü

    her görüşmeye taşıdığım

    kandırılmaya gönüllü bir gönülle

    az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim

    göz gördüm başka açılara ayarlı

    uzun bir yüz gördüm

    meğer filmin sonu diye ayarsız

    fin yazardı se end zamanında

    bir zamanlar

    fransızlar hep fransız kalacaklar

    sabah sinemasında pazarları



    aklımı alıp doğduğum evin

    müze olma isteğine saklayacaklar

    ama kavaklar büyüyecek

    herkesten gizli boyatmak

    bir kavağın becereceği iştir ancak



    anladım ki ağaçlar

    toprağa acı verdikçe büyüyorlar



    her pazartesi and içip

    cumaları marşa basan

    camiler dolusu yemin edip

    taburlarca yalan söyleyen

    bu toprakta bu ağaç

    kuruyacaktır elbet



    anladım

    kimseye acı vermeden

    büyünmüyor

    namusum ve şerefim ve

    çocukluğumun üzerine beton dökerim ki

    tüfek filan değil

    çimento icat edildi de

    bozuldu mertliğin mimarisi

    esrarlı bir ülkeye göçtü sabrin taş ustaları



    anladım

    altı dükkan olsun istiyor evinin

    ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları

    benim taş ustamın karısı

    ve her yerde

    şube açmak istiyor

    iskender kebabını icat eden

    büyük iskender’in çocukları

    ki gölge filan etmez

    yoğurtlu bir ziyafet çekerdi

    diyojen’le karşılaşsaydı.



    anladım

    bursalı iskender’in

    romalı arkadaşından daha çoktur

    uygarlığa katkısı



    oysa

    bu satırlarla üstünü örten ben

    kelimelerle sargı bezi ve

    melhem yapan

    ozanlığı en çok kendini üzen ben

    anladım

    sadece öğlenleri açarım yaramı

    ve hiçbir yerde şubesi olmaz

    bu kanamalı hastanın



    anladım.




    BEYOĞLU'NDAN DOLMABAH&#199'YE TAŞINAN BİR ARALIK AKŞAMI



    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa

    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne

    Dolmabahçe da çay tadında....

    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,

    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.

    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama

    yüreği takvim yokuşlarında...



    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,

    sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine

    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün

    içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim

    seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe

    seyrediyorum...



    Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,

    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan

    muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi

    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında

    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde

    bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...

    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...

    ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!



    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,

    daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,

    yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar

    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen

    yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden

    büyük geliyor artık hayat!



    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık

    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine

    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:



    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...


    BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL



    bizi bilirsin

    avuçla su içmeyi

    marifet biliriz,

    yenilmeyi bir de

    kendi sahamızda...



    bizi bilirsin

    saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz.

    limonla!

    tespih yaparız,

    düş kırıklarından...



    bizi bilirsin

    ağzının içinde oturmak isteriz.

    ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz

    ağzını...



    bizi bilirsin,

    yaşamak biliriz,

    vademiz dolduğunda

    avuçlarına gömülmeyi...


    BÜYÜYORUM



    büyüdükçe,

    sentetik zamanlara

    kangren ayaklar bastım,

    izi kaldı

    ömrümün...



    kara çaldılar yüzüme

    bütün kara parçalarında

    elbette

    "afrika dahil"

    parça başı çalışan

    kiralık katildi zaman



    gülüşüm sivas yangını

    ağlarsam kızma...

    ölmek bile

    yakışıyor bazı adama...

  8. #8
    Takezo Kensei adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-09-2005
    Mesajlar
    8,308
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Sailorgirl tarafından gönderildi.
    Aşk Hayatı

    sevmek gibi geliyordu her şey,
    sevmek gibi gidiyordu kadın
    adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
    bir bulut evet ama aslolan
    bulutun suyu yağmasaydı...

    "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu!

    Sailorgirl Aşk Hayatı en sevdiğim şiirlerden biridir saol paylaşım için

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    28-08-2006
    Mesajlar
    25
    Karizma Gücü
    0

    Onay Sevgiliye......

    Her şey yapılabilir
    Bir beyaz kağıtla
    Uçak örneğin uçurtma mesela
    Altına konulabilir
    Bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
    Sallanan bir masanın
    Veya şiir yazılabilir
    Süresi ötekilerden kısa
    Bir ömür üzerine.

    Bir beyaz kağıda
    Her şey yazılabilir
    Senin dışında
    Güzelliğine benzetme bulmak zor
    Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    Her şeyden
    Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    Belki tabiattadır çaresi
    Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    Ve benim
    Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    Anlarım bitkiden filan
    Ama anlatamam
    Toprağın güneşle konuşmasını
    Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    Sen bana ışık ver yeter
    Bende filiz çok
    Köklerim içimde gizlidir
    Gelen giden açan soran bere budak yok
    Bir şiir istersin
    "İçinde benzetmeler olan"
    Kusura bakma sevgilim
    Heybemde sana benzeyecek kadar
    Güzel bir şey yok

    Uzun bir yoldan gelen
    Tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    Koynumda bir beyaz kağıt boşluk
    Her şeyi anlattım
    Olan olmayan acıtan sancıtan
    Bilsem ki sana varmak içindi
    Bütün mola sancıları
    Bütün stabilize arkadaşlıklar
    Daha hızlı koşardım
    Severadım gelirdim
    Gözlerinin mercan maviliğine

    Sana bakmak
    Suya bakmaktır
    Sana bakmak
    Bir mucizeyi anlamaktır

    Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    Aşk sorgusunda şahanem
    Yalnız kelepçeler sanıktır
    Ne yazsam olmuyor
    Çünkü bilenler hatırlar
    Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    Bahçıvanlar değil tüccarlardır
    Sen öyle göz
    Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    Sen teninde cennet kayganlığı iken
    Sana şiir yazmak ahmaklıktır

    Bir tek söz kalır
    Dişlerimin arasından
    Ben sana gülüm derim
    Gülün ömrü uzamaya başlar

    Verdiğim bütün sözler
    Sende kalsın isterim
    Ben sana gülüm derim
    Gül sana benzediği için ölümsüz
    Yazdığım bütün şiirler
    Sana başlayan bir kitap için önsöz

    Sana bakmak
    Bir beyaz kağıda bakmaktır
    Her şey olmaya hazır
    Sana bakmak
    Suya bakmaktır
    Gördüğün suretten utanmak
    Sana bakmak
    Bütün rastlantıları reddedip
    Bir mucizeyi anlamaktır
    Sana bakmak
    Allah'a inanmaktır YILMAZ ERDOĞAN.

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    20-04-2007
    Mesajlar
    5,518
    Karizma Gücü
    0

    Onay Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak / Yılmaz Erdoğan - Şiir



    Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
    uçak örneğin uçurtma mesela
    altına konulabilir
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine.

    Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden
    bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim, bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan ama
    anlatamam toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    Sen bana ışık ver yeter, bende filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen, giden, açan, soran, bere, budak yok
    bir şiir istersin
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok

    Uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan olmayan, acıtan sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları, bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercan maviliğine

    Sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır

    Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvanlar değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır

    Bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar

    Verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz

    Sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    Allah’a inanmaktır...



    Yılmaz Erdoğan

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •