• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    HaVaM-SaNa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    3,910
    Karizma Gücü
    0

    Ahmet Haşim Şiirleri

    AĞAÇ


    Gün bitti. Ağaçta neş'e söndü.
    Yaprak âteş oldu. Kuş da yâkut.
    Yaprakla kuşun parıltısından
    Havzın suyu erguvâna döndü.


    BİR GÜNÜN SONUNDA ARZÛ


    Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümâyân,
    Güller gibi... sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nâlân;
    Gün doğdu yazık arkalarında!

    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrârını ömrün eder i'lân.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Âlemlerimizden sefer eyler?

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde semâ kavs-i mutalsam!

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!


    BİR YAZ GECESİ HÂTIRASI


    İşveyle, fısıltıyla, gülüşle,
    Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb
    Oklar gibi saklanmada kalbe,
    Düştükçe semâdan yere meh-tâb...

    Bûseyle kilitlenmiş ağızlar
    Gözler neler eyler, neler işrâb;
    Uçmakta bu âteşli havâda
    Vuslat demi bir kuş gibi bî-tâb...



    B&#220B&#220


    Bir gamlı hazânın seherinde
    Isrâra ne hâcet yine bülbül?
    Bil, kalbimizin bahçelerinde
    Cân verdi senin söylediğin gül!

    Savrulmada gül şimdi havâda,
    Gün doğmadan bir başka ziyâda...



    HAVUZ


    Akşam yine toplandı derinde...

    Cânân gülüyor eski yerinde
    Cânân ki gündüzleri gelmez
    Akşam görünür havz üzerinde,

    Meh-tâb kemer tâze belinde
    Üstünde semâ gizli bir örtü
    Yıldızlar onun güldür elinde...



    KARANFİL


    Yârin dudağından getirilmiş
    Bir katre âlevdir bu karanfil,
    Rûhum acısından bunu bildi!

    Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer
    Kızgın kokusundan kelebekler,
    Gönlüm ona pervâne kesildi...


    MERDİVEN

    Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

    Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

    Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...


    MUKADDİME


    Karaosmanzâde Câvide Hayri Hanımefendi'ye

    Zannetme ki güldür, ne de lâle
    Âteş doludur, tutma yanarsın
    Karşında şu gülgûn piyâle...

    İçmişti Fuzuli bu alevden,
    Düşmüştü bu iksir ile Mecnûn
    Şi'rin sana anlattığı hâle...

    Yanmakta bu sagârdan içenler,
    Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı
    Baştanbaşa efgân ile nâle...

    Âteş doludur, tutma yanarsın
    Karşında şu gülgûn piyâle!..



    O BELDE


    Denizlerden
    Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
    Bilsen
    Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan
    Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
    Ne sen,
    Ne ben,
    Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
    Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
    Olan bu mâi deniz,
    Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
    Sana yalnız bir ince tâze kadın
    Bana yalnızca eski bir budala
    Diyen bugünkü beşer,
    Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
    Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
    Ne bu akşamda bir gam-i nermîn
    Ne de durgun denizde bir muğber
    Lerze-î istitâr ü istiğnâ.

    Sen ve ben
    Ve deniz
    Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
    Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
    Uzak
    Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz...

    O belde?
    Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
    Mâi bir akşam
    Eder üstünde dâimâ ârâm;
    Eteklerinde deniz
    Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
    Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
    Hepsinin gözlerinde hüznün var
    Hepsi hemşiredir veyâhud yâr;
    Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
    Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
    O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
    Onların ruhu, şâm-ı muğberden
    Mütekâsif menekşelerdir ki
    Mütemâdî sükûn u samtı arar;
    Şu'le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
    Mültecî sanki sâde ellerine
    O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
    Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
    Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
    Hepsi benzer o yerde birbirine...

    O belde
    Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
    Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
    Bir yalan yer midir veya mevcûd
    Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
    Bilmem... Yalnız
    Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
    Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
    Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.

    Uzak
    Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
    Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz...




    PARILTI


    Âteş gibi bir nehir akıyordu
    Rûhumla o rûhun arasından
    Bahsetti, derinden ona hâlim
    Aşkın bu unulmaz yarasından.

    Vurdukça bu nehrin ona aksi
    Kaçtım o bakıştan, o dudaktan,
    Baktım ona sessizce uzaktan
    Vurdukça bu aşkın ona aksi...



    ŞAFAKTA


    Dönsek mi bu aşkın şafağından
    Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?
    Bizden daha evvel erişenler
    Ağlar bugün evvelki hayâle.

    Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek
    Düştüyse gönüller bu melâle?
    Bir eldir ufuklardan uzanmış
    Zulmet bizi çekmekte visale...



    S&#220ÂRÎ



    Şu bakır zirvelerin ardından
    Bir süvârî geliyor kan rengi.
    Başlıyor şimdi melûl akşamda
    Son ışıklarla bulutlar cengi!

    Bir bakır tasta alev şimdi havuz,
    Suya saplandı kızıl mızraklar.
    Açılıp kıvrılarak göklerde
    Uçuyor parçalanan bayraklar!



    TAHATTUR


    Bir Acem bahçesi, bir seccâde,
    Dolduran havzı ateşten bâde...
    Ne kadar gamlı bu akşam vakti...
    Bakışın benzemiyor mu'tade.

    Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,
    Dalmış üstündeki kuşlar yâda;
    Bize bir zevk-i tahattur kaldı
    Bu sönen, gölgelenen dünyâda!



    YARI YOL


    Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
    Dalların zirvesindeyiz ancak,
    Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,
    Yarı yoldan ziyâde mâha yakın.


    Metin Oktay
    Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba, edenleride affetmeyelim
    SARI PARÇALININ kıymetini kirli çubukluyu giydikten sonra anlayacaksın
    Çünkü seni sırtında taşıyacak bir HAGİ olmayacak !

  2. #2
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    BİR GÜNÜN SONUNDA ARZÛ


    Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümâyân,
    Güller gibi... sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nâlân;
    Gün doğdu yazık arkalarında!

    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrârını ömrün eder i'lân.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Âlemlerimizden sefer eyler?

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde semâ kavs-i mutalsam!

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!
    mazeretim var

  3. #3
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!


    emeklerinize sağlık

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  4. #4
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    BAH&#199

    Bir Acem bahçesi, bir seccade
    Dolduran havzı ateşten bade.
    Ne kadar gamlı bu akşam vakti
    Bakışın benzemiyor mutade.

    Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar
    Dalmış üstündeki kuşlar yâda.
    Bize bir zevk-i tahattur kaldı
    Bu sönen, gölgelenen dünyada.

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •