İnsan beyni doğanın bir parçasıdır. Beynin geçirmiş olduğu evrim tamamen doğa yasalarıyla belirlenmiştir. Aynı şekilde düşünebilme biçimimizi belirleyende doğa yasalarıdır. Bu anlamda beynin yapısını oluşturan atomlar ve onlar arasındaki etkileşimler doğal düzene bire bir eşdeğerlik gösterirler. Bu aynı kökenden gelmiş olma bir bütün olarak doğanın anlaşılmasını güçleştirir.

İnsan beyninin işleyişi ve yapısı doğal düzenin işleyişi ve yapısıyla benzerlik gösteriyor olması; insanın doğayı anlaması yolunda önemli bir engel teşkil eder. Doğayı anlayabilmemizi sağlayan şey mantıktır. Yani daha genel olarak biçimsel düşüncedir. İnsanın doğayı anlaması; insanın kendi mantığını anlayıp anlamayacağı yönündeki bir soruyla eşdeğerdir. Mantığı mantıksal süreçlerle algılamaya çalışmak bir şizofreni vakasının bu hastalığı zihinsel süreçlerle yenmeye çalışmasına benzer. Bu hastalık zihnin kendi kökeninden kaynaklanmaktadır ve problemli bir zihnin kendi içindeki problemleri ortadan kaldırması imkansızdır. Şüphesiz ki mantığın oluşumunda en büyük etkiye sahip olan neden tecrübelerdir. Bu tecrübelerin kazanılma aşaması da mantığın oluşumun da önemli yer teşkil eder. Çünkü beyin dış uyaranlardan aldığı verinin tamamını yorumlayamaz, bunun yerine gelen verinin yalnızca ana hatlarını seçer diğer kısımları soyutlar. Bu noktada mantığı oluşturan tecrübelerin yapısı yalnızca olayların ana hatlarından ibarettir. Ayrıntıların oluşturduğu ve eksik tecrübe kısmı olarak nitelendirilebilecek kısımların olmayışı da doğayı kavrayabilmemiz yönünde engel teşkil eder. Çünkü yetersiz bilgi sahibiyizdir. Örneğin bir fizikçiye 3. boyutun özelliklerini sorarsanız bunu size bilinenler doğrultusunda ayrıntılı olarak anlatmaya çalışır; fakat aynı soruyu bir matematikçiye sorarsanız o size n-boyutun özeliklerini anlatır. Siz ona 3. boyutun özelliklerini merak ettiğinizi tekrar hatırlatınca o da size n- yerine 3 koymanız gerektiğini söyler. Bu bağlamda matematik en genel kavramlara hitap eder ve doğayı açıklamak için çok büyük soyutlamalar yapar. Doğanın ana hatları doğanın kendisini anlamamızı değil yalnızca kullanılabilir kısmını anlamamızı sağlar. Doğayı bilimsel yöntemlerle anlama çabamız doğaya dair doğru soyutlamalar yapma yeteneğimizle mümkündür. Bu bilimsel düşüncenin temel ön şartıdır. Doğayı anlamak için kullandığımız bilimsel teknikler ancak genellemeler yapabilmemizi sağlar. Yani tam olarak doğayı değil doğada meydana gelen olayların ortak noktalarını açıklayabilmemizi sağlar.


Bu konu hakkındaki açıklamam böle ya sizler ne düşünüyorsunuz?