Sahabîlere karşı üstünlük iddiası nereden çıkıyor, kim çıkarıyor? Şu zamanda bu meseleyi gündeme getirmek nedendir? Hem, büyük müctehidlere eşitlik iddiasında bulunmak neden ileri geliyor?
Şu meseleyi söyleyen iki kısımdır.
Bir kısmı saf dindar kimseler ve ilim ehlidir ki, bazı hadisleri görmüşler; şu zamanda takva sahiplerini ve salih kimseleri teşvik, ve rağbetlendirmek için öyle konular açıyorlar. Bu kısma karşı sözümüz yok, zaten onlar azdırlar, çabuk da uyanırlar.
Diğer kısım ise, gayet dehşetli gurur sahibi insanlardır ki, mezhebsizliklerini büyük müctehidlere eşitlik iddiası altında yaymak istiyorlar, dinsizliklerini de Sahabeye karşı eşitlik iddiası altında yürütmek istiyorlar. Çünkü birinci olarak o dalalet ehli sefahete girmiş, sefahette tiryaki olmuş, sefahate engel olan dinin emirlerini yapamıyor. Kendine bir bahane bulmak için der ki;
Şu meseler, içtihadla hükme bağlanmıştır. O meselelerde mezhepler birbirine zıt gidiyor. Hem, onlar da bizim gibi insandır, hata edebilirler. Öyle ise, biz de onlar gibi içtihad ederiz, istediğimiz gibi ibadetimizi yaparız. Onlara tabi olmaya ne mecburiyetimiz var?
İşte bu talihsizler, şeytanın bu hilesiyle, başlarını mezheplerin zincirinden çıkarıyorlar. (Ancak eğer desen;Hak bir olur,nasıl böyle dört ve on iki mezhebin hükümleri hak olabilir?
Cevap olarak deriz ki; Bir su çeşitli hastalık sahibi beş şahsa göre beş değişik hüküm alır. Mesela: Birisine, hastalığının mizacına göre su ilaçtır, tıbben vacibtir. diğer birisine, hastalığı için zehir gibi zararlıdır, tıbben haramdır. Diğer birisine az zarar verir, tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsızdır, hatta ona fayda verir, tıbben sünnettir. Diğer birisine ne zarardır ne menfaattir, âfiyetle içsin tıbben ona mübahtır. İşte hak burada çeştlendi. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki; Su yalnız ilaçtır, yalnız vacibtir, başka hümkü yoktur.
İşte bunun gibi; ilahi hükümler mezheblere, ilahi hikmetin sevkiyle tabi olanlara göre değişir; hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur maslahat olur...devamına şimdilik gerek görülmedi)
İkinci olarak o kısım delalet ehli baktılar ki; müctehidleri nazardan düşürmekle iş bitmiyor.Onların omuzlarında olan sadece dinin teorik kısmıdır. Halbuki, bu kısım dinsizler, dinin asıllarını terkettirmek ve değiştirmek istiyorlar. Onlardan daha iyiyiz deseler meseleleri tamam olmuyor. Çünkü müstehidler teorik meselere ve değişken olan zaman göre değişen kısımlara -füruata- karışabilirler. Oysa bu mezhepsiz dalalet ehli, dinin esaslarına da fikirlerini karıştırmak, değiştirilmesi mümkün olmayan meseleleri değiştirmek ve İslamiyetin esaslarına karşı gelmek istediklerinden, elbette dinin kesin ve değişmez olab esaslarının taşıyıcıları ve direkleri olan sahabilere ilişecekler.
Ne kadar yazık! Değil bunlar gibi insan sûretindeki hayvanlar, hatta hakiki insanlar ve hakiki insanların en kamilleri olan evliyanın büyükleri, Sahabenin küçüklerine karşı eşitlik davasını kazanamamışlardır.
Allah'ım sahabilerime dil uzatmayınız, biriniz Uhud Dağı kadar altını Alah yolunda harcasa, Sahabilerimden birinin verdiği bir avuç kadar olamaz buyuran Resulun Muhammed'e salât ve selam eyle.
Bediuzzaman Said Nursi (Sadeleştirilmiştir-27.Söz, Sözler)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

