Mümin, herkesi sever, herkesle anlaşır ve kendisi de başkaları tarafından sevilir ve anlaşılır. Böyle olmayan müminde hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası olandır.” “Mümin her yönüyle insana fayda getirir. Birlikte yürürsen sana yararlı olur. Onunla ortaklık kursan (iyi bir ortak olur) faydalanırsın."
Resulullah (sas), “Mümin gibi ülfet edilen, hemen ısınıverilen bir başka hayırlı şey bilmiyorum.” buyurarak, müminin vasıflarını anlatır. Hadiste geçen anahtar kelime “ülfet”tir. Ülfet alışmak, cana yakın olmak, sevmek, dostluk ve arkadaşlık gibi manalara gelir. Bunun gerçekleştirilmesinin biraz da insan tabiatına ve mizacına bağlı olduğu akla gelebilir. Çünkü herkes, hemen herkesle kaynaşamayabilir; ama burada müminler olarak bizlere bir hedef çizilmektedir. Gerçek müminin, herkesle anlaşması, herkesi sevmesi ve kendisini de başkalarına sevdirme gayreti içinde olması gerektiğine dikkat çekilmekte. Demek ki bu durum bizim iradelerimize bırakılmış. Zaten İbn Haldun’un da dediği gibi, “İnsan, mizacının ve tabiatının çocuğu değil, alışkanlıklarının ve itiyatlarının çocuğudur.” Öyleyse müminler, istedikleri takdirde kendi iradelerine bırakılan bu meseleyi biraz zorlayarak da olsa yapabilirler.
Gerçek mümin, çok kötü insanlarla bile arkadaşlık kurabilecek kadar sevgi ve hoşgörü insanı olmalıdır. Zaten, Allah, Hz. Musa’ya, Firavun’a giderken ki Firavun, kendisinin Allah olduğunu söyleyen ve gözünü kırpmadan pek çok cana kıyabilen çok kötü bir insan değil midir? Firavun’a “kavli leyyin”le yani yumuşak söz, yumuşak tavır ve yumuşak üslupla hareket etmesini söylemiyor mu?
Gerçek mümin, itici, anlaşmaya kapalı, aksi ve soğuk bir tip olamaz. İslam böyle bir tipi ideal mümin olarak kabul etmiyor. Böyle birinin imanı vardır; ancak imanın tezahürleri onda yoktur. Efendimiz’in hayatına baktığımızda, hayatı boyunca herkese müsamaha ile baktığını ve her kesimden insanla çok rahat diyaloğa geçtiğini görürüz. Siyer kitapları bunların yüzlerce misalleriyle doludur. Devletler planında Medine Sözleşmesi, diyalog planında Necranlı Hıristiyanlara mescidini açması, fert planında bir köleye arkadan gelip gözlerini kapatıp latifeleşmesi, bir çocuk olan Enes’le şakalaşması beşerî münasebetlerindeki sıcaklığına deryadan bir katre olarak hatırlanabilir.
Hadisin sonunda geçen, “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır.” cümlesi ise, İslam’ın evrenselliğini hem de bütün insanlara bir rahmet olduğunu çok açık bir biçimde gösterir. İnsan, Allah’ın en şerefli varlığı, ona hizmet de elbette alkışlanması gereken bir durumdur. İnsanların önüne böylesine güzel bir hedefin konması, herkesi hayra kilitleyecek ve hayrın, iyinin, güzelin salih bir daire oluşturmasına sebep olacaktır. Bir de mesela bir insan, mizacı ve tabiatı itibarıyla sevilmeyebilir; ama insanlara faydalı olarak başkalarının sevgisini celb edebilir.
Yakalamamız gereken hedefleri içeren başka hadisler de vardır: “Muhakkak mümin, yoldan insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmasında, birine yol tarifinde, birisine bilmediği bir kelimeyi (veya tarifi) açıklamasında, birine yolculukta (azığındaki) sütünü vermesinde hep sevap kazanır...”
“Mümin serâpâ menfaattir. Her yönüyle insana fayda getirir. Birlikte yürürsen sana yararlı olur. Onunla bir meseleni istişare etsen sana faydalı fikirler verir. Onunla ortaklık kursan (iyi bir ortak olur) faydalanırsın. Hasılı onun her işi faydadır.”
“Mümin, koku satan gibidir, yanında oturduğunda güzel kokudan istifade edersin, beraber yürüsen yine istifade edersin...”


LinkBack URL
About LinkBacks
:gslogo2::gslogo2::gslogo2:

Alıntı Yaparak Cevapla

KLERİ
K DÜŞMANINA VER DE GEL.