Sorunlarla baş etmenin değişik yolları vardır. İlk yapılacak şey, probleminiz olduğunu kabul etmektir. Problem, onu kabul etmek istemeyen insanlar için büyük engel oluşturur.


Probleminizi kabullendiğinizde değişime açılan kapının ağzında durmuşsunuz demektir. Çocukluğumdan hatırlıyorum; bir şey kırıldığında kimse kabullenmek istemez. Hep bir suçlu aranırdı. Büyükler de çünkü böyle yapardı. Kimse sorunla yüzleşmez, suçu kabullenmez, hep başkalarını suçlardı. Başımıza gelen felaketlerde suçluyu sürekli dışarıda aramak bizim ilişkilerimizi de bozan bir tarzdır. Aile içi çatışmalarda kimse dedikodu yaptığını kabullenmez; ama herkes birbirinin arkasından konuşurdu. Bu kadar çifte standart yüklü büyükler benim için anlaşılmaz varlıklara dönüşürdü.

Çocuklarımızı 25-26 yaşına kadar "çocuk" görmemiz, okuyorlarsa asla çalıştırmadan, aylarca ense yaparak büyütmemiz sorumluluk yoksunu kuşaklar yaratıyor. Jane Seymour ünlü bir oyuncu. Çocukken doktor olan babasının evden çok uzaktaki hastaneye üç kız kardeşi gönüllü hemşire olarak götürmesini anlatır: "Diğer çocukların özenip doktorculuk oynadığı sıralarda biz üniformalarımızla gerçeğin parçalarıydık. Öyle ahım şahım görevlerimiz yoktu. Sargı bezi sarma, pamuk öbeklerinden ufak toplar hazırlama, paketleme gibi ufak tefek işler yapardık. Ameliyat için gazlı bez hazırlardık. Doktorların, hemşirelerin ameliyat önlüklerini yamardık. Sonra daha eğlenceli olan bebek bakımı ve beslenmesine geçiş yaptık." *

On yaşında ilk ameliyatına giren Jane'e babası organları tek tek göstererek öğretir. Yedi yaşından beri mikroskobu olan Jane, İngiliz Kızıl Haçı'na devam eder. Biz yolsuzluklarıyla ünlü Kızılay'ımızı çocuklarımız için nasıl cazip hale getirebiliriz acaba? Aile olarak 'bilimsel topluluk' denilen bir organizasyona üyedirler. Ailece bu topluluğun hafta sonu toplantılarına katılırlar. Yani 'çok yorgun bir doktorum ben' diye baba evde yayılıp televizyon seyretmez. Hayata böyle hazırlanan çocuklar da bütün güçlükleri yenecek bir beceride yetişirler. Düztaban olduğu halde deli gibi dans çalışan, "R" harflerini söyleyemediği için konuşma terapisi alan Jane, sportif olmadığı halde resimde harikadır.

Konuşma yeteneğini terapilerde keşfeden, tiyatroyla tanışan Jane, dünyaca ünlü bir oyuncu olur sonunda. Güven ve sevgi kaybının ölüm kadar acı verdiğini evliliklerinde anladığını söyleyen Jane, resim yaparak sorunlarını aşar. Başkalarına yardım ederek, diğer insanlarla birlikte olarak çözüm arar hayatta. Bizi en çok inciten yarım kalmış anılardır. Onlardan kopamayız bir türlü. Ayrılmak onun için dayanılmaz bir acı verir. Güven duygusunun bittiği yerde yapılacak başka bir şey de yoktur. Kalbini tamir etmek için paçaları sıvamak en doğrusudur. Aynı duygusal ızdırapla 30 yıl yaşamaktansa sanata sığınmak daha anlamlıdır. Sanat, ruhumuzun kırık parçalarını yapıştırmakta çok işlevseldir. Türkiye'de bu yöntemin pek kullanılmıyor olması pek yazık!

Oysa sorunlarla baş edebilmenin iki yolu vardır: Birincisi pes etmek ve eski durumun ardından yas tutmak (bizde yaygın tutum bu); diğeri ise oluşan değişiklikle ilgili duygularınızı gözden geçirmek ve bu değişiklikle yaşamasını öğrenmekte ısrarlı olmak. Değişim, istekli bir adımla başlar. Yoksa yıllarca aynı noktada sürünürsünüz. Bir gün o noktada yapayalnız kalmanız kaçınılmazdır. Değişimin kalbi, geçmişi bir kenara bırakmakla mümkündür. Geçmişi değiştiremeyeceğimize göre, gelecekte olacaklara hükmümüz geçebilir. Ruhsal uyanış hayattaki mucizeleri bize getirir. Değişim ve çözümleri genelde kendi dışımızda beklediğimiz, umduğumuz için kendimizi şanssız sanırız. Oysa pozitif olmadan şans kapıyı çalmaz. Bahanelere değil, sevgiye sığının. Geçmişe ağıt yakmak yerine geleceğe salın kelebeğinizi. Uçsun.

* Olağanüstü Değişimler, Jane Seymour, Boyner Yay.