MeDiD tarafından gönderildi.
sebeplerden başlayayım, hayat tecrübesi anlamında kendi adıma , çok çok bir yaşamışlığım yok...ama gözlemleme yeti'm sayesinde çok şey öğrendiğime inanıyorum. bu kısa açıklamadan sonra;
bağımlılık dediğimiz "manevi" kıstasları kendi "içsel açlığımız" belirliyor daima. ancak, öyle bir yaradılmışız ki, herşey bize ait bile olsa, bir yanımızın hep eksik olduğunu düşünüyoruz.
Örnek: Para. kazandığı para kadar yaşamıyor hiç kimse. ayda 850 ytl maaş alan birinin bankaya 7000 ytl kredi borcu olabiliyor. Sebep: ekonomik şartların yanı sıra, para harcama bağımlılığımız. nedir bu para harcama bağımlılığı? ay sonuna 10 gün vardır, cebinde de ancak aybaşını getirecek kadar para. kısacası ek bir harcama yapmaman gerkiyordur. ama içimizdeki o "tüketme" dürtüsü tezgahta gördüğümüz o ürünü almaya iter bizi..ee ? ne oldu?? gitti 5 günlük para...
örnek: aşk... ömür boyu ihtiyac duyulan, açlık hissi hiç bitmeyen şeylerden en önemlisi.. ama onuda bağımlılıktan çıkarıp, "tüketim maddesi" haline getiriyoruz zamanla.. uzun süre birine "bağlı" kalıyoruz...gözlerimizee tabiri caizse "mil" çekiyoruz... zaman geçtikçe, o insanın bize "aidiyet"i artık heyecan vermemeye başlıyor.(yanlış anlaşılmasın, herkes bu hissiyatı taşıyor demiyorum, ama bu duygu herkesin içinde bir yerde var) .. bu kez dış etkenlere açıyoruz kapıları.. stepne(!) zaten bagajda nasıl olsa diye düşünüyoruz.. ve sahne de ilgisizlik denilen illet çıkıyor..bir anda...şamar yemişten beter oluyor karşı taraf.. saatlerce, sabahlara kadar sohbet ettiği, konuştuğu,gülüşüp-ağlaştığı kişi şimdi o kadar uzakki ona.. neden? bağımlılık duraksama dönemine girdi çünkü.
bir süre sonra o "dış etken/etkenler" de heyecanını yitiriyor içinizde... geriye dönüp bakacağınız "tek bir sevgi" bile kalmıyor ki "kırıntısı" kalsın...acı ama gerçek...ne kadar sahip olursak birşeye, o kadar aç ve eksik olduğumuzu düşünüyoruz...
tüketiyoruz...herşeyi...en önemlisi KENDİMİZİ...
teşekkürler.