Bu Rüzgar
Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.
Bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek,
Çatir çatir servi, çitir çitir böcek.
- Çek cigerlerine, bir nefes daha çek,
Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
***
Bütün Saadetler Mümkündür
Bütün saadetler mümkündür...
Şu kapının açılması,
İçeri girivermen,
Bahar, kuşlar, gündüz.
Ve bütün dünya
Bir an içinde gürültüsüz.
Bütün saadetler mümkündür...
Bahtsızların biraz gülümsemesi...
Körlerin gün görmesi,
Mümkündür bütün mucizeler...
Ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...
Ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.
***
Çocuklugum
Çocuklugum, çocuklugum...
Uzakta kalan bahçeler
O sabahlar, o geceler,
Gelmez günler çocuklugum.
Çocuklugum, çocuklugum...
Gözümde tüten memleket.
Artik bana sonsuz hasret,
Sonsuz keder çocuklugum.
Çocuklugum, çocuklugum...
Habersiz ölen kardeşim,
Mezari bilinmez eşim,
Her bir şeyim çocuklugum.
Çocuklugum, çocuklugum...
Bir çekmecede unutulmuş,
Senelerle rengi solmuş,
Bir tek resim çocuklugum...
***
Geçen Zaman
Hiç olmazsa unutmamak isterdim.
Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...
Yalniz birakmayin beni hatiralar.
Az yanimda kal çocuklugum,
Temiz yürekli uysal çocuklugum...
Ah, ümit dolu gençligim,
Ilk şiirim, ilk arkadaşim, ilk sevgim...
-Dogdugum ev. Rahatliyacak içim duysam
Bir tek kapinin sesini.
Ariyorum aklimda bir ninni bestesini...
Böyle uzaklasmayin benden, yasâdigim günler.
Güneş, getir bir bayram sabahini.
Açilin açilin tekrar
Çocuk dizlerimdeki yaralar,
Hepiniz benimsiniz:
Mektebim, siniflarim, oturdugum siralar...
Yalniz hatirlamak hatirlamak istiyorum
Nerde kaldi sevgilim, seni ilk öptügüm gün,
Rengine doymadigim o sema,
Ahengine kanmadigim irmak.
Birakip herşeyi nereye gidiyorum?
Neler geçmişti aklimdan,
Nedendi agladigim, nedendi güldügüm?
Ah nasildi yaşamak?
***
Güz
Çiçegin rengi soldu, bitti şarkisi kuşun.
Yol tenha, dal mecâlsiz, su durgun.
Tabut yapilan tahta, ev ev taşinan odun.
Bahar, ümit yerine, ey kiş, içimde korkun!
Allahim! kararmasa şu gögün...
Dal senin, agaç senin, döktügün
Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün.
Geçip gidişi ömrün...
***
Her Akşamki Yolumda
Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşigine yativersem diyorum
-Rabbim, şuracikta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artik seni anmayan Istanbulun
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.
Sonsuz sessizligini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşligin bir dösek kadar ilik,
Sana az daha yakin yaşamak için artik,
Rabbim, ben yalnxiz zeytin ve ekmek istiyorum.
***
Imkânsiz Tesadüfler
Cahit Sitki Taranci'ya
Şimdi çikiverecek karşima arkadaşim,
Mektebe gitmek için geçtigimiz şu yoldan.
Babam tok sesiyle birden çagiracak: "Ziya!"
Kalbimde eski sevinç, dallarda eski bahar.
Gözlerimi kapatip: "Bil?" diyecek birisi.
Bir mahşer ortasinda şaşirip kalacagim.
Ve girecek koluma bir melek gibi karim.
Saracak etrafimi dogmamiş çocuklarim...
***
Iyilik
Yaşar Nabi'ye
Sabah... Ah şükrederek çikmak geceden.
Ayak bastigim kiyi, yeniden doguş.
Sabah, beliren evim, bahçeler ve sen,
Henüz uyuyan dallar, havalanan kuş.
Bu sabah bilmiyorum bu kirlar nere?
Çamlardan çimenlere dökülen sükûn.
Geçen ömrümü bana söyleyen dere,
Sessizce yaşamayi ögreten koyun.
Bir yol başliyor gibi, ümitli, rahat.
Tanrim! bu sabah içim senin eserin:
Iyilik, teselliler, merhamet, şevkat...
Içimde bir sabahin, o kadar serin.
Bilinmez sevgililerle yikanan gögüs.
Iyilik... Ürperisi vücutta ruhun.
Iyilik... Beyaz koyun, gülümseyen yüz,
Şu bahar, mavi gökler, yemyeşil sükûn.
Bu sabah gözlerimle okşadiklarim,
Herşey, bütün tabiat, agaçlar, dere,
Ey bütün sevdiklerim ve sen ey Tanrim!
Titrek elleri öpmek, kapanmak yerlere...
***
İstanbul
Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.
Geliyor Boğaziçi'nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.
Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul'um benim,
Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...
Gün olur, Kö
prü ortasında durur
Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.
Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"İçi dolu çamaşır."
Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!
***
Kurban
Tanrim, sonsuz dünyada ben âcim ve ufagim,
Kullarin arasinda Tanrim ben bir koyunum.
Iki tugla halinde kenetlenmiş dudagim,
Sonra geçtigim yollar kum, hep kum, daim kum.
Aradigim pinardan içebilsem bir yudum.
Artik o günden sonra hiç susmayacagim.
Inecek gözlerime uzun, en rahat uykum.
Tuz çalinip agzima, baglaninca ayagim.
Kullarin arasinda ben yaşadim sessizce,
Hiç agzimi açmadim, verdim bütün yünümü.
En geniş bir sabahi düşünerek her gece,
Ben, Tanrim, şuracikta bekliyorum günümü.