• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    CRAX57 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-07-2006
    Mesajlar
    374
    Karizma Gücü
    0

    Fikir Dİnİ Hİkayeler(1)


    Fakir ve Kör

    Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar.

    Fakir olanı biteni anlatır.

    Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, evinde kalmasını, ekmeğini çorbasını kendisiyle paylaşmasını ister ve ısrarda eder. Fakir onun içtenliği ve ısrarı karşısında kabul eder, onunla gider.

    Kör ona karşı çok güzel bir konukseverlik gösterir. Fakirin, hem karnı doyar hem de gönlü hoş olur.
    Gönlü öyle hoş olur ki, o hoşnutluk içinde:
    - Sen bana evini açtın, sen bana gönlünü açtın, Kadir Mevlamda senin gözünü açsın, diye dua eder.

    Gece olur, körde bir gariplenir bir gariplenirki, o gariplik içersinde gözünden birkaç damla yaş damlar, gözleri birden açılır. Görmeğe başlar.

    Körün görmesi ile ilgil i haber bir anda şehirde yayılır. Yer yerinden oynar. Bu haberi onu kapısından kovan, kovmakla kalmayan taş yüreklide duyar. İşin doğruluğunu anlamak için gözü açılan şahsa gelir:
    - Çok şanslıymışsın. Gözün nasıl açıldı, kim açtı.
    - Hey! seni gidi gafil seni, sen nasıl bir adammışsınki, öyle bir mübarek zatı azarladın, üzdün, yüzünü yıktın. devlet kuşunu bıraktın, baykuş ile meşgul oldun. Gözümün kapısını, senin yüzüne kapıyı kapattığın o kimse açtı.
    - Desene kendime yazık ettim, öyle bir doğanmışki öyle bir devletmiş ki, kıymetini bilemedim, bana değil sana nasip oldu, ben avlayamadım sen avladın, der ve kıskançlıkla parmağını ısırır.

    Dişini sıçan gibi hırsa batırmış kimse koca doğanı nasıl avlayabilir? İyilerin bastıkları toprak dermandıe, göz açar. ancakgönül gözü kör olanlar o dermandan gafildirler, kıymetini ne bilsinler.

    YİRMİ SANİYEDE


    Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
    - Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
    Hazreti Cüneyd:
    - Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
    Şeytan:
    - Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
    - Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.

    İnsanın en zayıf damarı "Sensin!" denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam'a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur

    TERZİNİN TÖVBESİ


    Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:
    -Peygamberimizin, "Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?
    Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.
    - Mesleğin nedir?
    -Terziyim, elbise dikerim.
    -Terzilikte en kolay şey nedir?
    -Makası tutup, kumaş kesmektir.
    -Kaç senedir, bu işi yaparsın?
    -Otuz senedir.
    -Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?
    -Hayır, kesemem!
    -Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu.

    ... ve tövbe...

    Sarhoş ve Müezzin


    Sarhoş'un biri, şarabın tesiriyle bir camiye girer ve dua etmeye başlar:
    - Yarabbi! Beni Cennetine koy, bana köşklerini ver, bana kevseri ver, bana hürülerine ver...
    Bu yakarmaları işiten müezzin, sarhoşun yakasından tutarak:
    - Ey akıldan, dinden gafil, senin camide işin ne? Sen ne yaptın ki, Allah'tan hem de bu sarhoş halinle dilyorsun? Hiç yakışıyormu?
    Sarhoş bu sözleri işitince başlar ağlamaya ve:
    - Müezzin efendi, müezzin efendi... ben sarhoşum, yakamdan elini çek, bana ilişme, dokunma bana, inciştme beni, kırma kalbimi. Unutma, bilmiyorsan bil. Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden lütfundan günahkar kullarıda ümitlenir. Benim sana sözüm yok, ben senden mi isityorum. Tevbe kapısı açıktır. En büyük yardımcı Allah'dır. O öyle lütuf sahibidirki, O'nun lütfunun, rahmetinin büyüklüğüğ yanında kendi günahımı büyük görmeye utanıyor, günahıma büyüklük veremiyorum.
    (¯`·._)TURKYASAM MOBİLE CENTER(¯`·._)
    TMC


    :cup:gsbayrak::gslogo2::gslogo2::gslogo2::gsbayrak::cup
    SANA GÖRE TESADÜFTÜR,
    BİZE GÖRE SÖKE SÖKE.
    SEN RÜYANDA GÖREMEZSİN,
    KUPA BİZİM MÜZEMİZDE...
    :cup:gsbayrak::gslogo2::gslogo2::gslogo2::gsbayrak::cup


  2. #2

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    Son öykü ilginç: Sarhoş (dini meslek edinmiş) müezzinden daha tutarlı ve dinsel argümanlar ortaya koyuyor..(Ancak öyküden "ne anlayacağız, ne çıkaracağız" meselesinde kafalarımız iyice karışacak gibi.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •