Kadını kendisine sıra dışı gelen güzelliği yüzünden ayırır erkek diğerlerinden.
Bir şekilde başkası gibi değildir ve bu yuzden ona
âşık olur.
Burnu, göz kapakları, elleri, dişleri ya da belki ten rengidir ilgisini çeken.
Sonra kişisel özelliklerine takılır kafası:
Kahkahası, durgunluğu, düşünce biçimi, becerisi ya da beceriksizliği,
dişiliği veyahut çocuksuluğu hoşuna gitmeye baslar...
Derken kokusunu
keşfeder.
Banyodan yeni çıkmış ıslak halini, sabah uykudan kalktığında
gülen şiş gözlerini, makyajsız cildini, ojesiz tırnaklarını sever...
Evet, o asla başkaları gibi değildir.
Bu yüzden "erkeğin sevdiği" kadın olur. Sonra kendisine gösterilen minicik,
küçücük güzel şeyler yüzünden sevmeye başlar kadın erkeği.
Sevilmenin tadını da alır erkek böylece...
Sevdiği tarafından sevilmek gibisi yoktur zaten...
Ama sevilmeye, çok sevilmeye başlayınca tuhaflaşır insan bünyesi...
Her ruh çok sevilmeyi kaldıramaz.
Ve kadın sevmeye başladı mı, kendini kaybeder...
Sevdiği erkeğin hayatını ele geçirmeye başslar.
Başlangıçta erkek için de hoş bir durumdur bu.
Üstünü başını toparlayan, evini çekip çeviren,
önüne düzenli olarak yemekler koyan,
kusursuz bir huzur sunan kadının bu sahiplenmesi muhteşem gelir erkeğe.
Muhtemel bir savaşs alanından ne kadar da uzak görünmektedir
o konforlu ilişki başlangıçta.
"Seni çok seviyorum" diyen, hastayken ateşine bakan,
bir demet çiçekle çıkıp gelen, gün içinde arayıp soran erkeğin
bu ekonomik sevme stili karşısında "sevmeyi" abartır kadın.
Adamın gardrobunu düzenleyerek başlar işe; sonra beynini,
yıllık plânını, arkadaş ilişkilerini düzenleme isteğiyle devam eder...
Mutfakta birikmiş bulasıkları yıkar gibi erkeğin telefon defterinde de
bir
temizliğe girişme isteğiyle dolup taşar...
Çünkü bu arada karşılıklı tavizler verilmiştir.
Erkek o sıra dişi güzellikten rahatsızlık duymaya
başlamıştır.
En azından saç renginin daha "normal", tırnak boyasının kırmızı olmamasını,
mümkünse pantolonların bol, eteklerin uzun olmasını ister.
Mesai saatlerine, işyeri başarılarına, bazı dul ve bekâr kız arkadaşlara,
eski dostluklara, geleceğe dair kişisel plânlara gıcık olmaktadır.
Kısa küskünlükler, uzun suskunluklara dönüşür...
Uzun suskunluklar küçük arızaların büyümesine sebep olur.
"Neden herkes sıradan bir huzur yaşarken bu ilişkide sıra dışı bir bozukluk var"
sorusu hep havadadır artık.
Beraberlik standart bir kümese dönüşür.
İki taraf da birbirlerinin güzel, farklı, olağanüstü her özelliğini
yolup atmak ve bu standart kümeste iki büklüm yaşamak için dövüşmeye başlar.
Dövüşürler, didişirler ve kümesin tellerinde bir delik açabilen dışarı kaçar...
Sonrası ise hepinizin bildiği hikâye...
Sevmenin bir zamanı, stili ve standardı yok.
Artık biliyorum!
Bence çıkarılıp bırakılmış bütün renkli tüyleri,
taşları yeniden takip takıştırıp, sıra dişi delilikler yaşamanın zamanıdır...
Bir daha kimsenin hayatını ele geçirmeye kalkmadan
sevmeyi öğrenmenin ve de...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla