başucumda bir gül dürüyordu, rengi turuncu. elime aldım sıcacıktı. perdeyi aralayıp dışarı baktım. çıplak ağaçlar, heryerde kurumuş sarı yapraklar vardı. Allahım... daha dün bu ağaçlar yemyeşil, toprak renk renk çiçeklerle dolu değil miydi? uyudum, uyandım ve sanki herşey bir anda değişti... ağlamaya başladım. hemen telefonu aldım elime, numarayı çevirdim. karşımda hiç tanımadığım bir ses bana "kimi aradınız" diyordu. donup kaldım öylece. adam telefonu kapattı. yeniden aradım, seni sordum bu sefer. "yanlış numara dedi" aynı soğuk ses... olamazdı, adım gibi bildiğim, ezbere milyonlarca kez aradığım numara yanlış olamazdı. çekmeceyi açtım aceleyle. defterin arasında sakladığım fotoğrafları çıkarttım. orda öylece sağıma uzanmış gülümsüyordum, sanki birinin elini tutuyormuşum gibi. yanım boştu, sen yoktun. onu bir kenara fırlatıp diğer resme baktım. ben ordaydım, fotoğrafın diğer yanı boş... hepsine teker teker baktım. hepsinde de yanlızdım. elim mektuplara gitti. zarfları titreyerek açtım. tarihleri atılmış onlarca mektup kağıdı önümde... bomboş... yazılar silinmişti sanki. hatta tek bir iz bile yok, hiç yazı yazılmamış gibi. Allahım! bu nasıl bir kabustu, nasıl bir acı. sen aklımın içindeki yüzlerce anıdaydın, oysa varlığına dair tek bir kanıt yoktu. nerdesin....nerdesin...
sarsılarak uyandım. başucumda bir gül duruyordu, rengi turuncu. yastığım sırılsıklam ıslanmış, yüzüme dokundum, hala ıslak.... pencere camdan dışarı baktım. ağaçlar yem yeşil, toprak renk renk çiçeklerle örtülü. hemen telefona uzandım ve aradım. o içimi ısıtan sesle irkildim. sendin, ordaydın...
ağladım.... günlerce düşünüp düşünüp buna ağladım.
ALıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla