• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
45 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    buse33 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    732
    Karizma Gücü
    0

    Yusuf HAYALOĞLU Şiirleri, Yazıları Ve Eseleri

    ADI BAHTİYAR

    Geçiyor önümden sirenler içinde
    Ah eller üstünde çiçekler içinde
    Dudağında yarım bir sevda hüznü
    Aslan gibi göğsü türküler içinde

    Rastlardım avluda hep volta atarken
    Sigara içerken yahut coplanırken
    Kimseyle konuşmaz dağ gibi titrerdi
    Çocukça sevdiği çiçeği sularken

    Diyarbakırlıymış adı bahtiyar
    Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
    Geçiyor önümden gülyüzlü bahtiyar
    Yaralıyım yerde kalan sazı kadar

    Beni tez saldılar o kaldı içerde
    Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde
    Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler
    Mavi gökyüzünü ona dar etmişler

    Gazete çıktı üç satır yazıyla
    Uzamış sakalı çatlamış sazıyla
    Birileri ona ölmedin diyordu
    Ölüm bir yanında hüzünle gülüyordu


    Yusuf HAYALOĞLU


    YAŞAMAK GÜZELDİR ANNE

    Anne ben senin oğlunum
    Kanayan bir yurdum var
    Anne ben senin oğlunum
    Sönmeyen bir umudum var

    Ellerimi tutma ne olur
    Beni ağlatma ne olur
    Anne ben senin oğlunum
    Bu kavgaya inancım var

    Yasamak güzeldir anne
    Yasamak senin için
    Yasamak güzeldir anne
    Yasamak yarınlar için

    Ölmek yaşamaktır yine
    Halkının yüreğinde
    Ölmekte güzeldir anne
    Ölmek özgürlük için

    Anne seni seviyorum
    Sana ihtiyacım var
    Anne seni seviyorum


    Yusuf HAYALOĞLU
    Hayat bisiklete binmek gibidir, pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz..

    "Karamsar adam, her imkanda bir zorluk görür.İyimser adam ise her zorlukta bir imkan.":A

  2. #2
    this too will pass metal heart adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2005
    Mesajlar
    2,006
    Karizma Gücü
    0
    süpersin :A
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic24785_4.gif

    Gittiğinde, ilkbahardı,
    Şimdi mevsim sonbahar,
    Haberin olsun, hazan düştü otağıma,
    Kurudu sensizlikte güllerim, ey yar,


    Sararsa da senden sonrası,
    ömür bahçemdeki yapraklar,
    Yine de,
    düşen her yaprakta,
    hala senin adın,
    ve hala senin kokun var,

    Ben sonbahar çocuğuyum... Alışkınım yalnızlığa, yaprak dökümlerine...

  3. #3
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    - NEYLERSİN -
    Bir gün bu mahsun sevdadan geriye
    Kalırsa sadece o hüzün kalır.
    Sen de anladın ki yapayalnızız
    Buluşmamız yasak,görüşmemiz uzak
    Devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız
    NEYLERSİN...

    Ah güzelim!incinmiş bir sesi vardir yağmurun,
    Yanaklarına vurdugunu da hissedersin
    Ve bir veda sözcüğü
    Saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda,
    Bu ani dondurmaya yetmez nefesin.
    Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık
    NEYLERSİN...

    Biz zaten hiçbir romanda
    Kendi hayatımıza rastlamadık,
    Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı
    Ve bütün bulmacalar yarim bırakılmıştı.
    Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız
    Oysa tuttuğumuz balıkları bile
    Yeniden denize bağışlamıştık.
    Biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık.
    NEYLERSİN...


    Biz bu sonucu hak etmedik,hayır etmedik
    Ömrümüz bu talana layık degildi
    Bazen acı vurdu bazen de yağmur
    Hiç gülmedi yüzümüz
    Hiç büyümedi gülümüz
    Bizi yalnızca aksamlar kucakladı biliyorsun
    Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz
    Bazen acı dinmez bazen de yağmur
    Sevgilim gülümse her sey unutulur
    Suskunuz bu akşamüstü hasrete yanmışız
    NEYLERSİN...

    Bir gün bu öykünün sonuna gelince,
    Ansızın desem ki:"HOS&#199KAL CANIM"
    Unutursun,mecburen unutursun
    Yıldızlar söner,bu aşk da biter,
    Bazı gün hatırlayınca,sessizce ağlarız
    NEYLERSİN...

    Ah bebeğim,ah!
    Kekremsi bir tadı vardir gözyaşının,
    Dudaklarına sızınca fark edersin
    İçimdeki vurgun aşklar mezarlığında
    Ayrılık ölümden üste yazılınca,gideni durdurmaya yetişmez sesin
    Bir inme gibi dolanır bedeninde pişmanlıklar
    NEYLERSİN...

    Biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik.
    Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı
    Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
    Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi
    Oysa;"Nuh’un gemisi'nde " bile bize yer kalmamıştı
    Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı
    NEYLERSİN...

    Biz bu aşkı sürdüremezdik,inan sürdüremezdik
    Kalbimiz bu heyecana müsait degildi.
    Bize hep acılar kaldı
    Bize hep yağmur
    "Unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın"
    Ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda,
    Hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın...
    mazeretim var

  4. #4
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    Bir Acayip Adam






    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi benim canım ciğerim

    Kimse bilmez nereli olduğunu

    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi susar akşam oldumu

    Bir cebinde daskapital,
    Bir cebinde kenevir tohumu

    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi benim canım ciğerim

    Fırtınadan artakalmış bir teknede tevekkül içinde
    Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla
    Gizlediği macerasıyla bir acayip adam yaşardı
    Akşamları susardı ben konuşsam kızardı
    Bir sürgün kasabasıydı bir eski zamandı
    Hazirandı, çocuktum, evden kaçmıştım
    Gelip ona sığınmıştım
    Küçücük bir koydu, sığdı
    Burayı keşfeden belki o oldu
    Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı
    İçim anneyle dolardı ağlardım
    Suphi şöyle bir göz atardı
    Gizli bir cigara sarardı ağlardı
    Sonra barışırdık ben flüt çalardım
    Cigara sönerdi ağlardı
    Nerden geldiğini bilmezdim
    Kimsesizdi belki kimliksizdi
    Onun macerası onu ilgilendirirdi
    Kimseye ilişmezdi bir şeylere küfrederdi hep
    Tedirgin bir balık gibi uyurdu
    Bazen kaybolurdu arardım
    Yağmurun altında dururdu
    Bir kalın kitabı vardı cebinde dururdu
    Her gün okurdu ben bir şey anlamazdım
    Kapağını seyreder duymazdım
    Sakallı bir resimdi kimdi ne kadar mütebbessimdi
    Sordum bir gün Suphi’ye
    Söylediklerini niye anlamıyorum diye
    Bildiklerini dedi yüzleştir hayatla
    Ve sınamaktan korkma
    Doğruyla yanlışı o zaman ayırabilirsin
    Ve onu anlayabilirsin
    Sonra gülerdi
    Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi
    Sonra yine akşam olurdu Suphi susardı
    Ben konuşsam kızardı
    Tekneye martılar konardı
    Yüreğim Suphi’ye yanardı ağlardım
    Suphi denize tükürürdü
    Gökyüzünü tarardı ağlardı
    Sonra barışırdık ben flüt çalardım
    Yıldız kayardı ağlardık

    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi benim canım ciğerim

    Kimse bilmez nereli olduğunu

    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi susar akşam oldumu

    Bir cebinde daskapital,
    Bir cebinde kenevir tohumu

    Suphi suphi bir acayip adam
    Suphi suphi benim canım ciğerim

    Bir sürgün kasabasıydı bir eski zamandı
    Hazirandı, çocuktum, evden kaçmıştım
    Gelip ona sığınmıştım
    Bir gün aksilik oldu annem beni buldu
    Suphi kaçıp kayboldu kasaba çalkalandı
    Olay oldu ben sustum kanım dondu
    Polisler onu bulduğunda tekti, felaketti
    Herkes meydanda birikti
    Karakoldan içeri girerken sanki mağrur bir tüfekti
    Ansızın dönüp bana baktı anladın mı dedi
    Anladım dedim anladım
    Ve o günden sonra hiçbir zaman
    Hiçbir yerde hiç ağlamadım




    Bir Veda Havası


    Vakit tamam, seni terk ediyorum.
    Bütün alışkanlıklardan öteye...
    Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
    Doymadım inan, kanmadım sevgine.
    Korkulu geceleri sayar gibi,
    Birden bire bir yıldız kayar gibi,
    Ellerim kurtulacak ellerinden
    Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
    Aşk sabittir gülse hiç dermedik
    Bul kendini kuytularda hadi dal
    Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.
    Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.

    Vakit tamam seni terk ediyorum
    Bu incecik bir veda havasıdır
    Parmak uçlarına değen sıcaklık
    İncinen bir hayatın yarasıdır
    Kalacak tüm izlerin hayatımda
    Gözümden bir damla yaş aktığında
    Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
    Kan tarlası gelincik şafağında
    Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
    Vur kendini korkularda hadi al
    Seninle bir bütün olabilirdik
    Hoşçakal iki gözüm hoşçakal


    Ayrılığın Hediyesi :A




    Şimdi saat sensizliğin ertesi
    Yıldız dolmuş gökyüzü ay aydın
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin
    Hiç uyumamış bir-ben

    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynun kolyesi olsun
    Bu da benim sana
    Ayrılırken hediyem olsun

    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu biliyorsun
    Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp
    asıyorum
    Bu son olsun, Bu son olsun....
    Şimdi saat yokluğunun belası
    Sensiz gelen sabaha günaydın
    İşi gücü olanlar çoktan gittiler
    Bir ben kaldım voltasında gecenin
    Hiç uyumamış bir-ben
    Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
    Beyninin içindekilerini anlıyabilmek
    Ve yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü
    Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
    Çıldırasıya paraladım kendimi
    Lanet olsun
    Artık sigarayı günde üç pakete çıkardım
    Olsun gözüm olsun
    Ne olacaksa olsun !




    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

  5. #5
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    en sevdiğim şiiridir bu:


    Demek Şimdi Gidiyorsun


    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak!
    Demek şimdi gidiyorsun kuşlarımız acıkacak,saksılarımız artık sulanmayacak!
    Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
    aynanın sahtekâr yüzüne
    -Oy benim yaralım-
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Beni böyle toz gibi dağıtıp merdivenlern dibine!

    Her şey tamam diyorsun,git...
    Beni viran bir şehir gibi terket...
    Haydi git!
    Dışarısı ispiyon...Dışarısı ihanet...
    Seni bir gören olmasın,dikkat et!..

    Dostlukmuş...ölüme yürümekmiş...
    Üstüne titremekmiş...vefaymış!..
    Aşk dediğin,zavallı bir kapıyı duvara çarpıp
    Çıkıncaya kadarmış!..
    Bana komaz deyip
    Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
    -Oy benim yaralım-
    Asıl sancı,uyandığında
    Bütün odaları boş görünce koyarmış!.

    Gitmek istiyorsun,git...
    Bir savaşçı asla vedalaşmaz!
    Durma git!
    Dışarısı dinamit...dışarısı enkaz!
    Şunu cbine koy,ne olur ne olmaz..

    Eylül mağdurlarıydık,kimsemiz yoktu,
    Yaralarımız aman vermiyordu canımıza..
    Kimseye kıymamıştık oysa,masumduk..
    Rahatsız ediyordu bizi bu yalancı tarih!
    Yırtılan bir pankart gibi
    Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
    -Oy benim yaralım-
    En az bir karıncanın yüreği kadar
    Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!

    Artık bitti diyorsun,git..
    Kırılsın kapı-çerçeve,kırılsın bu cam..
    Sorma git!
    Dışarısı panik..dışarısı izdiham!
    Biliyorum,seni vuracaklar bu akşam...

    Ne çok fire verdik üstüste..
    Ne çok arkadaş yitirdik bu tozlu yolculukta..
    Kimliği tespit edilmemiş,
    Ne çok ceset vurdu zeytin güzeli akşamlarımıza!
    Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
    İçerden çürümüşüz meğerse...
    -Oy benim yaralım-
    Her gelen ölüm yazmış,
    Her giden ayrılık işlemiş bu talihsiz gergefimize...

    Kendini arıyorsun,git..
    Aptal bir hayat kur,içinde beni barındırmayan
    Kalma git..
    Dışarısı barut..dışarısı gardiyan!
    Yine bir tek ben olurum sana parçalanan..

    Demek şimdi gidiyorsun;
    Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zelzele!
    Demek şimdi gidiyorsun;
    Yıkılan bir duvar gibi;ömrüme devrile devrile..
    Demek mecburi istikametlerin,
    Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında
    -Oy benim yaralım-maralım
    Demek şimdi gidiyorsun,
    Ve bana bir tek secenek kalıyor:güle güle!

    Beni öldürüyorsun,git..
    Kalmasın sende kahrım,kalmasın derdim
    Bakma git
    Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim...





    Hangi Ayrılık?






    Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

    Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
    Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


    Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
    Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
    Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
    Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
    Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
    Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
    Hangi cama kafa atsam?
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

    Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
    Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
    Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
    Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
    Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
    Hiç sanmam! ...
    Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
    Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
    Olur mu be! . olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi?
    Buruşturup bir kenara atılır mı?
    VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
    Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
    Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze eze! .....
    Hangi anası tipli parlak çömeze,
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
    Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
    Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
    Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
    Ve! .. Hangi su bağışlatır?
    Hangi musalla temizler seni?

    Bu Nasıl Ayrılık? ...






    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

  6. #6
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    İstanbul Acılar Kraliçesi






    İstanbul ey İstanbul ey
    Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi
    İstanbul ey İstanbul ey
    Ey bozgunların garip çiçeği
    Bu akşam yemin ettim
    Seni bir daha öpmemek için
    Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp
    Yumruğumla kanatmıştım
    Rezil bir aşktı
    Bütün arkadaşları miting alanlarında
    Ve mezarlıklarda bırakmıştım

    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Umudun ve direncin yorgun anası
    Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası
    Tırnaklarım kopuyor, Görmüyormusun
    Bir benmiyim kapılarını şaşıran her yokuşun başında
    Bir benmiyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan
    Bir kedi bile sağarken yüreğini
    Telaş içerisinde yavrusuna
    Ey acımasız acuze!
    utan şu türbelerinden
    Minarelerinden utan


    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği
    Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği
    Bayraklarım kanıyor, Sormuyormusun
    Kadınlarınki;
    Omuzları hicran, saçları ihanet sarısı
    Çocuklarınki;
    Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından
    En ücra genlerime, alyuvarlarıma,
    Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.Bıktım
    İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan
    Bu Allahsız yağmurundan


    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı
    Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı
    Ciğerlerim çatlıyor, Duymuyormusun
    Hangi pencerene çıksam
    O salya sümük ******** suratları
    Hangi caddene dökülsem
    O şangur şungur düş kırıkları
    Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar
    Sarsmıyormu seni hiç
    Bunca infilak
    Bunca isyan çığlıkları


    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası
    Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması
    İntihar anı geldi, beni öpmüyormusun,
    Ağlamak istemiyorum, yenildim sana
    Hikayenin özeti bu
    Bir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı
    Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
    Şimdi ben hangi şehirde soğulturum zonklayıp duran bu yaramı


    İstanbul ey İstanbul ey
    Acılar kraliçesi
    İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı
    Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı
    Beni harcadın ulan!
    Beni sattın
    Utanmıyormusun





    bu da Ahmet Kaya'nın adından Yazdığı şiirdir...Siyasi DEĞİL!

    İşte Gidiyorum






    İşte gidiyorum
    Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü
    İşte gidiyorum
    Toprak alsın benimde bu hazin öykümü

    İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
    Çukura kim indirecek
    İşte gidiyorum
    Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek

    Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde
    İşte gidiyorum
    Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde

    Size yüzyallardır sesini kaybetmiş
    Bir türkü söyliyecektim...
    Ve bir yayla şefkatiyle
    Kirpiğinizin ucundan öpecektim

    Bir masum türküydü sadece
    Yüzbinlerce madurun gönlünde
    Belki söyleriz hepbirlikte
    Belki, mahşerin birinci gününde

    Nasıl sevmiştim hepinizi..nasıl böyle oldu akıbetim?
    Ve nasıl çöle döndü
    O benim gül gülistan memleketim

    İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız
    Ben başımı verdim, sizinse
    İnsafsız bir linç oldu karşılığınız

    İşte gidiyorum
    Penceresiz bir dünyanın labirentine
    İşte gidiyorum
    ''Saçlarındaki yıldızları koparabilirsin anne''

    Sonunda kaptırdım gönlümü
    ölüm denen o kaypak türküye...
    Ve işte kurtuldun benden
    Şen olasın ey sevgilim Türkiye

    Elbet benimde vardı
    Kendime ve yurduma dair umutlarım
    Belki bıraktığım yerden sürdürür
    Dostlarım, karım ve çocuklarım...

    Çatladı yüreğim çatladı sazım
    Demekki böyleymiş yazım
    Sizlere armağan olsun
    Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım...


    Yusuf Hayaloğlu




    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

  7. #7
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu biliyorsun
    Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp
    asıyorum
    Bu son olsun, Bu son olsun....


    favori mısralarım teşekürler ys....
    mazeretim var

  8. #8
    Misafir arhavili08 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-04-2006
    Mesajlar
    773
    Karizma Gücü
    0

    Yusuf Hayaloğlu Şiirleri

    şimdi saat sensizliğin ertesi

    yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın

    avutulmuş çocuklar çoktan sustu

    bir ben kaldım tenhasında gecenin

    avutulmamış bir ben...



    şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

    ki bu yaşlar

    utangaç boynunun kolyesi olsun

    bu da benden sana

    ayrılığın hediyesi olsun



    soytarılık etmeden güldürebilmek seni

    ekmek çalmadan doyurabilmek

    ve haksızlık etmeden doğan güneşe

    bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi

    mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..

    şimdi iyi niyetlerimi

    bir bir yargılayıp asıyorum

    bu son olsun be..bu son olsun!

    bu da benim sana

    ayrılırken mazeretim olsun!



    şimdi saat yokluğunun belası

    sensiz gelen sabaha günaydın!

    işi-gücü olanlar çoktan gitti

    bir ben kaldım voltasında sensizliğin

    hiç uyumamış bir ben...



    şimdi dişlerimi sıkıp

    dudaklarıma kanamayı öğrettim

    ki bu kızıl damlalar

    körpe yanağında bir veda busesi olsun

    bu da benden sana

    heba edilmiş bir aşkın

    son nefesi olsun...



    kafamı duvara vurmadan

    tanıyabilmek seni

    beyninin içindekileri anlayabilmek

    ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü

    bütün saatleri öylece durdurabilmek için

    çıldırasıya paraladım kendimi

    lanet olsun!

    artık sigarayı üç pakete çıkardım günde

    olsun be! ne olacaksa olsun!

    bu da benim sana

    ayrılırken şikayetim olsun



    (gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun)

  9. #9
    Misafir arhavili08 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-04-2006
    Mesajlar
    773
    Karizma Gücü
    0

    BABANI UNUTMA YAVRUM.... Yusuf Hayaloğlu

    Bu şarkı senin al dinle

    Usulca dokun sesime

    O minicik ellerinle

    Babanı unutma yavrum



    Yağmurlar rüzgarla barışır

    Yağmurlar çimenle öpüşür

    Belkide uçurum kapuşur

    Babanı unutma yavrum



    Bir gün tutuşup kavgaya

    Kalbin hırpalandığında

    Söküp verebilirim sana

    Babanı unutma yavrum



    Hasta iken yataklar içinde

    O hayın sokaklar içinde

    Sorgular yasaklar içinde

    Babanı unutma yavrum



    Sen benim için üzülme

    Bakınca suskun resmime

    O körpecik yüreğinle

    Babanı unutma yavrum



    Bir gün duyarsan dağlarda

    Ölüm haberleri radyoda

    Bende olabilirim orda

    Babanı unutma yavrum

  10. #10
    Misafir arhavili08 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-04-2006
    Mesajlar
    773
    Karizma Gücü
    0

    ASİ BİR KÜHEYLAN.....Yusuf Hayaloğlu

    Aşiret çocuğuyam adım Küheylan

    Kızılca kıyamet yaylasında doğmuşam

    Koyaklarda kartal uçurmuşam, kurt kovalamışam, adam vurmuşam

    Onursuz yaşanmaz demişem

    Rezil rüsva etmemişem kendimi böceklere

    Yavri yavri

    Bu yüzden dik bakaram adamın yüzüne

    Bu yüzden böyle hoyrat kalmışam

    Asi bir Küheylanam

    Anam rüzgar, babam gurbet

    Bin yıldır bu koğuştayam

    Diz çöktürmez beni hasret

    Seni sevmişem

    Bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi

    Seni sevmişem

    Gururlu dağ çiçeklerini göğsüme takınır gibi

    Ben sazımı kılçadırların boynuna asıpta öyle gelmişem buraya

    Yavri yavri

    Ölürsem iradi ölürem

    Harlanmış bir kılıca alnımla dokunur gibi

    Asi bir Küheylanam

    Gözlerini benden ayırma

    Kırılıp düşerem sonra kimse bakmaz yarama

    Bana ne getirmişen Cico

    Karda çürümüş sümbül soğanlarımı

    Yoksa tozkaldıran taylarımı

    Dargeçitlerdemi kanatmışan

    O göçebe sevdamızın yamacına

    Şimdi kimler konmada söyle

    Yavri yavri

    Söyle kınalı kuzun nerde

    Onu hangi soysuzun sürüsüne katmışan

    Asi bir Küheylanam

    Mahmut vurma döşüme

    Delerem bu duvarları delerem

    Jandarma kavuşmaz peşime

    Benki dipsiz uçurum boylarında

    Paramparça olmuş ölmemişem

    Benki huysuz nehir yataklarında

    Yaralarımı çamurla sıvamışam

    Nasıl sığaram düşündünmü

    Şu altı adımlık tosbağa voltasına şimdi

    Yavri yavri

    Dağları çıldırtan öykümü

    Ben bu demirlere dişlerimle yazmışam

    Asi bir Küheylanam

    El süremezler yeleme

    Bırak yırtılayım bırak, gem vurma benim dilime

    Hüznün duvarlarında

    Sıvası dökülmüş bir yer vardır bilirmisen Yavri

    Bilirmisen çiçekler çentik çentiksolar

    Bu gevur ölüsü akşamlarda

    Bırak gözyaşlarımın açtığı çukurlar öylece betonda kalsın

    Donansın peşime bi metelik etmez bu sırtlan adımları.Donansın

    Yavri yavri

    Şapkam namusumdur

    Koma buralarda koma

    Tespihim dağılmasın

    Asi bir Küheylanam

    Kesmez beni bu acılar

    Beni vursada bu puştlar

    Ancak sırtımdan vururlar

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •