• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8

    Eğer... Çünkü... Rağmen..

    Bu hikayeyi okumanızı tavsiye ederim ben çok beğendim ve sizinle paylaşmak istedim



    Bu hikayeyi Masumi
    Toyotome diye bir Japon yazmış. Dünyada sevilmek
    istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor hikayesine. Ama sevgi nedir, nerede
    bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: Sevgi üç
    türlüdür.

    Birincinin adı "Eğer" türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak
    bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: Eğer iyi
    olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni
    severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
    Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor.Bir şarta bağlı
    sevgi.Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması
    karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve
    şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.
    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için
    çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
    hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere
    giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer"
    türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi
    giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul
    dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor.

    Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone
    kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın,
    bir de utanmadan Hakone'ye gittin?" diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba
    vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına
    gittiğini anlatmıştın diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor.
    Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu
    olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının
    kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu
    anlamıştı. İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler
    aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç
    adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih
    yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi
    Toyotome. İlginç değil mi? İkinci türe geçiyoruz; "Çünkü" türü sevgi.
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor; Bu tür sevgide kişi bir şey
    olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka
    birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek
    mi?

    Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü
    bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık
    arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, "Çünkü" türü
    sevginin "Eğer" türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi
    bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline
    gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş
    bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar
    oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği
    için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün “Eğer” türünden
    temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de, yükler
    getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler.

    Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere
    onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin,
    artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi
    kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan
    bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık
    BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın
    kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven
    duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome.

    “Çünkü” türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor.
    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.
    Birincisi acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu.
    Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki
    yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar
    ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde
    değişirsem ve insanlar beni sevmezse endişesidir. Japonya'da bir
    temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın, yüzü patlayan kazanla parçalanmış.
    Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha
    acısı aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile
    gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu
    güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş.

    Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş... Japon
    yazar; toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türünde olup bu tür sevgiler,
    kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. Peki o zaman, gerçek
    sevginin, güvenilebilecek sevginin özellikleri nedir? Ve işte sevgilerin en
    gerçeği. Üçüncü tür sevgi benim "Rağmen" diye adlandırdığım türdür diyor
    yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği
    için? “Eğer” türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine
    dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “Çünkü” türü
    sevgi de değil.

    Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey beklediği için değil,
    bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın
    en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil,yakışıklı, zengin
    delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen aşıktır. Kişi dünyanın en
    çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir.
    Tabii bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da
    zengin bir konum elde ederek sevgiyi kazanması gerekmiyor.

    Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en
    değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi
    budur diyor. Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için
    yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı yada senden daha
    önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olacaksınız?

    Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. “Şu soruma cevap verin,” diyor.
    Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile
    ,zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize
    yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Toyotome; Şu anda
    en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı
    bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi. O an yaşam
    size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var.

    Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? diye
    soruyor ve yanıtlıyor; Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar
    ediyorlar, ya da kendilerini iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.

    Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor, ”Rağmen” türü sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni “Rağmen” türü sevgiyi şu anda yaşamanız
    ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. Son sözlerinde
    biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu
    sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına
    verecek fazlası yok? diye açıklıyor. Anlatıyor; Yakınımızda olan birinin bu
    sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından
    beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açlığımızı
    biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar
    gibi.

    Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve
    teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu
    anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını
    bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda;

    DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR.

    ....

  2. #2
    Misafir RAİTO adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-07-2006
    Mesajlar
    288
    Karizma Gücü
    0
    yazının nerdeyse hepisini okudum sanırım 3. sevgi türüne toplumumuzda pek rastlanmıyo yada ben çevremde göremiyorum.'eğer 'türü sevgide karşılık var yani beklenti karşılığı sevgi oluyo biz bunun adına sevgi diyoruz ama hikayedeki çocuğun başına gelen olay sevgidenmi geliyo.'çünkü'türü sevgide 'eğer'türü sevgiye benziye çok yakın sevgi türleri yani tekrar söylüyorum bunlara sevgi deniyosa evet çünkü türü sevgide yakışıklı olduğun için v.b şeyler yüzünden seviyosun insanı.oysa benim bildiğim sevgide karşılık olmaması gerekiyo.yani insan çirkin birinede aşık olabilir sevebilir o kişiyi.
    en son yazılan 'rağmen' türü sevgiyi arıyorum ben eğer bigün böyle bi sevgi bulursam o kişiyle hiç bişe düşünmeden evlenirim ne olursa olsun...


    yazı çok uzundu ama başlayınca okudum teşekkür ederim emeğine sağlık ne güzel olurdu herşeye 'rağmen'insanlar birbirlerini sevse dimi.

  3. #3
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    "DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR."


    Way be güsell sözzz haklılar tabi
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Var Olacağız Eylül'lere Rağmen!
    2005 Konuları bölümünde MiLiTaN tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 18.11.06, 22:44
  2. Baykal'a rağmen, Sarıgül Tam GAz
    2003 - 2004 Konuları bölümünde emosh-gs tarafından açılmış
    Yanıt: 6
    Son Mesaj: 14.07.05, 17:42

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •