İkİncİ Dünya SavaŞi - Normandİya çikarmasi
Savaşın beşinci yılının dolmak üzere bulunduğu 1944 yılının Mayıs ayında, herkes Manş kıyılarında bir Müttefik çıkarması bekler haldeydi. Haziran başlarında bu beklenti büsbütün arttı, artık günler ve hatta saatler sayılır oldu.
Rusya cephesinde Almanlar zor durumdaydı. Sovyet ordusu güney cephesinde Alman kuvvetlerini bir silindir gibi ezerek her gün biraz daha Batı’ya yürüyor, Romanya hududuna yaklaşıyordu. İtalya cephesinde Gustav Hattı’nda tıkanan Müttefik ordusu, mayısın ortasında giriştiği taarruzla Alman mevziini yarmış, 4 Haziran’da Roma Müttefiklerin eline geçmişti. Aylardır Alman kentleri yoğun bir Müttefik hava bombardımanı altında ezilip durmaktaydı. İngiltere’deki alanlardan havalanan İngiliz, Amerikan uçakları, binleri bulan filolar halinde, gece gündüz demeden Almanya’ya bomba yağdırıyordu. İngiltere’ye yığılan kara ve deniz kuvvetlerinin sayısı her gün biraz daha artıyor, eğitim ve hazırlıklar gittikçe yoğunlaşıyordu.
Velhasıl, bir çıkarmanın eli kulağındaydı. Almanlar kadar Avrupa’nın işgal altındaki 300 milyon insanı ve dünyanın diğer taraflarında yaşayanlar da bunu biliyor ve hissediyorlardı.
Aslında, Fransa’nın batı kıyılarına çıkılarak ikinci cephenin açılmasına bir buçuk yıl önce Casablanca Konferansı’nda Roosvelt’le Churchill arasında karar verilmişti. Zira Stalin, ne zamandan beridir Roosvelt ve Churchill’i sıkıştırıp durmakta, onlara sitemler etmekteydi. Stalin’e göre “Yalnız silah ve malzeme vererek kavgayı uzaktan seyretmek, birisinin kanını para ile satın almaktan pek farklı değil”di.
Stalin haklıydı, ikinci cephenin açılması ve İngilizlerle Amerikalıların da Almanlar’la Avrupa’da -tıpkı Rusların yaptığı gibi göğüs göğüse dövüşmeleri gerekliydi. İyi ama, Müttefiklerin bu büyük kavgaya hazır olmaları için zamana ihtiyaçları vardı. Kuzey Afrika çıkarmasından sonra İtalya’ya yapılan çıkarma buna bir başlangıç olacaktı, hatta bunlar büyük çıkarmanın bir provası bile sayılabilirdi.
Aslında İkinci Cephe hazırlıkların Casablanca’dan da evvel başlanmıştı. 1942 yılı ortalarında İngiltere’de İngiliz generali Morgan emrinde bir İngiliz ve Amerikan kurmay gurubu kurulmuş, Fransa’nın batı kıyılarına yapılacak bir çıkarmaya ait planlarının ana hatları, ihtiyaç duyulacak kara, hava, deniz kuvvetlerinin sayısı, çıkarma bölgelerinin yerleri saptanmaya başlanmıştı. Daha da önemlisi, deniz çıkarma araçlarının tipleri, özellikleri, deniz ve karada yürüyecek tank, dozer, tank çıkarma araçlarının cins ve miktarı belirlenmiş, bunların bir an önce imalatı için ilk adımlar atılmıştı. Tekniğin bütün incelikleri dikkate alınarak yürütülen hazırlık çalışmalarında, iki yüzer limanın yapılması ve Manş’ı geçecek sualtı petrol boru hattı dahi dikkate alınmıştı.
Amerika’dan geleceklere yerleşme bölgeleri, eğitim alanları ve bindirme yerleri saptanmış, malzeme, araç, silah için yerlerin sağlanması başlamıştı. Gerçekten de bu büyük ve karmaşık harekat için dikkatli bir planlama ve uygulama yapılmazsa işler arap saçına dönebilirdi. İngiltere’de büyük kuvvetlerin toplanması bir sürü problemi de beraberinde getiriyordu. Batı Fransa’ya çıkarma harekatı bundan önceki Kuzey Afrika, Sicilya, İtalya ve Pasifik’teki adalara çıkışa benzemiyordu. Bu çıkarma çok daha güçlü bir düşmana karşı yapılacak ve bundan önceki çıkarmaların on, hatta yirmi misli kuvveti gerektirecek bir harekat olacaktı.
Ve Amerika’dan İngiltere’ye asker, araç, silah akmaya devam ediyordu.
Dönitz’in denizatlılarından temizlenmiş olan Atlantik, Avrupa’nın kurtuluşuna açılan geniş bir cadde niteliği almıştır. Yanlarına refakat gemisi almaya bile gerek görmeyen ve 28 mil hız yapabilen Queen Mary ve Queen Elisabeth gemileri, her ay tam kadrolu iki tümeni Atlantik’ten geçiriyor. Diğer birlikler, mühimmat ve yiyecek, düşmanın sataşmasına imkan olmayan konvoylara taşınıyor. Küçücük İngiltere’de bu kadar insanı barındırmak ve araç gereçlerini koyacak yer bulmak da ciddi bir mesele halini alıyor. Amerikan hava kuvvetlerinin istediği 133 hava alanının, hele birliklerin eğitimi için gerekli alanların sağlanması kolay olmuyor.
1.750.000 İngiliz, 1.500.000 Amerikan, 175.000 İmparatorluk askeri ve çeşitli milletlerden 44.000 gönüllü ile İngiltere adasına 3.500.000 kişilik bir ordu ve 20 milyon tonu bulan malzeme gelmektedir. İngiltere’nin “Hava hücumlarına karşı bir savunma barajı kurmak üzere uçurulmuş binlerce balon sayesinde batmaktan kurtulduğu” söyleniyor.
H.Von Moss
Büyük Dünya Olayı
6-7 ay önce 24 Aralık 1943’te General Eisenhower’in İtalyan cephesinden alınıp bu harekatın başına getirilmesiyle ve arkasından General Montgomery’nin atanmasıyla hazırlıklar şekillenmeye başlamıştı. Müttefik Çıkarma Kuvvetleri Başkomutanı Eisenhower, yardımcısı İngiliz hava mareşali Tedder, Amerikan Kara Kuvvetleri Komutanı General Bradley, İngiliz Kara Kuvvetleri Komutanı ise General Montgomery idi. Fransa çıkarmasına bir de kapalı ad verilmişti: “Overlord”…
Haziran 1944’e ulaşıldığında Müttefik cephesinde hazırlıklar son aşamaya gelirken İngiltere’deki çıkarma kuvvetleri olsun, karşı kıyıdaki Alman kuvvetleri olsun, nefesini tutmuş, bugün mü yarın mı, şuraya mı buraya mı yapılacağı bilinmeyen bir çıkarma bekliyordu.
Almanlar da ne zamandan beridir “İkinci Cephe”yi göz önünde tutarak hazırlanmışlardı. Bu hazırlıklar yalnız batı Fransa ile sınırlı değildi. Alman yüksek komutanlığı Norveç’ten İspanya hududuna kadar tüm Atlantik kıyılarını, Güney Fransa ve Balkanlar’ı da içine alan bütün Kuzey Akdeniz kıyılarını göz önünde bulundurmak zorundaydı. Hollanda, Belçika ve Batı Fransa kıyıları birinci önceliği taşıyordu ama Alman Başkomutanlığı her ihtimali dikkate almak zorundaydı.
Rusya cephesinde görevden alınan Mareşal Rundstedt, kısa bir süre sonra 1942’de Hitler tarafından “Batı Cephesi Başkomutanlığı”na atanmış, elindeki az sayına kuvvetle Batı Avrupa’yı savunmak görevini üstlenmişti. 1944 haziranında elinde 60 tümenlik bir kuvvet vardı, ama bunlar Norveç’ten Güney Fransa’ya kadar geniş bir bölgeyi savunmak için hiç de yeterli değildi. Hitlerde her ne kadar “Doğu’da toprak kaybetmeyi göze alabiliriz, fakat Batı’da durum farklıdır. Geniş bir cephede düşmanın açacağı bir gedik, kısa sürede hesaplanamayacak ölçüde ağır sonuçlar verebilir. Bunun için her şeye rağmen Batı cephemizi güçlendirme kararına varmış bulunuyorum.” Diyorsa da, bu hiç de söylendiği kadar kolay olmuyordu.
Çıkarma öncesi günlerde Alman orduları Doğu’da üstün Rus kuvvetlerinin ağır darbeleri altında zor anlar yaşamakta, ağır kayıplar veren orduların direnme gücü gittikçe azalmaktadır. Başkomutanlık ele geçen her kuvveti silah ve malzemeyi doğu cephesine sevketmektedir. Bu durumda İtalya cephesini saymazsak, çıkarmanın beklendiği o günlerde Alman ordusu ikiye bölünmüştü. Biri Rusya cephesinde güçlü bir ordunun karşısında ve çok geniş harekat alanı içinde çok zor koşullarda gece gündüz dövüşürken, diğeri batı cephesinde -sanki barış şartlarındaymış gibi- yan gelip yatmaktaydı. Gerçi bu iki ordu birlikleri arasında bir nöbet değişimi sistemi uygulanıyordu ama masraflı ve zaman alıcı, bu değişim Doğu cephesindeki silah ve malzeme kayıplarına çare olmaktan çok uzaktı. Yani Rusya cephesi, Alman ordusunu öğütüp posasını çıkaran bir değirmen gibiydi. Ruslar Batı’nın dinç Alman kuvvetlerini eziyor, kalan posayı tekrar Batı’ya yolluyordu.
Hafik sakatlanmış, üçüncü derecede donmuş, gözleri, kulakları, nefes yolları, dolaşım düzeni bozulmuş hastalardan kurulu, bunlara özel rejim yemekleri vermek gerekiyor. Cephe gerisi birliklerde yaş ortalaması 40’ın üzerinde, aralarında yaşı 50’yi, 60’ı aşmış olanlar da bulunan subayların çoğu tek gözlü, çolak veya tek bacaklı. Wehrmacht’ın Doğu cephesinde uğradığı korkunç can kayıpları -yalnız 1943 yılında 2.086.000 kişi savaş dışı kalmıştır. Batı’daki birliklerin fizik güç ve askerlik açısından standart seviyesinin çok altına düşmesine yol açmıştır.
E. Schumacher
İkinci Dünya Harbi Tarihi
Rundstedt ordusundaki kuvvetler genellikle döküntülerden derleme ve değişik ırk, dil, dinden askerlerin oluşturduğu karma bir kuvvet gibiydi. Bunlardan gönüllü Fransız, Belçika, Hollanda, İspanyol’lar tümen halindeydi. Kazak, Ukrayna, Gürcü, Azeri, Moğol ve diğerleri 76 tabur halinde Alman tümenlerinin içine katılmışlardı. Bu yabancı askerlerin sayısı hiç de az değildi. 1944 haziranında bunlar Alman piyade birliklerinin altıda birini oluşturmaktaydı. Yani Batı cephesindeki Alman ordusu, o bir zamanların saf Alman, eğitimli, zinde ordusundan çok farklı bir yapıdaydı. Rundstedt’in elinde işte böyle 60 tümen vardı ve işin dikkate değer tarafı bu 60 tümenin ancak 10’u zırhlı tümendi. Çıkarmanın başlangıcında Müttefiklerin 1.500 tankına karşılık çıkarma bölgesi Normandiya’da Almanların elindeki faal tank sayısı sadece 100’dü, yani 15’te 1…
Almanya gerçekten de tükenmiştir artık. Motorlu araç yerine bazı birliklere bisiklet verilmiştir, topçunun büyük bir kısmı hayvanla çekilmektedir. Birliklerin elindeki malzeme Fransız, Çek, İtalyan, Rus vb. karmakarışıktır. Bir Alman tümen komutanı elindeki 57 motorlu aracın 50 değişik marka ve modelden olduğunu söylüyor. Ve manş kıyılarında tümen başına 30-50 kilometre gibi çok geniş bir cephenin düştüğü bölgede sorumluluk, bu darmadağın insan yığınlarının omzuna yüklenmiştir.
Bu zayıflık yalnız kara kuvvetlerinde olsa neyse, almanlar hava ve denizde de zayıf durumdadırlar. Hatta, zayıf demek de az, neredeyse hiç yoktular…
Alman suüstü donanması diye bir şey kalmamıştır. “Scharnhorst” 1943 Aralık ayında batmış, eşi “Gneisenau” ve “Tirpitz” ağır yaralı, saklandıkları yerden çıkacak halde değiller. Denizaltı sayısı 33’ü bulmakta, ama bunlra da Atlantik’e dağılmış, bir çıkarmayı önleyebilecek güce sahip değil.
Hava kuvvetleri de perişan durumda. Batı’da 890 uçak var, ama bunlardan sadece 150 bombardıman ve 265 avcı uçağı dövüşebilecek halde. Gerçi Almanların uçak üretimi, Sanayi Bakanı Speer’in akıl almaz gayretleriyle artarak devam ediyor ama, bu yeterli değil ki. Romanya Ploeşti havzasının ve Almanya’daki yapay petrol fabrikalarının uğradığı ağır hava hücumlarından sonra yakıt kıtlığı artık dayanılmaz bir hal almış, 210 saat olan pilot eğitim uçuşları 50 saate düşmüş, pilot eğitimlerinin zayıf olması yüzünden kazalarda çok pilot ve uçak kaybediliyor. Müttefik üstünlüğünün 1’e 25 oranında Almanya aleyhinde olduğunu söylemek hiç de abartma değil. Çünkü Müttefiklerin 14.000’nin üstünde faal uçağı var. Özetle, Batı’da Alman deniz ve hava gücü silinmişti demek de mümkün…
Buna karşılık Müttefik hava kuvvetleri, bir süreden beri Fransız, Belçika, Hollanda ve Almanya’daki hedefleri, bir plan dahilinde ve gittikçe ardan bir şiddetle bombardıman etmektedir. Mayıs ayında hava akınları Belçika ve Batı Fransa’da yoğunlaşıyor. Buna Fransız ve Belçika yer altı direnişçilerinin eylemleri de katılınca son bir ay içinde Loire ve Sen nehri köprülerinin büyük kısmı tahrip edilmiştir. Özellikle demiryolları ve karayolu köprüleri ağır hasar görüyor, Müttefik uçaklarının belirli aralıklarla devam eden akınları bir onarım yapılmasına da fırsat vermiyor. Almanların birinci öncelikleri çıkarmayı bekledikleri Pas de Calais bölgesi de, en ağır taarruza uğrayan yerler arasındadır.
Evet, Batı Avrupa’nın Atlantik kıyılarına bir çıkarmanın yapılmak üzere olduğunu herkes biliyor, ama ne zaman?.. Ve daha önemlisi nereye, veya nerelere ve ne kadar kuvvetle, işin can alacak noktası da bu. İlkin Balkanlar’a, sonra bir ara Norveç’e bir çıkarma yapılacağını zanneden Alman İstihbaratı, 1944 nisanından sonra bunun Hollanda-Belçika-Batı Fransa kıyılarına yapılacağını düşünüyor.
Hollanda, Alman sanayinin kalbi Rus bölgesine yakındır ama, hem İngiltere’ye uzaktır, hem de arazi su kanallarıyla geçilmesi güç bir yapıdadır. Belçika da aşağı yukarı aynı özelliktedir. Fransa’nın Pas de Calais kıyıları İngiltere’ye en yakın olması nedeniyle çıkarma içni birinci önceliği taşımaktadır. Üstelik, ortalama 150 kilometre menzili olan Müttefik avcı uçaklarının harekatına da elverişli bölgedir. Normandiya yarımadası da, biraz daha uzak olmakla beraber, aşağı yukarı aynı koşulları taşımaktadır. Bu değerlendirmelere göre öncelik sıralamasında birincilik Calais’te, ikinci öncelik Normandiya yarımadasındadır. Alman savunma planı, kuvvetlerin dağılımı da bu esasa göre yapılmıştır.
Haziranın ilk haftasında bile Alman istihbaratı hâlâ kesin bir sonuca varamamıştır. Müttefikler, planları hakkından en küçük bir sızıntı bile vermiyorlar. Bu konuda Mareşal Rundstedt’in kurmay başkanı General Blumentritt sonradan şöyle yakınacaktı:
“İngiltere’den çok az güvenilir haber gelmekteydi. İstihbarat teşkilatımız bize, Güney İngiltere’de Amerikan ve İngiliz birliklerinin nerede bulundukları hakkında çok genel sayılabilecekleri bilgiler veriyordu. Buradaki bilgiler, çok az sayıda bulunan Alman ajanları tarafından telsizlerle iletiliyordu. Fakat bize ilettikleri bilgilerden, çıkarmanın nereye ve ne zaman yapılacağına ilişkin herhangi bir ipucu elde edemiyorduk.”
Buna karşılık Almanların “Atlantik Duvarı” veya “Batı Duvarı” diye adlandırdıkları kıyı tahkimatı hiç de yabana atılır gibi değil. Özellikle, ünlü Mareşal Rommel’in 1943 yılı eylül ayı başında Fransa’ya adım atışından beri bu duvar kısa sürede “gerçek bir duvar” niteliğini kazanmaya başlıyor. İtalya’daki görevinden sonra Hitler, Rommel’i ilkin Atlantik savunmasını teftişle görevlendirmiş, sonra da onu, Hollanda’yı içine alan ve Fransa’da Loire nehri ağzına kadar uzanan bölgede yer alan B Ordular Grubu’nun komutanlığına atamıştı.
Rommel’in ilk işi, çok eksiği bulunan kıyı tahkimatını güçlendirmek oluyor. Bunun için de, göreve başladığının ertesi gününden itibaren delice bir gayretle faaliyete geçiyor. Yemek yemeği, uyumayı unuttuğu oluyro, tümen kurmay heyetleri de dahil bütün birlik komutanlarının deniz kıyılarına inmesini istiyor. “Asıl muharebe hattı denizin hemen kıyısıdır” diyor, “kıyıyı durmadan tahkim edin ve son nefesinize kadar orada savaşın” diye ekliyor.
Rommel batı kıyılarını bir engel ormanı haline getirmeye çalışırken elindeki yarım milyonu bulan esir işçiyi gece gündüz çalıştırarak milyonlarca ton beton engel döktürüyor, tonlarca çelik ve demir kullanarak dikenli tel, çelik tank kazıkları dahil, çeşitli engeller yaptırıyor. Hatta bunun için Maginot ve Siegfried müstahkem mevkilerindeki malzemeden yararlanıyor. 5 milyon mayın döşetiyor, kararı bunu 60 milyon mayına çıkarmak.
Velhasıl Rommel, kıyıdan başlayarak sayılamayacak kadar çok sayıda mayın ve engel kalabalığının arkasında, beton barınaklar, dikenli tellerle güçlendirilmiş tilki yuvaları, siperler arasındaki askerleriyle düşmanını karşılamak üzere bütün tertipleri almak gayretinde. Hafif topçu kıyıya yakın, ağır topçu daha derinlikte ateş kusmaya hazır olacak. Rommel, çıkarma kuvvetlerine kanlı bir “Hoş geldin” tertipliyor. Öyle bir hazırlık, tarihte o güne kadar görülmüş değil..
Kuvvetlerin tertiplenmesine gelince:
Rommel’in düşüncesine göre düşman henüz kıyıya ayak basmadan veya kıyıya ayak basar basmaz imha edilmelidir. Bunun için de kıyılar kuvvetli tutulmalı, ihtiyatlarda kıyıya yakın bulundurulmalıdır. Rommel “Atlantik savaşının kaderi hava kuvvetlerinin elindedir” diyordu. Müttefik hava kuvvetleri kesin bir üstünlüğe sahip bulunduğuna göre, böyle müthiş bir hava gücünün gözü altında gerilerde bulundurulacak büyük ihtiyatların hareketleri çok güç olacak ve bu arada düşman çıktığı bölgelerde tutunma olanağını bulacaktır. Ve “Savaşın sonucu, ilk 24 saat içinde kıyılardaki mücadelede belli olacaktır.” Öyleyse yapılacak şey bellidir: “Bütün gayretler kıyıda toplanmalı, binlerce harp esiri tahkimat ve engelleme işlerinde çalıştırılmalı ve yer gök mayınlanmalıdır…”
Rommel kısa boylu ve dolgun vücutlu biriydi, kalın bir kaput giymiş ve boynuna eski bir atkı sarmıştı. Aşağı yukarı yürümeye başlayarak elindeki kısa bastonu ile kumları işaret ederek “Savaş kumsallarda kazanılacak veya kaybedilecek. Düşmanı durdurmamızın tek şansı, onu deniz içinde ve sahile çıkmak için çabalarken yakalamaktır. Takviye kuvvetleri hiçbir zaman saldırı noktasına ulaşamayacaktır. Bunun aksini düşünmek bile deliliktir. Esas savunma hattı burada olacak. Nemiz varsa hepsinin sahilde olması lazımdır. Buna inan Lang, çıkarmanın ilk 24 saati savaşın sonucunu tayin edecektir. Almanya’nın geleceği bu sonuca bağlıdır. O gün, Almanya için olduğu kadar, Müttefikler içni de EN UZUN GÜN olacaktır” dedi.
Emir Subayı Lang’ın anılarından
Cornelius Ryan
En Uzun Gün
Rommel de, düşman çıkarmasının birinci öncelikle Calais’e yapılacağına inanıyordu. Bu sebeple de tahkimatının en çetinini burada yapmış, topçunun ve kuvvetlerinin çoğunu bu bölgeye yığmıştı. Nitekim Le Havre ile Dunkerque arasındaki 300 kilometrelik bu sahile 11 tümen yerleştirilmiş olmasına karşın, ikinci önceliğe sahip olan ve sonradan Müttefiklerin çıktıkları Le Havre ile Cherbourg arasındaki 200 kilometrelik Normandiya sahillerine ancak 4 tümen ayrılmıştı.
Batı Avrupa Kuvvetleri Komutanı Mareşal Rundstedt’e gelince:
Bu yaşlı ama deneyimli ve zeki Feld Mareşal, ilk çıkarmayı hiçbir şeyin durduramayacağına inanıyor. “Atlantik duvarı düşmandan çok Alman halkını kandırmak için yapılmıştır ve düşman ajanları aracılığı ile duvar hakkında bizden fazla bilgiye sahiptir” diyor. Rundstedt, dört yıl önce o ünlü maginot hattının bile kendi komutasındaki orduların panzerleri tarafından kenarlarından dolaşılarak kısa zamanda nasıl işe yaramaz hale getirilişini büyük bir zevkle yaşamış bir adamdı. Öyleyse yapılacak şey, büyük kuvvetleri geride toplamak, çıkan düşman toparlanıp yerleşmeye fırsat bulamadan, yani en zayıf anında bütün gücü ile saldırıp onu imha etmekti.
Her zaman son sözü söyleyen Başkomutan Hitler, Rundstedt ve Rommel’in tamamen zıt düşen fikirleri karşısında kararsızdı. Rommel’in kıyı tahkimatının en üst düzeye çıkarılması için onu elindeki imkanlarla destekleyecekti ama, Rundstedt’e de hak veriyordu. Savaşın belirleyici gücü olan zırhlı tümenleri geride, Paris yakınlarında bulunduracaktı, hem de kimseye vermeyecek, doğrudan doğruya kendi elinde tutacaktı. Bu sebeple Rommel’in tüm ricalarına rağmen ona dördüncü bir zırhlı tümen vermeyi kabul etmemişti.
Çıkarma tarihi olan 6 Haziran 1944’te iki tarafın planları şöyleydi.
Başlangıçta Müttefikler harekata iki ordu ile katılacak ve Normandiya yarımadasında 75 kilometre genişlinde bir kıyı kesimine çıkacaklardı.
Batıda General Omar Bradley komutasındaki 1nci Amerikan Ordusu 1nci ve 4ncü tümenleriyle karaya çıkacak, bu tümenlerin sağ kanadını güven altına almak için 82nci ve 101nci Amerikan hava indirme tümenleri batıdaki bölgelere indirilecekti.
General Montgomery’e bağlı General Miles Dempsey komutasındaki 2nci İngiliz ordusu doğuda harekata katılacak, 3ncü ve 50nci İngiliz, 3ncü Kanada piyade tümenleri ilk kademe olarak kıyıya çıkarılacak, bunların sol kanadını güven altına almak için 6ncı İngiliz hava indirme tümeni doğudaki bölgeye indirilecekti.
İlk kademede çıkarılacak 5 piyade ve indirilecek 3 hava indirme tümeninden sonra, ikinci kademe olarak 1 zırhlı tümen ve 2 zırhlı tugayın çıkarılması planlanmıştı. Buna göre ilk 48 saat zarfında kıyılara 150.000 askerle 1.500 tankın çıkarılacağı hesaplanmaktaydı. Harekatın gelişmesine göre, diğer kuvvetler de kısım kısım Fransa’ya sevkedilecekti.
Müttefikler için “D Günü” dedikleri ilk gün gerçekten tehlikeli ve en kritik gündü. Hani Rommel’in dediği “En Uzun Gün”… “Atlantik Duvarı” onların da malumudur, “Rommel” ise bir başka korkulu rüya… Düşman tepeden tırnağa silahlı, binbir engelle pekiştirilmiş bu duvarın mazgallarında eli tetikte onu bekliyor… Üstelik geçmek zorunda olduğu, Manş denizi, ters akıntıların kaynaştığı, gelgitleri çok düzensiz, her an fırtınanın patlayabileceği çok çetin bir deniz…
Almanlara gelince:
Feld Mareşal Rundstedt’in komutasında Atlantik kıyılarında iki ordular grubu halinde tertiplenmiş olan savunma düzeninde:
“B Ordular Grubu” komutanı Feld Mareşal Rommel, Hollanda dahil Fransa’da Loire ırmağına kadar geniş bir cepheden sorumlu, Hollanda’da bir kolordu, güneye doğru Calain bölgesinde 15nci ve Normandiya bölgesinde 7nci Ordu.
Rommel’in emrine toplam 28 piyade tümeni ve 3 zırhlı tümen var.
“G Ordular Grubu” komutanı Orgeneral Blaskowitz. Loire ırmağından İspanya hududuna kadarki cepheden sorumlu.
Orgeneral Blaskowitz’in emrinde toplam 21 piyade ve 2 zırhlı tümen var.
Ayrıca Feld Mareşal Rundstedt’in emrinde olması gereken, fakat Hitler’in ambargo koyduğu Orgeneral Schweppenburg komutasındaki 4 zırhlı tümen Paris yakınlarında bulunuyor. Bu zırhlı tümenler, çıkan düşmanı ezip denize dökecek en önemli cephe ihtiyatı. Hitler bu çelik yumruğu eli altında tuttuktan başka, Rundstedt’in elindeki diğer kuvvetlerin de, kendi izni olmaksızın yer değiştirmesini yasaklamış. Führer, Doğu’da rus kuvvetleri karşısında ezilip dururken bütün ümidini Avrupa’ya ayak basacak Müttefik kuvvetlerini kesin bir taarruzla denize dökmeye bağlamıştır. Bu günlerde sahneye çıkaracağı “V” silahı da, onun başka bir ümit kaynağıdır. Büyük bir gizlilik içinde imal edilen bu dev “V” roketlerinin de yardımıyla Batı’da kazanacağı bu zaferden sonra Doğu’ya kaydıracağı kuvvetlerle Rusların hakkından gelecektir. Mareşallerine söylediği de hep budur. “Harp talihinin aleyhe döner gibi göründüğü şu sıralarda yapacak başka bir şey var mı?..”
Mayıs ayı iki taraf için de sinirli bir bekleyiş içinde geçer. Müttefikler 5 Haziran’da çıkarma kararı almışlardır, 4 Haziran’da uzak limandaki gemiler hareket eder. Ama hava koşulları bir çıkarmayı tehlikeye sokacak kadar bozuk. 4 Haziran sabahı 04:30’da yapılan son toplantıda Eisenhower mecburen harekatı erteleme kararı alır, gemiler geri dönerler.
Bu durumda meteorolojik koşullar dikkate alınarak çıkarma ya 6 Haziran’da yapılacak, veya deniz ve hava koşullarının uygun olmaması nedeniyle iki hafta sonraya, 19 Haziran’a ertelenecektir, zamanın daha fazla beklemeye tahammülü yoktur.
O gece saat 21:30’da yapılan toplantıda, kötü hava koşulları nedeniyle yine kesin bir karara varılamaz. 5 Haziran sabahı 03:30’daki son toplantı, yine komutanların leh ve aleyhteki düşünceleri nedeniyle uzamaktadır. Bu dakikalarda karara varılması lazımdır, yoksa 6 Haziran çıkarması için koca savaş makinesinin harekata geçilmesine geç kalınmış olacaktır. meteoroloji sorumluları hava koşullarının düzeleceği görüşündedirler ama, kesin bir güvence verememektedirler. Eğer şimdi harekete geçilmeyecekse, harekat 19 Haziran’da erteleneceğinden o tarihe kadar durum nasıl gelişir, o da belli değildir.
Dışarıda gecenin zifiri karanlığında toplantı salonunun pencereli, fırtınalı bir yağmurla ıslanırken karar için bütün yüksek komutanlar Eisenhower’in ne diyeceğini beklemektedirler. Overlord harekatının başkomutanı Eisenhower ayağa kalkar, sorumluluğun ne derece ağır olduğunu bilen bir tavırla: “Baylar öyle anlıyorum ki kararı yalnız başıma vermek zorundayım. Başkomutan olarak görevim de zaten bunu gerektiriyor” der, kısa bir duraksamadan sonra “Yarın denize açılıyoruz” diyerek bu azap ve işkence dolu dakikalara son verir. İşaret verilmiş, tarihinin o göne kadar bir benzerini görmediği en büyük deniz armadası ve hava gücü, fırtınalı ve yağmurlu 5 Haziran öğleden sonra harekete geçmiştir.
Şimdiye kadar bağlıymış gibi duran hür dünyanın güç ve hırsı nihayet serbest bırakılmıştı. Her cinsten 6.000’i aşkın gemi, 20 mil derinliğinde ve yan yana 10 sıra halinde ilerliyorlardı. Çıkarma gemileri, paslı yakıt tankerleri, süratli yolcu gemileri, destroyerler, muhripler ve zırhlılar hep bu gruba dahildi. Bazı gemilerde, sahile yaklaşınca içine asker bindirilerek denize indirilecek kadar küçük çıkarma tekneleri vardı. konvoyun önünde mayın tarayıcıları, sahil savunma gemileri, işaret şamandıralarını belirli yerlere koyacak istimbotlar ve gemilerin tümüyle baraj balonları vardı. Avcı uçağı filoları bulutların altında uçuyor ve her saldırıyı önleyecek şekilde hazır bekliyordu.
İnsan, malzeme, top, tank, motorlu araçlarla dolu gemilerin etrafında güçlü savaş gemileri seyretmekteydi.
Cornelius Ryan
En Uzun Gün
Müttefik kuvvetleri başkomutanı General Eisenhower, yaklaşan 3 milyon askere komuta etmekteydi. Bu askerlerin yarısı Amerikan idi: 1.700.000 kara, hava, deniz ve deniz piyadesi er, erbaş ve subay. İngiliz ve Kanada’lı kuvvetlerin toplamı da 1 milyonu bulmaktaydı. Bunlardan başka toplamı 300.000’i bulan Fransız, Polonya, Belçika, Hollanda, Norveç, Çekoslovak askerleri de bu orduyu tamamlamaktaydı. Yani, bir milletler topluluğu. Şimdiye kadar hiçbir Amerika’lı general değişik milletlerden oluşan bu kadar büyük bir kuvvete komuta etmiş değildi.
Amerika Genelkurmay başkanlığının, kendisini başkomutanlığa atayan emri kısa ve özlüydü: “Avrupa kıtasına gireceksin, emrindeki kuvvetle Almanya’nın kalbini hedef alacak ve onun silahlı kuvvetlerini yok edecek harekatı yöneteceksin.”
Yani bu kısaca, savaşı sona erdirmek, Avrupa’da esaret altında inleyen 300 milyon insanı kurtarmak demekti. O tarihte Müttefikler Nazi barbarlığının ne oranda olduğunu henüz tam anlamıyla bilmiyorlardı. Hitler’in gaz odalarında boğulan ve fırınlarında yakılarak yok edilen, köle işçi olarak çalışırken milyonlarca insanın varlığından tam olarak haberdar değillerdi.
Eisenhower’in 6 Haziran 1944 tarihli Günlük Emri
Müttefik çıkarma kuvvetlerinin askerleri, denizcileri, havacıları,
Siz şimdi aylardan beri hazırladığımız büyük Haçlı Seferi’ne gidiyorsunuz. Dünyanın gözü sizin üzerinizdedir. İnsanlık sever aleminin ümit ve duaları sizlere refakat ediyor. Tüm cephelerdeki cesur birliklerimiz ve silah arkadaşlarımızla birlikte sizler, Alman savaş makinesini parçalayacak, Avrupa’nın mazlum ulusları üstündeki Nazi zorbalığını silip süpürecek, hepimiz için özgür bir dünyada barış ve emniyet sağlayacaksınız.
Göreviniz kolay olmayacaktır. Düşmanınız iyi eğitilmiş, iyi donatılmış olup savaş deneyimlidir, fanatikçe savaşacaktır. Fakat biz 1944 yılında bulunuyoruz. 1940-1941 Nazi zaferlerinden bu yana çok şeyler oldu, köprüler altından çok sular aktı. O tarihlerden 1944 yılına gelinceye kadar Birleşmiş uluslar Almanları büyük yenilgilere uğrattılar, hem de meydan savaşlarında adam adama yiğitçe dövüşerek… Hava savunmamız düşmanın hava kuvvetlerine önemli zayiat verdirdi. Anavatanlarımız bize silah, araç ve gereç bakımından ezici bir üstünlük sağladı, ayrıca emrimize eğitilmiş savaşçılara sahip taze kuvvetler gönderdi.
Akıntı artık yön değiştirdi, özgür dünyanın askerleri hep birlikte zafere doğru yürüyorlar.
Cesaretinize, göreve bağlılığınıza ve savaş hazırlığınıza kesin olarak güveniyor, hep birlikte tam bir zafere ulaşacağımıza inanıyorum.
Talihiniz açık olsun, bu büyük ve asil hareket için her şeye kadir olan Tanrı’dan bizlere yardımcı olmasını diliyorum.
Hans-Adolf Jacobsen
Kronoloji ve Belgelerle İkinci Dünya Savaşı
İnanılması zor ama, Müttefiklerin koca savaş makinesinin hareketinden Almanların haberi olmamıştı. Keşif araçlarının bu kadar geliştiği bir zamanda Fransa sahillerinden 80 deniz mili ötede, neredeyse burnunun dibindeki İngiltere kıyılarından 6.120 geminin yola çıkmasını, hava yağmurlu ve bulutlu olsa da ay ışığında bu kadar yakına sokulmasını fark etmemiş olması, hakikaten anlaşılması güç bir konudur.
Şimdi kesin olarak bilinmektedir ki, hava koşullarının kötü olduğuna aldanarak 5/6 Haziran gecesi bölgede keşif için ne bir Alman uçağı uçurulmuş, ne de karakol noktalarına bir denizaltı veya suüstü gemisi gönderilmişti.
Bunlara ilave olarak Mareşal Rommel, birkaç gün izin yapmak ve eğer olanak bulursa Hitler’le görüşüp cephenin ihtiyaçlarını bildirmek üzere, Komtanı Rundstedt’in müsaadesiyle 5 Haziran günü Almanya’dan hareket etmiştir. Bundan başka 6 Haziran günü 7nci Ordu karargahında bir harp oyunu düzenlenmiştir, tümen komutanları ve daha üst komutanlar buna katılmak için bulundukları yerin uzaklığına göre, hareket etmiş veya hareket etmek üzeredirler. Bütün bunlar da gösteriyor ki, yayınlanan anılarında Churchill “Uzun süreden beri hazırlanan bu dev boyutlu harekatın düşman için tam bir baskın oluşu, gerçekten dikkate değer bir durumdur” diyecekti.
Bununla beraber Alman komutanlığı tarafından 5/6 haziran gecesi saat 22:15 sıralarında -Müttefik donanmasının hareketini haber aldıkları için değil- çıkarma ihtimali olabileceğini dikkate alarak, ordulara hazırlıklı olmaları bildirilmişti.
Gece saat 22:15’i birkaç saniye geçe Alman 15nci Ordusunun İstihbarat Başkanı Yarbay Meyer ofisinden dışarı fırladı. Elinde, belki de Almanların tüm İkinci Dünya Savaşı süresince ellerine geçen en önemli mesaj vardı. Meyer, artık çıkarmanın 48 saat içinde yapılacağını bildiriyordu. Bu bilgiye sahip olunca Müttefikler gerisin geriye denize döküleceklerdi. Elde edilen mesaj, BBC’nin Fransız yer altı örgütüne gönderdiği “Verlaine” şiirinin ikinci satırıydı, “kalbimi monoton bir hastalıkla yarala”…
Meyer 15nci Ordu Komutanı General Hans von Salmuth ve kurmay başkanının diğer kurmay subaylarla briç oynadığı yemek salonuna girdi ve nefes nefese “Generalim, mesaj. İkinci kısım işte burada” dedi. Von Salmuth bir an düşündü ve tüm 15nci Orduyu alarma geçiren emri verdi.
Meyer ofisine döner dönmez telefonla von Rundstedt’in karargahını durumdan haberdar etti. Onlar bu haber üzerine Hitler’in karargahı OKW’yi uyardılar. Aynı anda diğer bütün komutanlıklara teleks ile bilgi verildi. 7nci Ordu7ya haber verilmedi. Halbuki çıkarma bu ordu bölgesine yapılacaktı ve istilanın öncüleri olan Müttefik paraşütçülerinin atlaması için sadece üç saat kalmıştı.
H. von Moss
En Uzun Gün
Ve nihayet 6 Haziran gece yarısından az sonra üç hava indirme tümeninin harekatı başlar. Hava rüzgarlı ve bulutludur. İngiliz 6ncı Hava İndirme Tümeni indirmeyi müteakip, önemsiz kayıplarla kısa zamanda toparlanıp hedeflerini ele geçirmiştir. Ama ondan 80 kilometre ötede aynı saatlerde inmeye başlayan 82nci ve 101nci Amerikan tümenlerinin şansı pek iyi değil. Sık sık bahçe çitleriyle bölünmüş sular altındaki arazi, gece karanlığında yere inen paraşütçülerin birleşmesini engelliyor. Birlikler zamanında toparlanamamış ve birbirlerinden ayrı düşmüşlerdir. Bu arada düşman keşif kolları ile bazı çarpışmalar olur. Sabah hava aydınlanırken birçok paraşütçü dağınık bir haldedir ve hedefler henüz ele geçirilememiştir.
İlk paraşütçülerin inmesiyle beraber Alman komutanları arasında da alarm haberleri kademe kademe yayılmaya başlıyor. Henüz kıyılara bir çıkarma yoktur ama, bu hava indirmeleri herhalde bir çıkarmanın habercileri olsa gerek. Almanların karşılık vermesi kısa zamanda gerçekleşiyor. 7nci Ordu’ya bağlı 84ncü Kolordu Komutanı General Marcks, elindeki bir alaylık ihtiyatı gece karanlığında, batıya inen Amerikan hava indirme kuvvetleri üzerine, Rommel’in kurmay başkanı General Speidel de Ordular Grubu ihtiyatındaki 21nci Zırhlı Tümen’i -kendi insiyatifini kullanarak- doğudaki İngiliz hava indirme tümeni üzerine taarruza sevkediyor.
Mareşal Rundstedt başkomutanlık ihtiyatındaki Panzer Eğitim Tümeni’ni ve SS Panzer Tümeni’ni, hava indirme bölgesine hareket etmek üzere, alarma geçiyor. Bu saatlerde Rundstedt’in kurmay başkanı General Blumentritt, Hitler karargahındaki General Jodl’a telefonla bütün haberleri ve alınan önlemleri bildirmektedir. Jodl hayretler içindedir, ona göre “Şimdilik dağınık yerlere bir kısım düşman hava indirmeleri vardır, henüz kıyıdan bir çıkarma yapılmamıştır. Öyle olsa bile bu, bir şaşırtma hareketinden başka bir mana taşımaz. Asıl çıkarma Calais bölgesine beklenmelidir, Normandiya’ya değil…” O halde, bu gece karanlığında bu telaşa ne gerek var? Üstelik Hitler, bu saatte uykudadır, uyandırılmasını gerektiren bir durum da yoktur. (Hitler, normal olarak her gün sabahın 02:00 – 03:00’üne kadar çalışır ve sabah 10:00’dan evvel de uyanmazdı.)
Jodl, Rundstedt’e “İhtiyattaki zırhlı tümenlere hareket emri vermemesini, çünkü bunların Hitler’in izni olmaksızın kullanamayacağını” hatırlatmayı da ihmal etmiyor. “Sabahı ve durumun biraz daha aydınlanmasını beklemekte yarar var.”
Bu sıralarda kurmay başkanı General Spediel, komutanı Rommel’i evinde bulmuş, kendisine telefonda durumu bildirmiş, sabahın saat 06:30’unda Rommel de arabasıyla cepheye hareket etmiştir. (Müttefiklerin hava üstünlüğü nedeniyle Hitler, orgeneral ve mareşallerin uçakla yolculuklarını yasaklamıştır.) O da gerçek çıkarmanın başladığına asla inanmıyor. Ona kalırsa bu, Alman ihtiyatlarını Normandiya’ya çekerek dağıtmak amacıyla girişilmiş bir yanıltma hareketi olabilir. Düşman asıl darbesini Normandiya’daki 7nci Ordu’ya değil, Calais’deki 15nci Ordu’ya indirecektir.
Rommel karargahına akşama doğru varacak ve ancak bu saatten sonra, yani sabahın erken saatlerinde kıyılara çıkarmanın başlamasından ve akşama kadar kanlı savaşların yapılmasından 11 saat sonra komutayı ele alacaktır. Libya’da karşı karşıya gelen iki komutan, Rommel ve Montgomery, iki yıl sonra Fransa’da yine karşı karşıya gelmişlerdi. Çünkü Montgomery çıkarmayı yapan kuvvetlerin yarısına komuta etmekteydi ve kaderin garip bir cilvesi olarak -Montgomery’nin El Alemeyn’de taarruza geçtiğinde olduğu gibi- Rommel şimdi de izindeydi.
5/6 Haziran 1944 gecesi Atlantik sahillerinde kasvetli bir sessizlik hüküm sürüyordu. Kıyı gözetleme merkezi astsubayı Fritz, vardiyası başında bölgeyi taramaktaydı. Birden radar ekranının görüntü vermediğini sandı, ekran inanılmayacak sayıda lekelerle dolmuştu. Sanki tüm İngiliz adaları Normandiya kıyılarına doğru yaklaşmaktaydı.
Kıyılara doğru gelen bu görkemli akın, binlerce ışık noktası halinde radar ekranını aydınlatıyordu. Dakikalar geçtikçe bu noktaların hareketlerinden soluk izler belirdi ve bir elektrik ızgarası gibi yanan radar ekranı, dehşetli bir felaket fırtınasının ilk habercisi oldu. Bu ne demekti?..
Ve tam bu sıralarda Müttefik bombardıman uçakları, bir arı sürüsü gibi ufukta belirdi ve göğü kapladı. Nöbetçiler yukarı bakamadılar, uçak motorlarının uğultusu gelenlerin nasıl bir felaket getirdiğini hissetmelerine yeterliydi. Kısa bir süre sonra bombardıman uçaklarını, av bombardıman ve av uçakları izledi.
Derken nakliye uçakları göğe yayıldı, doğu ufkunda alışılmamış bir gün doğuyor ve on binlerce paraşütçü Fransa topraklarına süzülüyordu.
Bir Alman gözcüsü, denizi kaplayan dehşetli manzara karşısında kekeleyerek telefona koşar, soluk soluğa anlatmaya çalışır: “Gemiler… Gözün alabildiği kadar her yerde gemiler var… Binlerce gemi yaklaşıyor.. Ne cins mi?.. Aman yarabbi, dünyada olan her sınıf gemi var: Savaş gemileri, kruvazörler, muhripler, taşıma ve pek acayip tipte gemiler var…
Sahilleri dövmeye başlayan gemilerin ağır toplarından fışkıran barut alevleriyle havada şaklamalar duyulmaktadır. Yer, gök cehennemi bir hal alır. Bu, tarihin görmeye başladığı en büyük askeri çıkarma harekatıdır.
Osman Öndeş
İkinci Dünya Savaşı
Churchill savaştan sonra yayınladığı anılarında “Binlerce geminin, zırhlıların, kruvazörlerin, torpil, tarama ve taşıma gemisinin, mavnanın yüklenmesi, toparlanması ve manevrası, büyük bir ustalıkla gerçekleştirildi” diye yazacaktı.
Manş’ta 5 kuvvetinde bir rüzgar esmekte. Deniz köpürüyor, büyük seferin yolcularından çoğunu deniz tutmuştur. Ufukta şimşekler ve uğultu, Normandiya kıyılarının insafsızca hırpalanmakta olduğunu gösteriyor. İngiliz hava kuvvetlerinin 1.000 Lancaster uçağı, Almanların kıyılarda mevzilenmiş olan ağır topçu mevzilerine hücum etmektedir.
Ve… Sonunda beklenen an gelir. 6 Haziran sabahı, Atlantik sahillerinin belli belirsiz aydınlandığı sıralarda, Normandiya yarımadasının batısında ilk Müttefik askerleri Avrupa kıyısına ayak basarlar…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla







