Dünya'nın en iyi yazarlarından biri oLan stephen king'in yayımlanan kitapları her çıktıqında satış rekorları kırıyor..
öyleki korsanlar bile yetiştiremiyor...Dünya'nın en iyi korku türünde kitap yazan yazarıdır...

Adı: Stephen Edwin King
Doğum Tarihi: 21 Eylül 1947
Doğum Yeri: Portland, Maine ABD
Yaşadığı Yer: Bangor, Maine ABD
Ana Adı: Nellie Ruth Pillsbury
Baba Adı: Donald King
Kardeşi: David King, 1945 doğumlu
Eşi: Tabitha Spruce
Çocukları: Joe, Owen ve Naomi King
Stephen Edwin King 1947'de Maine, Portland'da, Donald ve Nellie Ruth Pillsbury King'in ikinci çocukları olarak dünyaya geldi. Stephen; anne ve babasının o henüz emeklemeye başladığında boşanmasının ardından, kardeşi David ile annesinin yanında kaldı Çocukluğunun bir bölümü Indiana ve Connecticut'ta geçti.
Stephen ve kardeşi David annelerinin Maine'deki aile bireylerini sık sık ziyaret ediyorlardı. Stephen on bir yaşına geldiğinde anneleri, çocuklarını daha iyi yetişeceklerini düşündüğü Maine'e geri getirdi. Aynı zamanda çok yaşlanmış ve bakıma muhtaç olan anne ve babası Guy ve Nellie Pillsbury'nin bakımını da üzerine aldı. Bu arada ailenin diğer bireylerinden de mali destek alıyordu.
Korku edebiyatı ile ilk kez “Weird Tales” ve “Startling Stories” gibi dergilerle tanışan King, bu tür hikayeler yazarak para kazanmayı o zaman aklına koymuştu. Yayınlanıp para kazanamayan ilk hikayesi “Mezar Soyan Bir Yeniyetmeyim”, 1963 yılında çıktı. Hikayenin ismi “Yarım Bir Korku Dünyası”na çevrilerek yayınlandı. Konusu ise solucanlar büyüten ve yanında çalıştırdığı bir genci taze gömülmüş ölüleri topraktan çıkartmaya zorlayan bir bilim adamı üzerineydi.
Stephen, Durham'da dilbilgisi okuluna ve ardından Lisbon Falls Lisesi'ne devam etti ve 1966'da mezun oldu. Üniversitedeki ikinci yılında okul gazetesi “The Maine Campus”te, haftalık bir köşe yazmaya başladı. Aynı zamanda öğrenciler arasında oluşturulan senatoda da aktif bir öğrenciydi. Orono Kampüsü'nde Vietnam Savaşının anayasaya karşı olduğunu savunan arkadaşları ile birlikte gösterilere katıldı. 1970 yılında Maine Üniversitesi'nden mezun olan King, artık İngilizce eğitimi verebilecek düzeydeydi.
1969 yılında “Cam Zemin” adlı ikinci hikayesini sattı. Ayna kaplanmış tabanlı ve gizli kütüphanesi olan hortlaklı bir evle ilgili hikayede, King'e göre kötülüğe ilk meyili ortaya çıkmıştı.
Orono'da Maine Üniversitesi Kütüphanesi'nde tanışmış olduğu Tabitha ile 1971 yılının Ocak ayında evlendi. Henüz öğretmen olarak bir iş bulamadığı için, eşi ile hayatlarını bir çamaşırhaneden işçi olarak elde ettiği maaş ve erkek dergilerine arada sırada sattığı kısa hikayelerden kazandıkları para ile sürdürdüler. “Şövalye ve Züppe”, “Hapishane” gibi kısa öykülerle para kazanan King, ailesine zar zor bakabiliyordu.
Çamaşırhanede çalıştığı dönemde iş arkadaşlarından biri, daha sonra kitaplarından birine ilham verecek şekilde, mengeneye düşerek iki elini birden kaybetti ve yerlerine birer kanca taktı. King arkadaşını şöyle anlatıyor : "Her zaman beyaz bir gömlek ve kravat takardı. Kravatın düğümünü nasıl ustalıkla bağladığını merak ederdik. Tuvalete gittiğinde bir kancasını sıcak suya, diğerini soğuk suya sokar, arkanızdan yaklaşıp kancalarını boynunuza geçirdi. Bu onun küçük şakasıydı."
Stephen, erkek dergilerine ilk satışını üniversiteden mezun olduktan hemen sonra yapmıştı. Evliliğinin ilk yıllarında bu dergilere hikayeler satmayı sürdüren yazarın bu eserlerinden bazıları, daha sonraki yıllarda yayınlanan “The Nightshift Collection” kitabında ve diğer toplama kitaplarında yayınlandı.
1971 yılı sonbaharında Stephen, Maine Hampden Yüksek Okulu'nda İngilizce dersleri vermeye başladı. Akşamüstleri ve hafta sonları kısa öykülerini yazmayı sürdürüyor ve romanları üzerinde çalışıyordu.
1973 yılı ilkbahar aylarında, Doubleday& Co., ilk romanı “Carrie”yi yayınlamayı kabul etti. Aynı yılın anneler gününde, Stephen yayıncısından kitap satışlarından kazanacağı paranın onu artık geçindirebileceğini ve artık öğretmenliği bırakıp yazarlığı ana mesleği olarak görebileceğini öğrendi.

Evliliklerinin başından itibaren Maine Bangor'da yaşayan aile, Stephen King'in annesinin rahatsızlığı ile aralarına katılmasından sonra 1973 yılında Güney Maine'a taşındı. Kış ayları için Sebago Gölü kıyılarında bir ev kiralayan Stephen King, ikinci kitabı “Jerusalem's Lot”ı burada, evin garajında küçük bir çalışma odasında yazdı. Aynı dönemde annesi elli dokuz yaşında kanserden öldü.
“Carrie” 1974 yılı ilkbaharında yayınlandı. Aynı yıl King Ailesi, Colarado Boulder'da yaşamak üzere Maine'den ayrıldı. Burada kaldıkları bir yıldan kısa süre içerisinde Stephen King, “The Shining”i yazdı. Maine'a geri dönmeye karar veren aile, batı taraflarında göller bölgesinde bir ev satın aldı. Bu evde yazar, kurgusunun büyük bir bölümünü Boulder'da yapmış olduğu “The Stand”ı ve sonra “The Dead Zone”u yazdı.
1977 yılında ailesi ile birlikte üç aylık bir süre için İngiltere'ye giden ve orada kalan Stephen King, aynı yılın Aralık ayında Maine'e geri dönerek bu defa da Maine Lovell'da bir ev satın aldı. Burada yaz tatilini geçiren aile, yeniden taşınmaya karar verip Bangor yakınlarında Güney Orrington'da bir eve yerleştiler. King, böylelikle yazmayı sürdürebilecek, aynı zamanda Orono Maine Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık ve kurgu konusunda ders verebilecekti.
1979 yılında Maine Lovell'daki evine geri dönen aile, 1980 yılında Bangor'da ikinci kışlık evini aldı ve merkezde bulunan evini yazlık olarak kullanmaya başladı.
1999 yılının 19 Haziran'ı King için hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Maine Lovell'daki evinin yakınlarında karşıdan karşıya geçerken, karavanının arkasında huzursuzlaşan köpeğini sakinleştirmek isteyen sürücünün kullandığı karavan altında kalan King, kaldırıldığı hastanede birbiri ardına üç ameliyat geçirerek sağlığına kavuştu ve 7 Temmuz günü taburcu oldu. Bir süre sonra da kendisine çarpan aracı satın aldı.
Aynı yıl, on sekiz senedir çalışmakta olduğu Viking Yayınevi'nden ayrılan King, Simon&Schuster ile anlaştı. Bu anlaşma karşılığı sekiz milyon dolarlık bir ön ödemeyi ve çıkacak kitabının satış gelirinin yüzde ellisini almayı yayınevine kabul ettirdi.
2000 yılına gelindiğinde bir ilke imza atarak sanal ortamda yayınladığı “The Plant” isimli romanını okurların internet üzerinden, sembolik bir ücret karşılığı (1 dolar) indirebilmelerine imkan verdi. 24 Temmuz'da internet sitesine hücum eden okurlar, romanın devam bölümlerini merakla bekliyor.
Soyu İrlandalılar ve İskoçlar'a dayanan King 6,4 uzunluğunda ve 200 pound ağırlığında. Kış aylarında genellikle sakal bırakmayı seven yazar, çocukluğundan beri gözlük kullanıyor. Korkularını; uçak korkusu, karanlık korkusu ve ailesi ile ilgili endişeler olarak adlandıran yazarın en büyük korkusu ise Alzheimer.
King'in kitapları ve beyazperde ile ilgili fikirleri ise şöyle: “Bir korku romanı, gerçek hayata yakın olmalıdır. Onun içinde olduğu hissedilirse korku verir. Kimse devlerden, canavarlardan korkmaz. Okuyucunun kahramanlarıma sempati duymasını istiyorum. Annem durmadan neden sürekli korkunç şeyler yazdığımı, örneğin neden sahibinin hayatını kurtaran sadık bir köpekten bahsetmediğimi soruyor. Ben de boğulan ya da donan, sonra sahibinin yakasını bir türlü bırakmayan bir köpeği tercih ettiğimi söylüyorum.
Filmlere gelince; onlara kitaplar kadar sıcak bakamıyorum. Kitaplar daha zengindir. İnsanların kişiliklerine, düşüncelerine nüfuz ederseniz, onlar için her zaman bir düş kurma alanı vardır. Film ise sadece gözünüzü dayayıp olup bitene baktığınız bir anahtar deliğidir. Bir kitabı ister ve alırsınız. İstemezseniz bırakırsınız. Ben yazmaya susadığım zaman okuyucu için değil, kendim için yazarım. Yıllar geçtikçe düşüncelerime güvenmeye başladım. Artık biliyorum ki benim ilgimi çeken, ötekilerin de ilgisini çekiyor.”
Yazının günlük yaşamında büyük bir süreyi kapladığını söyleyen Stephen King, normal bir gününü ise şöyle özetliyor: “Sabah yediye doğru uyanırım, duş alırım, kahvaltı ederim ve günlük gazeteleri okurum. Sonra büroma çıkarım ve genellikle kimseyle konuşmam. Son yazdığım iki üç sayfayı okuyarak ısınmaya başlarım ve yazmaya dalarım. Günde yaklaşık sekiz sayfa yazarım. Ardından bunları gözden geçirir ve düzeltirim. Çıkış aldıktan sonra bir kez daha gözden geçiririm. Zaten böylece 13 saat geçer. Hepsi bu.”
Yazarlık haricinde en büyük ilgi alanlarından biri de müzik olan yazar, Playboy'da yayınlanan ve rock 'n roll'un ölümü üzerine yazdığı bir yazının ardından kendisini arayan John Marshall isimli bir dj'in sattığı radyo istasyonunu satın almış ve halen bu radyodan müzik yayını yapıyor. Aynı zamanda “The Rock Bottom Remainders” adlı grupta gitar çalıyor.
Stephen King halen ailesi ile birlikte Maine'de yaşıyor. Naomi Rachel, Joe Hill ve Oqen Phillip adlarında üç çocuğu var.
Başlıca Kitapları ise...
Azrail koşuyor,Buick 8,Büyücü ve Cam Küre,Calla'nın kurtları,Cep,Coffeyin'in elleri,Çağrı,Çılgınlıqın ötesi,Çorak topraklar,Dolores,Ejderhanın gözleri,hayvan mezarlığı,Gece yarısını 4 geçe,Dolores,Gece yarısını 2 geçe,hayaletin garip huyları,Göz....vs.vs.vs gider bu böyle sabaha kadar..

Anketdeki kitaplar hakkında kısaca bilgi...
Büyücü ve Cam Küre :
Ölümün pebçesinden kıl payı kurtulan son şövalye Roand onlara çok eskiden Susan Delgado adında güzel ve gizemli bir kadınla yaşadığı ve başından geçen maceraları anlatan bir kitap.. Hayvan Mezarlığı : Bu eseri beyazperdeye de aktarıldı. Film, bütün dünyada yankılar yaratmaya davam ediyor.
"KUTSAL MEZARLIĞA GÖMÜ
EN Ö
Ü
ER, KISA SÜREDE YENİDEN HAYATA DÖNERLER."
- BİR KIZILDERİLİ İNANCI -
Dr. Louis Creed ve ailesi eski kızılderili mezarlığındaki ruhların gazabına uğramışlardı... Bunun elbette nedenleri olmalıydı...
STEPHEN KING okurlarının, doğaüstü olaylarla bezenmiş heyecanların doruğuna götürüyor. Kara ev : Geçen yüzyılın başlarında yaşayan Albert Fish adlı katilin işlediği cinayetlerin benzerleri küçük kasabada işlenmeye başlayınca meçhul katile "Balıkçı" adı takılır. Bu cinayetler sapık bir beynin ürünü müydü, yoksa bu sessiz kasabayı gizemli kötü bir güç mü sarmıştı? Emekli dedektif Jack'in açıklanması zor gündüz rüyalarının sebebi neydi? Ormanın ıssız bir köşesinde içinde dehşet barındıran korkunç Kara Ev'deki kötülüklerle nasıl savaşacaktı? Kemik Torbası : Ünlü bir yazar olan Michael Noonan karısının ani ölümüyle adeta hayata küser. Ne yaptığı işe,ne de çevresine karşı bir isteği kalmamıştır. Tüm bunların yanında yaşadığı yalnızlık duygusu beraberinde bunalımları ve kabusları getirir. Her gece Sara Laughs adını verdikleri yazlık evlerinde görür. Karşı koyamaz ve gider. Artık yeni bir hayata uyanacağını düşünmektedir.
Ne var ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. O lanetli evde, kabuslarının birer gerçek olduğunu anlaması uzun sürme. Burası, dünyanın bu cennet köşesi, aslında hayal ve gerçeğin birbirinden ayrılamadığı bir cehennemdir. Mahşer : Alacakanalıkta ağır ağır ilerleyen eski model Chevrolet, karabasan ve ölüm saçan Pandora'nın kutusuna benziyordu. İlerde Bill Hapscomb'un benzin istasyonunun ışıkları parlıyordu... Kısa süre sonra kutu açılacak ve ölüm dansı başlayacaktı... O : Yıllar önce çocukluk kabuslarına giren "O" tüm kötülükleriyle geri dönmüştü. "O"nu yok etmeleri için korkularını yenmeleri ve birlikte hareket etmeleri gerekiyordu.
Ama bu hiç de kolay değildi, "O" şeytanın kendisiydi. Ruhlar Dükkanı : Siz Daha Önce de Buraya Gelmiştiniz
Tabii gelmiştiniz ya... tabii. Ben gördüğüm yüzü asla unutmam. Buraya gelin de elinizi sıkayım! Bir şey söyleyeyim mi? Sizin yüzünüzü bile görmeden, yürüyüşünüzden tanıdıdım. Castle Rosck'a dönemk için bundan daha iyi bir gün seçemezdim. Ne harika değil mi? Av mevsimi yakında başladığında ormanlardaki ahmaklar turuncu giysileri olmayan ve kımıldayan her şeye ateş edecekler. Bunları sonra kar ve sulusepken izleyecek. Ama hepsine daha çok zaman var. Şimdi Ekim ayındayız ve biz Rock'ta Ekimin istediği kadar kalmasına izin veririz.. Tılsım : Senin bir görevin var, Gezgin Jack," demişti Speedy ona. "Yakanı bırakmayacak bir görev. İşin doğrusu bu. Keşke böyle olmasaydı."
*****
Jack Sawyer'in, ölmek üzere olan annesini kurtarabilecek, ana-oğulu yok etmeye uğraşan düşmanı yenebilecek tek şey o Tılsım'dı. Ama Jack amacına ulaşabilmek için yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ni baştan başa geçmekle kalmayacak, inanılmaz güzelliklere ve korku dolu tehditlerle dolu DİYAR topraklarını da aşmak zorunda kalacaktı.
Jack DİYAR'a gittiği zaman, orada kendi dünyamızın Karanlık Çağı'ndan pek az farklı bir dünya bu ...