• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    VAK VAK Özlem adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-04-2006
    Mesajlar
    5,251
    Karizma Gücü
    8

    Atatürk’ün Sofrası

    Erdemliğin simgesi olan cumhuriyetimizin kurucusu

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrası faziletin,

    asaletin ve soylu düşüncelerin sofrasıdır.



    Çankaya Köşkü’nün önünden her geçişimde durup bakar ve bir bağ kulübesini saray kılan bu alçak gönüllülük sultanını rahmetle anarım.

    Karanlığa koşanlar, Atatürk’ün aydınlığını söndürmenin telaşı içinde her güzel şeye saldırmışlardır.

    Gazinin sofrası da bunlardan biridir.

    Neydi bu sofra?

    Bir içki masası mı, yoksa bir akademi mi?

    Türk’ün varlığını dünyaya kabul ettirmenin savaşını veren Gazi, aynı zamanda bir ulus yapmanın heyecanıyla yaşamıştır.

    Sofra bu iki amaca da hizmet etmiştir.

    Ulusal kültürümüzü çağın uygarlık düzeyine çıkarmadan saygın bir devlet olunamayacağını bilen büyük kurtarıcı bununla ilgili ne varsa halkıyla paylaşmıştır. Bu nedenledir ki sofra halka hizmetle ilgili fikirlerin tartışıldığı bir forumdur. Kısacası sofra bir içki sofrası değildir. Sofra bir akademidir.

    Eleştiri vardır. Ödüllendir- me vardır.

    Konuşmalar zerafetin ve nezaketin süzgeçlerinden geçerek fikirlerin hazinelerine dökülürdü. Ne yalakalık itibar görürdü ne de sahtekarlık... Hakaretten uzak, çirkinlikten soyutlanmış, güzelin, yararlının nakış nakış dokunduğu gecelerdi.

    Kılıç Ali anılarında sağından soluna bugün de çekiştirilen akşam yemeklerini “Bir lokma ekmek ve bunu birkaç arkadaşı ile oturup beraberce yemek içmekten ibaret bir sofra” diye tanımlar.

    Dehâların değeri zaman zaman bilinmez. Biz de ulus olarak bu şanssızlığı yaşamışızdır.

    Bugün de hâlâ kimi çevreler 20’nci yüzyılın en büyük dehâsı olarak tanımlanan Atatürk’e dil uzatmanın yüz kızartıcı yarışmasındadırlar. Çabaları da telaşları da boşunadır. Bilinen bir gerçektir ki güneş balçıkla sıvanmaz.

    Sofraya gelecek olanları kendisi belirler ve sofranın düzgünlüğü ile bizzat kendisi ilgilenirdi. Hükümet sorunları konuşulmazdı. Sofranın karşısında bir kara tahta, tebeşir ve silgidir görünen...



    Bu tablonun yüceliği içinde yapılanlar ise kuruluş ve kurtuluşun temellerini belirlemek ve hataya düşmeden halkın gönlünde ve kafasında var etmek...

    Ümmetten ulusa, şer’i hükümlerden Batı’nın modern hukukuna gidilen yolda aklı ve bilimi egemen kılmak... Biçimiyle, içeriğiyle modernleşmenin alfabesini belirlemek... Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türkoloji Enstitüsü’nün hazırlıklarını tamamlamak...

    Atatürk’ün dille ve tarihle uğraştığını gören kimi kısa düşünceliler “Paşanın işi yok dille, tarihle uğraşmaya başladı sözleri üzerine Gazi, kimi kısa düşüncelilere şu yanıtı vermiştir:

    “Yağma yok. Benim işim başımdan aşkın... Ben bugün ileri bir Türkiye’yi kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız. Barıştan yana kalacağız. Ama durmadan değişen dünyada yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız.”

    Böylesine yüce fikirlerin sahibi olan Ata’nın sofrasında kimler olabilirdi ki?.. Şairler, edebiyatçılar, sosyologlar, sanatkârlar, düşünürler, tarihçiler ve arkadaşları sofranın davetlileriydiler.

    Dedikodusuz bir ortam... İlkellikten ve bayağılıktan soyutlanmış bir muhabbet bahçesi... Ve Türk müziğinden süzülüp gelen nağmeler... Sofra her haliyle seviyeli tartışmaların akademisidir. Soylu duygu ve düşüncelerle donatılmış geceler...

    Başbakan İnönü, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın dışında hiç kimse izinsiz ve davetsiz olarak sofraya oturamazdı.

    Sofranın başlangıç saati 20:30-21:00 arasındadır. Bitiş saati yoktur. Sabaha değin süren geceler çoktur.

    Bu gecelerin birinde, sofradan henüz kalkmış ve yatağına henüz gitmemiş olan Gazi Mustafa Kemal, kendini Ankara’nın rüzgarına bırakmış “Yarap ne eksilirdi deryayı izzetinden / Peymanei Vücude zehri ab katmasaydın / Azade ser olurdum esip derdi gamdan / Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı” dörtlüğünü söyleyerek yatak odasına yönelmiştir.

    Gerçekte Gazi tüm kahramanlarda görülen yalnızlığın adamıdır. Herkesi affetmesini seven, mahcup, kişisel hiçbir sorunu olmamış, kırdıklarının gönüllerini kısa bir sürede almasını bilmiş bir candan kişi...



    Tek kaygısı ülkesidir, ulusudur. Modern, zengin ve uygar bir Türkiye’yi yaratmada kararlı olan Atatürk, yaşamının bütününü bilimle donatmış ve ülke gerçeklerini hiçbir ideolojiye ve bağnazlığa feda etmemiş bir liderdir.

    Kayıtsız, protokolsüz ve içten geldiği gibi yaşamak en sevdiği şeydi ve bunu da en çok sofrasında bulurdu.

    Sofranın en değerli yiyeceği kavrulmuş leblebiydi Gazi için... Patlıcan karnıyarık, omlet ve kuru fasulye sevdiği yemeklerden olmasına karşın onlara dönüp bakmazdı.



    Onun bu haline üzülen Latife Hanım’a, “Latife, biz en az yirmi yıldan beri bu çocuklarla birlikteyiz. Biz çadırlarda, kışlalarda, karakollarda aynı kaderi paylaştık. Ayrıca ben birçok meseleyi senin karşı çıktığın o sofralarda çözüyorum” demiştir.

    Tarih sayfalarında boğulmaya ve Anadolu’dan silinip atılmaya çalışan Türk’ün tarihini, kültürünü dünyaya ilan etmenin savaşını onurla veren Atatürk, korkunç bir irade gücüne sahip olup içkiyi iradesinin zayıflığından değil, keyif aldığı için içerdi.

    Yetişecek yeni kuşakların “geçmişi unutacak kadar hafızasız, geleceği tasavvur edemeyecek kadar hayalsiz” olamayacaklarını ısrarla vurgulamış ve “Eğer cumhurbaşkanı olmasaydım milli eğitim bakanı olurdum” sözlerini her yerde olduğu gibi sofrasında da dile getirmiştir.

    Bundan doğal bir şey olamazdı. Çünkü orası milletin sofrasıdır. Ve orada arkadaşlarını görmek istediği zaman “Bizimkiler nerde?” diye sorar ve Salih Bozok, Kılıç Ali, Nuri Conker ve Recep Zühtü sofraya çağırılırlardı. Dostlarını unutmayan bir vefalıdır Gazi...

    Arada sırada köşkten kaçar ve nedenini de “Kendimi kapatılmış ve hapsedilmiş gibi hissediyorum” diyerek açıklardı.

    “Ne mübarek millet, bu millet” sözünü hiç eksik etmeyen Gazi için bugün de sürdürülen yıpratma politikasının zarardan başka hiçbir getirisi yoktur.

    “Biz cumhuriyeti süs olsun diye yapmadık. Halktan yana bir idare kurmak için yaptık” sözleri, bu masadan halka uzatılan bir el değil midir?

    Erdemliğin simgesi olan cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrası da faziletin, asaletin ve soylu düşüncelerin sofrasıdır.•




    Bütün Dünya
    Bu mesaj en son " 31.08.06 " tarihinde saat 22:06 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir...



    -kaç yıldır bu sokaktan geçiyorsun, başka yol bulamadın mı ?
    -demek sen de kaç yıldır bu sokaktasın. hala çıkamadın mı ?...

  2. #2
    adayeli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2006
    Mesajlar
    320
    Karizma Gücü
    0

    Atatürk'ün Sofrası

    Tarihin ilk çağlarından bu yana devlet başkanlarının çeşitli mesleklerden kişilerle sofrada oturup tartışma geleneği yarattığını biliriz. Eski Yunan'da ünlü filozof Eflatun, öğrencileriyle tarihe Diyaloglar diye geçen tartışmalarını Akademiada yapardı. Burası, Atina'da bir felsefe okulu durumuna getirdiği evinin bahçesi idi. Eflatun'da tıpkı hocası Sokrates gibi burada öğrencileriyle günün sorunlarını aklın ve bilimin ışığında tartışırdı. Böylece gerçeklere, iyiye, güzele, doğruya varmanın yolları aranırdı. İşte Atatürk'ün sofrası da bu nitelikte bir sofra idi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der: Atatürk'ün sofrasından hepimizin ruhunda ve dimağında nice derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa dair, nice değerli dersler kalmıştır. Atatürk'ün sofradaki sözleri, felsefesi, yol göstericiliği, fıkraları, vecizeleri gerçekten bir hazine idi. Bu sofrada esen hava sevgi, vefa ve arkadaşlıktı. Burada ilim, sanat, kültür, nesnel görüşler, gerçeklikler, idealler yer alırdı. Ülke sorunları, geleceği, çözüm biçimleri aranırdı. Gönül sohbet ister, kahve bahane şiirinde olduğu gibi, M.Kemal için de amaç, tartışmalardı, iyiyi doğruyu bulmaktı. Akıla yol açmaktı. Sofra ve içki ise bir araçtı. Gece yemekleri bazen müzikli oluyor, çeşitli sanatçılar konser veriyordu. Karatahta, tebeşir, silgi ve kütüphaneden gelen kitaplar, sofranın bir parçası idi.

  3. #3
    O*K*T*A*Y*S*U adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-09-2006
    Mesajlar
    156
    Karizma Gücü
    0
    ne güzel bişi bu forum sayesinde atatürk hakkında yeni bilgiler öğrenmek, çok teşekkürler kardeşim paylaşımın ve emeğin için

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kurtadamlar Sofrası
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde ..NemesiS.. tarafından açılmış
    Yanıt: 1595
    Son Mesaj: 02.01.12, 16:56
  2. Sevgi Sofrası
    2008 Konuları bölümünde cmutlu71 tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 17.09.11, 13:16
  3. Atatürk’ün ölümünün 67. yılı
    2005 Konuları bölümünde Prince Of Pain tarafından açılmış
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 12.11.05, 00:26

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •