Hepsi geri geliyor. Unuttuğumuzu sandığımız ya da "unuttuk" diye kendimizi kandırdığımız ne varsa dönüp dolaşıp geliyor ve boğuyor bizi. Kendi yalanlarımıza bile inanmıyoruz artık. Sevişirken çıkardığımız sesler kimseyi yanıltmasın, kalbimiz kan ağlıyor! Kalbimiz mi dedim? Kalp bir dil sürçmesi burada. Kan ağlayan bir tek organ bile yok içimizde.

Barsakta yaşayan bakteriler mutludur. İçine kıvrım kıvrım yığılmış olan barsağın farkına varamayan insan ise ne mutlu olabilir, ne de mutsuz. Çünkü o sadece bir dış görünüştür! Kimse kimseyi içten sevmediği için bütün sevgiler yüzeysel, bütün aşklar bir gecelik. Sonraki gecelerde yaşananlarsa ilk gecenin tekrarı. O yüzden aşk, bir nevi tekrar etme sanatıdır. Tekrar etme ve tekrar ettiğini göz göre göre inkar etme sanatı. En büyük aşıklar en büyük yalancılardır ve asla aynada kendilerine bakmaya cesaret edemezler. Aynaya bakmak, özellikle de yalnızken, ruhu incitir. Ruh zaten yaralıdır, zaten sargı beziyle sarılıp sarmalanıp öyle tıkıştırılmıştır içimize.

Bu içten gerçekleri gizlemek için hiç üşenmeden müfredat programları yapılır, ezanlar okunur, alışveriş merkezleri açılır, açılışta kurdeleler kesilir, resmi geçitlerde bandolar çalınır, devamsızlıktan sınıfta kalınır. Bu içten gerçekleri gizlemek için babaların bıyıkları sustalı bıçak şeklinde uzatılmıştır ve üşenmeden, gece gündüz ihtilaller yapılır.

İşte bu yüzden sevişirken ışıklar söndürülür ve yatmadan önce perdeler sıkı sıkı örtülüp çengelli iğneyle tutturulur. Kimse dışardakilerden gizlenmiyordur aslında. Çünkü dışardakiler dediğimiz de bizim kopyamızdır. Yurdumda herkes klonlanmıştır çoktan. Hem de bu taraflara yola çıkmadan çok önce, Ortaasya'dayken falan klonlanmıştır. Herkes tektiptir, bir örnektir, basmakalıptır. O yüzden de basbayağı kendisinden gizlenir insanlar. Işıkları söndürür, perdeleri çekerler. Kendi bedeninin sevişme şekline, yatakta kıvrılıp duran profillerine tahammül edemedikleri için.

O tahammül edemedikleri dış görünüş bile yanıltıcıdır oysa. Asıl görünüş, iç görünüştür. En gerçek sevgi, en içten olandır. Ağzının içinde fazladan bir dil tespit edenler sevinmesin boşuna. Sevgilinin dili ağzına girip başıboş dolaşıyorsa, emersin tabii, ne var bunda? Sevginin içten olduğunu göstermez bu emme eylemi. Doğal bir durumdur; çünkü dil, diğer dilleri bulur.

Sen sevgilinin kaval kemiğini yalayabiliyor musun, böbrek üstü bezini emebiliyor musun, ondan haber ver. En azından, yüzündeki çıbanın başını kopartıp da iltihabı içine çektin mi hiç? O kiraz gibi dudakları öyle bi emiyorum ki... Bu aramızdaki ilahi aşk için yeterli diyorsan, aksini kanıtlarım hemen. Hem de öyle ustaca kanıtlarım ki, aşkınızın risk faktörü tavana vurur!

Aşk tamamen içten, sevmekse derinliğine yaşanan bir duygudur. Kendine bile tahammül edemeyenlerin ışıkları söndürüp de başkalarını sevmeye çalışmasına olsa olsa bedensel kara mizah denir, o kadar!