Beklemek...

Et-Balık Kurumu'nun sosisleri, turfanda erik, Mersin muzu, çilekli pasta... Şahane bir biçimde iştahla beklerdim...

Küçücük bir çocuktum ve saydıklarımın tadına doyulmazdı...

Şimdi ne sosis ne de muz yerim... Çilekli pastaların eski tadı olmadığı gibi erik de diş kamaştırıyor... Ama bunları beklemenin tatlı heyecanı, olduğu gibi duruyor aklımda...

***
Saçlı bir bebek için beklemiştim sonra.

Barbie bebeklerle tanışmamıştık henüz; biz Fatoş bebeklerle oynuyorduk. Derken çilli ve ellerini göğsünde birleştirmiş, şişman ama saçlı bir bebek geldi sonunda. Evet, saçı vardı ama elleri birbirine yapışıktı ve ben onu istediğim gibi giydiremiyordum.

Bir yetişkin için oldukça sevimli olan bu bebek, bir çocuk için fazlasıyla "çocukcaydı" . Kendimi bir büyük gibi hissetmeme izin vermiyordu.

Ama olsun...

Onu nasıl beklediğimi de hiç unutmadım...

***
Unutmadım yani...

Sana yağı, tüp, benzin, ampul, ekmek kuyruğunda nasıl beklediğimizi mesela...

Anadolu Lisesi sınav sonuçlarını, üniversite sınav sonuçlarını, konservatuar sınav sonuçlarını, final sonuçlarını nasıl beklediğimi ve de...

Yatılı okuldayken annemin aramasını, babam uzaklara gittiğinde dönmesini, ilk aşkımın inci gibi yazısıyla doldurduğu mektupların sonunda bir gün çıkagelmesini beklediğimi bir de...

Türkiye'de yaşayan her vatandaş gibi ekonominin denizden esen yelle sallanmayacağı günleri, dürüst insanların sonunda muhakkak kazanacağı bir hayati beklemeyi alışkanlık edindiğimden, bu beklentimi bende iz bırakan nostaljik anılar sınıfına koyamayacağım...

Belki de bu yüzden yaptığım en iyi şeylerden biridir beklemek...

***

Beklerken öğrenir insan...

Kendi ederini ve beklediğinin değerini...

Sabır sınırlarının ne kadar genişleyebileceğim. ..

Yaptıklarının yapacaklarının hazırlık aşaması olduğunu...

Geleceğin güzel olabileceğine dair cılız bir inanç büyütmeyi...

O cılız inancı semirtmeyi...

Sevmeyi, ayırt etmeyi, derleyip toplamayı, ayıklayıp bir kenara koymayı...

Beklerken "büyür" hatta...

İçinde kocaman bir ağacı büyütür gibi...

Binlerce parçadan şahane bir resim yapar kendine, eğer isterse karşına geçip hayranlıkla bakabileceği...

Sonra beklemeyi sevmeye başlar...

Tuna Nehri'nin denize kavuşmasını bekleyen bir kayaya dönüşür...
İclal Aydın...