Son yıllarda ekonomide hiçbir şey öğrenmedikse ulusal ekonominin artık küresel değişkenlerden bağımsız düşünülemeyeceğini öğrendik. İtiraf edelim ki bu da az şey değil.
Başka yazılarımda da değindiğim gibi ekonominin yapısı değişebiliyor, nitekim bizde de bu yaşanıyor ama iktisada bakışımız, zihniyetimiz bu değişikliğin çok arkasından gelebiliyor.
Oysa, artık çok belirgin olan gerçek Türkiye ekonomisine ilişkin beklenti ve öngörülerin dünya ekonomisinden bağımsız ele alınamayacağı; küreselleşme denen şey de biraz bu zaten ama bu temel gerçek ne ilginçtir ki ülkemizde birileri tarafından bir türlü kabullenilemiyor ama biz yine de gerçekçi davranalım ve yakın geleceğe ilişkin öngörülerden önce olan biteni görmeye çalışalım.
Dünya ekonomisini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler alt başlıkları ile ele alıp incelemek ve bu iki kategorideki ülkelerin değişkenlerini ayrı ayrı yorumlamak gerekiyor.
Gelişmiş ülkelerin 2006 senesi ilk çeyrek büyüme oranları dünya ekonomisinin performansının çok da kötü olmadığını gösteriyor.
Euro bölgesinin 2006 ilk çeyrek büyüme oranı yüzde 2.4 iken ABD'de yüzde 5.6.
ABD ekonomisinin hızlı büyümesinin dünyanın gelişmekte olan ülkeleri için bir anlamda lokomotif rolü oynadığı biliniyor ama söz konusu büyüme oranının aynı zamanda büyük bütçe açıkları ve yüksek faiz oranları ile beraber yürümesi lokomotife fren rolü de yapmıyor değil.
Japon ekonomisinin seneler sonra istikrarlı bir büyümeye yeniden geri dönmesi (yüzde 3.1) de küresel istikrar için önemli bir gelişme gibi duruyor.
Fransa, İtalya, İspanya, İsveç ve İngiltere gibi önemli AB ülkelerinin de büyüme oranlarının mütevazı ama istikrarlı olması önemli.
Büyümenin alt katmanlarına bakıldığında bazı kilit ülkelerde sınai üretim artışının genel büyüme oranlarının üzerinde seyretmesi yeni ekonomi sorunsalı açısından da ilginç bir gelişme.
Tüm Euro bölgesinde son çeyrek sınai üretim büyüme oranı (yüzde 4.9), genel büyüme oranının (2.4) epey üzerinde; İsviçre gibi geleneksel olarak mali hizmetler ile büyüyen bir ülkede bile sınai üretim artışı yüzde ona yakın, Fransa'da da büyüme oranı yüzde 2.2 iken, sınai üretim artışı yüzde 2.7.
İşsizlik oranları da yaklaşık tüm gelişmekte olan ülkelerde düşüşe geçmişe benziyor ve bu olumlu değişim hem istikrarlı ama makul büyüme oranlarının hem de sınai üretimdeki artışın bir sonucu.
Mayıs 2006 sonu itibariyle Euro bölgesinin işsizlik oranı yüzde 7.9 ile bildiğim kadarı ile son senelerin en düşük seviyesine gerilemiş bulunuyor; geçen senenin işsizlik oranının yüzde 8.7 olduğu hatırlanırsa yaklaşık bir puanlık gerileme azımsanacak bir gerileme oranı değil.
ABD'de de işsizlik oranı yüzde 5.0'dan mayıs sonu itibariyle yüzde 4.6'ya gerilemiş bulunuyor; söz konusu işsizlik oranının zaten biraz daha altını iktisatçılar doğal işsizlik oranı diye adlandırıyorlar, yani ABD çok eleştirilen esnek emek piyasası kavramı ile işsizlikte bir noktayı yakalamış görünüyor.
Bir dönemler AB içinde uzak ara işsizlik şampiyonu olan İspanya'da da işsizlik oranı geçen seneki yüzde 9.3'lük seviyesinden 8.3'e geriliyor, son senelerin işsizlik sıkıntılı ülkesi Almanya'da oran 11.9'dan 10.9'a iniyor. Son dönemlerde bu alanda en sıkıntılı ülke görünümündeki Belçika'da ise işsizlik yüzde 12 ve belirgin bir olumlu kıpırdanma görünmüyor.
İşsizlik oranları Euro bölgesinde ve ABD'de belirgin bir biçimde gerilerken tüketici fiyatlarında ise bir kıpırdanma mevcut; Euro bölgesinde tüketici fiyatları artışı geçen sene yüzde 2.1 ama Haziran 2006 itibariyle yüzde 2.5.
ABD'de yine geçen sene tüketici fiyatları artışı yüzde 2.5 iken haziran itibariyle tüketici fiyat artışı yüzde 4.3.
The Economist dergisi fiyat artış beklentisi 2006 senesi için bariz biçimde 2005'in üzerinde.
Tüm bu gelişmeler bir iktisatçı için 2006 senesinde faiz oranlarının nasıl gelişeceği konusunda zaten yeterince sinyal veriyor.
ABD Merkez Bankası, yeni guvernöründen bağımsız olarak da yaşanan faiz oran artışını gerçekleştirmek zorundaydı, zira ekonomi çok belirgin ısınma sinyalleri veriyor.
Bundan sonra ne olacağı ve gelişmekte olan ülkelerle ilgili bilgi ve yorumları gelecek yazıya bırakıyorum