Dinler arası diyaloğun Türkiye’de çıkış süreci

Ve ‘’DİNLER’’ değil SABETAYİST’ler arası diyalog..!

Bir diğer tabir ile KAFİRLER arası diyalog…!

Hani bir laf vardır ‘’Katranı kaynatsan olurmu şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker’’ diye. O misal günümüzün diyalogcularıda bir önceki hocalarına çekmişler bu dinlerin birlikteliği hususunda. Dinler arası diyaloglar, İbrahimi dinler, Dinlerin kardeşliği, Hoşgörü, Üç baba din gibi nice sahtekarlık ve şarlatanlıklar..! Al birini vur ötekine. Hepsi aynı tornadan çıkmış gibi sanki..

Hepsinin amacı Siyonizm, Siyonizmin amacı ise ‘’YAHUDİ İMPARATORLUĞU’’ dur..!

Bu sahtekarlıklarıda Türkiye’mizde kendilerine şiar edinenlerin ağaları SABETAYCILAR köleleri ise bir takım yeşile boyanmış nursuz suratlardır. Bir önceki ‘’Kabalacı Said-i Nursi ve gizli Kürtçülük hareketi’’ başlıklı yazım çok büyük ilgi gördüğünden ve devamınıda isteriz dileklerini aldığımdan dolayı bir sonrakini ( yani bunu ) yazmak şart oldu..!

Bu yazımda yine ‘’DİYALOG’’ teranesini 1940’lı yıllarda Türkiye’de ilk söyleyenlerin kimler, hangi devşirmeler olduğundan tutun, Amerika’nın emir erliğine soyunanlara kadar çeşitli bilgiler okuyacaksınız. Sabetaycılıktan dönmüş dergah şeyhlerinin diyalog aşkı ile neler yaptığını okuduğunuzda aklınıza küresel bir takım taşeronları getireceksiniz. Söylemek icab ediyor bu konu biraz karışık olduğundan çok nazik bir şekilde at gözlüğü ile ( fettullah ve yandaşları için bu lafım ) olaylara bakmadan geniş bir açıdan konuyu ele almanızda yarar var.

Hep beraber okuyalım… Hadi buyurun.

Sosyete ve iş dünyasının ünlü isimlerinden, televole gibi ahlaksız proğramlarda ve magazin gazetelerinde isimlerine sürekli olarak rastladığımız Selanik dönmelerinden ( Sabetayist ) ‘’MARDİN’’ ailesinin dedeleri, İslamcı şeyh ( ! ) Ömer Fevzi Mardin 1942 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde ‘’İlahiyat kültür telifleri derneği’’ ni kurarken amacının ‘’dinler arası diyalog olduğunu müridlerine söylüyor ve bu şekilde rahatça hareket edebiliyordu.!

Dünü bilmeyen, bugünü hiç anlamaz….

Dedeleri İslam şeyhi ama torunları rezil bir hayatın müdavimlerinden. Ne olacak Yahudi’den dönme bir şeyhin torunlarıda ancak kendisi gibi bir ucube olur.. Devam edelim yazıya…

Selanik’li Yahudi’lik ( Musevilik ) ten dönerek Müslüman ( ! ) olma Şeyh Ömer Fevzi Mardin’in dinler arası diyalog konusunda en büyük destekçilerinden biride Hıristiyanlığın Protestan mezhebinden olan gezici ( misyoner ) rahip Dr. Frank Buchman idi. Dr. Buchman Amerika’lı bir Evangelistti. 1929 yılında Amerika’da ‘’ Moral ReArmement-Mr’’ yani Manevi cihazlanma cemiyetini kurmuştu. Küçük bir not vereyim bu manevi cihazlanma cemiyetinin Türkiye’deki ortağı ‘’Büyük Kulüp’’ tür. Ve büyük kulüp zengin Yahudi iş adamlarının toplandığı ve Türkiye hakkında bir takım kararlar aldığı, siyasi hayatı elinde tutan gerçek hükümette diyebiliriz…

Devam edelim..

Bu kurumun kuruluş hikayesi biraz ilginçtir. Anlatayım.

Dr.Buchman bir Pazar günü Oxford Üniversitesi yakınında bulunan bir köy kilisesinde ibadet ( ! ) ederken birden aklına nereden gelmişse dünyada acı çeken insanlar gelmiş, bu durumdan ötürü iyi ve somut bir şeyler yapması gerektiğine inanarak ibadet ettiği kiliseden ağlayarak dışarı çıkmış. Bu güzel ve insanlık ( ! ) için hayırlı ( hayrını Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de görüyoruz ) işi üniversitedeki güvendiği sekiz kişiye anlatmış, onlarda bu iyi fikre uyarak dünyamızı acılardan kurtarmak için bir araya toplanıp, manevi bayrak ( muhtemelen 12 havarili ab bayrağıda olabilir- Haçlı sancağıda ) altında bütün dünya insanlarını birleştirmeye yemin etmişler.

İsmini Oxford Group koydukları bu örgüt, İsviçre Caux’taki muhteşem bir şatoda dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen, özellikle Müslüman ülkelerinden gelen kişilerin katılımıyla her yıl düzenli olarak toplantılar düzenliyordu. Bu toplantıların ana hedefi tüm dünyaya hızla yayılan ‘’Komünizm’’ vebasıydı. Tabi bu komünizm yemi bir aldatmacaydı asıl amacı perde arkasından ‘’Hıristiyan-Yahudi’’ işbirliği ile kurulacak olan ‘’KUDÜS MERKEZLİ İSRAİL’’ ve ‘’HIRİSTİYANLAŞMIŞ ASYA’’ idi..

İşte İslami Şeyh Ömer Fevzi Mardin ile dünyayı kurtaran adam rolünü üstlenmiş Evangelist rahip Dr. Buchman’ı bu kutlu ( ! ) davanın uygulamaya geçirilmesi için tanıştıran isimde yakından tanıdığımız yine Selanik dönmelerinden ( sabetayist ) Ahmet Emin Yalman’dı. Hani şu Galatasaray Spor Klübünde bir dönem yöneticilik yapmış, bir dönemde bir yerlere aday olup Türkiye’yi yönetmeye talip olmuş Tatko ve Billur tuzun sahiplerinden olan Alp Yalman’ın dedesi.

Sabetayistlikten dönme Mardinzadeler ile yine sabetyastlikten dönme Yalmanzadeler’in ortaklığı sırf dünyayı kurtarmak için kullandıkları rol değildi. Komünizme karşı savaşta da ortak idiler…! Bunun içinde ‘’dinler arası diyalog’’ şarttı !

Ne güzel değilmi ? Sabetaycılar diyalog bülbülleri olmuşlar..! Devam edelim…

Evangelist Rahip Dr. Buchman, Ahmet Emin Yalman ve zamanın Fener Rum Patriği Atenagoras üçü birlikte dayanışma sergileyerek tüm dünyada komunizmin yıkılması için Eyüp Sultan Camii’ne giderek el açıp ALLAH’tan yardım.bile dileyebiliyorlardı.! Bu Fener Rum Patriği Atenegoras içinde küçük bir not açayım.

21 şubat 1946’da Fener Rum Patriği seçilen Maksimos ‘’SSCB’’ ( RUSYA ) yanlısı diye 1948’de istifaya zorlanıp, yerine Kuzey ve Güney Amerika başpiskoposu Atenagoras, bir gecede Türk Vatandaşı ( ! ) yapılarak Abd başkanı Yahudi Truman’ın özel uçağı ile Türkiye’ye getirilip Fener Rum Patrikhanesinin başına geçirilivermişti. Başbakan Adnan Menderes’in elini öptüğü Patrik Atenagoras’ın Türkiye’de ilginç ilişkileri vardı. Mesela Kabalacı Said-i Nursi ile sohbeti çok iyi idi o dönemler. Dinler arası diyaloğun baş çıbanı ile ortak sohbet etmek ne güzeldir kim bilir..! Yada kendisine bir gecede Türk Vatandaşlığını hediye eden Menderesin elini öpmesi ne kadar hoş..!

Başka bir not daha söyleyeyim. Geçen sene yine bu üç kafadarın Eyüp Sultan Camisine gidip ALLAH’a yalvardıkları gibi Recep Tayyip Erdoğan, diyalogcular, papazlar, hahamlar ortak bir bahçe ‘’Dinler bahçesi’’ adı altında şirk bahçesi açılışını yaptılar. Hepbirlikte ellerini açıp ALLAH’a dua edip dünyadaki kan ve göz yaşının bitmesi için dilek diledirler..

İNŞALLAH O EL AÇANLAR CEHENNEMİN EN KORUYLA TANIŞIRLAR

Devam edelim..

Sosyetik Mardinlilerin İslamcı ( ! ) dedeleri arusi şeyhi Ömer Fevzi Mardin 1949 yılında yukarıda bahsettiğim Evangelistlerin toplanıp dünya seyri için önemli kararlar aldığı İsviçre’nin Caux’taki ünlü şatosuna yaklaşık olarak iki ay sürecek şekilde konuk oldu. Bu zaman zarfı elbetteki çoktur bir toplantı için. Bizce ( anti diyalogcular ) ‘’KONUKLUK’’ kavramından çok çok uzak olan bu şatoda misafir olma süresi sanki bir takım kursa katılımmış gibi geliyor. Ne kursu acaba ? Yoksa dinler arası diyaloğun zeminini nasıl hazırlarız kursu olmaya..? Neyse devam edelim..!

Bu toplantıda ‘’ İslamiyet ve Ehli kitap ailesi’’ başlıklı konuşma yaptığını Ömer Fevzi Mardin bakınız Varidat-ı Süleyman Şerhi eserinde nasıl bize aktarıyor..

‘’Müslümanlık devrinin bugün faal görevlerini bu varlıklı, imkanlı millet Amerikalılar üzerine almış bulunuyor. Çünkü ALLAH onları bu işe seçmiş, hazırlamış ve harekete geçirmiştir. Babilden dünyaya yayılmak için dağılan ırklar sanki ALLAH’a hizmet için Amerikada buluşuyor ve en özgür demokrat koşullar içinde birleşiyor. ALLAH artırsın ve ALLAH onları korusun diye her mümin Amerikalılara duacı dünyanın önemli bir bölüm insanlarını analar gibi emziren, kucağında ısıtan, teselli ve ümit veren, dünyanın dert ortağı Amerika’lılara her insan duacı………’’

Kusura bakmayın ama yalakalığın sınırı yokmuş diyorum bu lafların karşısında. İslam bayrağı altında dergah kurup mürit edinen Selanik devşirmesi Mardinzade Ömer efendi, Siyonist Amerika’ya düzdüğü iltifatlar sayesinde kimbilir hangi ödülleri aldı. Paçalarından özür dilerim ağızlarından akan cıvık salyalar benim midemi bulandırdı. Zaten yaptığı açıklamaları bir ‘’Müslüman’’ olarak yorumlasam en az beş paragraflık bir yazı daha çıkar. O yorumuda size bırakıyorum. Müslüman olarak ABD ye şükranlarını sunan kaç kişi var merak etmiyorda değilim hani.?

Bu arada konuşmasında ‘’Babilden dünyaya yayılmak için dağılan ırklar’’ derken hangi ırkları / kavimleri anlatmaya çalışmıştı acaba ? Babil ‘’BAĞDAT’’ demektir. Elbetteki burada ‘’YAHUDİ’’ ırkını kastetmektedir.!

DİNLER ARASI DİYALOG İÇİN SAVAŞ İLE ZEMİN HAZIRLANILIYOR

Asyanın Hıristiyanlaştırılması ve dinler arası diyalog için Türk askeri üzerinde oynanan kirli savaş oyunu

Selanik devşirmesi İslamcı ( ! ) şeyh Ömer Fevzi Mardin’in İsviçre’deki Evangelist toplantısında Amerika’ya düzdüğü iltifatların sebebi döndükten sonra anlaşılıyor. Bu sabetaycı devşirme bakın bu toplantıdan döner dönmez ne yapmış. Türk askerinin yani ‘’MEHMET’’ çiğimizin ‘’KORE’’ ye gitmesini savunan bir kitap yazmış. Kitabının isminide ‘’Kore savaşına katılmamızda dini ve siyasi zaruret’’ olarak koymuş. Sonuçta da bilmektesiniz ki Türk Askeri Kore’ye gidiyor ve haybeye nice askerlerini kaybedip Amerika’yı düştüğü Kore çamurundan çekip çıkarıyordu. Bunda Ömer Fevzi Mardin devşirmesinin azda olsa katkısı vardır elbette..! Ne için bunlar oluyor ? Kör olası ŞİRK kokan hristiyanlık ile ortak olmak için.

Evet dinler arası diyalog için İslam’ın ehlileştirilmesi ( ! ) şart, İslamın ehlileştirilmesi içinde Türkiye’nin savaşa katılması şart. Sabetayist bir devşirme Türk askerine yön verebiliyor. Şu an sanki Türk veriyor da. Yine aynı. Bendeki de lafı güzaf..!

Ayrıca Yenişafak gazetesi 2003 ağustos ayının 20’sindeki baskısında ‘’ Arusi şeyhi Ömer Fevzi Mardin’in varlık vergisinin uygulandığı 1940’lı yıllarda zorda kalan Yahudi’lere yardım edilmesini tavsiye ettiğini okuyucularına duyuruyordu.’’ Düşünün hele. Bir Müslüman Yahudi’ye düşman olması lazımken onlara yardım etmeliyiz gibi bir laf geveliyor. İslam’ı parçalara ayırmak için fırsat kollayan Siyonist Yahudi’lerine yardım etmeliymişiz. Helal olsun.

Ömer Fevzi Mardin bu dönemlerde Yahudi’lere yardım etmemizin gerektiğini dillendirirken aklına ne bir Ermeni, nede bir Rum vatandaşı getirmiyordu nedense ? Sırf Yahudi’ye yardım. Gerisini yani hristiyanları koyuver gitsin. Mademki ‘’Diyaloğu şiar’’ edinmişsin be hey mübarek diğerlerine niye elini uzatmıyorsun demeden edemiyor insan. Bu Yahudi aşkı Ömer Fevzi Mardin’in SABETAYİST olmasındanmı, yoksa kiralık bir ŞEYH olmasındanmı bilemiyorum fakat ‘’Kuran’ın Şerhi’’ adlı kitabında Yahudi’lere akıl almaz bir şekilde arka çıkıyordu. Hemde ALLAH’ın emrini yok saya saya..

‘’ALLAH’tan başka kimse kendiliğinden değil bir milleti, hatta bir ferdi bile tahkir, tezlil etmek hakkına haiz değildir. ALLAH filan kavme ağır tenkitte bulunmuştur diye onlara karşı aynı lisanı kullanmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. Musevi’ler ( YAHUDİ ) ta bidayetten itibaren ıstırap çekerler, fakat dertlerinin ilacıda ıstıraptır.’’

ALLAH tüm görünen ve görünmeyen aleme indirdiği yüce kitabı ‘’KURAN-I KERİM’’ deki Maide suresinin 51. ayeti inkar ederek sanki YAHUDİ’leri dost edinebilirmişiz demeye getiriyor. Hem Amerika’ncı hemde Yahudi dostu. Bu ayrı konu devam edelim.

Evangelist gezici misyoner Protestan rahip Dr. Buchman ise savaştan sonra gittiği Güney Kore’de, Sung Myung Moon adlı Koreli aracılığı ile ‘’ Dinleri birleştirdiğini’’ iddia ettiği ‘’Moon tarikatı’’nın temellerini attı. Hep birden bir amaç için çılgınca yarış demek isabetli bir cümle olur sanırım. Dinler arası diyalog için kimisi Amerika’dan bazı rahip ve papazlar, kimiside Türkiye’den Sabetaycı devşirme Müslüman ( ! ) lar ortaklaşa iş yapıyordu.

Türk askerinin Kore’de heba olmasına azda olsa vesile olan sabetaycı Mardinzade dönme Ömer Fevzi efendi Milletler arası mekik dokurken onun sabataysit olan diğer ortağı Ahmet Emin Yalman’da Türkiye’de ‘’ Avrupa ve Dünya Federasyonu Fikrini Yayma Cemiyeti’’ ni kurarak diyalog için ayrı bir koldan amansız bir uğraş veriyordu. Ne güzel değilmi…!

Müslüman sandığımız kişiler aslında Müslüman değil, sadece Müslüman görüntülü. Bu garip durumdan daha bir garibi ise bu sözde Müslümanların İSLAM’ ın aldığı ŞİRK darbelerine arsızca uymalarıydı. Bakınız Sabetaycı Ahmet Emin Yalman efendi kurduğu ‘’CEMİYET’’i kimlerden oluşturuyordu…

Refik Koraltan, Fuat Köprülü, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Sıtkı Yırcalı, Fahrettin Kerim Gökay, Prof. Kazım İsmail Gürkan, Prof. Ömer Celal Sarç, Prof. Mustafa Şekip Tunç, Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Sıddık Sami Onar, Yavuz Abadan, Nadir Nadi Abalıoğlu, Salamon Adato, Bedri Nedim Göknil, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemal Eyüboğlu, Necmettin Sadak, Dr. Adnan Adıvar, Burhan Felek, Haşim Refet Hakarar, Prof. Nihat Reşat Belger gibi isimler vardı.

Bu kişilerin büyük çoğunluğu Selanik devşirmesi. Müslüman görüntülü ama asla olmayan, kimliklerini her zaman gizli tutan, yeri geldiğinde Türkçü, yeri geldiğince İslamcı ama amaçlarının asılı BÜYÜK YAHUDİ İMPARATORLUĞU olan gizli Siyonistlerdir. Ve bu yüzden de yazıya başlık atarken ‘’DİNLER DEĞİL SABETAYİSTLER ARASI DİYALOG’’ u uygun gördüm. Sizcede bu başlığım isabetli değilmi ? Devam edelim…!

Komünizmle savaşın amansızca devam ettiği bu yıllarda Amerika İslam dini ile tanışma politikasını hayata geçirmek için bin bir türlü hile, desise ve kılıflı sözler ile yol arıyordu. O yıllarda yeni kurulmuş olan ‘’CİA’’ ilginç bir tespit yaparak amerikanın İslam politikasına yön vermekteydi. Ne diyordu cia…

‘’ KOMÜNİZM MÜSLÜMAN MEMLEKETLERE YEŞİL SARIKLA GİRİYOR’’..

Amerikanın kafasındaki asıl soru şuydu aslında. Hangi İslam ?

ALLAH’ın indirdiği gerçek İslam mı ? Yoksa bir takım maşalar kullanarak ( Türkiye için söylüyorum Fettullah, Said gibi ) icad ettirilen karma İSLAM mıydı ?

Adından da anlaşılacağı gibi Yahudi olan Bernard Lewis Middle East Journal’daki bir yazısında İslam dininin Türkiye’de oynadığı roller yeni ve belli bir eğilim göstermiyor. Devlet için büyük bir tehlike değildir ve kesinlikle, Türkiye’de komünist kaynaklı ve bağımsız bir Panistlamist bir gericilikten söz edilemez… Diyerek Amerika’nın kafasını meşgul eden bu soruyu yanıtlıyordu.

Evet. Bu yazıdan sonra Türkiye’de İslami hareketlere izin çıkmıştı. Fakat sadece komünizme karşı savaşmak için. Ve bu tarihten sonra Nurcular, Süleymancılar, Kaplancılar, ıvırcılar, zıvırcılar, cartcılar ve curtcular diye mantar gibi çoğalan İSLAM tarikatları peydah olmaya başladı memlekette. İnsanlar akılsız ve şuursuzca komünizmle mücadele ediyoruz diye bilmeden bu tarikatlara giriyor ve bilmeden İSLAM’ı parçalamaya yöneliyorlardı. Günümüzde bunları dillendirdiğimizde de sen Müslüman değilsin laflarını yiyor hep dışlanıyoruz. Bakınız Fettullah Gülen adlı gizli kardinalin bütün kitaplarını açın hep KOMÜNİZMLE MÜCADELE cümlesini göreceksiniz. Bu ipucu bile bu adamın ve nur hareketi denen kirli gurubun ne mal olduğunun kanıtıdır. Devam edelim…

11 ekim 1951 tarihinde ‘’İlim yayma cemiyeti’’ adlı dernek kuruldu. Bu cemiyetin görünürdeki kuruluş amacı gençlerimize unuttukları manevi değerlerimizi öğretmek idi. Ama bahsettiğimiz gibi gerçek amaç komünizmle mücadeleydi. Bir yanda Said-i Nursi ve avukatı Seniyüddin Başak, diğer yanda da emekli kurmay albay Vehbi Bilmer öncülüğünde ilim yayma cemiyeti hızla örgütlendi. Bu örgüte en büyük destek nedense imansız olduklarını her zaman söyleyen MASON’ lardan geldi. Yönetiminde hep MASON biraderler vardı.

Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Bulut dinler arası diyalog bir MASON oyunudur başlıklı makalesini geçen sene yazarken eminim ki bunları aklından geçiriyor ve öyle aktarıyordu okurlarına. Masonlar ve sabetayistler neden İSLAM’ı diyalog ile kullanıp dejenere etmeye çalışıyorlar acaba. Bunu geçelim bunları bile bile neden DİYALOG diye tuttururlar birileri bir anlam veremiyorum.

Türkiye’de birileri harekete geçti. Kıvılcım çakılmıştı artık..

İlim yayma cemiyetinin kuruluşundan sadece altı ( 6 ) gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Samatya’da Türkiye’nin ilk İmamHatip Okulunu açıvermişti. Bu ne hız demeden edemiyorum. Bir zaman sonra yani 11 kasım 1966 tarih ve 6 / 7285 sayıyla Ankara Vali’liği ‘’Manevi Cihazlanma Derneği, Cemiyeti’’ nin kamu yararına çalışan dernekler statüsüyle kuruluşuna izin veriyordu. Evet Evangelist bir Rahibin Amerikada kurduğu bir oluşumun Türkiye’de İslami versiyonuna izin veriliyordu. Bu dönem benim için kapkara bir dönemdir. Başta kim olursa olsun bu gibi şeylere izin verilmemeliydi. Neyse…

Bu cemiyetin başkanı o dönemin İstanbul Valisi olan Prof. Fahrettin Kerim Gökay ( sabetayist ) dı. Ne tesadüfki aynı şahıs ilim yayma cemiyetininde kurucuları arasındaydı. Komünizmle mücadele için bir dernek yetmiyor anlaşılan.

Fahrettin Kerim Gökay’ın üniversitedeki asistanı ise yine kendisi gibi sabetayist olan ve Aydınlar Ocağı’nın kurucusu olan Mazhar Osman Umsan idi. Kendilerinden ( sabetayist ) olmayanları asla ne cemiyetlerine nede üniversitedeki görevlere vermiyorlardı. Savaştan savaşa cepheden cepheye koşmuş bu milletin hakkı olan heryeri sanki leş kargalarının ölü hayvana uyguladıkları leş istilası gibi kaplamıştılar. Sabetaysit ve Masonik örümcekler en kalın ağlarını bizim üstümüze geçirmeye taa o yıllardan başlamıştılar anlaşılan. Şuraya bakarmısınız. Sabetaycılar dinler arası diyalog diye bir oyun icad ediyor, bir takım akılsız Müslümanlarda o oyunda bedavadan figüran olarak duruyor. Neyse yine devam edelim…

Sabetayist şeyh Ömer Fevzi Mardin kendine bağladığı müritlerini ‘’Amerika hayranı’’ yapmak için neler söylemiyor, hangi taklaları atmıyorduki ? Güya zamanın Amerika başkanı Franklin Roosvelt şeyh küçük Hüseyin efendinin dervişanından yine zamanın Türkiye’nin Amerika büyük elçisi Münir Ertegün aracılığı ile İslam ile tanışıyor ve bir zaman sonra gizlice Müslüman oluyormuş. İnsan bu yalanlara nasıl inanır hayret ? İnanmayı bırakın birisi hadi Müslüman oldu ne diye bunu gizlesinki ? İşte bu psikolojik harptir aslında. Beyin yıkama tezgahlarıdır. Günümüzde nurcu çakallarda genç dimağları ağlarına düşürmek için yok şu papaz aslında mümtaz bir mümindir, yok şu haham aslında Siyonist değil Müslüman biridir diye kandırıp kafalarını çelmiyorlarmı sanki. Tezgah aynı tezgah, tezgahtaki halı ( İslam ) aynı halı ama halıyı dejenere etmeye çalışan eller farklı.

Zaten masonik paçavra zaman gazetesinin İstanbul İETT otobüslerinin üzerine verdiği reklam afişlerinde şöyle yazmıyormu ? : Sesler farklı, şarkı aynı Özgürlükçü Cumhuriyet. Altınada Başta birkaç diyalogcu zevatın ve en sonunda seyyar vaizimiz Fettullah Gülen’in fotoğrafı. Eller farklı, tezgah aynı. Konuyu dağıtmayayım.

Bu Franklin Roosvelt’in Müslüman oluşuyla alakalı bir dipnot vermek mecburidir. Abd eski başkanlarından Roosvelt Müslüman falan değildi. Aksine dünyanın en eski ve tehlikeli Masonik yer altı cemiyeti olan ‘’İLLUMİNATİ’’ örgütünün ‘’Ancient Arabic Order of Nobles and Mystics’’ adlı alt birimine üye idi. İlluminati kelime olarak aydınlanma demektir ve 1492 yılında İspanya’dan kovulan Seferad Yahudi’lerine denir. İşte Roosvelt bu alt birimde ‘’Pythias şövalyesi’’ ünvanını taşıyordu. Bu cemiyetin Hristiyan ve Yahudi’lerden oluştuğunu bilmektede yarar vardır.

Sabetayist devşirme sözde şeyh Ömer Fevzi Mardin müridlerini Amerika hayranı olmaları için kullandığı yalanlardan en bildiğide şuydu. Bizim Yahudi Roosvelt hani bir anda mümin bir şahıs oluveriyorya, işte o yüzden buna suikast yapıyorlar. Bir ( 1 ) metreden bile az mesfeden suikastçının sıktığı mermiler tövbe haşa ALLAH tarafından yön değiştiriyor ve ilahi bir güç ile Roosvelt efendi ölümden kurtuluveriyor.

Gelde ha……tir deme ama olmuyor işte..!

Konuyu toparlamak gerekirse diyeceğim şuki. Dinler arası diyaloğun Türkiye’de çıkış zamanı ve süreci her ne kadar 80’li yılların ortaları gibi görünsede atılan ilk adımlar 1940’lı yılların başlarıdır. Cepheden cepheye, savaştan savaşa gittiği için harap ve bitap düşen ama asla elindeki şanlı sancağımızı düşmana teslim etmeyen ve muktedir dinimize asla halel getirmeyen Türk’leri yıkma girişimlerinden sadece biridir Dinler arası diyalog saçmalığı.

İnsanı ayakta tutan güç ilahi inanç sistemi ve ondan aldığı feyzdir. Bu gücü eğer sağlam olarak yaşıyorsa birisi asla sırtını yere getiremezsiniz. İşte biz Müslüman Türk’lerinde sırtı ALLAH’a hamd olsun İslamiyet’e geçtiğimizden beridir yere değmemiştir. Bunu bildikleri için insanlarımızı dini ve itikadi bakımdan refize etmeye, inançlarını dinamitlemeye çalışıyorlar.

Aramıza İslami şey, şuyh, imam, hacı, hoca, vaiz diye tanıtılarak sokulan zatlar aslında Haham ve Papazlardır, gizli kardinallerdir, bilmem hangi mezhebin rahipleridir. İsimlerini Ömer, Ali, Osman, Muhammed gibi Müslümanlık kokan ve ruh okşayan adlar kullandıkları için daha bir başka kolaylık ile saf müminlerin arasına karışıp Fitne ( DİYALOG ) tohumlarını ekebiliyorlar. O Ömer’ler, o Ali’ler, o Osman’lar, o Muhammed’ler aslında…

Hans’tır, David’dir, Salamon’dur, Peter’dir.. Kimse isminden dolayı Müslüman olmuyor. Yaşayış ve uygulayış bakımından Müslüman olunur. İşte bu yüzden mübadele döneminde selanikten Türkiye’mize yollanmış devşirmeler bu diyalog teranesi için en uygun kişilerdir.

Türkiye’mizde son 50 küsur senedir cereyan eden, Dinler arası diyalog görüşme ve toplantıları bir Sabetayist-Yahudi tezgahıdır. Bir MASONİK oyundur. Hoşgörü yalanı bir Vatikan kılıfıdır. İbrahimi dinler sözü bir KÜFFAR zihniyetidir..

Bunların hepsi Türkiye’de tek bir amaç için yapılmaktadır.

Bölünmüş, parçalara ayrılmış, mezheplere ve aralarına fitne sokulmuş bir İSLAMİYET DİNİ içindir. Dinsiz veya bozuk dinli millet muhtemel bir savaşta bu olağan üstü silahlara karşı koyamaz ve koyamadığı gibi yenilir. Yenildiği zaman ise Önce Orta doğu, sonra ise Asya işgal ve istila edilir. Gerisi malum zaten.

Yukarıda Fettullahçı arkadaşlara at gözlüğü ile bakmayın derken bu son satırımda ne anlattığımı bilsinler diye dedim.

Hepiniz bir ve var olan ALLAH’ a emanet olun

www.azapaskerleri.com azapaskerleri@hotmail.com

Not : Yararlandığım kaynağı söylersem eğer ‘’al işte senin kaynağında budur’’ diyeceğiniz için söylemiyorum kusura bakmayın. Yazılanların büyük bir bölümünde benim yorumlarım vardır. Alıntı olanları zaten anlamışsınızdır. Kim veya ne olursa olsun kaynağınız güvenilir olmasada şunu aklınızdan hiç çıkarmayın..!

BOZUK SAAT BİLE GÜNDE İKİ DEFA DOĞRUYU GÖSTERİYOR