1.
Bertrand Russell insanoğlunun üç temel çatışması olduğunu yazmıştır: İnsanın doğayla, insanın diğer insanlarla ve insanın kendisiyle. İnsan, yaşamı boyunca birçok kere doğa tarafından tehdit edilir; yer kabuğu ayaklarımızın altında sarsılır, kasırgalar, sel baskınları, tufanlar, dünya üzerinde çeşitli kayıplara ve yıkımlara neden olur. Toplumsal yaşamda da bir başka tehlikeyle karşı karşıyadır insan, işinde başarısız olabilir, istediği eğitimi alamayabilir, başkaları tarafından yeterince zeki ya da güzel bulunmadığı olur. İster dar ister geniş bir toplumsal çevrede olalım, kendimizi sürekli diğer insanlara ‘kabul ettirmeye’ çalışır, en azından ortalama bir yaşam için onlarla uzlaşmaya çabalarız.
İnsanın kendisiyle çatışması, belki de üç çatışmadan en zorlu olanıdır. İç dünyamızda olup bitenlere teknik çözümler kâr etmez, başarılı olmak ya da mal mülk sahibi olmak da yeterli değildir. Kendimizle el sıkışmayı bilmemiz gerekir.
2.
Doğanın başımıza açtığı güçlükleri bir kenara bırakırsak, insanın diğer çatışmalarla baş etmeye çalışırken, kendisine yarı kurgu, yarı gerçek bir ‘rol’ yarattığını söyleyebiliriz. Bazen bir tür kahraman olmak ister, bazense içinde masalsı öğelerin de bulunduğu bir aşka kavuşmayı dileriz. Toplumla çatışmaya karşı ilacımız saygın olmaksa, kendimizle çatışmayı önlemenin ilk ve etkili ilacı da aşktır, sevmektir. Ferit Edgü, 20’li yaşlarının başında kaleme aldığı ilk kitabı Kaçkınlar da şöyle yazmıştı:
“Biliyorum, bir insana inanabilseydim, bir insanı sevebilseydim (bu insan
kendim bile olsa) her şey değişecekti.
Ama ya o insan yoktu ortalarda.
Ya da o inanç – o günlerde.”
Yazarın kahramanı, sevgilisi tarafından yeniden yaratılmayı, hatta ‘doğurulmayı’ bekleyen bir çocuk gibidir. Yenilenmek, yeni bir insan olmak, kendisiyle ve dünyayla barışmak ister. Bunun yolu da aşktan, sevmekten, birine inanmaktan ve kendisine inanılmasından geçer. Kendisine inanıldığını gören insanın özgüveni artar, içindeki şeytanla kavgası yavaş yavaş diner.
3.
Saygınlık, insanlarla ortak bir zeminde buluşmamızı sağlar. Ancak kendimizle olan çatışmayı çözmeye yetmez. Çünkü genelde toplumla uzlaşmanın yollarıyla, insanın kendisiyle uzlaşmasının yolları birbirinden farklıdır. Her ikisini de -saygınlık ve aşkı- hakkıyla yaşamamız için birbirinden farklı becerilerilere ihtiyacımız vardır.
Saygınlık için insanların uzaktan uzağa sevdiği, ama daha çok gıpta ettiği bir adam ya da kadın olmamız gerekir; yani zirveye doğru tırmanmamız ve bu sırada irili ufaklı zaferlere imza atmamız şarttır. Aşkta durum bundan farklıdır. Sevgilinin beğendiği ve onayladığı kişi olmaya çabalarız. Bunun yoluysa ruhumuzun derinliklerine inmemizden ve incinebilir olmayı göze almamızdan geçer.
Yaşamımızı toplumla uyum içinde sürdürmemizin ve kendimizle uzlaşmamızın yolu kim ne derse desin başkalarının onayından geçer. Bu onayı verecek olan bazen koskoca bir ulus, bazense tek bir kişidir.
Kaynak : Cennet İmkânsız Aşk Mümkün/Sayfa:7-9


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla






