Coşkun Can Aktan (ed.), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara:

Hak-İş Konfederasyonu Yayınları, 2002.

GELİR DAĞILIMINDA ADALET(SİZ)LİK VE GELİR EŞİT(SİZ)LİĞİ:
TERMİNOLOJİ, TEMEL KAVRAMLAR VE ÖLÇÜM YÖNTEMLERİ
Coşkun Can Aktan ve İstiklal Yaşar Vural

1. GİRİŞ
Bu bölümde gelir dağılımı (income distribution) ve gelir eşitsizliği (income
inequality) konusunda temel kavramlar ortaya konulmakta ve gelir dağılımını
belirleyen etkenler incelenmektedir. Daha sonra da gelir dağılımında
adaletsizlik ve gelir eşitsizliklerinin ölçülmesinde geliştirilmiş başlıca
yöntemler ele alınmaktadır.
2. TERMİNOLOJİ
Gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir süre içinde üretilen ulusal hasıla veya
gelirin bireyler, gruplar veya üretim öğeleri arasında dağılımı olarak
tanımlanabilir. Gelir dağılımının başlıca türleri şunlardır:
i. Fonksiyonel gelir dağılımı, ulusal gelirin üretilmesine katkıda bulunan
çeşitli üretim faktörlerinin milli gelirden aldıkları payı, yani milli gelirin
ücret, faiz, rant ve kar arasındaki dağılımını ifade eden bir kavramdır. milli
gelirin farklı sosyal sınıflar arasında nasıl dağıldığı konusunda bilgi
edinmeyi mümkün kılan bu dağılım türünde ulusal gelir üretime katılan
üretim faktörleri sayısı kadar parçalara ayrılır. İkili ayrıma göre ulusal
gelirin emek ve mülk gelirlerinin toplamından oluştuğu varsayılırken Klasik
iktisatçılar üretim faktörlerini üç gruba ayırırlar ve üç gelir grubunun
varlığını savunurlar. Buna göre toprak sahipleri rant gelirine,
sermayedarlar kar gelirine ve emekçiler ücret gelirine hak kazanırlar.
Fonksiyonel gelir dağılımı, sosyal tabakaların kendi içlerinde büyük
farklılıkların olması nedeniyle, çeşitli sosyal tabakaların milli gelirden
aldıkları paylar konusunda ancak kaba hatlarıyla bir bilgi sağlayabilir.
ii. Kişisel gelir dağılımı, milli gelirin kişiler ve tüketici birimleri (aileler)
arasındaki dağılımını gösterir. Kişisel gelir dağılımında önemli olan elde
edilen gelirin kaynağı ve bileşimi değil, miktarıdır. En yüksek ve en düşük
gelir grupları arasındaki farklar (eşitsizlik derecesi) ve bu eşitsiz dağılıma
yol açan mekanizmalar incelenir. Bu dağılımda ülke nüfusu genelde beş
eşit gruba ayrılır. Nüfusun % 20’sini temsil eden her bir gruba düşen
ulusal gelir hesaplanarak hane halkının yüzde dağılımı ile gelirin yüzde
dağılımı karşılaştırılır. Hane halkının toplumun hangi kesimlerini temsil
ettiği belli olmadığından sermaye sahipleri, emekçiler ve çiftçiler gibi
toplumu oluşturan farklı sınıflar arasında tarafsız bir dağılımı öngörür.
iii. Sektörlere göre gelir dağılımı, çeşitli üretim sektörlerinin sosyal
hasıladan aldıkları payları gösterir. Başka bir ifadeyle, tarım, sanayi ve
hizmet sektörlerinin ulusal gelirden aldıkları payları, bunların uzun
vadedeki seyirlerini, ulusal gelir dağılımındaki değişikliklerin hangi
sektörlerin lehine ya da aleyhine geliştiğini ortaya koyar.
iv. Bölgesel gelir dağılımı, bir ülkenin farklı bölgelerinde yaşayan kişilerin
ulusal gelirden ne oranda pay aldıklarını gösterir. Bu gelir dağılımı bir
ülkenin gelişmiş ve az gelişmiş bölgeleri arasındaki farklılıkları tespit
etmeye yarar.
Yukarıda belirtilen dört farklı gelir dağılımı türünün her biri açısından
“birincil dağılımı” ve “ikincil dağılım” ayrımının yapılması da
mümkündür. Birincil dağılımda, belirli bir dönem süresince piyasa sürecinin
meydana getirdiği gelir dağılımı, ikincil dağılımda ise, devletin piyasa
mekanizmasının işleyişine çeşitli araçlarla yaptığı müdahaleler sonucunda
oluşan gelir dağılımı söz konusudur.
3. GELİR DAĞILIMINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER
Gelir dağılımı, belirli bir yoksulluk sınırı altında kalan kişi ya da hane halkının
dağılımından daha ziyade nüfusun tümüne ait dağılımı belirlediği için
yoksulluktan daha geniş bir kavramdır. Ancak, gelir dağılımı ve yoksulluk
birbirleriyle yakından alakalı kavramlardır. Belirli bir gelir düzeyinde gelir
dağılımındaki eşitsizlik ne kadar artarsa yoksulluk içinde yaşayan kişilerin
oranı da o ölçüde artar. Bu nedenle gelir dağılımını (eşitsizliğini) belirleyen
temel faktörler incelendiğinde aynı zamanda yoksulluğun belirleyicileri de ele
alınmış olur.
Doğal ya da insan yapımı afet ve felaketlerin belirli kişi ve gruplar üzerinde
geçici bir süre için açlık, kıtlık ve yoksulluğa neden olan etkileri bir yana
bırakılırsa gelir dağılımı (eşitsizliği) ve yoksulluk üzerinde önemli etkilere
sahip olan faktörleri dört ana başlık altında toplamak mümkündür: yapısal
faktörler, sosyal norm ve düzenlemeler ile kamu politikaları (Tanzi, 1998).
Burada yapısal faktörler ile sosyal norm ve düzenlemeler ele alınacak kamu
politikaları ise ayrı bir başlık altında incelenecektir.
3.1. Yapısal Faktörler
Gelir dağılımını belirleyen faktörler birincil dağılımı belirleyen faktörler ve
ikincil dağılımı belirleyen faktörler olmak üzere iki ana başlık altında da
toplanabilir. Burada piyasa sürecinin oluşturduğu gelir dağılımını belirleyen
unsurlar üzerinde durulacaktır.
3.1.1. Emek Piyasasında Arz-Talep Dengesi
Tam rekabet koşulları altında kişilerin elde ettikleri kazançlarındaki
değişiklikler arz-talep dengesi neticesinde belirlenir. Belirli bir emeğin
gerçekleştirdiği hizmete olan talep arza göre daha fazla artarsa o emek
grubundakilerin elde ettikleri gelirler artar; aksi halde ise azalır.
İşgücü, kalifiye olan ve olmayan işgücü olarak kabaca iki grup altında
toplanabilir. Kalifiye olma, eğitim süreci boyunca elde edilen yetenek ve
beceriler, çalışma yaşamı boyunca edinilen tecrübeler ve yapılan işle alakalı
özel yetenekler şeklinde değerlendirilebilir. Kalifiye olan ya da olmayan
işgücünün aldığı ücret verimlilikleri ile doğrudan alakalıdır. İşgücünün
verimliliği ise mevcut üretim teknolojisine ve bu işgücünün arzına bağlıdır
(Şekil 4).
Şekil- 4. : İş Gücü Piyasası
Kaynak: Snower (1998), ss.78-80.
Nispi arz eğrisi işgücünün kalifiye olan ve olmayan işgücü olarak ikiye
ayrıldığını göstermektedir. Kalifiye işgücü piyasası şeklin sol yanında yer
almakta ve kalifiye işgücü talebi soldan sağa ve aşağıya doğru bir eğim izler.
Başka bir ifadeyle kalifiye işgücü ücreti azalınca bu işgücüne olan talep artar.
Kalifiye işgücü arz ve talebinin kesiştiği yerde kalifiye işgücünün fiili ücreti
ortaya çıkar. Şeklin sağ tarafında ise kalifiye olmayan işgücü piyasası yer
almaktadır. Kalifiye olmayan işgücü talebi sağdan sola ve aşağı doğru bir
eğilim gösterir ve kalifiye olmayan işgücü arzı nispi arz eğrisi ile
gösterilmektedir. Benzer bir şekilde kalifiye olmayan işgücünün fiili ücreti arz
ve talebin kesiştiği yerde oluşur.
Kalifiye işgücü arzında meydana gelen bir artış kalifiye işgücü ücretlerini
aşağıya doğru çekecek, kalifiye olmayan işgücü arzındaki bir düşüş ise
kalifiye olmayan işgücü ücretlerini artıracaktır. Her iki türden işgücünün
talepleri arasındaki farklılıklar artarsa kalifiye işgücü ücretlerinde ılımlı bir
artış, kalifiye olmayan işgücü ücretlerinde ise bir azalma meydana gelir.
Kalifiye işgücü talepte meydana gelen bu artışlar nedeniyle görece daha fazla
gelir elde edeceğinden gelir dağılımı zamanla kalifiye işgücü lehine
değişecektir. Kalifiye işgücü talebinin artmasına yol açan temel unsurlar üç
ana başlık altında toplanabilir: globalleşme, teknolojik değişim ve sanayi
sektörünün görece ağırlığının ortadan kalkması.
3.1.2. Üretim Faktörlerinin Dağılımı
Ulusal gelirin milli hasılanın üretimine katkıda bulunan üretim faktörlerine
ödenen gelirlerin toplamı olarak tanımlarsak üretim faktörlerine sahip
olmayanların herhangi bir geliri elde etmeleri de söz konusu olamaz. Başka
bir ifadeyle, gelir elde etmenin temel koşulu üretim faktörlerine sahip olmak
ve bunları fiilen üretimde kullanmaktır. Ulusal gelirin, emek ve servet
gelirlerinin toplamından oluştuğunu varsayarsak gelir dağılımını belirleyen
asli unsurların şunlar olduğunu görürüz: Emeğin dağılımı, servetin dağılımı ve
faktör fiyatları.
i. Emeğin dağılımı: Emeğin yetişkinler arasında dağılımında eşitsizlikler
bulunmaktadır. Bu eşitsizliğin temel nedenleri şunlardır (Baumol ve
Blinder: 1988:830):
◦ Kişisel kabiliyet farkları.Tüm insanlar farklı kabiliyetlere sahiptirler.
Üstün kabiliyete sahip olan kişilerin gelir elde etme konusundaki
maharetleri daha yüksektir. Hangi kabiliyetlerin gelir elde etme
başarısını artırdığı konusu tartışmalı olmakla birlikte okulda ve eğitimde
başarılı olmak, zeki olmak, girişimci ve yenilikçi bir ruha sahip olmak ve
sağlıklı olmak elde edilen gelirleri artıran nitelikler arasında en
önemlileridir.
◦ Çalışma koşullarındaki farklılıklar. Bazı kişiler daha fazla gelir elde
etmek amacıyla gönüllü olarak daha fazla süre ile çalışabilirler veya bazı
meslek ve işlerde emek son derece önemli olabilir. Öte yandan, bazı
işler diğerlerine kıyasla daha tehlikeli veya istenmeyen işler olabilir.
kişilerin bu tip işlerde çalışmasını sağlamak için bazı teşvikler verilebilir.
Sonuçta, çalışma koşullarındaki bu tip farklılıklar elde edilen gelirlerde
farklılığa yol açabilir.
◦ Risk almadaki farklılıklar. Bir çok kişi parasını tehlikeli ve riski çok
işlere yatırarak yüksek bir gelir elde ederken diğerleri risk almaktan
kaçınırlar. Bu durum da gelir farklılığının ortaya çıkmasını sağlayan
nedenlerden biridir.
◦ Alınan eğitimdeki farklılıklar.Beşeri sermayeye yapılan yatırımlar
gelir dağılımı eşitsizliğini azaltma konusunda son derece önemli bir role
sahiptir. Eğitim düzeyi kişiler arasındaki gelir farklılıklarının en önemli
nedenlerinden birisidir.
◦ İş tecrübesi. Daha fazla tecrübeye sahip olan ve daha fazla kalifiye
olan işçiler daha fazla gelir elde ederler.
◦ Şans. İnsanların kontrol edemedikleri bazı faktörler ve rastlantılar
zengin ya da yoksul olmalarına yol açabilir. Örneğin, su bulmak
amacıyla tarlasında kuyu açan biri petrol bulduğu için zengin olabilirken
kendisinin meydana getirmediği bir durgunluk nedeniyle bir inşaat işçisi
işsiz kalabilir.
Fırsat eşitliği ücret gelirlerinin eşitlenmesine olumlu katkı sağlayabilir ancak
fırsat eşitliği büyük ölçüde sağlansa bile emekçinin kişisel becerisi, yaşadığı
kent, işgücünün uzun ya da kısalığı, işinde tek adam oluşu ve benzeri
nedenlerle ücret gelirleri mutlak anlamda eşit olamaz. Eğitim yoluyla
yüksek ücretli işkollarına ve mesleklere yönelik emek arzının artırılması
halinde ücretler arasındaki farklar azalabilir. Ancak yüksek ücretli işler
yüksek becerileri gerektirir ve bu becerileri elde etmek son derece zahmetli
ve maliyetlidir. Bu nedenle arz yönünden kısıtlamalar azaltılsa dahi farklı
işlerin farklı vasıflarda emeği gerektirmesi ve işgücünün aynı kalifiyeye
sahip olmasındaki zorluklar nedeniyle emeğin vasfının dağılımında
eşitsizlikler var olmaya devam edecek ve emek gelirleri arasındaki eşitsizliği
oluşturmaya devam edeceklerdir. Uzun vadede eğitimde fırsat eşitliği ne
kadar artarsa bu eşitsizlik de o ölçüde azalacaktır.
ii. Servetin dağılımı: Servet dağılımı, tüketici karar birimleri arasındaki
gelir dağılımını da etkileyebilir. Zira, sahip olunan servet ve bu
servetlerden elde edilen gelirlerin mevcut dağılımı farklı kişi ve grupların
elde edecekleri gelirler arasında önemli farklılıkların oluşmasına yol
açmaktadır. Üstelik servet dağılımı vasıflı emek dağılımına kıyasla daha
eşitsiz bir dağılımdır. Az sayıdaki tüketici birimi özel servetlerin çok büyük
bir kısmını elinde bulundurmaktadır. Bu durumun en önemli
nedenlerinden biri emeğin vasıflarının artırılabilmesi olanağı sınırlı iken
servet edinmenin sınırsız olmasıdır. İkinci olarak, gelirlerin tamamı
çalışılarak elde edilmemektedir. Gelir getiren servet önemli bir gelir
kaynağıdır ve servetlerin büyük bir kısmı miras olarak edinilmiştir. Miras
olarak edinilen tek servet türü mali nitelikte olan servet değildir, beşeri
sermaye de miras olarak edinilir. Bu kalıtım yoluyla edinilen bir mirastır.
Aradaki bağlantı tam ve kesin olmasa da zeki ve yetenekli ebeveynlerin
çocuklarının da zeki ve yetenekli olma ihtimali yüksektir. Öte yandan,
servet sahibi olan ve iyi yetişmiş ebeveynler çocuklarını iyi yetiştirmekte
ve onların iyi eğitim almalarını sağlamaktadırlar, yani mali servetlerinin
yanı sıra beşeri servetlerini de çocuklarına aktarmaktadırlar.
iii. Faktör fiyatları: Faktör fiyatları ile kastedilen ücret, faiz, rant ve kar
gibi üretim faktörleri fiyatlarıdır. Faktörler düşük fiyatlı mesleklerden
yüksek fiyatlı olanlara doğru hareket etme eğilimindedirler. Fiyatların
düşük olduğu sektörlerde arz edilen miktarlar azalacaktır ve neticede
ortaya çıkan bu eksiklik fiyatları yükselmeye zorlayacaktır. Fiyatların
yükseldiği mesleklerdeki faktör arz miktarları yükselecek ve sonuçta
ortaya çıkan fazlalık faktör fiyatlarını azalma yönünde zorlayacaktır. Bu
hareket transfer için bir güdü kalmayana dek, yani faktör fiyatları
eşitlenene kadar sürecektir. Faktör fiyat farklılıkları iki farklı tipe ayrılabilir:
◦ Dinamik farklılıklar. Faktör fiyatlarında meydana gelen bazı farklılıklar
geçici bir dengesizlik durumu ortaya koyar. Bir endüstrinin büyümesi ve
bir başkasının küçülmesi durumunda ortaya çıkan bu tip farklılıklar
faktörlerin yeniden dağılımına yol açarlar ve bu yeniden dağılım bir süre
sonra farklılıkları ortadan kaldıracak yönde bir etkide bulunur. Bu
sürecin ne kadar zaman alacağı faktörlerin bir endüstriden diğerine
hareket kolaylığına, yani faktör akışkanlık derecesine bağlıdır.
◦ Denge farklılıkları. Bazı faktör fiyatı farklılıkları kendilerini ortadan
kaldıracak kuvvetleri ortaya çıkarmaksızın dengede kalmaya devam
edebilirler. Denge farklılıkları faktörlerin kendi içlerindeki farklılıklara
(arazilerin veriminin farklı olması, emeğin yeteneğinin farklı olması),
beceri elde etme maliyetindeki farklılıklara ve farklı faktör kullanımlarının
parasal olmayan avantajlarındaki farklılıklarla alakalıdır.
Hangi tür faktör fiyatı farklılığı meydana gelirse gelsin, tüketici birimler
arasındaki gelir dağılımını fiyatı değişen faktörün lehine ya da aleyhine
değiştirir.
3.1.3. Enflasyon ve İktisadi Krizler
İstikrarsız bir ekonominin göstergesi olan enflasyon gelir dağılımında
eşitsizliğe yol açan temel unsurlardan biridir. Sermaye gelirleriyle emek
gelirleri arasında emek aleyhine dengesizliğe yol açan en önemli araçlardan
biri enflasyondur (Bulir ve Gulde: 1995). Enflasyon, gelir dağılımı üzerinde
lineer olmayan bir etkiye sahiptir: yüksek enflasyon gelir dağılımındaki
eşitsizliği önemli ölçüde artırır; ancak, enflasyon oranının aşağı çekilmesi
gelir dağılımında doğrudan doğruya bir iyileşmeye yol açmaz. Öte yandan,
enflasyon gelir dağılımı üzerinde tersine artan oranlı bir vergi ile benzer
etkilere sahiptir. Yüksek gelire sahip kesimler enflasyon karşısında genellikle
kendilerini iyi koruyacak imkanlara sahiplerken enflasyon sabit gelirli kişiler
üzerinde son derece kötü etkilere sahiptir (UNDP, 1999).
Yüksek enflasyon, iktisadi krizlerin gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkilerin
ortaya çıkmasına yol açtığı tek kanal değildir. İktisadi krizler, milli paranın
değer yitirmesi, işsiz kalma, iflas etme ve benzeri yollarla gelir dağılımını
olumsuz yönde etkilemektedir. Krizlerin ortaya çıkardığı iktisadi ve sosyal
şokların olumsuz etkilerini hafifleten veya ortadan kaldıran sosyal güvenlik
ağlarının genellikle yetersiz olduğu Gelişmekte Olan Ülkeler’ de iktisadi
krizlerin etkisi daha fazla olmaktadır. Bu durumda emekçiler üç seçenekle
karşı karşıya kalmaktadırlar: daha düşük bir ücreti kabul etme, enformel
sektöre kayma veya işsiz kalma. Her üç halde de gelir dağılımı olumsuz
yönde etkilenmektedir. Bu tip krizler sonrası en fazla etkilenen kesimler en
marjinal durumda olanlardır: işsizler, yaşlılar ve yoksullar (UNDP, 1999:367).
İktisadi krizleri ortadan kaldırmak için uygulamaya konulan istikrar ve uyum
programları da gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Zira, bu
programlar kişilerin tüketimlerinin azalmasına yol açan daraltıcı para ve
maliye politikalarını yürürlüğe koyarlar. Öte yandan, milli paranın değer
yitirmesi reel ücretleri baskı altına alır. Çalışan kesimler, bir yandan ücretlerin
dondurulması, istihdam olanaklarının kısıtlanması ve ücret dışındaki
menfaatlerdeki kesintilerden etkilenirken; diğer yandan, sübvansiyonların
kamuya olan yükünün azaltılması ve kamu açıklarının kapatılması amacıyla
kamu kesimince üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışla yüz yüze
kalırlar. Sonuçta, bu tip uygulamalar gelir dağılımındaki eşitsizliği doğal
olarak artırır.
3.1.4. Eğitim Düzeyi
Geçmişte tarım kesiminin ekonomide ağırlıklı bir yere sahip olduğu bir çok
Gelişmekte Olan Ülke’ de toprak sahibi olma gelir dağılımının en önemli
belirleyicisi konumundaydı. Günümüzde toprak artık önemli bir üretim
faktörü değildir ve kentleşmenin, sanayileşmenin ve hizmet üretiminin
artması sonucu gelir dağılımındaki eşitsizliğin temel nedeni olma özelliğini
önemli ölçüde kaybetmiştir. Öte yandan, ekonomilerin gittikçe artan oranda
dışa açılması ve dış ticaret engellerinin önemli ölçüde azaltılması sonucu
rekabetin artması ve şirketlerin piyasalarda tekel oluşturma güçlerinin
aşınması nedeniyle eşitsizlik unsuru olarak tekelleşme de eski önemini
sürdürememektedir.
Günümüzde beşeri sermaye en önemli üretim faktörü konumundadır. Eğitim
alanındaki eşitsizlikler gelir dağılımındaki eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol
açan unsurların başında gelmektedir. Arazi ve fiziki sermaye gibi üretim
faktörlerinde herhangi bir kişinin sahip olabileceği miktar konusunda
herhangi bir sınır söz konusu değilken bir kişinin sahip olabileceği bilgi
konusunda doğal bir sınır bulunmaktadır. Bu nedenle, toplumun eğitim
düzeyi arttıkça gelir dağılımındaki eşitsizlik de o ölçüde azalma eğilimine
girecektir.
3.2. Sosyal Norm ve Düzenlemeler
Gelir dağılımı ve yoksulluk üzerinde doğrudan ya da dolaylı yollardan etkide
bulunan çok sayıda sosyal norm ve düzenleme bulunmaktadır. Ülkeden
ülkeye farklılıklar gösteren bu tip norm ve düzenlemelerden gelir dağılımı
üzerinde önemli etkilere sahip olanlar şunlardır (Tanzi, 1998):
i. Kira sözleşmeleri. Gayrimenkul mülkiyetinin küçük bir azınlık elinde
yoğunlaştığı ve kiralar üzerinde kamusal denetimin söz konusu olmadığı
ülkelerde gelenekler kira sözleşmelerinde etkili olmaktadır ve özellikle
tarım arazilerinin kiralanmasında yaygın olarak uygulanan “yarılık sistemi”
tarımsal gelirlerin dağılımını belirlemede önemli bir role sahip olmaktadır.
ii. İş sözleşmeleri. Kore ve Japonya gibi Asya ülkelerinde çalışma
yaşamındaki gelenekler gereği işçiler yaşam boyu istihdam garantisi ile
işe alınmakta ve iktisadi durgunluk dönemlerinde bile işten
çıkarılmamaktadır. Bu gelenek zımni ve hükümet dışı bir sosyal güvenlik
sistemini yürürlüğe koymakta ve gelir dağılımı üzerinde olumlu etkiler
meydana getirmektedir.
iii. Evlilikle ilgili kurum ve normlar. Çeyizlerin değerini, eş seçimini,
evlilik masraflarını, evlilik yaşını, düğünde verilen hediyeleri belirleyen ve
etkileyen gelenekler gelir ve servetin dağılımı üzerinde çok önemli etkilere
sahiptir. Zenginin zenginle yoksulun yoksulla evlendiği ülkelerde gelir
dağılımının uzun yıllar değişmeden kalma olasılığı vardır. Modernleşme ve
globalleşmenin bu gelenekler üzerinde meydana getirdiği değişimler gelir
dağılımını olumlu yönde etkileyecek niteliktedir.
iv. Miras ile alakalı kural ve gelenekler. Geleneksel toplumlarda beşeri
sermayeye kıyasla servet ve servetin miras yoluyla sonraki kuşaklara
aktarılma biçimi gelir dağılımındaki eşitsizliğin önemli bir belirleyicisidir.
Bazı toplumlarda mal ve mülkün yanı sıra “sosyal sermaye” de miras
olarak sonraki kuşaklara aktarılabilmektedir. Aile adı, bu adın itibar ve
şöhreti, aile bağlantıları ve ailenin toplumdaki mevkii sosyal sermayeyi
oluşturmaktadır. Sosyal sermaye açısından avantajlı konumda olanlar
daha yüksek gelir elde etme olanağına sahip olabilmektedir.
Mevcut sosyal normlar kamusal karar ve düzenlemeler yoluyla
değişebileceği gibi globalleşme ve önemli iktisadi gelişmeler de bu
normları değiştirebilir. Modernleşme emeğin mobilitesinin artmasına yol
açmaktadır. Bu durum ise evlilikle ilgili kurum ve normları
değiştirmektedir. Evlilikte mal ve mülk sahibi olma ve çeyizin değerli
olması yerine beşeri sermayenin niteliği belirleyici olmaktadır. Örneğin, iyi
eğitimli kişiler yine iyi eğitimli olanlarla evlenmektedirler. Bu eğilim ise
gelir dağılımındaki eşitsizliğin azalmasına yol açan yeni normların
oluşmasına katkıda bulunmaktadır.
3.3. Globalleşme
Globalleşme olarak adlandırılan süreçte ülkeler dünya ekonomisine gittikçe
daha fazla entegre olmaktadırlar. Bu entegrasyonda mal ve hizmetlerin yanı
sıra teknolojiler, finansal akımlar, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, göç
eden emek, bilgi ve kültürel akımlar önemli göstergelerdir. Bu süreçle birlikte
sosyal ilişkiler, ulusal sınırlar, zaman ve mesafe gibi kısıtlamaların etkisinden
uzakta oluşmaktadır.
Globalleşme süreci, ticaretin ve yatırımın önündeki engellerin kaldırılması
sürecini de beraberinde getirmektedir. Bu eğilim uluslararası sınırları aşma
yeteneğine sahip olan gruplar lehine gelir dağılımını değiştirir. Sermaye
sahipleri, yüksek vasıflı işçiler ve kaynaklarını talebin en çok olduğu yerde
arzetme imkanına sahip olan kesim bu gelişme sonucunda refahını artırırken
vasıfsız veya az vasıflı işçiler ile orta düzeydeki yöneticilere yönelik talep daha
esnek bir hale geldiğinden, başka bir ifadeyle, çalışan nüfusun geniş
katmanları tarafından sunulan hizmetler milli sınırlar ötesindeki insanlarca
kolayca ikame edilebilir bir hale geldiğinden, bu kesim refah kaybı ile karşı
karşıya kalmaktadır (Rodrik, 1997:19). İşçilerin ikame edilebilirliğinin artması,
bu kesimi ücret dışı maliyetlerin daha büyükçe bir kısmını üstlenmek, ücretler
ve çalışma koşulları açısından daha büyük bir güvensizlik ve istikrarsızlık ile
karşı karşıya kalmak ve pazarlık güçlerinin azalması sonucunda daha düşük
ücretler ve ödenekler almak zorunda bırakmaktadır.
Globalleşme, hükümetlerin sosyal güvenlik sağlamasını gittikçe
zorlaştırmaktadır. Ekonomilerin dış ticarete açıklığıyla sosyal güvenlik talebi
arasında pozitif bir korelasyon bulunmaktadır. Ancak, yabancı yatırımcıları
çekmek için dış ticarete yönelik korumacı uygulamaları gevşetmek ve vergi
rekabetine girişmek zorunda kalan hükümetlerin, vergi tabanında meydana
gelen erimeye bağlı olarak, vergi toplama yeteneklerinde azalma meydana
gelir. bu durum ise hükümetlerin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini
yerine getirmede güçlüklerle karşılaşmalarına yol açar. Bu süreç, neticede,
geniş halk kitlelerinin yoksullaşması ve yoksulluk riski ile karşı karşıya
kalmasına ve gelir dağılımının bozulmasına yol açar.
Globalleşme, genel olarak, istihdam olanaklarını artırmaktadır. Ancak düşük
vasıflı işçilerin refahını son derece olumsuz bir şekilde etkileyecek gelişmelere
de yol açmaktadır. Bu tip gelişmelere yol açacak iki gösterge bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi vasıflara göre ücret farklarının genişlemesi; ikinci gösterge
ise, emek piyasasının gittikçe daha az istikrarlı ve daha az güvenilir bir hale
gelmesidir (Rodrik, 1997). Sonuçta, kazançlar ve çalışma saatlerinde daha
yüksek kısa dönemli değişkenlikler ve vasıflı işçiler arasındaki eşitsizlikler
artmakta ve ortaya çıkan istikrarsızlık düşük vasıflı işçilerin yaşam
standartlarının kötüleşmesine yol açmaktadır. Geleneksel sektörlerde işlerini
kaybedenlerin büyüyen ve gelişen sektörlerde iş bulabilmeleri mümkün olsa
da bu ancak vasıflı işçiler için güçlü bir ihtimaldir. Öte yandan, istihdam
coğrafi ve sektörel açıdan yoğunlaşmışsa özellikle vasıfsız işçilerin iş
bulabilme imkanı azalır ve bu durum yoksulluk ve eşitsizliği artırabilir.
Globalleşme, dış ticareti ve dolayısıyla iktisadi büyümeyi artırır. İktisadi
büyümenin artması ile birlikte iç ve dış piyasalara erişim olanağı
artacağından verimlilik ve elde edilen ortalama gelir artar; ancak, gelir elde
etme olanaklarının yetersizliği nedeniyle yoksul kesim bu artıştan diğerleri
kadar yararlanamaz. Bu nedenle globalleşme, hem yurt içinde hem de
ülkelerarasındaki gelir farklılıklarını artırabilir.
Globalleşme, iyi yönetilirse bu süreç sonucunda yaratılan servet ve gelir
imkanları milyonlarca yoksulun bu durumdan kurtulmasına imkan
sağlayabilir. Kötü yönetilmesi halinde ise marjinalleşme ve güçsüzlük ile
yoksulluk ve gelir eşitsizliğini artırabilir.
3.4. Teknolojik ve Organizasyonel Değişim
Teknolojik gelişme ve değişim kalifiye işgücünün verimliliğinde artışlara yol
açacağı için bu türden işgücünün lehine sonuçlar doğurur. Yalnızca kalifiye
işgücü teknolojik gelişmelerden avantaj elde etme olanağına sahiptir. Yaygın
teknolojik değişiklikler (robot teknolojisi v.b.) kalifiye olmayan işgücünü
olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Sanayileşmiş ülkelerde örgütsel anlamda bir devrim söz konusudur. Bu
değişimin asıl unsurlarını üretimin, işin, ürün dizaynının, planlamanın ve
şirketlerdeki otoritenin örgütlenmesindeki değişiklikler meydana
getirmektedir. Örgütsel değişimler de gelir dağılımının yapısı üzerinde etkili
olmaktadır. Örgütsel değişime yol açan temel faktörler şunlardır:
i. Fiziki sermayede meydana gelen değişim: Son zamanlarda fiziki
sermayede, bu tip sermayeye sahip olanların gelir dağılımını kendi
lehlerine çevirmelerine yol açacak, önemli bir değişim söz konusudur. Çok
amaçlı makineler, programlanabilir imalat ekipmanları, bilgisayar destekli
dizayn ve imalat gibi yenilikler farklılaşmış ürünlerin kitlesel düzeyde ve
daha az maliyetle üretilebilmesini sağlamaktadır. Makinelerin çok boyutlu
görevleri ifa edebilmeleri ve daha yetenekli bir hale gelmeleri bu
makineleri kullananların da daha yetenekli olmasını gerektirmekte ve bu
tip yeteneklere sahip olan çalışanlara avantaj sağlamaktadır.
ii. Enformasyon teknolojisindeki değişim: Enformasyon teknolojisinde
son zamanlarda meydana gelen değişiklikler bilgiyi yöneticilerden işçilere,
firmalardan tedarikçilere ve üreticilerden tüketicilere doğru aktarmaktadır.
Günümüzde bir çok yönetici ve işçi dizayn sorunları, üretimdeki
darboğazlar, girdilerin tedariki, müşteri talepleri ve diğer bir çok iş
açısından daha fazla ve tam zamanında bilgi sahibidir. Üretimde rol alan
unsurlar içerisinde üst düzey yöneticilerin dışında kalanların daha fazla ve
daha değerli bilgilere sahip olma olanaklarının artması ikinci grubun elde
ettiği gelirleri artırmakta ve gelir dağılımını olumlu yönde etkilemektedir.
iii. Beşeri sermayedeki değişim: Eğitim ve öğretim sistemlerinin
gelişmesi ve genç neslin daha iyi bir eğitim görmeye başlaması kalifiye
işgücü arzını tedricen artırmaktadır. İyi eğitim belirli bir alanda
uzmanlaşmayı artırmanın yanı sıra belirli ürünlerin üretiminde daha
üretken ve beceri sahibi olmayı gerektirdiği için daha iyi eğitim almış
kişilerin gelirleri artmaktadır.
iv. İşçi ve tüketicilerin tercihlerindeki değişim: İnsanlar beceri düzeyi
daha yüksek ve çok yönlü bir beşeri sermayeye sahip olunca çalışma
yaşamlarındaki tercihlerinde değişiklikler meydana gelmektedir. Eğitimli
işçiler, eski tip tekrara dayanan sıkıntı verici meslekler yerine inisiyatif
alabilecekleri, yaratıcılıklarını gösterebilecekleri ve karar alma yetkisine
sahip olabilecekleri değişken yapıdaki işleri tercih etmektedirler.
Tüketicilerin ürün çeşitliliğine önem vermeleri ve tüketici tercihlerine
dayalı standart ve seri üretim olmayan ürünlerin üretilmesi zorunluluğu
bu tercihi güçlendirmekte ve örgütsel yapıyı değişime zorlamaktadır. Çok
yönlü beceriye sahip olan ve bu becerilerini uygulamaya koyma imkanına
sahip olan çalışanlar daha fazla gelir elde etme olanağına sahip
olmaktadırlar.
Örgütsel değişim, çalışma hayatında gerekli olan becerileri yeniden
tanımlamaktadır. Yeni yapıda, kalifiye olmak çeşitli görevleri çok boyutlu
olarak yapabilmeyi, yeni görevleri çabucak kavramayı, diğer çalışanlarla
iletişim kurma yeteneğine sahip olmayı, sorumluluk ve karar verme
yeteneğine sahip olmayı ve değişen müşteri ihtiyaçlarına cevap vermede
inisiyatif alabilmeyi gerektirmektedir. Özetle söylersek, örgütsel değişim farklı
nitelikte bir işgücü talep etmektedir. Bu niteliğe sahip olanların kazançları
diğerlerine göre artmaktadır.
4. GELİR DAĞILIMI EŞİTSİZLİĞİ ÖLÇÜTLERİ
Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütleri kabaca iki kategori altında değerlendirilebilir
(Sen, 1997:2). Objektif ölçütler, gelirlerin birbirlerinden ya da ortalama
gelirden farklarının istatistiksel ölçümlerini kullanarak eşitsizlik derecesini
tespit etmeye çabalarken normatif ölçütler gelir dağılımı oranlarına ilave
olarak sosyal refah anlayışı doğrultusunda fayda fonksiyonunu da dikkate
almaktadırlar. Öte yandan, gelir dağılımı statik ölçütler kullanılarak grafiksel
olarak gösterilebilir.
Eşitsizlik ölçütlerinin belirli koşulları yerine getirmesi beklenir. Bu koşullar
şunlardır:
◦ Pigou-Dalton transfer İlkesi: Yoksul bir kişiden zengin bir kişiye
yapılan bir gelir transferi eşitsizlikte bir artışa yol açmamalıdır ya da en
azından bir azalma meydana getirmemelidir ve zenginden yoksula yapılan
bir gelir transferi eşitsizlikte bir azalmaya yol açmamalıdır.
◦ Gelir ölçeğinden bağımsız olma ilkesi: Eşitsizlik ölçütü aynı tarzdaki
oransal değişikliklerden etkilenmemelidir: herkesin gelirinde aynı oranda
bir değişiklik varsa (örneğin, devalüasyon söz konusu ise) eşitsizlik
değişmemelidir.
◦ Nüfus ilkesi: Eşitsizlik ölçütleri nüfus artışına karşısında değişmemelidir:
iki benzer dağılımın birleştirilmesi eşitsizliği değiştirmemelidir.
◦ Simetri ilkesi: Eşitsizlik ölçütleri bireylerin gelirlerinin dışındaki
özelliklere karşı duyarsız olmalıdır.
◦ Ayrıştırma ilkesi: Dağılımı oluşturan alt-gruplardaki eşitsizliklerdeki
değişiklikler dağılımın geneline de aynı yönde yansımalıdır. Alt-gruplarda
eşitsizlik artıyorsa eşitsizlik genelde de artmalıdır.
4.1. Objektif Ölçütler
Objektif gelir eşitsizliği ölçütlerine aralık (the range), göreli ortalama
mutlak sapma, varyans ve değişme katsayısı, logaritmik standart
sapma, logaritmik sapmaların ortalaması, Gini Katsayısı, Kuznets
Katsayısı ve Genel Entropi Ölçütleri ve Theil Endeksi örnek olarak
gösterilebilir (Sen, 1997).
Kullanılan bazı notasyonlar, farklı bir şekilde belirtilmemişse:
Yi = i. nci hanenin geliri,
μ = Gelirlerin aritmetik ortalaması,
n = Hane sayısını nitelemektedir.
4.1.1. Aralık
Aralık, en yüksek ve en düşük gelir düzeyleri arasındaki farkın ortalama
gelire oranıdır. Aralık A ile gösterilirse:
A = [ Maks ( Yi ) − Min ( Yi )] / Y
Maks (Yi) : Maksimum hane geliri,
Min (Yi) : Minimum hane geliri.
Eğer tüm gelirler eşit dağılmışsa bu takdirde A=0, tüm geliri bir kişi almışsa
A= n değerini alır. A genellikle 0 ve n arasında bir değer alır ve iki uç nokta
arasındaki dağılım hakkında bilgi vermez.
4.1.2. Göreli Ortalama Mutlak Sapma
Dağılımdaki bütün gelir düzeyleri ortalama gelir ile karşılaştırılır ve tüm
farkların mutlak değerlerinin toplamı toplam gelire oranlanırsa göreli
ortalama mutlak sapma (G) elde edilir:
μ − μ = Σ=
G Yi n
n
i 1
Eğer dağılımda tam eşitlik varsa G=0, tüm geliri bir kişi almışsa G= 2(n-1)/n
değerini alır. Aralık ölçütünden farklı olarak, göreli ortalama sapma tüm
dağılımı kavrar. Ancak bu ölçüt, ortalama gelire göre aynı bölgede yer alan
iki kişi açısından daha az gelir sahibi olandan daha fazla gelir sahibi olana
yapılan gelir transferine karşı duyarlı değildir.
4.1.3. Varyans ve Değişme Katsayısı
Mutlak farkların değerlerinin basit toplamını almak yerine bu farkların kareleri
alınıp toplanırsa ortalamadan uzaklaşan farklara vurgu yapılmış olur. Bu
sonuç transfer ilkesinin karşılanmasını sağlar. Değişmenin ortak istatistiki
ölçüsü olan varyans bu koşulu yerine getirir:
2 / n
n
i 1
) Yi ( V Σ
=
= μ −
Gelir transferlerinin eşitsizlik üzerindeki etkisini hesaba katan bu ölçüt
ortalama gelir düzeyinden etkilenir ve ortalamaları çok farklı olan iki dağılımı
karşılaştırmada kullanılamaz. Bu tip yetersizlikleri bünyesinde barındırmayan
ölçütlerden biri olan değişme katsayısı göreli değişme üzerinde durur. Bu
katsayı varyansın karekökü olarak tanımlanan standart sapmanın ortalama
gelir düzeyine bölünmesi ile elde edilir. Buna göre, S standart sapmayı
göstermek üzere değişme katsayısı:
D = S / μ
Değişim katsayısının değeri sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı daha adil bir hale
gelir. Bu katsayı (D) her düzeydeki gelirler arasındaki gelir transferlerine
karşı duyarlı olma özelliğine sahiptir ve varyanstan farklı olarak ortalama
gelir düzeyinden de bağımsızdır. Ancak, gelir farkları büyük olduğunda
transfer etkisini ölçmekte yetersiz kalmaktadır.
4.1.4. Logaritmik Standart Sapma
Gelir düzeylerinin logaritması alınarak hesaplanan bir ölçüttür. Logaritmik
standart sapma:
2 / n 1 / 2
n
i 1
] ) Yi log log ( [ L − μ = Σ=
log μ =Hane gelirlerinin logaritmik ortalaması,
log Yi = i. nci hane gelirinin logaritması.
Logaritmik olmasının gereği düşük gelir gruplarına daha fazla ağırlık veren bir
ölçüttür. yüksek gelirlilerden düşük gelirlilere gelir transferinin olması
durumunda logaritmik standart sapma (L) değerinde düşme meydana gelir.
Ölçütün ölçme birimlerinden bağımsız olma özelliğine sahip olması
uluslararası ve dönemsel karşılaştırmalarda kullanılmasına olanak
tanımaktadır.
4.1.5. Gini Katsayısı
Gini Katsayısı bir Lorenz Eğrisi ölçütüdür ve 0 ila 1 arasında değer alır.
Katsayının 1’e yaklaşması eşitsizliğin artığını, 0’a yaklaştıkça azaldığını
gösterir. Gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en çok kullanılan bu katsayı
yukarıda değinilen ölçütlerin sahip oldukları farkların ortalama etrafında
temerküzünden sakınabilmekte ve her düzeydeki zenginden yoksullara
yapılan transferlere karşı duyarlı olabilmektedir.
= ΣΣ − μ
= =
G [1/ Yi Yj f (Yi) f (Yj)]/ 2 n
i 1
n
j 1
2 n
Yi = i. nci hanenin geliri,
Yj = j. nci hanenin geliri,
f (Yi) = i. nci hanenin gelir çokluğu,
f (Yj) = j. nci hanenin gelir çokluğu.
Gelir grupları arasındaki gelir transferleri Gini Katsayısını etkiler. Objektif bir
istatistiki bir ölçüt olmasına rağmen üst ve alt gelir düzeyindeki yığılmaları
dikkate almaz. Bu nedenle yığılmanın alt gelir gruplarında yoğun olduğu
Gelişmekte Olan Ülkeler ile yığılmanın orta kesimlerde daha yoğun olduğu
Gelişmiş Ülkelerin Gini katsayılarının karşılaştırılması halinde sonuçlar dikkatle
yorumlanmalıdır.
4.1.6. Kuznets Katsayısı
Kuznets Katsayısı, Gini Katsayısı gibi sektörlere göre sınıflandırılmış bir
Lorenz Eğrisi ölçütüdür. Katsayı 0 ila 1 arasında bir değer alır ve sadece iki
sektörlü bir ekonomi için uygulanabilir. Sektörel ortalama ülke ortalamasına
eşitse Katsayı sıfıra eşit olur. Toplam üretimin tek bir sektör tarafından
yapılması ve bu sektörün istihdamdaki payı son derece önemsiz ise
Katsayının değeri 1 olur (DPT, 1994:8).
K = Yi ( Xi / Yi ) − 1
Xi = i. nci sektörün üretimdeki payı,
Yi = i. nci sektörün istihdamdaki payı.
Kuznets Katsayısı, sektörel işgücü ve üretim arasındaki farkların mutlak
değerlerinin her bir sektörün işgücündeki payı ile ağırlandırılarak toplanması,
sektörel ortalama ürünler arasındaki eşitsizliğin bir ölçüsü olarak kullanılır
(DPT, 1994:8). Örneğin, sanayi sektörü toplam üretimin % 60’ını üretir ve
toplam işgücünün % 50’sini istihdam ederse, aradaki fark (% 10) sanayi
sektöründe işçi başına ürünün, toplam işgücündeki sanayi payı ile
ağırlıklandırılmış olarak, ülke ortalaması oranı farkına eşittir. Örnekte Kuznets
Katsayısı şudur:
K = .50* .60 / .50 −1 = .60
Katsayı, kişisel veya hane halkı gelirlerinin tespitinde güçlük çekilen ülkelerde
gelirin fonksiyonel dağılımını belirlemek açısından uygun bir ölçüttür.
4.1.7. Genel Entropi Ölçütleri ve Theil Endeksi
Bilgi teorisindeki entropi kavramından geliştirilen ve yukarıda değinilen
koşulların tümünü karşılayan gelir eşitsizliği ölçütlerinin tümü Genel Entropi
Ölçütleri olarak adlandırılmaktadır. Bu eşitsizlik ölçütünün genel formülü
şudur:
[ ( Yi ) 1]
n
GE ( ) 1 1
n
i 1
2 −
α − α μ
α = α
= Σ
n = örneklemdeki kişi (hane halkı) sayısı,
Yi = i. nci kişinin geliri,
GE’nin değeri 0 ila ∞ arasında değişir. Sıfır eşit dağılıma karşılık gelirken
yüksek değerler eşitsizliğin arttığını gösterir. α parametresi gelir
dağılımındaki farklı noktalarda yer alan gelirler arasındaki uzaklığı ortaya
koyan bir ağırlıktır ve herhangi bir reel sayının değerini alabilir. Düşük α
değerlerinde GE değişikliklere karşı daha duyarlıdır. en fazla 0, 1 ve 2
parametreleri kullanılır. α= 1 ise, dağılım boyunca eşit ağırlık söz
konusudur. α değerinin artması ağırlığın üst gelir grupları yönünde artması
anlamına gelir. GE, 0 ve 1 parametrelerine sahipse Theil Endeksi’ne eşittir.
μ μ
= =
μ
= =
Σ
Σ
=
=
Yi log Yi
n
GE (1 ) T 1
log Yi
n
GE ( 0 ) T 1
n
i 1
n
i 1
Theil Endeksi, tüm koşulları karşılayan bir endekstir. Kişiler arasında yapılan
gelir transferlerine karşı endeks duyarlıdır. Örneğin zengin bir kişiden fakir
bir kişiye yapılan transfer bu iki kişinin gelirleri arasındaki orana bağlı olarak
Endeksi küçültür.
4.2. Normatif Ölçütler
Normatif ölçütler, Dalton Ölçütü ve Atkinson Endeksi olmak üzere iki
grup altında incelenebilir.
4.2.1. Dalton ölçütü
Dalton ölçütü ekonomik refahı da içeren bir ölçüttür. Gelirin marjinal
faydasının gelir arttıkça düştüğü varsayımından hareketle toplam faydanın
fiili düzeyleri ile gelirin eşit dağılması durumunda elde edilecek toplam fayda
düzeyinin karşılaştırılmasına dayanır. Herkes için aynı tip fayda fonksiyonu
söz konusu olduğu için toplam refahın maksimizasyonu gelirin eşit bir şekilde
bölüşülmesi halinde mümkün olacaktır. Ölçüt, fiili sosyal refahın, maksimum
sosyal refaha oranını eşitlik ölçüsü olarak almaktadır.
D U ( Yi ) / nU ( )
n
i 1
μ 


 = Σ
=
U (yi) =i. nci kişinin (hane halkının) fayda fonksiyonu.
Dalton ölçütü, fayda fonksiyonunun pozitif ve doğrusal transformasyonu
durumunda sabit kalamamaktadır.
4.2.2. Atkinson Endeksi
Toplumsal refah fonksiyonundan türetilmiş bir diğer ölçüt Atkinson
endeksidir. Toplumsal refah fonksiyonu, her bir bireyin refah fonksiyonunun
toplamından oluşan toplanabilir, simetrik ve içbükey bir fonksiyondur. Bu
varsayım kişisel faydanın karşılaştırılabilir olduğunu varsayar. Atkinson
endeksi aşağıdaki gibi hesaplanır:
− ε
=
− ε
 

 

 

 

μ
ε = − Σ
1 /1
n
i 1
1 Yi
n
A 1 1
ε = Eşitsizlik parametresi, 0< ε <∞
ε ’nin değeri ne kadar artarsa toplum eşitsizliğe o ölçüde duyarlı hale gelir ya
da başka bir ifadeyle toplum o ölçüde eşitsizdir. Endeksin 0.26 değerini
alması, toplam gelir 100 birim iken, gelirler eşit dağılmış olsaydı bu 100
birimlik gelirin 74 birimiyle mevcut toplumsal refaha ulaşılabileceğini ve
dolayısıyla gelirlerin eşit dağılmaması nedeniyle 26 birimlik refah kaybının söz
konusu olduğunu gösterir.
4.3. Statik Eşitsizlik ölçütü: Lorenz Eğrisi
Gelir dağılımı çalışmalarında yaygın olarak kullanılan Lorenz eğrisi gelir
dağılımındaki eşitsizliğin grafiksel olarak gösterilme yollarından biridir. Eğrinin
yatay ekseninde kişi veya hane halkları nüfusunun birikimli yüzde payları,
dikey eksende ise bu kişi veya hane halklarının elde ettikleri gelirin birikimli
yüzde payları yer alır. Bu tip bir Lorenz eğrisi çizimi aşağıda yer almaktadır.
Çizimde görülen (OB) doğrusu üzerinde yer alan her noktada nüfus yüzdesi
ile bu nüfusa karşılık gelen gelir yüzdesi birbirine eşittir. Milli gelirin bütün
kişilere eşit bir şekilde dağıtıldığı,yani kişi veya hane halklarının nüfus içindeki
yüzde paylarının gelirden aldıkları yüzde paylara eşit olduğu bu noktalardan
oluşan ve her bir eksenle 45°’lik açı yapan OB doğrusu “mutlak eşitlik eğrisi”
olarak adlandırılır. OAB eğrisi ise milli gelirin en yüksek düzeyde eşitsiz bir
şekilde dağıldığını ifade eder. OB arasında bu iki eğri arasında yer alan diğer
tüm eğriler Lorenz eğrisi olarak isimlendirilir ve milli gelirin dağılımı
bakımından söz konusu olabilecek diğer gelir bölüşüm olasılıklarını
gösterirler. Bu eğriler mutlak eşitlik eğrisine yaklaştıkça milli gelirin
dağılımındaki eşitsizlik azalırken bu eğriden OAB eğrisine doğru uzaklaştıkça
eşitsizlik artar.
Şekil-5: Lorenz Eğrisi
Gelir dağılımında eşitsizliğin olması durumunda, en alt gelir grubu örneğin
nüfusun en az gelire sahip % 10’u toplam gelirin % 10’undan daha azını
alırken nüfusun en yüksek gelirli % 10’u toplam gelirin % 10’dan daha
fazlasını alacaktır. Bu nedenle fiili gelir bölüşümünü gösteren Lorenz eğrisi
daima mutlak eşitlik eğrisinin altında yer alır.
Lorenz eğrisinden aynı ülke içinde farklı zamanlardaki gelir dağılımlarındaki
eşitsizliği ya da farklı ülkelerin gelir dağılımlarındaki eşitsizliği karşılaştırmak
için yararlanılabilir. İki farklı gelir dağılımı karşılaştırıldığında birinci dağılımın
Lorenz eğrisi, dağılımın her noktasında diğer dağılımın Lorenz eğrisine göre
OB doğrusuna daha yakın ise ilk dağılım daha az eşitsiz bir dağılım gösterir.
Lorenz eğrisi Gini Katsayısının hesaplanmasında da kullanılabilir. Buna göre
Gini katsayısı, OB doğrusu ile Lorenz eğrisi arasında kalan koyu renkli alanın
(X) OAB üçgeni içinde kalan alana oranlanması ile ölçülür (G=X/(X+Y).

--------------
KAYNAKLAR
BAUMOL, William ve Alan BLINDER (1988), Economics: Principles and Policy.
Fourth Edition, Harcourt Brace Jovanovich.
BULIR, Ales ve Anne-Marie GULDE (1995), Inflation and Income Distribution:
Further Evidence on Empirical Links, IMF Working Paper,
WP/95/86, August.
DPT-DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI (1994), Gelir Dağılımı ve Politikaları. Yedinci
Beş Yıllık Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu Raporu,
Ankara: Devlet Planlama Teşkilatı.
RODRIK, Dani (1997), Küreselleşme Sınırı Aştı Mı?. Türkçesi: İzzet Akyol ve
Fatma Ünsal, İstanbulızılelma.
SEN, Amartya (1997), On Economic Inequality. Enlarged edition with a
substantial annexe ‘On Economic Inequality after a Quarter
Century’, Oxford: Clarendon Press.
SNOWER, Dennis J. (1998), “Monetary Policy and the Well-Being of the Poor”
in Income Inequality Issues and Policy Options, A symposium
sponsored by the Federal Reserve Bank of Kansas City, Jackson
Hole, Wyoming, August 27-29.
TANZI, Vito (1998), Fundamental Determinants of Inequality and the Role of
Government. IMF Working Paper WP/98/178, December.
TODARO, Michael P. (1994), Economic Development. Fifth Edition, New York:
Longman.
UNITED NATIONS (1999), Human Development Report 1999 Background
Papers. Vol 1, New York.
UNITED NATIONS DEVELOPMENT PROGRAM (1990-1997), Human Development
Reports. Oxford University Press, New York and Oxford.
UNITED NATIONS DEVELOPMENT PROGRAM (1997b), Poverty Measurement:
Behind and Beyond the Poverty Line. Technical Support
Document, Poverty Reduction, Module 3, May.