Coşkun Can Aktan (Ed.), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş
Konfederasyonu Yayını, 2002.

YOKSULLUK SORUNUNUN NEDENLERİ VE
YOKSULLUKLA MÜCADELE STRATEJİLERİ

I. GİRİŞ
Yoksulluğun bir değil pek çok nedeni bulunmaktadır. Yoksulluk, fazla
üretememeden ve aynı zamanda üretilen değerler karşılığında elde edilen
değerlerin bireyler arasında, bölgeler arasında, sektörler arasında vs. adil bir
şekilde paylaşılamamasından kaynaklanır. İlk olarak, fazla üretim
yapamamanın nedenlerini incelemek gerekir. En başta iklim ve doğa koşulları
yönünden bazı ülkeler ya da bazı ülkeler içinde bazı bölgeler daha fazla
üretme kapasitesinden yoksun olabilirler. Bu durumda o ülkede ya da
bölgede yaşayan insanlar ister istemez daha yoksul olurlar. Hızlı nüfus artışı,
bir yandan ülkelerin daha fazla üretim yapmalarına imkan sağlarken, öte
yandan ülkelerin daha fazla tüketmelerine de neden olur. Üstelik, iklim ve
doğal koşulları açısından çok iyi konumda bulunmayan ülke ya da ülke
içindeki bölgelerde hızlı nüfus artışı mevcutsa, bu takdirde yoksullaşma
kaçınılmaz olur. Yoksulluğun kaynakları arasında şu faktörleri de sayabiliriz:
(Bkzekil-1.)
• Adaletsiz vergi sistemi,
• Yüksek faiz ve rant ekonomisi,
• Doğal afetler,
• Çalışamayacak durumda olan özürlü sayısının fazla olması,
• Bireyler arasındaki yetenek farklılıkları,
• Miras yoluyla elde edilen gelirler,
• Piyasada tekelleşmenin olması,
• Devlet teşvikleri,
• Enflasyon,
• İşsizlik vs.
Önemle belirtelim ki, bir ülkede fazla üretim yapılamaması aynı zamanda
devlet müdahalesi ile de yakından alakalıdır. Devlet müdahalesinin fazla
olduğu ülkelerde bireylerin ekonomik faaliyetlerde bulunmaları doğrudan
ve/veya dolaylı olarak sınırlanmış olur. Örneğin; vergi oranlarının yüksek
olduğu bir ülkede bireylerin çalışma ve yatırım yapma arzuları olumsuz olarak
etkilenir. Aynı şekilde, devletin borçlanma yoluyla ekonomiye müdahalede
Şekil-1: Gelir Dağılımında Adaletsizliğin ve Yoksulluğun Nedenleri
GELİR
DAĞILIMINDA
ADALETSİZLİK
VE
YOKSULLUK
Çalışamayacak
durumda olanlar
Yüksek faiz pol. ve
rant
ekonomisi
Doğal afetler
Doğa koşulları
İklim
Vergi kaçakçılığı
Adaletsiz vergi
sistemi
Hızlı nüfus artışı
Devlet teşvikleri
Miras
Bireyler arasında
çalışma gayretinde
farklılıklar
Bireyler arasında
yetenek farklılıkları
Piyasada tekelleşme
Enflasyon
İşsizlik
NEDENLER
NEDENLER
SONUÇ SONUÇ
C.C.Aktan
bulunduğu ekonomilerde, ister istemez rant ekonomisi ortaya çıkar ve bu
üretim ekonomisinin daralmasına neden olur. Devletin teşvik politikasını araç
olarak kullanarak ekonomiye müdahale etmesi halinde de yine belirli
kesimler lobicilik yoluyla haksız teşvikler alarak zengin olabilirler. Önemle
belirtelim ki, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik sorununun
çözümlenmesi konusunda devletin rolünün ne olması gerektiği iktisatçılar
arasında her zaman tartışma konusu olmuştur. Sosyal refah devletini
savunanlar ile liberal devlet felsefesini savunanlar yoksulluk sorununun
çözümüne farklı açılardan bakmaktadırlar.
II. MÜDAHALECİ DEVLET VE GELİRİN YENİDEN DAĞILIMI
Sosyal refah devleti taraftarları devletin maliye politikası araçlarını (başlıca
vergi ve harcama politikaları) etkin bir şekilde kullanarak yoksulluk sorununu
çözebileceğini savunmaktadırlar. Yoksullukla mücadelede refah devletinin
çözüm önerilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Vergi Politikası Önerileri
•Negatif gelir vergisi uygulanmalı,
•Artan oranlı vergi tarifesi uygulanmalı,
•Servet vergilerine ağırlık verilmeli,
•Ücretlilerin en az geçim indirimi dahilindeki gelirleri vergi dışında bırakılmalı
(asgari ücret vergi dışında bırakılmalı),
•Gelir vergisi uygulamasında ücretliler için özel indirim uygulanmalı (ayırma
ilkesi.),
2. Kamu Harcamaları Politikası
•Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetleri devlet tarafından bedava
sunulmalı,
•Bölgeler arasındaki dengesizliklerin azaltılması için devlet bu bölgelerde
kamu yatırım harcamalarını artırmalı,
•Tam istihdamı sağlamaya yönelik kamu harcamaları artırılmalı,
•Tarım kesimine sübvansiyonlar verilmeli; tarımsal destekleme alımları
politikası uygulanmalı,
•Esnaf ve sanatkarlara yönelik teşvikler sağlanmalı,
•İşsizlik sigortası oluşturulmalı,
•Yoksullara direkt parasal yardımlar yapılmalı,
•İşsizlere yönelik bilgi ve beceri kazandırma kursları açılmalı,
•Toprak reformu ile yoksul vatandaşlara arazi ve arsalar dağıtılmalı.
Bu saydığımız önerileri daha da geliştirmemiz ve sınıflandırma yapmamız
mümkündür. Özet olarak ifade etmek gerekirse, müdahaleci devlet
taraftarları gelir dağılımı ve yoksulluk sorununun çözümünde devlete önemli
görev düştüğü görüşündedirler ve ikincil gelir dağılımı politikalarıyla (gelirin
yeniden dağılımı politikaları) sorunun çözümleneceği inancındadırlar.
III. LİBERAL PERSPEKTİFTEN GELİR DAĞILIMI VE YOKSULLUK
SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Liberal devlet taraftarları müdahaleci devlet anlayışını savunanlardan farklı
olarak devletin yoksulluk sorununun çözümü değil, çoğu zaman kaynağı
olduğu görüşündedirler. Liberallere göre yoksullukla mücadelede sosyal refah
devletinin sonuçları; hizmetlerde kalitesizlik, israf, savurganlık, verimsizlik,
ağır vergi yükü dolayısıyla düşük yatırım ve işsizlik vesaire sorunlardır (Bkz.
Şekil-2).
Liberal iktisatçılar yoksulluğu azaltmaya yönelik yeniden-dağıtıcı maliye
politikalarının önemli sosyal maliyetlerinin olduğuna dikkat çekmektedirler.
Liberal iktisatçılardan Robert Higgs “Gelirin Yeniden Dağıtımının İhmal Edilen
On Dokuz Sonucu” başlığını taşıyan bir makalesinde yoksullara yapılan
transferlerin toplumu daha da yoksullaştırdığını belirtmektedir. Higgs’in
görüşlerini kısaca özetlemekte yarar görüyoruz:*
1. Gelirin yeniden dağıtımı amacıyla konan vergiler, vergi mükelleflerinin
yeni yatırım faaliyetlerine girişmelerini engelleyebilir. Ekonomide yatırımların
azalması ise işsizliği ve yoksulluğu artırır.
2. Transfer ödemeleri, insanların çalışma yerine aylaklığı (tembelliği) tercih
etmelerine neden olabilir. Bireyler, çalışmadan bir gelir elde ettiklerini
gördüklerinde üretim faaliyetinde bulunarak bir gelir elde etmeye daha az
* Robert Higgs, “Nineteen Neglected Consequences of Income Redistribution”, The Freeman,
December-1994. Bu makalenin Türkçe çevirisi için bkz: Ş.Ertekin, “Gelirin Yeniden Dağılımının
İhmal Edilen 19 Nedeni”, http://www.canaktan.org.
çaba sarfederler. Bu sebeple de, toplum olabileceğinden daha yoksul hale
gelir.
3. Transfer ödemelerinden yararlanan bireyler kendilerine daha az
güvenmeye ve devlet yardımlarına daha çok bağımlı olmaya eğilimlidirler.
Transfer ödemeleri yaygınlaştıkça, insanlar kendi başlarına bir işin altından
nasıl kalkacaklarını unuturlar ve sonunda bazıları acizliklerini baştan kabul
ederler.
4. Transfer ödemelerinden yararlanan bireyler, çocukları, akrabaları ve
dostları için kötü bir örnek oluşturur. Bir insanın mal ve hizmet üretimine
katılmaksızın gelir elde ettiğini gören diğer bireyler aynı yolu tercih
edebilirler. Daha rahat bir yaşam için bu tür transferlere bel bağlandığı an,
devlet yardımlarına bağımlı bir kültür hakim konuma gelmiş olur.
5. Bazı transfer ödemelerinin diğerlerinden daha cömert olması sebebiyle
daha az transfer elde eden kesimler verilen paranın yeniden dağıtımının
“adaletsiz” olduğundan şikayet etme noktasına geleceklerdir. Transferlerden
tatmin olmamış grupların temsilcileri transfer edilecek para miktarlarının
belirlenmesini politika konusu yaparlar ve gerekirse diğerlerinin pahasına
belli transferlerin artırılması için sürekli bir lobicilik ve “transfer kollama”
gayreti içerisine girerler. Transfer ödemelerinin toplumdaki kesimler
arasında farklı olması çatışmalar yaratır ya da varolan çatışmaları daha da
tehlikeli bir hale getirir.
6. Aynen transfer ödemelerinden yararlananlar gibi bu transfer yardımlarını
sağlayan vergi mükellefleri de gruplar arası çatışmaların içinde yer alırlar.
Kendilerini adil olmayan bir yükün altında kalmış hisseden vergi mükellefleri
vergi ve transfer sistemiyle sömürülmeleri karşısında artan bir rahatsızlık
hissetmeye başlarlar. Böylece vergilerden kaçmak veya kurtulmak için daha
çok uğraş içerisine girerler.
7. Önceki iki sonucun neticesinde, tüm toplum daha da bölünür ve kavgacı
bir hale gelir. Toplumsal kesimler, birbirlerine “ezenler” ya da “ezilenler”
olarak yaklaşabilir ya da bu şekilde algılayabilirler. Bazı toplum kesimleri
gerçekten de “beleşçi” olarak algıladığı kesimlere karşı nefret besleyebilirler.
Bir mağazada bazıları kasada yiyecek kuponlarını kullanırken, aldıkları malları
peşin ödemek için kuyrukta bekleyenler arasındaki gözle görülür düşmanlık
sezilebilir.
8. Toplumda daha güçsüz ya da bakıma muhtaç kimselere yardım eli
uzatan kiliseler, camiler, sendikalar, klüpler ve diğer gönüllü kuruluşlar,
bireyler hükümetten doğrudan yardım almaya başlayınca bu görevlerinden
kısmen kaçınabilirler. Birbiriyle rekabet eden kar amacı gütmeyen özel
kuruluşlar devlet yardımlarının kurumsallaşması ile birlikte etkinliklerini
kaybetme, en sonunda da yok olma eğilimi içine girerler. Bu kurumlar
ortadan kalktıklarında, yardıma ihtiyacı olan insanların devletten başka
sığınacak kimseleri kalmaz, bu da bir çok sorun doğurur.
9. Kamu kuruluşları toplumdaki muhtemel her problemi çözmeye hazır
durumda olduklarında, kar amacı gütmeyen gönüllü kuruluşlar bu faaliyetleri
yerine getirmek için örgütlenmeye daha az eğilimli olurlar. Devlet transferleri
özel transferleri dışlayıcı bir etki ortaya çıkarır.
10. Toplum, hayır ve yardım kuruluşlarının faaliyetlerinden ne kadar
uzaklaşırsa vatandaşlar her çeşit devlet faaliyetini daha fazla kabul eder hale
gelir. Bu yüzden toplumda birisi ne zaman devletin daha önceden tamamı ile
özel sektör tarafından yerine getirilen fonksiyonları üstlenmesini önerse,
insanlar çok da şaşırmaz; devletin bu ödevi yerine getirmek için gerekli
yeteneklere haiz olup olmadığından bile şüphelenmezler.
11. Böylece, insanlar, yeni hükümet programları teklif edildiğinde politik
muhalefeti o kadar çabuk dile getirmezler. Daha az muhalefetle karşılaşınca,
yeni programları destekleyenlerin politik anlamda başarıya ulaşması kuvvetle
muhtemeldir.
12. Vergi mükelleflerinin yaptığı transfer ödemelerinin önemli bir kısmı
bürokrasi adı verilen organizasyon tarafından daha başında israf ve
savurganlıklar dolayısıyla azalır. Dolayısıyla vergi mükellefleri tarafından
yapılan ödemeler ile yeniden dağıtım için yapılacak harcamalar birbirlerine
hiçbir zaman eşit olamayacaktır. Transfer sisteminin devasa maliyetlerinin
sebebi olan, aracı konumundaki bürokratik kurumlar büyük miktarlardaki
emek ve sermaye kaynaklarını tüketirler. Çünkü, eğer devlete bir dolar
transfer gerçekleştirecekse, vergi mükelleflerinden sadece bir dolar almak
asla yeterli olmayacaktır. Buna ek olarak, bürokrasiyi desteklemek için ek
harcamalar yapılması gerekecektir. Nihayetinde bu harcamalar yine vergi
mükelleflerinin cebinden çıkacaktır. Toplumsal açıdan, bürokratik kurumlar
tarafından kullanılan emek ve sermayenin etkin kullanılmayacağı
unutulmamalıdır. Toplum böylece daha da yoksullaşacaktır.
13. Bir kez bir büro oluşturulduktan sonra, bu büronun çalışanları, büronun
bütçesini savunmak üzere mevzilenmiş ve büronun faaliyetlerini
genişletmenin dayanaklarını hazırlamış, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir baskı
grubu haline gelirler. Ancak yine de, bir büronun bütçesini ve personel
sayısını artırmanın acil gerekliliğini onun faaliyetlerini gerçekleştirenlerden
daha iyi kim bilebilir? Bürokratlar, kontrolleri altındaki kaynakları artırma
yolunu aradıklarında, politik süreçteki güçlü avantajlara sahiplerdir. Kurum
uzmanları dışarıdan bakanların “problemin ne kadar ciddi olduğunu
bilmediğini” ifade edeceklerdir.
14. Transfer ödemelerinin artması neticesinde vergi yükünün ağırlaştığını
hisseden vergi mükellefleri, yasal vergi yükümlülüklerini en aza indirmek ya
da vergiden kaçmak için çaba harcarlar. Vergi ile ilgili prosedürler arttıkça
“işlem maliyetleri” de artar. Vergi mükellefleri, konu ile ilgili kitaplar ve
bilgisayar yazılımları satın almak zorunda kalırlar, mali danışmanlar, avukatlar
ve muhasebeciler tutarlar. Vergiler daha ağırlaştıkça vergilere karşı eyleme
girişme yolunu seçebilirler. Tüm bunlar dolayısıyla harcanan zaman ve diğer
maliyetler dikkate alındığında toplumun giderek daha da yoksullaşacağı
söylenebilir.
15. Hiç kimse vergilere direnmeyi denemese veya ağırlaşan vergilere karşı
davranışlarını değiştirmese bile, vergi maliyetleri artmış olacaktır. Vergi
mükellefleri defter tutmak, formlar doldurmak vs. pek çok işleri yapmak
zorunda kalırlar. Bu faaliyetlerin aslında üretime hiçbir katkısı yoktur. Özetle,
vergi kanunlarına uymak için kaynakların kullanımı toplumu daha da
yoksullaştırır.
16. Vergi mükellefleri nasıl vergiye karşı aktif tepki içerisine girerek vergi
yüklerinin azaltılması için lobicilik yaparlarsa, transfer ödemelerinden
yararlanan yada yararlanmayı arzu eden potansiyel kesimler de boş
oturmazlar!... Bu kesimler politik alanı etkilemeye çalışırlar. Organizasyonlar
kurarlar, toplantılara katılırlar, halkla ilişkiler uzmanları ve lobiciler tutarlar ve
kendi hedeflerini destekleyen politikacılar için kampanyalar düzenlerler.
Transfer arayışındaki faaliyetlerde kullanılan tüm emek ve sermaye,
toplumsal refah kaybından başka bir şey değildir. İnsanlar kaynakları transfer
arayışları için ayırmaya devam ettiği müddetçe toplu yoksul kalacaktır.
17. Transfer ödemelerinden yararlanacak kişiler bu ödemelerle ilgili olarak
uygunluklarını kanıtlamak ve bu transferlerin devamlılığını sağlamak için
zaman harcamak zorundadırlar. Örneğin, işsizlik sigortası yardımlarını elde
eden kimseler istihdam güvenliği kurumlarını ziyaret etmek ve gerçekten de
işsiz olduklarını doğrulatmak için uzun kuyruklarda beklemek zorundadır.
Bazen “iş aradıklarını” kanıtlamak için, hiç kabul bile edilmeyecekleri işlere
başvurmak için oradan oraya gitmek zorundadırlar. Özürlülük sigortası
yardımı alanlar gerçekten de özürlü olduklarını kanıtlayacak belgeyi almak
için doktorları ve diğer tıp uzmanlarını ziyaret etmek zorundadır. Her bir
durumda, daha çok kaynak israf edilir, toplum daha da yoksullaşır.
18. Siyasal iktidarın kendisi toplumdaki en tehditkar çıkar grubudur.
çıkabilir. İktidarı elinde tutan partiler seçimlere doğru transfer harcamalarını
artırarak ekonomiyi manipüle etmeye başlarlar.
19. Daha büyük ve her şeye gücü yeten bir devlet yaratmak vatandaşların
özgürlüklerinin yok edileceği anlamına gelir. Daha önceden faydalanılan
haklar bir kenara kaldırılacaktır. Transfer toplumunun büyümesiyle, negatif
haklardan, refah hakları olarak da bilinen, aslında diğer insanların kaynakları
üzerinde hak iddiaları olan pozitif haklara doğru bir kayma eğilimi olur. Bir
şahsın refah hakkı, diğer insanların bu konuyla ilgili yükümlülüklerini
gerektirir. Bu tür yetkiler arttıkça, negatif haklar bağlamında özgürlükler de
zorunlu olarak yok olmaktadır.
Higgs, makalesinin sonuç bölümünde ise şu görüşlerini ifade etmektedir:
“İronik bir şekilde, tam anlamıyla hükümetin yüzlerce farklı programla geliri
yeniden dağıtmakla meşgul olduğu bir transfer toplumunda, bireyler çok
nadir olarak daha iyi bir konuma gelir. Transfer toplumunda bireyler vergi
ödemekten de vazgeçerler...Transfer toplumunda, genel toplum sadece daha
fakir değil daha az mutlu, daha az özerk, daha kinci ve daha politize bir hale
gelir. Bireyler çok daha az gönüllü toplumsal faaliyetlerde ve çok daha sık
politik mücadelelerde yer alırlar. Bireyler yeniden dağıtımı öngören
politikaların zehirli atmosferinde nefes alamazlar. Daha da önemlisi,
hükümetine gelirini çok geniş bir yelpazede yeniden dağıtma izni veren bir
toplum kaçınılmaz olarak özgürlüğünden çok şeyi feda etmek zorunda
kalır...Sonuç olarak, farkına varılmalıdır ki bazıları konuya merhametin
kurumsallaştırılması olarak yaklaşsa da, transfer toplumu gerçek erdemin
değerini düşürür. Hükümetin zorlamasıyla gelirin yeniden dağıtımı hırsızlığın
bir çeşididir. Transfer harcamalarının yapılmasını savunanlar demokratik
prosedürlerin ona yasallığını verdiğini iddia ederek temel karakterini
gizlemeye çalışırlar, ancak bu doğrulama aldatıcıdır. İster bir tek hırsız
tarafından, isterse de birlikte hareket eden 100 milyon tanesi tarafından
gerçekleştirilsin, hırsızlık hırsızlıktır ve hırsızlığın kurumsallaşması üzerine bir
toplum inşa etmek imkansızdır.”
Bu açıklamalardan sonra şimdi de liberallerin yoksulluğun ortadan
kaldırılmasına yönelik görüş ve önerilerini özetlemeye çalışalım. Liberallerin
yoksullukla mücadele konusundaki önerilerini ise şu şekilde sıralayabiliriz:
•Piyasa ekonomisi güçlendirilerek üretim artırılmalı; böylece işsizliğin
azaltılması amaçlanmalı,
•Düşük vergi oranları ile üretimin artırılması amaçlanmalı; böylece işsizliğin
azaltılması ve bireylerin gelirlerinin ve refah düzeyinin artırılması sağlanmalı,
•Zorunlu özel sosyal güvenlik sistemi uygulanmalı; devlet sadece primini
ödeyemeyecek durumda olanların primlerini karşılamalı,
•Zorunlu özel sağlık sigortası sistemi uygulanmalı; devlet sadece primini
ödeyemeyecek durumda olanların primlerini karşılamalı,
•Özel eğitim kurumları güçlendirilmeli; eğitimin bedelini (öğrenim harcı)
ödeyemeyecek durumda olanların harçları devlet tarafından karşılanmalı
veya yoksul öğrencilere karşılıksız veya uzun vadeli düşük faizli burs
sağlanmalı,
•Devlet hiçbir sektöre ve kesime direkt parasal yardım yapmamalı,
•İşsizlik sigortası kaldırılmalı,
•Bireylerin bilgi ve becerileri geliştirilerek, nitelikli işgücü haline getirilmeli.
IV. SONUÇ
Yoksullukla mücadelede şüphesiz devlete önemli görevler düşmektedir.
Ancak, tüm dünyada yoksullara direkt parasal yardımlarda bulunmayı
öngören “sosyal yardım devleti” anlayışı artık önemini kaybetmiştir.
Yoksulluğun ortadan kaldırılması için paternalizm çözüm değildir. Yoksulluk,
ancak uzun vadede çözümlenebilecek bir sorun olarak düşünülmelidir. Bunun
için de öncelikle piyasa ekonomisinin kurumsallaştırılması gereklidir. Piyasa
ekonomisinin sonuçları her zaman adil bir gelir dağılımı anlamına gelmez.
Bununla birlikte, sosyal yardım devleti ve paternalizm anlayışı dünyanın
hiçbir yerinde yoksulluğa çözüm olmamış, aksine bireylerin daha tembel
olmalarına ve iradi işsizliği benimsemelerine neden olmuştur.
Yoksulluk sorununun ortadan kaldırılmasında ve azaltılmasında devlete düşen
görevi iyi tanımlamak gerekir. Devlet, ekonomide mevcut birincil gelir
dağılımını düzeltmek için aktif olarak piyasa ekonomisine müdahale etmeli
midir? Gelir dağılımının düzeltilmesinde iradi iktisat politikaları uygulanmalı
mıdır ve bu politikalar neler olmalıdır? İkincil gelir dağılımı politikalarının
sınırları nelerdir? Kanaatimizce, tüm dünyada devletin değişen rolü ve
görevleri karşısında gelir dağılımı ve yoksulluk sorunu ile mücadelede
devletin rolünü yeniden tartışmak çok büyük önem taşımaktadır.
Burada tekrarlamamız gereken önemli bir mesaj şudur: Devlet, bazı
sorunların çözümü olduğu kadar, bazı sorunların da bizatihi kaynağıdır. Gelir
dağılımı ve yoksulluk sorunu konusunda da bu geçerlidir. Devlet
müdahaleleri kimi zaman mevcut gelir dağılımını ve yoksulluk sorununu daha
da büyütebilir. Bu bakımdan gelir dağılımı ve yoksullukla mücadelede optimal
politikaların neler olması gerektiği konusunda daha fazla tartışmamız ve
müdahalenin kapsamı ve sınırları üzerinde uzlaşmamız gerekmektedir.

Şekil-2 : Liberal Devlet Savunucularına Göre Yoksullukla Mücadelede Sosyal

Refah Devleti Önlemlerinin Sonuçları
Yüksek Kamu Harcaması
Ağır Vergi Yükü
Devlet Eğitim
Kurumları
Kalitesiz Hizmet Kalitesiz Hizmet
İsraf, Savurganlık,
Verimsizlik
İsraf, Savurganlık,
Verimsizlik
İşsizlik
Sosyal Transferler
Düşük Gönüllü Tembellik
Tasarruf
Düşük Ekonomik
Büyüme
Sonuçları
YOKSULLUK
Devlet Müdahalesi
Düşük Özel Yatırım
Sosyal Güvenlik
Kuruluşları
Devlet
Hastaneleri
Kişi Başına Düşük
GSYİH
Sosyal Güvenlik Gelir İhtiyacı
İhtiyacı
Sağlık Hizmetleri
İhtiyacı
Eğitim İhtiyacı