Çok güçtür aklın dışında olanı tanımlamak. Ama ben o tanımlanamayan şeye ulaşma isteği duyuyorum. Çünkü ona giden uzun zincirler yolundan geçtim...
Onu sadece "kelime" gibi ancak bir işaret ya da ipucu olabilecek birşeyle bir başkasına anlatabilirim. Ona giden yolları da bilirim...

Özüne yakın olan şeyler kelimeleri sevmez. Bu sözü bulduktan sonra bir etrafıma baktım ve o günden beri dışarıda ne görüyorsam içimde de yaşayan aynısı oldu. İçimde yaşayanı da dışarı salıverdim. Bu yüzden ben başkalarını bırakıp önce kendi kurtuluşum için çalışamam. Önceleri gördüğüm şey "biz" ve "onlar" idi ve her ikisinde de - daha çok "onlar"da - fabrikadan çıkmış gibi makineleşen şehir adamları vardı. Şehir adamlarının kendilerine yaraşacak ortamı büyük şehirde bulup yaşamlarının en temelindekini sorgulamaksızın bilinçsizce, bomboş, topluca yanlış yola gidişlerini gördüm. "onlar" kendilerine büyük şehirden başka ortam bulamazlardı. Büyük şehrin kenilerini kullanmasından hoşnut kalmış gibiydiler. Sorgulama yerine para için savaş, televizyon ya da gazete denen nesnelere bağımlı kalış... Bu nasıl bir yaşam tarzı? Eminim içlerinden bir çoğu sokakta gördükleri dilenciye bile acımıştır. Halbuki şehir adamları bu sistemi kendileri oluşturmuştur ve bunu mükemmeliyete ulaştırmak için orada yaşarlar. Dilenciyi yaratan şehir adamlarının kenileridir. Öyleyse dilenciye acımaya hakları yoktur. Acınacak olan eğer ortada dilenci var ise kendileridir. Dilenci onların çoğundan daha onurludur. Ancak gerçek anlamda dilenci de hiçbirzaman onurlu olamayacaktır. Çünkü onun hatası büyük şehirde dilenci olmaya razı kalmasıdır. "onlar"ın gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. Ne de olsa "biz"i dengeleyen zıtlıktı "onlar". Ama benim dışarı salıverdiğim içimde yaşayan buna tahammül edemezdi. Zıtlığın kutsallığını yıkacak kadar öfke duymuştum ve onları en zayıf noktalarından, sistemlerinin merkezinden vurup geçebilecektim. Aile kurumunu oluşturma zorunluluğunu büyük şehir için güdenlere sorarım: Büyük şehrin altyapısında yatanı ne kadar sorguladınız? İşte hassas noktanızdan yakaladım sizi şehir adamları: "kelimeler". Eğer kusursuz bir toplumla mükemmel bir büyük şehir varolmayacaksa hiç varolmasın daha iyi. İşte bu nedeni sorgulanmadan ortaya çıkan zorunluluğu hissediş ve şu pis çarka bu yolla bir fayda sağlamak isteyenlere birkaç şey söyleyerek başlayayım şu zıtlığın kutsallığını bile yıkacak kadar kabaran öfkemle :
Boşluğu boşlukla doldurmak.Zamanın geçiş hızını farkedebilmek için zaman harcamak. Bu sırada sesler duyabilirsiniz. Boğuklaşan ve kalınlaşan. Görüntüler görebilirsiniz. Birbirine karışan. Evrenlerin birleşimini düşünmenin verdiği yücelti. Bu evrenlerin paralel boyutlarının, zamanlarının ve olmayan yerlerinin kesiştiği anda ortaya çıkan denge unsurları olan sonrasızca enerji taşıyan kürelerden çıkan seslerin bozuluşu. Kürelerin ahenkle sonsuz bir boyutun geniş alanında sallanmaya başlaması.Yaşam. Diğer kürelerin de onlarla birlikte farklı seste, hızda ve zamanda kulak zarlarının daha da içinde çığlık gibi bir sesle patlayışı. Patlayan kürelerin parçaları hep sonsuzluğun öncesizliğinde ve sonrasızlığında yeni evrenler arar. Artık o hiçbir evrende bulunmayan kendilerine has özlerinin sesleri ve parlaklıkları üzerlerinde yoktur. Sonuçta onların hepsi birer parça. Tıpkı özlerinden ayrılmış olan insanlar gibi. Her parçacık başka bir evren bulacağına inanıyor. Hepsinin hayali az çok kendi evrenini yaratıp onun garip dengesiz dengesini nasıl kurduğuna bakıp belki biraz kendi ile övünmek.Kendi gezegeninin merkezinde kendisi gibi metal çubuğa benzeyen bir gövdesi olan eşi ile beraber farklı yönlerde aynı hızda sallanırken kendisini farkeden kendi sonrasız parçacıkları ile beraber varlığını sürdürürken sonsuzluğun öncesizliğinde olduğu halde yine oradaki sonrasız olan sonrasızlığın sonrasızlığını ve öncesizliğini sorgulayıp işlevini yerine getirme kaygısının yaşama serüvenidir bu içgüdüsel yanılsamanın temelinde yatan. Belki de ne hiçbirşey ne herşey ne de ikisinin arasında bulunan tüm kavramların dışında olanın da dışındaki ve bu tümünün dışındakinden daha da farklı olanın sonsuzluğun öncesizliğinde olduğu halde yine oradaki sonrasız olan sonrasızlığın sonrasızlığını ve öncesizliğini sorgulayıp işlevini yerine getirme kaygısının yaşama serüvenidir bu içgüdüsel yanılsamanın temelinde yatan. Belki de ne hiçbirşey ne herşey ne de ikisinin arasında bulunan tüm kavramların dışında olanın da dışındaki ve bu tümünün dışındakinden daha da farklı olanın ta kendisidir.
Ama özlerine ait oldukları için parçacıklar ne tesadüf eseridir ne de bilinçli olarak vardırlar. Boşluğun içinde boşluk gibi yaşamaktır bu. Çünkü boşluğun içinde boşluk gibi yaşayan birşey olsaydı orası boşluk olamazdı. Tüm evrenlerin boşluklarının tek olması yolunda geçen bir evreden sadece bir kesit bu. Neye göre küçük ya da büyük, neye göre anlamlı ya da anlamsız olduğu bilinemeyip kıyaslanamayan.İşte böyle oynayıverdim sizin sisteminizin merkezinde bulunan "kelimeler"le. Bu kadar güçsüz olanı güçlü kılmaya çalışarak ya da öyle göstererek odağa koymanız en büyük yanlıştı. Şimdi bunun bedelini ödeyeceksiniz. Taa ki düşüncenin kendisi ile düşünmeyi öğrenene kadar.
“Biz”e karşı durmaya çalışan “onlar”a öğütlenecek bir şeyler var. “Biz” “Onlar”dan olmayanlarda en ufak bir ışıltı görse bile düşünmeden kurtuluş yolları alternatiflerini sunudu:
üç anahtar. Üç kapı için. Kelimelerin en büyükleri. Kapsayanların kapsayanları. Öncesizliğin ve sonrasızlığın hangi öncesiz ve sonrasız öncesizlik ve sonrasızlık içinde olduğunun nicesine işaret olan ve anlatabilen üç ışık var “biz”de.
Birincisi çok geniş. Her türlü mühalif olanları kapsıyor. İkincisi evrene açılan kapının bitişine dek varolanın zıttını kastederek onun kendiliğini bu şekilde çok daha iyi simgeliyor. Üçüncüsü ise akıl dışılığı sembolize ediyor. Adlandırılamayana
işaret oluyor. Bunları ümitle karşıdakine sunuşun özverisinin gösterişliliği önemli değildir. Bu iletim isteğindeki beklentinin merkezinin ulaşacağı nokta yücedir. Tüm ihtimalleri düşünebilirmisin? ve bu kutsallar sunulur...
HERŞEY
HİÇBİRŞEY
ve
DİĞERLERİ
Kullanabilmeyi öğrenerek alın bu üçgenin tepe noktasını vaadeden anahtarları artık. Bunları kullanmak için zamanı harcamayı öğrenin. En yanlız çaresiz çözümsüz ve uykusuz gecede onları sevgili, dost, anne ve tanrıya giden yol yapabilenler kazanacak olanlardır.
İşte sizin tanrınız olan kelimelerin kapsamı en geniş olan üç tanesinin üzerine yüklenebileceği anlamdan daha fazlasını yükleyerek onları sizden daha iyi size karşı kullandım kelimeler köleleri. Ta ki akıl dışılığa ve adlandırılamayana dek eriştirirken bunu salt düşünceden kurarak var kıldım. Ancak kelimeler köleleri için bu üç kelime hala aynı görünür. Çünkü onlara göre kelimeler ancak yetebildiklerini anlatabilir onlar yüklendikleri anlamın kapsamına göre yüceltilemez. Bize ise düşüncenin kendisine giden dolaylı bir göstergedir. O yüzden tam tersini görebiliriz.Yapılan yanlış bu üçleme karşısında kapsanan olandan korkma ya da kaçma fobisi olur. Bu yanılsamaya düşenlere bir sözüm var. bu kaçışın gerektirdiği savunmayı yaparken bu kapsayan üçlemeyi kapsayan bir sistem kurmanızı tavsiye ederim. Umarım bunun ötesine geçen olur da beni akıllandırır ve alçaltır. Buna her zaman ihtiyacım olacak. Çünkü yukarısı aşağıdan daha iyi görünüyor. Ötesi olmayan akıl dışılığın ötesini gösterebilecek birine ancak bu durumda ihtiyacım olabilir ki öyle biri hiçbizaman varolamaz. Çünkü bunu yapması için tanrı olması gerekir. İnsanın ötesindeki tek şey Tanrıdır.
Kişinin kendisindeki merkezin kendiliğine giden yolda “özüne yakın olan şeyler kelimeleri sevmez” yazar. Bu yazılabilecek en son şeydir. Gerisi adlandırılamayanlardır. Ancak İnsanoğlunun kendi iç sorgulamasından erdiği son nokta hep kendisinden başka birşeylerle bağlı olmuştur. O yüzden içindeki aitlik hissinden dolayı insan genelde biryerleri düşünür. Biryer. Ama neresi olduğundan pek emin olunamayan. Nereye göre aşağısı ve ya nereye göre yukarısı. Neye göre büyük ya da küçük. Nereye göre solda ya da sağda. İçeride mi yoksa dışarıda mı? Zamanda bir yer olduğu kesin. Ancak nerenin zamanı bu? nerede zaman neredekine göre uzun ya da kısa, hızlı ya da yavaş? Sanırım tüm bu zamanların statik görünüşünün arkasındaki hareketliliğin kesişme noktasında. Titreşimlerle, seslerle, duygularla. Herşey birbirine karışırken evrenler, boyutlar ve yıldızlar onlarla beraber bu sonrasızca devinimli boşlukta hareket ediyor. Sonra birbirine karışan tüm bu titreşimler ve sesler farkedilirse bulanıklığın hoş uyumunu bütünler. Sonrasızlığın ötesinin sonrasızlığıındaki ancak hissederek görülebilen özünün merkezinde bulunan neye göre olursa olsun herkonumda herşeyden küçük olan öncesiz küçüklük onu tamamlar. Bu bulanıklığın hareketi Sonrasızlığın ötesinin sonrasızlığıındaki ancak hissederek görülebilen özünün merkezinde bulunan neye göre olursa olsun herkonumda herşeyden küçük olan bu küçüklükler kendisini tamamlarken iç içe girip kaynaşıyormuş gibi görünerek daha farklı sonrasız bir bulanıklık oluşturur. Ancak o yoğunlaştığında asla insanlar gibi kendi özünün onu ayakta tutan kısmından daha da üst olduğunu sanarak onu devirip kendisine kendisinden oluşan bir öz yapabileceğini düşünmeye cüret etmiyor. Çünkü onlar kendilerine ve aynı zamanda sonrasız olan herşeye göre aşağıda ve ya yukarıda, büyük ve ya küçük, sağda ve ya soldalar. Sanırım onlar içeridekiler. Hem de tüm zamanların kesişme noktasının merkezindeki özden daha da içeride.
Kelimeler demişken tabi ki rakamlardan da bahsetmeden geçmek olmaz. Uyumsuzluğun uyumunu yansıtırken taşıyabilecekleri duygusal değerlerle kendilerinden yaraşılabileceği aldatmacasına kandıran rakamlar. 2. 3. 4. 1. 5. 7 ve sonrasıza giden bu gösterişli yanılsamaların yolunun karmaşasının öncesizliğinin ötesinde saklanan ve basite erebilme için en karmaşık halini almaya çalışarak akıl dışılığı arzulayan birşeyler görebiliriz. Onlar da şüphesiz ki özüne yakın oldukları için adlandırılamayanlardanlar. Sözün bittiği yerde bu biçimde en çok gürültüyü yaparlar duyabilenler için. Sessizliğin ta kendisini oluşturabilmek için. Hep o boşlukta yüzerken, umursamaz zihinlere girip çıkarken, bizim isteğimiz dışında hiçbir değişime ve etkiye uğramaksızın bir başkasının ruhuna süzülürken oluşturduğu zariflik göz kamaştırır. Buna rağmen çok tehlikeli ve zararlı görünürler bana daha fazla karmaşıklaşmak için.
Akıl dışılığı hemen tek yoldan anlamak tabi ki yanlış ve zordur. Sunduğum her kelime ardında aslında yüklenmek istediği anlamı gizler. Ama hiçbirzaman tam olarak bu anlamı yüklenemez. Çünkü kısıtlıdır. O yüzden gerçekte ilk bakıldığı anda göründüğünden ötedir. Yanlız ve yanlız onları okuyan onları akıl dışılığa giden sonrasızlığa götürebilir.
Karmaşa en karmaşık halini aldığı anda basite dönecektir. Bu yüzden daha da karmaşıklaştırmak için yazıyorum. Her basit ve sade olan içinde karmaşa içerir ve her karmaşık olan da aynı şekilde içinde basit ve ya sade olanı içerir. Sonuçta karmaşa büyüdükçe içindeki sadelik de büyür ve karmaşa karmaşıklaşabileceği en karmaşık hali aldığığında durur. Ancak içindeki sadelik büyümeye devam eder. Bu zıt kavramların birbirlerine bulaşan hastalığı gibidir. Sonrasız nötrleşme ekseninde dönen pozitif ve negatif gibi. Kelimenin anlamını zorlamak için bulduğumuz karşıt kavramların dışında olan karşıt kavramların üstüne çıkabilme yönteminde olduğu gibi bu birbirlerinin içinde olduğu halde karşıtmış gibi görünen basit ve karmaşık zıtlıkların üstüne çıkabilme yolu karmaşanın en karmaşık halini aldığı zaman basite dönüşmesidir. Bu durum ileride bahsedeceğim karşıtlıklar konusu ile de ilgilidir. Sonuçta akıl dışılık üçgeninin tepe noktasına giden örgü birbirine uyumla bağlanmıştır. Kelimelerin altediliş yolu bu sayede bize kaosun üstesinden gelebilme yöntemini işaret eder. Bunun için de insanın kendisine ters düşüşünün ardındaki ilk anda görülemeyen sorgulamaya dikkat çekmek isterim. Bir sorgulama ki soruyu görebilmek için en zor cevabı düşündüğün kadar zaman harcamalısın. Çözümsüzlük ve çözümün getirdiği sorunlar. Boşluğun merkezindeki sesler. Evrenin ta kendisini oluşturan sesteki sessizliği bozup orada parazit, fokurdama ya da elektrik akımında çıkan cızırtıya benzer sesler. Kendi içlerimizde yolculuk yaparken birbirimize rastlarız bazen. Bu sesler sürekli birbirine rastlıyor. Çünkü hepsi birbirinin aynı ve güçsüz. O kadar güçsüz ki anıldıklarında o boşluğun merkezinden bir parçaymış gibi görünüyorlar. Dışardan gelen enerji olmasaydı onlar varlıklarını sürdüremezlerdi. Ancak evrenlerin inanılmaz karmaşık ve akıl almaz dengesiz dengelerine bu çatlak ve bozuk sesleri yönetebilmek için bir ses dalgası gönderebilmek için zaman harcamak zarar verici olur. Ancak kesin olan şu ki ışıltıyı aradığın yerde kendini görüyorsun. Savaşmaktan yorgun düşülen değerler asla akıllardan silinmez. Ellerini ve kollarını bağlı hissederken cesaretin kırılarak sıkıştırılıp hapsedildiğin dar alanlarda düşünmeye çalışıp çözüme ulaşmak herzamankinden daha da zor. Bu saydam ışıltıları görmek için kollarını kesen o iplerden kurtulduğunda karmaşanın karmaşasının özünü görerek umutlanmak zorunda kalacaksın. Bu umut mu seni yaşama bağlayan yoksa kara bir bulut gibi üzerinde gezen yaşama dair sorumluluklar mı? Sorularımın içinde gizli olan cevaplar gibi cevaplarının da içine soru gizleyebilirmisin? Birbirini dengeleyen kavramlar bazen yorgunluk ve sıkıntı verir. Ancak yanılsama çatlak seslerin varoluşunun dengenin merkezindeki uyumun ne kadar yüce olduğunu ispatlamak olduğunu görememekle başlar. Onlar varoldukları için var diyenler sadece “onlar” olabilir. “biz” ve “onlar” . Herşeyden daha fazlasını ve hiçbirşeyden daha azını düşünerek alt beyinlere inersen orada sadece karmaşayı göreceksin. Adlandırılamayanları adlandırmaya çalışmak bu yönüyle yanlış değildir. “onlar” “biz” ile birleşseydi belki dengesizliğin dengesi kurulacaktı belki de herşey daha da karışacaktı ancak ben bunları görebilenlere işaret edebilecek simgeler olarak görülebilir kıldım.Her fırtınanın ardındaki sonrasız uğultuyu duyabilmek için o sonrasızlığın ötesine dek yol alan adlandırılamayanlara ulaşmak gerekir.
Şimdi yükselmeye başladığını hissetmek isteyene öncelikle hatırlatmak istediğim birkaç şey var. Seni sen yapan ve seni sana özel kılan bilinç altındır. Alt beynindekini sorgula ve ondan sonra hareket et her nereye gitmek istiyorsan. Bu anlamda yerinde kalmaktan memnun olanlar sadece “onlar”dır ki “onlar” da eylemsizce farkında olmadan hareket ettiklerinin bilincine varamaz olmuşlardır. Dışardan geleni kendiliğiyle alt beynin merkezine ulaştırmak için çalışmadan önce seçmeyi ve içerisi ile dışarısını aynı kılmayı tanı seni kendiliğin yapan bilinç altının özünü. Şimdi rüyalarına da sahipsin. Çünkü artık sen kendini gerçek anlamda tanıyorsun ve eskisinden daha da sensin. Buradan da akıl dışılığı görebiliyorsun ama ona ulaşma isteği ile ona hiçbirzaman ulaşamayacağını unutma. Bu tıpkı her şimdi için bir sonra olması gibi. Bu seçtiğin hedefi görebildiğin anda ardındaki göremediğine ulaşma isteğinin sonrasızlığı gibi. Bu seni evreni işleten bir çark olmaya götüren yol ki bunu bir yerden dinleyebilirsin. Orada benim seni duyduğum gibi kendini duyacaksın. Oradan kulağına girecek olan ince ve keskin fısıltılar sana küçümsemenin güzelliğini, büyüklenmeyi ve cesaretin çekiciliğini anlatacak. Şimdi çekinilmesi ve nefret edilmesi gereken 2’dir. Adını üzerinde taşıyan ikilem kendisinden daha fazla ihtimal taşıyan üçlemlerden ve beşlemlerden daha da çıldırtıcıdır. İki nokta arasında sonrasızca gidip gelmek senin kaderin olmamalı. Onun değiştirilebilirliğini mümkün kılabilirsin. Şimdi yükselsin yükselmek isteyen. Ona hatırlatacaklarım sadece bunlardan ibaretti. ancak ona genellikle ulaşılmak istenene giden yolda zorlu olan kazançları sağlayabilmek zor gelir. Bu yüzden anlamamazlıktan geldikçe bunlar onun zihninde daha da büyür. O ancak yolunu açık görebileceği yolun, bu durumu alt etmek olduğunu anladığı anda bu kelimelerin yüklenmek istediği anlamı yakalayabilecek. Bu yolun ayrım noktasında eğer “onlar” gibi davranırsa yorgunluğumu arttıracak. Onun başı hatası yüzünden artık düşünürken dönmeye başladı ve aynı yerde kendini birkaç yerde hissetti. Ancak ben ruhumun gittikçe büyüyerek daha fazla yer kapladığını hissediyorum. Her düşüncesine bir yenisi eklendiğinde onun için herşey daha fazla karışıyor ve bulanıklaşıyor. Onla tekrar konuşmak istediğimde sesim büyük bir isyanla ses tellerimi yırtarak dışarı çıkıyor. En gizli dışavurumları yaparken adlandırılamayanları farkedip onları daha da derinliklerime indirirken karmaşanın uyumuyla birçok yolculuğa çıkıyorum ve heryerden onu görebiliyorum. Ancak onun hatası yüzünden herşey aynı anda aklına geliyormuş gibi oluyor ve o beni bu yüzden hiçbiryerden göremiyor. Bu yüzden tekrar o uyuşukluğuna teslim olup kozasının içine geri çekiliyor. Ben ise yine sonsuzluğun ötesinden daha uzakların hayalleri ile düşünmek için tekrarlıyorum.
Bu hatırlatmalar hep zamana ilişkindir. Sonsuzluk ve aşk sarhoşluklarının üstesinden gelebilecek olan tek ilaçtır zaman. Onun geçiş hızını farkedip onu yakaladığında bunu anlayacaksın. Bunu kullanabilmeyi öğrenmek akıl dışılığa giden örgünün bir parçası olmalıdır bizim için. İçeiçe girmiş yolların yanılsamasından kurtulabilmek için bir kurtuluş yolu. Zamanın bir yol olduğunu görebilmek ve bu yolu kendi yaşamınla içiçe koyabilmek. Zamanın sürekliliğinin bir illüzyon olduğunu düşünüp aslında sadece şimdiden ibaret olan tek noktalı bir statik olduğunu farketmek. Bu merkezdeki şimdi sonsuzdur.. Hayatın bir yol olduğunu anlamak ve bir yolda tüm yolları görebilmek için çalışmak. İçiçe giren yollar gibi içiçe giren yanılsamalar da vardır. İnsan içinde bulunduğun zamanı bu yolla anlayabilmeyi denemeli. Eğer bu zamanda bir yöne giden bir hız mevcutsa ve bu durdurulamayacak kadar baş döndürücü ise ona karşı durmak sadece yitip gitmeyi sağlar. Ancak kendinde bulunanı onla aynı yönde kullanmayı öğrenerek ona yön verebilirsin. Ancak bunları söylemek yaşamaktan daha da kolaydır.Ben de halen çok iyi hatırlıyorum bu karşı durma isteminde yaşadığım umutsuzlukları. İçerisinin ve dışarısının içeride ya da dışarıda mı olduğunu bilemediğin anda birbirinden ne kadar soğuk ve sessiz olduğunu hatırlıyorum. Bu sessizlik aynı anda ruhlarımızı savurup sarhoş ederken başımızı döndüren sonrasızlık. Aynı anda alt dünyandaki düşünceler. Umutlar, başarısızlıklar, hayaller, sorumluluklar, sonrasızlıklar. Bunlarla rahatsız olarak ferahlamaya çalışmayı öğrenmeyi istemek. Bir anda hepsiyle beraberken onlara küskün olmak. O anda bir boğuk uğultunun zihninin tam merkezini zorlaması. Yitip gidişin uğultusu. O zaman oradan çekip gitme zamanının geldiğini anlamak için daha fazla işareti beklemeye gerek yoktur. Başka bir uğultu uğruna oradan geçip gitmek zamanı gelmiştir. Hayalindeki uğultuyu benimseyip onun ait olduğu yere ulaşma isteğinin onuru ile yücelmeyi arzulamak. Oradaki renkleri görmek isterken düşüncelerin sonrasızlığı ile umutsuzluğu bastırmaya çalışmak. Bu yolla varsın şehir adamları hizmetkarlarımız olsun da onurlansınlar.
Bir kavranmın karşıtı olmazsa kendisinin de varolamayacağı yolundan karşıt kavramların denk ve eşit olduğunu görebilmek kişiye bunun ötesini arzulatır. Oraya varabilmek için doğru yol bu karşıtlığın dışında kalan olguyu aramaktır. “Herşey”in ve “hiçbirşey”in diğerleri tarafından yıkılışından bulduğumuz bu akıl dışını simgeleyenin kendiliği senin pusulan omlalıdır. Dengenin içinde dengesizlik ve dengesizliğin içinde de denge varsa karşıt kavramlar eş olabilir. Bu evrenin temel döngüsünün asıl kuralı olan karşıtlıkları yıkan milyonlarca örneği yine bu evrenin içinden bularak onun ötesine gidebiliriz. İşte bu yüzden karşıtlık kutsaldır. “Diğerleri” ile yıkılan karşıtlığı aynı görmemem gerektiğine kim inandıracak beni ya da bunu kim ispatlayacak? Akıl dışılığın akıl dışı gücü o kadar sonrasızın ötesindedir ki kelimeye onu ifade etmeye çalıştığında sadece bir işaret olduğunda bile onun en ufak kendiliğini üstlenemediği halde karşıtlığı yıkar. Ancak onları kutsal yapan yıkılmalarıdır. Bu bir kavramın karşıtının olmayışı durumunda kendisinin de olamamsı durumuyla karıştırılmamalıdır. Çünkü akıl dışılık her durumda vardır ve akıl dışıdır. Alandırılamayanlarla dolu olan bu akıl dışılığın hatırına bu karşıtlıklar kutsaldır. Sonuçta ne kadar zamanın olduğunu bilmeden kaç yol deneyebilirsin? Bu anlamsızlığın anlamı. Boşluğu boşlukla doldurmak. Başlangıcı ve bitişi olmayanbir yolda bütün yolları görebilmek. Sadece ilk anda hatırlanan yüzler alt beyine yerleşen kokular ve bunun gibi duyular ardına gizlenmiş düşünceler vardır. O anda o eski zamanın tozlarının altında irkilerek o günkü tazelikleriyle uyanıp sana hiç de eskiye dair bir anı olmadıklarını kanıtlamak isterler. Hatta her geçen dakika daha da yenilendiklerini sanarak onları oradan alıp şimdiye koymayı istersin. Bazen yaşamını oraya sıkıştırıp tüm hayatını orada geçirmeyi göze alırsın. O küçücük yerde farklı bir alt dünya kurarak herşeyi ve ve tüm yolları o küçüklüğün büyüklüğü ile görmeye çalışmayı denemek istersin. Bu mantıksal olarak doğru gelir sana. Ancak bunu yapman ne seni akıl dışılık örgüsüne yakınlaştırır ne de buna ayıracak zamanın vardır. onların büyüsü yanlarına gittiğinde bozulacak. Onlar yolun her neresinde olursa olsunlar saklandıkları için kendiliklerini bu biçimde koruyabilirler. Ancak sadece ondan sonraki olayların onların gizemlerini hatırlatması değil aslında düşünce değerlerinin daha da artması problemi oluşturur ve bu sırada yol ayaklarının altında kaymaya devam eder.
Buradaki kutsallığa ön ad olan bu zıtlık da kalan zamana göre yol ya da ihtimal deneme kaosuna bir çözüm olurken karşıtlığın kutsallığına da başka bir alternatif öneri oluyor. O bulanık bir suyun altında sert bir kaya gibi sonrasızlığın merkezinde sonrasızlığın ötesinde dek varolacak.
Yaşam “biz”ler için tek tatminkarlığın acı olduğu yerdir. Ancak bu zorluktan yüz çevirenler kendilerini “biz”den sanmakla hata ederler. Çünkü bu yüz çevirilen acı yükselişi sağlar kişiye. Bunu anlayarak hayata güzel diyebilmenin zorluğu gibi. Yaşam insanın varolduğu sürece devam edecek olan zorunluluksa onu sürdürüp varedebilecek olan ve içeriğini değiştirebilme gücüne sahip olan varlık da insandır. O zaman insanı ancak ve ancak kendi kendisi olgunlaştırabilir. Ancak bu yükselişi görebilen değil onu çözüp ondan fayda sağlamayı öğrenebilen olgunlaşabilir. Diğer duruma ancak ağlanıp sızlanmaktan hoşlananlar düşebilir. Bu yaşamın özündeki akışkan sıvı ruhların geldiği yerin ta kendisidir. Sonuç ise gelinen mutlak enerjiye dönülüp topluca yükselmek olmalıdır. bunu yapabilmek için günden güne iyiye gidebilmek gerekir. Günden güne iyiye gidebilmek hayat deneyimi kazanmak ile bağıntılıdır. Deneyim acıdan ya da zorluktan fayda sağlayabilmeyi öğrenmekse en başta bu güzel kurtuluşa erebilmenin zor yolu hayata eğlenmek için gelmediğimizi benimsemekle mümkün olur. Daha önce insan ruhunun aitlik konusundan bahsetmiştik. Bu bağıntıda bu aitlik durumuna karşı çıkış olan yanlızlık insan için başedilmesi güç bir durum yaratır. Bu yanlızlıktan fayda çıkartabilmek için o yanlızlığın kendiliğinin farkındalığı gereklidir. Bu biçimde yanlız kalabilmek zordur. Bu biçimde yanlızlıktan fayda çıkarmak da daha zor olduğu için bundan kendine birşeyler sağlayan kişi sağladıklarını kolayca paylaşmaya yanaşmaz. Çünkü bu yüzden bunlar onun için çok önemli olup çıkmıştır. Böylesi bir yanlızlık uzun olduğu sürece insana daha fazla deneyim kazandırır. Ancak bu sırada zaman ve kayboluş yanılsamalarına düşmekten kaçınılmalıdır. Bu olaya dışarıdan bakarak doyum noktasına ulaşıldığında yanlız kişinin “biz”lerin arasına katılma zamanı gelmelidir. Salt yanlızlıkta kişiye deneyim kazandıran en büyük etkenlerden birisi de içeride hareket edip rahatsızlık vereni kontrol altına alabilme uğraşıdır. Bu da bir çok anlama karşılık gelir ve görecelidir. Ancak bu zincirleme oluşum bir şekilde gerçekleşmediği sürece bahsetmek istediğimiz salt yanlızlığa ulaşılamaz ve akıl dışılık üçgeninin tepe noktasına giden bu örgüde yerini alamaz. Yanlızlığın verdiği tüm bu yorgunluğa rağmen insan içinde dimdik ayakta duran yapılarıyla bezenmiş, kendiliğinden başka hiçbirşeye ihtiyacı olmayan, tertemiz ve içinde kimsenin yaşamadığı bir ülke inşaa eder. Bu salt yanlızlıkta kimileri için de başa çıkılması en zor olan şey ya da doyum noktasına ulaşmamın öncesindeki en büyük ve son engel daha önceden bahsettiğim gibi iç dünya ile dışarıda görülen dünyayı birbiri ile çok fazla kaynaştırma durumu olabilir. Bu içerisi ve dışarısı konusu bu aşamadan sonra “biz” ve “onlar” ayrımını anlatabilmeme imkan tanıyor. “Biz” denen gurup akıl dışılığı benimsemese bile bile kurtuluş, ya da yükseliş oluşturanlar ve ya bunları takip edenlerdir. “Onlar” ise sorgulama acizleri olan şehir adamlarıdır. Benim yolumun zorluğu hedefime ulaşabilmem için büyük şehirden geçme zorunluluğumdur. Bu “biz” ve “onlar” guruplaşması açıkladığım şekliyle varmış gibi görünse de aslında yoktur. Şöyle ki bu iki gurubun dışında her zaman bir birey vardır. Bu da kişiye göre görecelidir. Örneğin ben ben olduğum için bu iki gurubun dışındayım. Çünkü kendi varlığımla varolmam sadece bana özeldir. Sonuçta benim bir başkası olamamam bunun bir başkası için de aynı şekilde birbaşkasının kendiliğinin özel olmasıyla bu guruplara dahil olmayışını göremememi gerektirmez. Varolan bu ayrımın aslında olmadığını sanmak bir yanılsama sayılmaz. Ancak onu hiçe sayark davranmak yanılma olur. Aynı bu yoldan farklı bir metodla diğerleri ya da her iki guruba da dahil olmayanlar gibi başka gurupların varlığını kabul etmek ya da tümünü reddetmenin de bir yanılma olduğu gibi.Çünkü biz ve onlar zıtlığını yıkan tek kişidir ve bu aslında herkesmiş gibi görünür. Öyle olmayışının sebebi de kişinin herkes değil kendisi olmasıdır. Bunu görebilmek için kişi kendisine dışarıdan bakabilmelidir. Kişi kendisini kendisi ile yaşar. Herkesle değil. İki gurup var ancak kişi ikisine de dahil değil. Bazı durumlarda ikisinden birin dahilmiş gibi görünse de ne ikisinden de farklı ne de daha öte bir durumda. Belki de zamanın farklı hızlarda geçtiği bir ötelikte. ancak bu kontrol edilemez. Kendi başına buyruktur ve her seferinde tekrarlanarak herkese göre farklılaşır. Bazen de bazılarına göre aynı gibi görünse de her seferinde iki kez tekrarlanarak farklılaşır. Ama şu bilinir ki insanoğlunun kendi içindeki yolculukları hiç bitmeyecek ve kişinin içindeki en gerçek kendiliğini bulup diğer kendilikleri ile mücadele etme serüveni Dünyanın karmaşası sona ermedikçe devam edecek. Gücün ve cesaretin geldiği öze karışıp kendiliği unutup aynı zamanda kendiliği bulmaya çalışmayı isterken bu deneyimler düşünülerek yaşanır bazen. Ruh, düşünceler ve kalp o kimliğe bürünür gibi olduğu anda kendine zarar vermiş düşünceleriyle kendi yaradılışının doğasında varolan ışıltıyı çürütenler bu da yetmiyormuş gibi, bunu “biz”e bulaştırmaya çalışanlardan sakınılmalıdır. “Onlar”ın tek bir dokunuşla dağılıverecek gibi olan çürük, dökük ruhlarına, ruhunun etrafını en ölümcül dikenlerle kuşatarak başka yerden gelen hiç görmedikleri ve düşünemedikleri bir ışık olup vururken oraya saplanmak istemeli ancak hedefini hadafini dağıtıverip aynı hızla kendi boşluğunun derinliklerine gitmelisin. Yanlış ve doğrunun kesiştiği yere. Onları kendi hallerine bırakmalı ve tümünden daha karmaşık olan kendine dönmelisin. Orada da kendinden başka herşeyi göreceksin. Çözümsüzlüklerin ötesini.
Anlatımın içinde akıl dışılık gibi kendimden öte olabilecek en öte kavramlardan bahsetsem de bitiş başladığım yer olan kendime dönüyor. Bu üçgenin tepe noktasına giden örgüyü düzgün takip ettiğimi gösterir. Çünkü insanın asıl problemi kendisinde başlar ve ancak kendisinden başka herşeye değinerek kendisine döndüğü anda çözülür. Orada her ne kadar iç ile dışı bir görse bile bu kendiliğinden ileri gelir ve bunun dışına çıkabilmenin tek yolu varolmamaktır. Asla varolmak istemeyen biri olmak onur verici olsa bile bu kolay yoldur ve değiştirilemez. Kendime dönüşüme ulaştığımda yazımı şöyle bitirmek istiyorum: Şu ana dek yazdıklarımın anlatılamayana, adlandırılamayana ya da akıl dışılığa karşılık gelebilecek en yakın kelimeler olabileceğini varsayıyorım ve en azından öyle olduklarını sanıyorum. Artık üçgenin tepe noktasında bulunan akıl dışılığı görebilmemiz için örgüde ek*** kalan tek ve son bölüm var. Kişinin kendisi. Ben de bu yüzden bu aşamada kendimle ilgili olan birkaç şey yazacağım. Çok garip rüyalar görüyorum uzun zamandır. Çok durgun. Ama bu güçsüzlüğün içindeki güce hep muhtaç kalacağım. Bu yanlızlık sonuçsuz olamaz. Hayallerin dünyasını kurmayı kim istemez ki? Kaç kez kelimelerden nefret edebildim? Kaç kez çirkinliğin içinde güzellik arayıp onla yetinmeye çaıştım? Kaç kez öncesizliğin ve sonrasızlığın hengi öncesiz ve sonrasız bir öncesizlik ve sonrasızlık içinde olduğunu sorguladım? Eğer bunları yeteri kadar yapmış olmasaydım şimdi kendimi sorgulayamazdım ve gözlerim daha uzaklara bakıyor olmazdı. Alt dünyaların uzaklıklarına. Bu insanın öte olma isteğidir. Bu istek herkeste olduğu gibi bende de mevcut. Bu tehlikeyi göze almaktır. Tüm bu hedeflerle kendisinden başka olan birçok şeye zarar verme tehlikesi. Bu tehlike yüzünden derinliklerimde zaman zaman hayal kırıklıkları belirir. Onların da üstesinden gelebilecek olan şey kesinliktir.
Burada sona erdirmek istediğimin yazımın varolma sebebi karmaşayı çoğaltıp basite dönüştürebilmek ve iç dünyam ile dışarısının, dış dünyam ile içerisinin aynı olmasıdır.