"Tarihte ilk defa muayyeniyetçiliğe (determinizm), şimdi bilimadamlarınca,
ilmî esaslara dayanılarak karşı çıkılmaktadır. Karşı çıkış, Kuantum
mekaniğinin yeni usulleriyle atomun incelenmeye başlamasından sonra ortaya
çıkmıştır. İsyanın önderi, Sir Arthur Eddington'dur; gerçi en iyi
fizikçilerden bazıları (meselâ Einstein) bu mevzuda onunla hemfikir
değillerdir ama, Sir Arthur Eddington'un öne sürdüğü deliller, oldukça
kuvvetlidir. Şimdi teknik teferruata girmeden, Sir Arthur Eddington'un
düşüncelerini inceleyelim:

Kuantum mekaniğine göre, muayyen (belirli) şartlar altında bir atomun ne
yapacağı bilinemez; atomun önünde kesin bir dizi alternatif vardır. ('Fiili
ve imkânı yaratan da Allah'tır'); atom bazen alternatiflerden birini, bazen
de ötekini tercih eder. Bu alternatiflerden birini hangi ölçüde, ikincisini
hangi ölçüde, üçüncüsünü hangi ölçüde vesaire tercih ettiğini biliriz. Ama
bir tek durumdaki bir tercihi belirleyen bir kanun bilemeyiz. Biz burada
tıpkı Paddington'ın demiryolu istasyonu gişesindeki memur gibiyizdir; memur,
dilerse yolculardan yüzde kaçının bu istasyondan Birmingham'a, yüzde kaçının
Exeter'a vesaire... gittiğini tahmin edebilir, ama yolcuların bir şehir
yerine başka bir şehre gidişlerindeki tercihi belirleyen şahsî âmilleri
bilemez...

Kuantum mekaniğinin yeni olan tarafı, istatistik kanunlarının ortaya çıkışı
veya bu kanunların münferit hadiseleri yöneten kanunlar değil, temel
kanunlar olduğunu iddia edişidir. Bu, sanırım ki, onu destekleyenlerin
düşündüklerinden çok daha çetin ve zor bir görüştür. Bu atomun, yapabileceği
değişik şeylerden herbirini, belirli hallere göre belirli ölçülerde
yaptıkları görülmüştür. Ama tek bir atom kanun tanımazken, çok sayıda
atomlarda görülen bu intizam neden?

Nadir görülen tercihlerin olağandışı şartlara bağlı olması gerekir diye
düşünebiliriz. Bu mevzuda bir benzetmeye, ama gerçekten yakın bir benzetmeye
başvurabiliriz. Bir yüzme havuzunda, dalıcıların diledikleri yükseklikten
dalmalarını sağlayan basamaklar vardır. Basamaklar çok yükseğe çıkıyorsa,
şüphesiz en yüksekteki basamağı en seçkin ve usta dalıcılar seçecektir.
Mevsimlere göre yapılacak bir karşılaştırmada, değişik basamakları seçen
dalıcıların nisbetinde oldukça tutarlı bir intizam görülür; eğer bir ihtiyar
dalıcı olsaydı, bu intizam çok daha büyük olurdu, diye düşünebiliriz. Ama
değişik dalıcılar seçmelerini yaparken belirli bir gaye gütmüyorlarsa, o
zaman bu intizamın niçin varolması gerektiğini anlamak zordur. Görünüşe
bakılırsa, dalıcılardan bazıları sanki bu nisbeti tutturabilmek için daha
yüksek basamakları seçmek 'zorunda'ymışlar gibi davranmaktadırlar; ama artık
sırf gelgeç bir arzu değildir bu."