Ulu önder Atatürk,10 kasım 1938'de gözlerini hayata yumdu.Cumhurbaşkanı İnönü,21 KASIM'da Atatürk'ün toprağa verilmesi sebebiyle yayımladığı mesajda şöyle diyordu:
''BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE!

BÜTÜN ÖMRÜNÜ HİZMETİNE VAKFETTİĞİ SEVGİLİ MİLLETİNİN İHİTİRAM KOLLARI ÜSTÜNDE,ULU ATATÜRK'ÜN FANİ VÜCUDU İSTİRHAT YERİNE TEVDİ EDİLMİŞTİR.HAKİKATTE YATTIĞI YER,TÜRK MİLLETİNİN,O'NUNAŞK VE İFTİHARLARLA DOLU OLAN KAHARAMAN GÖĞSÜDÜR.

ATATÜRK,TARİHTE UĞRADIĞIMIZ EN ZALİM VE EN HAKSIZ İTHAM GÜNÜNDE MEYDANA ATILMIŞ,TÜRK MİLLETİNİN MASUM VE HAKILI OLDUĞUNU İDDİA VE İLAN ETMİŞTİR.İLK ÖNCE EHEMMİYETİ KAVRANMAMIŞ OLAN GÜR SESİ,ASLA YIPRANMAYAN BİR KUVVETLE NİHAYET BÜTÜN CİHANIN ŞUURUNA NÜFÜZ ETMİŞTİR.

...

DEVLETİMİZİN BANİSİ VE MİLLETİMİZİN FEDAKAR,SADIK HADİMİ,İNSANLIK İDEALİNİN AŞIK VE MÜMTAZ SİMASI EŞSİZ KAHRAMAN ATATÜRK!

VATAN SANA MİNNETTARDIR!..''


TÜRKİYE'NİN EN ACILI GÜNLERİ NASIL YAŞANDI?

6 MART 1938 Atatürk'e doktorlar tarafından ilk konsültasyon yapıldı.
31 MART 1938 Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği tarafından Atatürk'ün hastalığı ile ilgili ilk resmi tebliğ yayımlandı.
1 HAZİRAN 1938 Atatürk doktorların tavsiyesi üzerine İstanbul Boğazı'nda demirleyen savarona yatında istirhate çekildi.
15 EYLÜL 1938 Atatürk vasiyetnamesini yazdırdı.bu vasiyetname ölümünden sonra 28 kasım 1938'de açılmıştır.
16 EKİM 1938 Atatürk'ün hastalığı hakkında günlük resmi bildiriler yayınlanmaya başlandı.
8 KASIM 1938 Atatürk'ün sağlığının ciddi bir hal alması üzerine sabah ve akşam iki ayrı tebliğ yayımlanmaya başlandı.
10 KASIM 1938 Atatürk saat 09:05'te dolmabahçe sarayında gözlerini hayata yumdu.
16 KASIM 1938 Atatürk'ün naaşı dolmabahçe sarayında katafalka konuldu.halkın ilgisi karşısında yaşanan izdihamda 11 kişi ezilerek öldü.
19 KASIM 1938 Atatürk'ün naaşı Yavuz zırhlısı ve trenle Ankara'ya taşındı.geçtiği her yerde halk onu uğurlamak için yollara döküldü.
20 KASIM 1938 Ankara'da tabut TBMM önünde katafalka yerleştirildi.halk 2gün 2 gece Ata'nın önünden son defa geçti.
21 KASIM 1938 Atatürk'ün naaşı törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine kondu.naaş daha sonra 10 KASIM 1953'te buradan alınarak Anıtkabir'deki ebedi istirahatgahına defnedildi.


ONU KAYBETMİŞ OLMANIN ISTIRABI

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 kasım 1938'de ölümü üzerine Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan baş yazı:


''Ağlıyoruz!

Kadın,erkek,genç,ihitiyar,aynı yaranın acısını duyan tek bir fert gibi,hep beraber ağlıyoruz.
beyaz mendilleriyle ıslak yanakalarını kurulamaya çalışan genç kızlar,göz yaşalarını yüreklerine akıtan vakur çehreli üniversite gençleri,çavuş üniforması içinde,asaplarına hakim olmak gayretiyle dudaklarını ısıran yağız Mehmetçikler ve şehri dolduran koca halk kütleleri,hisselerine düşen keder payının yükü altında içlerinin eridiğini söylüyorlar.
İstanbul'da yüreklerimizden taşan ve sokaklara sığmayan bir matem var.
Türk milleti,16 MART1920'den beri hiç bir acıyı bu kadar bir ve bu kadar beraber olarak duymamıştı.
Büyük zaferlerin ışık dolu ufuklarına kavuştuktan sonra,yalnız sevinçli günler yaşamaya alışmıştık.
Heyhat ki hayat,fertleri olduğu gibi milletleride önüne geçilemeyecek talih darbelerine uğratıyor.Ve kudretli bir milletin acısıda sevinci gibi derin oluyor,iz bırakmadan geçmiyor.
Ebedi cemiyetlerin mukadderatı budur ve bu hakikati biz vaktiyle Atatürk'ten öğrendik.
Mütarekenin kara günlerinde,eli kolu bağlanmış bir millet halinde yarınımıza ağladığımız sıralarda kulaklarımızda onun gür sesi çınlamıştı:
-Kurtulacaksın,diyordu.ıstırabın büyüğü,hayatiyetin ve hassasiyetin timsalidir.Mademki sana vurulmak istenen zincirlerin acısını bu kadar derin bir kudretle duya biliyorsun,elbette kurtulacaksın!
Ve büyük Türk milleti,bu sözlerin vaat ettiği hakikati anladığı içindir ki ıstıraba harcamakta olduğu enerji kaynaklarını Atatürk'ün yüksek iradeli kumandası altında toplamakta bir an bile tereddüt etmedi.
Fakat ah ne yazık ki, O'nun tuttuğu ışık ve saadet yaratan meşale önünde daima yükselerek ilerleyen TÜRK MİLLETİ,günün birinde O'nu kaybetmiş olmanın acısı etrafında toplanacaktı.
Ağlıyoruz!
gözyaşlarımızı içimize akıtarak,ruhumuz kanayarak ağlıyoruz.
Egoist değiliz,
-Ne olurdu,bu kara günü bizden sonrakiler görselerdi!
diye hayıflanmıyoruz.Bizden sonra yetişecek çocuklarımızın matemi bizimkilerden farklı olmayacağına göre,neslimizin talihine isyan etmiyor,fakat ruhumuzun sonsuz acısıyla sarsılarak ağlıyoruz.
Istırabımız,Türk birliğinin,Türk kudretinin azametiyle mütenasiptir.ancak büyük milletlerdir ki,sevinçleri gibi ıstırapları da derin olur.
İnsanlık tarihinde üzerimize düşen vazifenin kutsiyetini müdrik ve vakur ağlıyoruz.''