Aşağıda adını bilmeseniz de size en tanıdık gelen "izm'lerin anlamlarını bulacaksınız.
Garibanizm: “Ege Cansen” tarafından sosyal ekonomi politik literatürümüze yeni kazandırılmış bir terim bu. Kendisi şöyle tarif ediyor;.
“”“Garibanizm, garibanlığı yüceltmek, hatta kutsamak demektir. Nitekim Türkiye'de hiçkimse ‘‘gariban’’ olmaktan veya gariban diye nitelenmekten utanç duymaz. Aksine, etrafa sürekli kendisinin aslında bir ‘‘gariban’’ olduğu mesajını verir. ‘‘Garibanlık, kişiyi toplumdan alacaklı kılar.’’ Dolayısıyla, topluma hatta kendilerine karşı ödevlerini yerine getirmek istemeyenler, gariban olmak ister. Garibanizmde, garibanların, garibanlıktan kurtulması değil, gariban kalıp sürekli kollanması esastır. Toplumun mimarisinin öğesi bu olunca, kurumları da gariban koruma ve kollama işlevine göre şekillenmektedir. Kamu İktisadi Teşekkülleri aslında birer ‘‘gariban kollama’’ kurumudur. Hatta belediyeler dahil, devletin tümü, kendini ‘‘gariban hamisi’’ olarak tanımlamaktadır. Bu gerekçeyle, kamu kurum ve kuruluşları garibanizm ilkesine göre yönetilmektedir. Bu da iktisaden gelişmemenin ana sebebini teşkil etmektedir.”””
Bu terim alaturka popülizm, regülasyonculuk, kamulaştırmacılık, sosyalcilik, loncacılık, hükümet kontrollu merkez bankacılığı, yabancı sermayenin yasaklanması, yerli sermaye ve ticaret üzerinde dengesiz devletçilik, kuralsız bürokratik korumacılık uygulanması gibi kavramları da içerir.
Cumhuriyetten bu yana global insani gelişmişlik endeksinde(HDI) her yıl birkaç basamak daha geri gitmemizde en fazla rolü olan "ittihatçı" siyasi geleneğimiz.
Aferizm: Sanırım terim olarak fransızca'dan geliyor. İktidar imkanlarını kendine çıkar sağlayacak işler için kullanmanın adı bu. Ama kavram olarak bizde çok eski ve bilindiktir. “Bal tutan parmağını yalar” şeklindeki eski atasözümüze dayanıyor.
Osmanlı’da bu mübah imiş ama cumhuriyetin ilk yıllarında (30'larda ve 40'larda) aferizm büyük ayıp sayılıyor. Ancak, daha sonraları yavaş yavaş buna alışılmış. Türkiye'de uzun yıllar milletvekillerinin başka iş yapmaları, iş takip etmeleri yasak. Ama tabii ki her mecliste koltuk kapan milletvekillerinin önemli bir kesimi zaten bu koltuğu iş takibi için kovalıyor. Ankara'da kolay iş çıkarabilmek için nüfuzlu birileriyle gizli ya da açık ortak olmak 60-70 yıl öncelerine dayanıyor. Kamu bankalarından faydalanmak öyle her babayiğidin harcı değildir, bunun için iktidar sahibi siyasi kadrolar üzerinde etki sahibi olmak gerekir. Kimileri bu işi o kadar doğal görür ki, daha o yıllarda rüşvetten yargılanan eski bahriye vekili ve iş bankası idare meclisi üyesi İhsan Bey mahkemede "Ne var yani, demokrasi zenginliğe dayanır demiyor muydunuz, benim yaptığım da buna uygundur" diyebiliyor.
Avrupa demokrasilerinde aferizm'in her türü, yasaların çevresinden dönmeyi, ve kitabına uymayı başarsa bile kamu vicdanında anında hüküm giyen bir suçtur. Amerikan demokrasisi bu sorunun çözümünü toplumun kontrol edebildiği bir lobicilik sistemi oluşturmakta bulmuştur. Türk demokrasisi ise buna çözüm aramak, böyle bir suçun işlenme şartlarının ortadan kaldırılması için çalışmak yerine buna alışmıştır. O kadar alışmıştır ki, gencecik bir bakan, oğülunun devletle iş yaparak zengin olduğu ortaya çıkınca bu bakanın en azından koltuğu bırakıp evine gitmesi için bir toplumsal baskı ortaya çıkmamaktadır.
Toplumsal baskı olmayınca, her fırsatta "temiz toplum" diye bağıranlar da gözlerini kapamaktadır. Ve o bakan pişkin pişkin yerinde oturmaktadır. Bakan babaların sağını solunu yeni öğrenmiş oğulları bir anda iş adamı oluyor ve devletle iş yapıyorsa "temiz toplum" uzak bir rüyadan başka bir anlam taşımaz.
Cingoizm: Bu kavram teorik olarak “belirli bir millet, hükümet, toplum, veya coğrafyanın mensuplarının toplu olarak hissedebilecekleri” bir kimlik kavramı olan nasyonalizm(milliyetçilik) ile yakından ilgili. Aslında terim bir milletin diğerinden daha iyi olduğu inancını içermiyor. Sadece benzer durumdaki grup ve insanların ortak yönetimlerinin gerekliliğine, diğer grupların karışmasından ise bağımsız olmasına işaret ediyor. “”Bir milletin diğerinden daha iyi, daha üstün olduğunu düşünmeyi”” içeren radikal milliyetçilik anlayışı ise Cingoizm (Jingoism) oluyor. Pratikte bir grup insanın siyasi çıkar amaçlı olarak ve propaganda ile bir topluma empoze etmeye çalıştıkları bir kavramdır bu. Milliyetçiler çeşitli politik meşruiyet bilinçlerine göre bir milleti yaratmayı veya bir arada tutmayı amaçlarlar. Ortaya çıkışlarındaki politik meşruiyeti genellikle romantik bir “kültürel kimlik” kavramına veya bölge halkının istek ve rızasına uydukları savlarına dayandırırlar. Cingoistler ise sözkonusu kültürel kimliği kandırma korkutma ve kışkırtmaya dayalı kendi iktidarları için sadece sömürürler.
Genellikle çok fazla yanlış anlaşılmaya müsait olan bu anlayış bize ilk olarak İttihat ve Terakki’ ciler tarafından ithal edilmiş. Bize İttihatçı’ların getirdiği nasyonalizm, militarizm, ve popülizm gibi kavramlarla da bütünleşerek daha sonra italya’da ortaya çıkan Faşizm ve almanya’daki Nazizm ile çok fazla benzeşiyor.
Okasyonalizm: Türkçede "fırsat" anlamında kulanılan okazyon(occasion) sözcüğünden geliyor. Hayatı plan program yapmadan, sadece önüne çıkması “olası” fırsatlara göre prensipleri ve değer öncelikleri olmadan yönetmektir... Bu yaklaşım bizde hem vatandaşlar hem de hükümetler nezdinde epey yaygındır.
Populizm: Halkçılıktır. Popul halk, popülizm de halkçılık demek. Yani eğer halkçılık iyi ise popülizm de iyidir. Halkçılık kötü ise popülizm de kötüdür. Çünkü herikisi aynı anlam, aynı kavram. Suriyede Hafız Esad'ın, Irak'da Saddam'ın Baas partileri de halk partisidirler. Gelişmemiş ülkelerde halkçı partiler ve iktidar örnekleri çok yaygın..
Popülizm sözcüğü ABD'den geliyor. ABD'de çok eskiden bir halk partisi kuruluyor. Halk için, halktan yana olmak, vergileri halktan yana şekilde değiştirmek, ve halkın işlerini esas iş edinmek gibi programı var. Aklı başına gelince esas “halk” bunları yumurtayla kovalıyor. Bunların yandaşlarına da popülist diyorlar.
Sözcüğün ayrı bir anlamla ithal edilmesi çifte standart maksatlıdır. Örneğin Karaman'ı Atina ile kardeş şehir ilan etmek isteyenleri mhp'li başkan "popülist" davranmakla suçluyor. "halkçı" davranmakla suçlasa millet "nası yani?" diyecek. Popülist deyince necip milletimiz "gavur icadı bir kötülük" yapıldığını sanacaktır zahir.
Nepotizm: Iş vermekte, ihale vermekte eş, dost, akraba hemşehri kayırmacılığı yapmak. Maalesef son dönem iktidarlarında artık neredeyse aleni hale gelmiş olan bir iğrençliktir.
Fanatizm: Karşıt görüşlere hoşgörüsüzlükte ve tahammülsüzlükte aşırı olmak şeklinde tanımlanır. Örneğin bir futbol takımının “fanatik” taraftarı diğer takımların taraftarlarına kin duyabiliyor, hatta bu yüzden cinayet bile işleyebiliyor. Gariptir ama nedense çoğunluk fanatizm’i yadırgamıyor. İnsanlar fanatik olmakla övünebiliyor bile.
Bonapartizm: .. Bu terim başkan seçilmesinin ardından 1851 yılında orduya dayanarak diktatörlük kuran Louis Bonaparte’ın adından geliyor. Marx bu konuda yazdığı yazıda “fransada sınıf mücadelelerinin nasıl mediokritenin(çapsızlığın) kahraman rolüne geçmesini sağlayacak durumlar ve ilişkiler yaratabildiğine” örnek olarak anlatır. Normal yönetimin güvenli olmadığı, ve düzeni kurmak üzere polis, asker veya devlet bürokrasisinin kontrolu ele aldığı bir yönetim biçimi olarak tanımlanır. Ondokuzuncu yüzyıl bonapartizminin yirminci yüzyıldaki “faşizm” ve “stalinizm”le birlikte anılması yaygın. Bizdeki devletçi bürokrat ve siyasilerin çoğunluğu benzer bir kavram olan Jakobenist yaklaşıma sahipler.
Jakobenizm: Halka dayanmayan askercil otoriter "tepeden inmeci" rejim anlamında kullanılıyor. Ülkemizde Jakobenizm hem halk arasında hem de bürokraside yaygın bir taraftar kitlesine sahip.
Şövenizm: Bilinen iki türü var. 1) Fanatik milliyetçi. 2) Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu görüşünü eyleme döken kişi. Heriki şekliyle de halk arasında çoğunlukturlar.
Fundamentalizm: Dinde modernizmin karşıtı olan ve dinin ilk kuruluş yıllarında ortaya koyulmuş en eski prensiplerine sıkı sıkıya bağlılığı öngören bir akım. Terim ilk olarak bu özellikteki hıristiyan örneklerden kaynaklanmış olmakla beraber 1980'lerden sonra "Hizbullah" gibi savaşçı islami örgütlerle tam güncel içeriğini kazanmış. Ülkemizde 60’lı yılların sonlarından itibaren Necmettin Erbakan ve Fethulah Gülen tarafından temelleri atılarak adım adım ilerletildi ve sonunda imam hatip'li kadroların ülkede iktidar olmasına kadar getirildi.
Patrimonyalizm: Patrimoniyal yönetim şekli ülkenin(ailenin/şirketin) hakimi başbuğun tüm hükümet organlarını içinde bulunduran malikanesinin bir uzantısı olarak açıklanabilir. Teorik olarak başbuğ herşeyin maliki ve tüm halk da onun bağımlıları(ev halkı) konumundadır. Kurumlar büyüdükçe daha düzenli ve profesyonel yönetim gereksinimi artıp yerel yönetim gereksinimleri yükselir. Ancak, ilişkiler yine ebeveyn ilişkisi şeklinde sürdürülür. Kişilere verilen ünvanlar her ne olursa olsun, bunun istikrarlı bir yetki, güç, hiyerarşi ve sorumluluk konumunu ifade etmesi söz konusu değildir. İlişkiler ebeveyn ilişkileri şeklinde, yöneticinin kişisel sorumluluğu olarak sürdürülür. Tüm yetkiler doğrudan başbuğ tarafından onun teveccühüne göre dağıtılır.
Örneğin Kenan Evren ’in devlet başkanlığı sırasında geldiği “bir yörenin hastanesinin başhekiminin makamına kurulup başhekimi karşısında ayağa dikerek "hastanenin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatması” bu tür bir yönetim anlayışına en güzel bir örnek olarak verilebilir.
Militarizm: Profesyonel asker sınıfının ideallerinin yüceltildiği bir anlayıştır. Hükümetin, devlet siyasetinin ve politikalarının içinde silahlı kuvvetler daima amir hüküm veren konumdadır. Devletin(bütçe bakımından) en birincil önem atfettiği konu askeri bakımdan güçlü bir konumda olunmasıdır. Sivil hükümetin karar ve tavırları onaylanmadığında ordu tavır koyar ve düzeltilmesini ister. Düzeltilmez ise ordu bizzat iktidara el koyar.
Statizm: Devletçilik. Merkezi bir hükümetin ekonomik planlama ve politika üzerinde kontrol sahibi olması doktrini. Ancak bizdeki aşırı haliyle devletin aşırı korunur olması bireyin ve ekonominin devlete karşı tümüyle korunmasız kalmasına yolaçabilmektedir.
İzolasyonizm: Globalizmin bir tür zıddıdır. “Türkün türkten başka dostu yoktur, titreyip kendimize dönelim, yabancılar şöyle yapacak, böyle yapacak”, gibi zenofobik söylemlerle kendini belli eder. Özellikle ekonomik alanda “korumacılık” görünümü altında rüşvetçi bürokrasinin değirmenine su taşır.Aşağıda adını bilmeseniz de size en tanıdık gelen "izm'lerin anlamlarını bulacaksınız.
Garibanizm: “Ege Cansen” tarafından sosyal ekonomi politik literatürümüze yeni kazandırılmış bir terim bu. Kendisi şöyle tarif ediyor;.
“”“Garibanizm, garibanlığı yüceltmek, hatta kutsamak demektir. Nitekim Türkiye'de hiçkimse ‘‘gariban’’ olmaktan veya gariban diye nitelenmekten utanç duymaz. Aksine, etrafa sürekli kendisinin aslında bir ‘‘gariban’’ olduğu mesajını verir. ‘‘Garibanlık, kişiyi toplumdan alacaklı kılar.’’ Dolayısıyla, topluma hatta kendilerine karşı ödevlerini yerine getirmek istemeyenler, gariban olmak ister. Garibanizmde, garibanların, garibanlıktan kurtulması değil, gariban kalıp sürekli kollanması esastır. Toplumun mimarisinin öğesi bu olunca, kurumları da gariban koruma ve kollama işlevine göre şekillenmektedir. Kamu İktisadi Teşekkülleri aslında birer ‘‘gariban kollama’’ kurumudur. Hatta belediyeler dahil, devletin tümü, kendini ‘‘gariban hamisi’’ olarak tanımlamaktadır. Bu gerekçeyle, kamu kurum ve kuruluşları garibanizm ilkesine göre yönetilmektedir. Bu da iktisaden gelişmemenin ana sebebini teşkil etmektedir.”””
Bu terim alaturka popülizm, regülasyonculuk, kamulaştırmacılık, sosyalcilik, loncacılık, hükümet kontrollu merkez bankacılığı, yabancı sermayenin yasaklanması, yerli sermaye ve ticaret üzerinde dengesiz devletçilik, kuralsız bürokratik korumacılık uygulanması gibi kavramları da içerir.
Cumhuriyetten bu yana global insani gelişmişlik endeksinde(HDI) her yıl birkaç basamak daha geri gitmemizde en fazla rolü olan "ittihatçı" siyasi geleneğimiz.
Aferizm: Sanırım terim olarak fransızca'dan geliyor. İktidar imkanlarını kendine çıkar sağlayacak işler için kullanmanın adı bu. Ama kavram olarak bizde çok eski ve bilindiktir. “Bal tutan parmağını yalar” şeklindeki eski atasözümüze dayanıyor.
Osmanlı’da bu mübah imiş ama cumhuriyetin ilk yıllarında (30'larda ve 40'larda) aferizm büyük ayıp sayılıyor. Ancak, daha sonraları yavaş yavaş buna alışılmış. Türkiye'de uzun yıllar milletvekillerinin başka iş yapmaları, iş takip etmeleri yasak. Ama tabii ki her mecliste koltuk kapan milletvekillerinin önemli bir kesimi zaten bu koltuğu iş takibi için kovalıyor. Ankara'da kolay iş çıkarabilmek için nüfuzlu birileriyle gizli ya da açık ortak olmak 60-70 yıl öncelerine dayanıyor. Kamu bankalarından faydalanmak öyle her babayiğidin harcı değildir, bunun için iktidar sahibi siyasi kadrolar üzerinde etki sahibi olmak gerekir. Kimileri bu işi o kadar doğal görür ki, daha o yıllarda rüşvetten yargılanan eski bahriye vekili ve iş bankası idare meclisi üyesi İhsan Bey mahkemede "Ne var yani, demokrasi zenginliğe dayanır demiyor muydunuz, benim yaptığım da buna uygundur" diyebiliyor.
Avrupa demokrasilerinde aferizm'in her türü, yasaların çevresinden dönmeyi, ve kitabına uymayı başarsa bile kamu vicdanında anında hüküm giyen bir suçtur. Amerikan demokrasisi bu sorunun çözümünü toplumun kontrol edebildiği bir lobicilik sistemi oluşturmakta bulmuştur. Türk demokrasisi ise buna çözüm aramak, böyle bir suçun işlenme şartlarının ortadan kaldırılması için çalışmak yerine buna alışmıştır. O kadar alışmıştır ki, gencecik bir bakan, oğülunun devletle iş yaparak zengin olduğu ortaya çıkınca bu bakanın en azından koltuğu bırakıp evine gitmesi için bir toplumsal baskı ortaya çıkmamaktadır.
Toplumsal baskı olmayınca, her fırsatta "temiz toplum" diye bağıranlar da gözlerini kapamaktadır. Ve o bakan pişkin pişkin yerinde oturmaktadır. Bakan babaların sağını solunu yeni öğrenmiş oğulları bir anda iş adamı oluyor ve devletle iş yapıyorsa "temiz toplum" uzak bir rüyadan başka bir anlam taşımaz.
Cingoizm: Bu kavram teorik olarak “belirli bir millet, hükümet, toplum, veya coğrafyanın mensuplarının toplu olarak hissedebilecekleri” bir kimlik kavramı olan nasyonalizm(milliyetçilik) ile yakından ilgili. Aslında terim bir milletin diğerinden daha iyi olduğu inancını içermiyor. Sadece benzer durumdaki grup ve insanların ortak yönetimlerinin gerekliliğine, diğer grupların karışmasından ise bağımsız olmasına işaret ediyor. “”Bir milletin diğerinden daha iyi, daha üstün olduğunu düşünmeyi”” içeren radikal milliyetçilik anlayışı ise Cingoizm (Jingoism) oluyor. Pratikte bir grup insanın siyasi çıkar amaçlı olarak ve propaganda ile bir topluma empoze etmeye çalıştıkları bir kavramdır bu. Milliyetçiler çeşitli politik meşruiyet bilinçlerine göre bir milleti yaratmayı veya bir arada tutmayı amaçlarlar. Ortaya çıkışlarındaki politik meşruiyeti genellikle romantik bir “kültürel kimlik” kavramına veya bölge halkının istek ve rızasına uydukları savlarına dayandırırlar. Cingoistler ise sözkonusu kültürel kimliği kandırma korkutma ve kışkırtmaya dayalı kendi iktidarları için sadece sömürürler.
Genellikle çok fazla yanlış anlaşılmaya müsait olan bu anlayış bize ilk olarak İttihat ve Terakki’ ciler tarafından ithal edilmiş. Bize İttihatçı’ların getirdiği nasyonalizm, militarizm, ve popülizm gibi kavramlarla da bütünleşerek daha sonra italya’da ortaya çıkan Faşizm ve almanya’daki Nazizm ile çok fazla benzeşiyor.
Okasyonalizm: Türkçede "fırsat" anlamında kulanılan okazyon(occasion) sözcüğünden geliyor. Hayatı plan program yapmadan, sadece önüne çıkması “olası” fırsatlara göre prensipleri ve değer öncelikleri olmadan yönetmektir... Bu yaklaşım bizde hem vatandaşlar hem de hükümetler nezdinde epey yaygındır.
Populizm: Halkçılıktır. Popul halk, popülizm de halkçılık demek. Yani eğer halkçılık iyi ise popülizm de iyidir. Halkçılık kötü ise popülizm de kötüdür. Çünkü herikisi aynı anlam, aynı kavram. Suriyede Hafız Esad'ın, Irak'da Saddam'ın Baas partileri de halk partisidirler. Gelişmemiş ülkelerde halkçı partiler ve iktidar örnekleri çok yaygın..
Popülizm sözcüğü ABD'den geliyor. ABD'de çok eskiden bir halk partisi kuruluyor. Halk için, halktan yana olmak, vergileri halktan yana şekilde değiştirmek, ve halkın işlerini esas iş edinmek gibi programı var. Aklı başına gelince esas “halk” bunları yumurtayla kovalıyor. Bunların yandaşlarına da popülist diyorlar.
Sözcüğün ayrı bir anlamla ithal edilmesi çifte standart maksatlıdır. Örneğin Karaman'ı Atina ile kardeş şehir ilan etmek isteyenleri mhp'li başkan "popülist" davranmakla suçluyor. "halkçı" davranmakla suçlasa millet "nası yani?" diyecek. Popülist deyince necip milletimiz "gavur icadı bir kötülük" yapıldığını sanacaktır zahir.
Nepotizm: Iş vermekte, ihale vermekte eş, dost, akraba hemşehri kayırmacılığı yapmak. Maalesef son dönem iktidarlarında artık neredeyse aleni hale gelmiş olan bir iğrençliktir.
Fanatizm: Karşıt görüşlere hoşgörüsüzlükte ve tahammülsüzlükte aşırı olmak şeklinde tanımlanır. Örneğin bir futbol takımının “fanatik” taraftarı diğer takımların taraftarlarına kin duyabiliyor, hatta bu yüzden cinayet bile işleyebiliyor. Gariptir ama nedense çoğunluk fanatizm’i yadırgamıyor. İnsanlar fanatik olmakla övünebiliyor bile.
Bonapartizm: .. Bu terim başkan seçilmesinin ardından 1851 yılında orduya dayanarak diktatörlük kuran Louis Bonaparte’ın adından geliyor. Marx bu konuda yazdığı yazıda “fransada sınıf mücadelelerinin nasıl mediokritenin(çapsızlığın) kahraman rolüne geçmesini sağlayacak durumlar ve ilişkiler yaratabildiğine” örnek olarak anlatır. Normal yönetimin güvenli olmadığı, ve düzeni kurmak üzere polis, asker veya devlet bürokrasisinin kontrolu ele aldığı bir yönetim biçimi olarak tanımlanır. Ondokuzuncu yüzyıl bonapartizminin yirminci yüzyıldaki “faşizm” ve “stalinizm”le birlikte anılması yaygın. Bizdeki devletçi bürokrat ve siyasilerin çoğunluğu benzer bir kavram olan Jakobenist yaklaşıma sahipler.
Jakobenizm: Halka dayanmayan askercil otoriter "tepeden inmeci" rejim anlamında kullanılıyor. Ülkemizde Jakobenizm hem halk arasında hem de bürokraside yaygın bir taraftar kitlesine sahip.
Şövenizm: Bilinen iki türü var. 1) Fanatik milliyetçi. 2) Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu görüşünü eyleme döken kişi. Heriki şekliyle de halk arasında çoğunlukturlar.
Fundamentalizm: Dinde modernizmin karşıtı olan ve dinin ilk kuruluş yıllarında ortaya koyulmuş en eski prensiplerine sıkı sıkıya bağlılığı öngören bir akım. Terim ilk olarak bu özellikteki hıristiyan örneklerden kaynaklanmış olmakla beraber 1980'lerden sonra "Hizbullah" gibi savaşçı islami örgütlerle tam güncel içeriğini kazanmış. Ülkemizde 60’lı yılların sonlarından itibaren Necmettin Erbakan ve Fethulah Gülen tarafından temelleri atılarak adım adım ilerletildi ve sonunda imam hatip'li kadroların ülkede iktidar olmasına kadar getirildi.
Patrimonyalizm: Patrimoniyal yönetim şekli ülkenin(ailenin/şirketin) hakimi başbuğun tüm hükümet organlarını içinde bulunduran malikanesinin bir uzantısı olarak açıklanabilir. Teorik olarak başbuğ herşeyin maliki ve tüm halk da onun bağımlıları(ev halkı) konumundadır. Kurumlar büyüdükçe daha düzenli ve profesyonel yönetim gereksinimi artıp yerel yönetim gereksinimleri yükselir. Ancak, ilişkiler yine ebeveyn ilişkisi şeklinde sürdürülür. Kişilere verilen ünvanlar her ne olursa olsun, bunun istikrarlı bir yetki, güç, hiyerarşi ve sorumluluk konumunu ifade etmesi söz konusu değildir. İlişkiler ebeveyn ilişkileri şeklinde, yöneticinin kişisel sorumluluğu olarak sürdürülür. Tüm yetkiler doğrudan başbuğ tarafından onun teveccühüne göre dağıtılır.
Örneğin Kenan Evren ’in devlet başkanlığı sırasında geldiği “bir yörenin hastanesinin başhekiminin makamına kurulup başhekimi karşısında ayağa dikerek "hastanenin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatması” bu tür bir yönetim anlayışına en güzel bir örnek olarak verilebilir.
Militarizm: Profesyonel asker sınıfının ideallerinin yüceltildiği bir anlayıştır. Hükümetin, devlet siyasetinin ve politikalarının içinde silahlı kuvvetler daima amir hüküm veren konumdadır. Devletin(bütçe bakımından) en birincil önem atfettiği konu askeri bakımdan güçlü bir konumda olunmasıdır. Sivil hükümetin karar ve tavırları onaylanmadığında ordu tavır koyar ve düzeltilmesini ister. Düzeltilmez ise ordu bizzat iktidara el koyar.
Statizm: Devletçilik. Merkezi bir hükümetin ekonomik planlama ve politika üzerinde kontrol sahibi olması doktrini. Ancak bizdeki aşırı haliyle devletin aşırı korunur olması bireyin ve ekonominin devlete karşı tümüyle korunmasız kalmasına yolaçabilmektedir.
İzolasyonizm: Globalizmin bir tür zıddıdır. “Türkün türkten başka dostu yoktur, titreyip kendimize dönelim, yabancılar şöyle yapacak, böyle yapacak”, gibi zenofobik söylemlerle kendini belli eder. Özellikle ekonomik alanda “korumacılık” görünümü altında rüşvetçi bürokrasinin değirmenine su taşır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla