• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    alinay adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-08-2005
    Mesajlar
    1,860
    Karizma Gücü
    7

    Başarılı Poetik Kırıntılar

    Şiir hala duygunun krallığıdır ( eğer felsefe hala düşüncenin krallığıysa ) : imgenin kendi içinden kendi üzerine döndüğü, kendini olumsuzladığı ve son zamanlarda görselliğin de bu iki aşamanın bir sentezi olarak savlandığı, - belki de şiirin sonu dedikleri şey tam da bu olsa gerek, nedenselliği aşan Kant' ın üzerine çöreklendiği görsel-aşkınsal bir estetik vakası : o kadar aşkınsal ki her şey gözlerin önüne getirilse de hiçbir şey anlaşılmaz bu şiir biçiminden, zaten şiir de bu anlaşılmazlığın sanatı değil midir bir biçimde ? - ilkel ve modern bütün tasarımların işin içine katıldığı, Benjamin' in sonsuz uykusundayken rahatsız edildiği ve kendisinin bile anlayamayacağı farklı tasarımlarda yapılmış Pasajlara' a bırakıldığı ( pasajlar ki yerle bağlantıları yoktur, Benjamin' in hayattayken yapamadığını yapmayı becermişler ve hayali olanla geçmişte kalanı birleştirmişlerdir : pasajlar hala pasaj imgesini korusa da yerle olan bağlantıları kesilmiştir. Artık imgeler ne oldukları-nı bil-in-meden havada uçuşmaktadır. ) Breton' un kemiklerinin hüzün dolu garip bir huzur içerisinde sızladığı, Baudelaire' in hala eşsiz hakikati düşlediği ama bir yandan da sınırlara katlanamadığı, bütünü yadsıdığı ve hakikati o en düşsel gerçeği kuşların sesine teslim ettiği karmaşık ve kargaşa dolu bir yapıda. Evet, eğer gerçekten tüm bu iç sızlamalara, geride kalmışlıklara, aşılmışlıklara ve zamanın acıtan doğrusallığına karşı bir yapı hala varsa tek söyleyebileceğimiz, çelişkili olarak, şiirin hala bir kral olduğu ama kimin ve neyin kralı olduğunun artık bilinmediğidir.

    ( Bu son cümle özellikle önemlidir, ya/ ya da değil ama her ikisi birden, diyalektiğin en tam dönüşünü, ve ona karşı gelen her şeye hala direnişini gösterir. Şiir duygunun kralı değildir : bu karmaşık ve kargaşa dolu yapıda; ama ona o-krallığı verdiren içimizdeki duygulardır ve hala varlık taşımaktadır. Tanımlarını ve karşılıklarını hala tam olarak bilmediğimiz, bilinmezliklerin ve anlaşılmazlıkların eşlik ettiği aşkın bir duyusallık biçimi içerisindeki bazen yüce bazen azap dolu duygular.)


    *


    Şiiri felsefeye bağlayan şey, Kant' ın - Schiller' in Mektuplarına konu edindiği estetik ve Novalis' in aşkınsal estetiği de benzer görüşleri taşır. - söylemeye çalıştığı gibi bir Yargı Yetisi, ki pratik us ile arı us arasındaki köprüdür, ve daha çok bu yargı yetisine eşlik eden bir duyarlık bilinci olsa gerektir. En azından şiir için felsefenin üzerinde durduğu şey bu olmalıdır. Estetik yargı yetisi, Hegel' in de sonradan tanımlayacağı ve Kant' ın yolundan gideceği gibi güzeli konu alır. Güzel üzerine, sanatın güzeli üzerine düşünmedir ve bu güzelliğin tam olarak duyusallıkta sergileniş biçimi ona güzel sıfatını kazandırır. Doğa güzelinden farklı olarak Tin' in yani insanlığın güzelliği duyusallığı aşan ve us ile senteze giren, Hegel' in deyişiyle zamanın ve yerin sonlu biçimlerinden kendini kurtaran - aynı zamanda onları koruyarak insanla bağlantılı kılan - sonsuzluğu tasarımsal olarak güzel izleyicisine, duyucusuna yansıtan bir güzelliktir. Sanat güzelliği Hegel' in anlatımıyla tin içinde doğmuş ve yeniden doğmuş güzelliktir. O yalnızca insanla vardır.

    Hegel için resmin ya da heykelin görsellikle sergilediğini şiir işitsellikte bulur ve bu işitselliğin içerdiği anlamlandırma ölçüsünde şiir düşünceye, üzerine düşünmeye kısaca derin düşünceye yaklaşır. Gerçekliği -hakikati- kavramsal alanda yakalamaya çalışan felsefe bu yönüyle (arı düşünce biçimlerinin sorgulanması : bir, çok, nitelik, nicelik, öz, kavram.... gibi) şiirden ayrılır, ki şiire her zaman imgelemin kattığı ve işitselliğin yön verdiği bir bilinmezlik örgüsü eklenir; ama tüm bunlara rağmen şiir de sonsuzluğun nesnelerinden biridir ve düşünceye, belirlenime olan tüm karşıtlığı kendi diyalektiği gereği onu düşüncenin ve belirlenmenin sınırında durmaya zorlar. Bu anlamıyla ve de sonsuzluğu erek alış biçimiyle şiir düşünceye, felsefenin içeriğine yakınlaşır.
    "senin kadar görgülü, bilgili, kültürlü, ahlâklı, zeki, akıllı, entelektüel, doğru, düzgün biri değilim...
    sen çok farklısın, kıskanıyorum seni..."

  2. #2
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7
    Nizami'nin Leyla ve Mecnun'u ile Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i arasında bir karşılaştırma

    Nizami'nin Leyla ile Mecnun'uyla Shakespeare'in Romeo ile Juliet arasında net bir şekilde karşılaştırma bulunmaktadır. Her ikisi de kendi geleneklerine göre birbirini delice seven aşıkların romantizmine somut bir örnek teşkil ediyor ve her ikisi de kendilerini bilen herkesi karşılaştırmak için okumaya sevk ediyor. Romeo ile Juliet kendine çok özgün olan bir oyun olup iki saatten biraz daha az sürecek halk karşısında ki bir oyunda başarısı görülmek ve duyulmak için yazılmıştır. Nizami'nin romantizmi ise çok yavaş bir hızla okunmak için yazılmıştır.

    İki yapıtın birleştiği yer iki genç aşığın taşıdığı dayanılmaz tutkudur. Bunun yanında ayrıldıkları yol ise o tutkunun gösterimindedir. Leyla ile Mecnun'da aşk mutluluk kadar acı veren bir hastalıktır. Romeo ile Juliet'de ise aşk sevinç ve umudun yegâne kaynağıdır. Zaten kendi merkezinde aşkın huzuruna en çok sahip olan bir yapıtı düşünürsek bile bulmak zordu. Mesela Leyla ile Mecnun kontrolden çıkmış aynı zamanda da her iki aşığın ailesini ve genel olarak da toplum üzerinde etki yapan bir gençlik hırsını tartışmaktadır. Öbür tarafta Romeo ile Juliet ise kendi kahramanı başkalarını öldürmeye kalkışan ve iki aşığın da trajik bir şekilde ölmesi ile sonuçlanan bir aşkı topluma salgın olan şiddete karşı çözüm olarak sergilemektedir.

    1188'de tamamlanan Nizami'nin şiiri İran edebiyatında yazılmış ilk aşk hikayesi değildir. Nizami'nin şiirinden yaklaşık olarak ikiyüzyıl önce Ayyuki Varke ile Gülşah'ı bitirmiş olup bir çok başka aşklara yazar olmuştur. Leyla ile Mecnun geleneksel İran aşk hikayelerinin yeni bir uyarlaması da değildir. Aksine bu aşk hikayesi Arap edebiyatında ki aşk şiirlerinin "kara sevdalı aşığı" yani Mecnun'a ve Mecnun'un Leyla'ya olan tutkusu ile büyümüş anekdotlara mâl edilmiş ünlü sekizinci yüzyıl derlemesinin üzerine yapılanmıştır. O zamanların Leyla ile Mecnun'u Nizami'nin şair ününe ulaşmadan önce İslam dünyasında çok geniş çapta bilinmiş ve sevilmişti. Leyla ile Mecnun'un sahip olduğu bu iyice yapılanmış şöhret Şaron Şah Aksitan Manuher'i Nizami'nin bu hikayeyi yeniden yazması için görev vermesine inandırmıştı. Nizami dağılmış anekdotları düzenleyip dizeleri kolayca anlaşılan hale getirdi. Bunun yanında anlatım bozukluğunu düzeltti fakat tek değişmeyen şey orijinal eserin iki ıstırap çeken aşığı ve özellikle Mecnun'du.

    Nizami ilk bu görevi aldığında isteksiz göründü fakat bütün eserleri içinde Leyla ile Mecnun kendi adını gerçek anlamda ölümsüzleştirendir. 1188 de ortaya çıkan hikayenin hem dilde hem de anlatımda ki başarısı İranlı şairlerin ve onların okurlarının sanki o zamandan önce hiç romantizm yazılmamış gibi dikkatini çekti. Nizami'nin eseri hem taklitlerle hem de çevirilerle dünya edebiyatında büyüdü. Bunların ilki yüzyıl sonra 1300'de Amir Khosrow tarafından yazıldı ve Khosrow'un Leyla ile Mejnun'u hem Farsça'da hem de Türkçe'de sonradan gelecek olan bir sürü benzer eserin müjdesini verdi. Öyle bir sürü ki bu gün halen daha devam eden.

    Benzer bir şekilde Shakespeare'in Romeo ile Juliet'i hemen hemen İngilizce'de dramatik ve şiirsel bir şekil verilen ilk hikaye oldu ve Leyla ile Mecnun gibi Romeo ve Juliet de orijinal bir eserden alındı. Shakespeare'in oyunu Robert Brooke'un İtalyan öykü yazarı Matteo Bandello'nun (1485-1561) Fransızca'dan çeviri hikayesinin ilhamıyla yazdığı The Tragical Historye of Romeus and Juliet (Romeo ile Juliet'in Trajik Hikayesi) adlı şiirinin üzerine yapılandı. Fakat bunun yanında daha da eski bir oyunun yazılıp kaybolduğu da söylenen ihtimaller arasında. Shakespeare'in oyunu kısa sürede sadece Romeo ile Juliet'in değil bütün "kara sevda" romantizminin unutulmaz bir eseri oldu. Böyle olmasına rağmen Romeo ile Juliet'in dışında Nizami'nin Leyla ile Mecnun'u gibi bir düzine başka Romeo ile Julietler yazılmadı. Avrupanın diğer dillerine de çevrilen oyun diğer medyalarda ki bir çok artiste de ilham verdi. Leyla ile Mecnun gibi Romeo ile Juliet'in olağanüstü şöhreti bu güne dek aynı şekilde devam etti. Romeo ile Juliet halen daha Shakespeare'in en çok oynanan oyunlarından bir tanesi. Shakespeare'in oyunu bir çok kez de beyaz perdeye aktarıldı. Tabi ki bunların en başarılısı Franco Zefirelli tarafından yapılanıydı (1968). Bundan başka Shakespeare'in Romeo ile Juliet'nin kültürel etkisi Allan Jay Lerner ve Leonard Bernstein tarafından West Side Story (Batı Yakası Hikayesi) adlı günümüzün mükemmel çevirisi ile kanıtlandı. Bunun dışında "Shakespeare in Love" (Shakespeare Aşkta) adlı 1998'de gösterime giren film genç Shakespeare'in kendi içinde kurgulanmış romantizmine yer verdi.

    Sonuç olarak, bu iki eserin dünya edebiyatına etkisi kendi kültürlerinde görülebilir ki iki aşığın isimleri göründüğü eserlerde kendilerine özgün anlamlar elde etti. İslam dünyasında ve Batı dünyasında aşkın adamı olarak tanılan bu iki aşık "Mecnun" ve "Romeo'dur." Ya "romantizmin tutkusuyla acı çekmiş bir genç" yani Mecnun ya da "hanımların adamı" yani Romeo.


    Kaynak:
    "A Comparison of Nizami's Layli and Majnun and Shakespeare's Romeo and Juliet"by Jermone W. Clinton
    "The Poetry of Nizami Ganjavi: Love, Knowledge, Rheotic." Edited by Kamran Talattof and Jermone W. Clinton, Palgrave, December 2000

    Jerome W. Clinton
    İngilizce'den Çeviren: Bilal Ali Kotil

  3. #3
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    Leyle ile Mecnun - Romeo ile Juliet konusunda konuşmak gerekse...

    Leyla ile mecnun daha yakın geliyor bana...Belki duygular tutkular yaşanılan seviler aynı ama birisi tanrı sevisine basamak oluyor hem mutlusun hem mutlu olacaksın diğerinde hem mutluluğa ulaşamadan ölüyorsun hem öte tarafın karanlık...

    Fars yazınının en önemli şiirlerindendir ama sanırım bize öğretilen Fuzulinin Leyla ile Mecnunu......


    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •