• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 9 123456789 SonSon
89 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13

    ..:İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERİ:..(TY Sendika Genel Kültür Birimi Calismasi)


    Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu tür tepkilerin yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri de kuşkusuz toplumların düşünce biçimleri ve dolayısıyla düşünürleridir. Hata bazı düşünürlerin eserleri, o dönemdeki intihar olaylarından sorumlu tutulmuşlardır.

    Düşünürler daha çok insanın kendi yaşamına son verme hakkına sahip olup olmadıkları ve bu davranışın onurlu bir davranış olup olmadığı üzerinde durmuşlardır.

    Eski Yunanistan’daki ilk filozoflar intihara karşı çıkmışlardır. Pisagor ve takipçileri ruhun ölümsüzlüğüne inandıkları için intiharı yasaklarlar. Platon ve Aristo da intihara karşıdır. Fakat bazı durumlarda intiharı onaylarlar. Platon, yasalarında, en yakınını, en iyi dostunu yani kendini öldürenin şerefsizce gömülmesini ister. Eğer kişi bu işi kamu yargısıyla, kaderin başına getirdiği önlenmez, çekilmez bir dert, katlanılmaz bir utanç yüzünden yapmışsa anlayış gösterilmesi gerektiğini belirtir (Montaigne 1984). Aristo ise, savaşta onur için olan intiharları destekler. Oysa, aşk vb. gibi nedenlerden olan intiharlar cesur insanın yapacağı şeyler değildir (Choron 1972). Bu düşünürlere göre, bizim hayattan nefret edip, yüz çevirmemiz doğaya aykırıdır.

    İntihara karşı olan bir diğer düşünür de Epikür’dür. O da, öncekiler gibi, erdeme önem vermiş ve amacımızın bilgeliğe ulaşmak olduğunu savunmuştur. İnsan ihtiraslarını tatmin yoluyla mutluluğa ulaşamaz. Çünkü, hazzın tatminini doğal olarak bir sıkıntı ve isteksizlik takip edecektir. Bu, bizi, gerçek amacımız olan acıdan kaçmak hedefinden saptıracaktır (Fromm 1982). Hatta, ölümü aramaya kadar götürecektir.

    Eski Yunan’da intiharın kabul edilebilir bir eylem olduğuna doğru yapılan kararlı ilk değişim, Epikür’ün en büyük rakibi Kitionlu Zenon tarafından olmuştur. Zenon, kişinin intihar etme hakkına sahip olduğunu savunur. Kendisi de yaşlandığında intihar etmiştir.

    Stuacılara göre, akıllı adamın intiharı sorunu ahlâki bir doğru veya yanlış değildir. Fakat karşılaşılan bir durumda yaşamayı veya ölmeyi tercih kararıdır.

    Stuacılar intiharı savunmakla kalmamış, şu durumlarda yapılması gereken bir davranış olarak kabul etmişlerdir. (Gibbs 1968)

    1) Bu hareket diğer kişiler veya vatana bir hizmet taşıdığı zaman,

    2) Kişi yasa dışı bir işe zorlandığı zaman,

    3) Kronik hastalıklarda; ölümün yaşama tercih edileceği durumlarda,

    Hegesias, işi daha ileri götürerek, bilgi olmayan kimselerin kendilerini öldürmeleri gerektiğini savunur. Ona göre mutluluk erdemdir. Günlük olayların nazzını arayan kimse bu mutluluğu hiçbir zaman elde edemez; o halde bilge olmayan kişi erdemsizdir, kendini öldürmelidir. Onun felsefesinin temelini ise, şu sözü çok iyi bir biçimde yansıtır: “Yaşamın yolunu olduğu gibi, ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz.” (Montaigne 1984).

    Seneka; “iyi insan yaşaması gerektiği kadar yaşar, yaşayabildiği kadar değil” demektedir (Choron 1972). İnsan kendi ölümüne istediği zaman karar verebilir. Yaşamı ile felsefesi birbiriyle çeliştiği için, Roma Kralı Neron tarafından damarını keserek intihar etme cezasına çarptırılmıştır.

    Eski Yunan’da son zamanlarda intiharın bu şekilde kabul edilebilir bir eylem olması, o devirde intiharların artmasına neden olan faktörlerden biri olabilir. Özellikle Yunan sitelerinin Roma’ya katılmasıyla bu oranlarda bir artış görülmüştür.

    Hristiyanlığın batı dünyasında egemen olmasıyla beraber, kilise öğretileri felsefe alanında da etkin duruma gelmiş ve Rönesans dönemine kadar bu etkinliğini sürdürebilmiştir. Bu dönem filozoflarında, insan hayatının Tanrı’ya ait olduğu fikri egemen durumdaydı. Dinle felsefenin bu dönemde içiçe oluşu intihar olaylarının düşük bir oranda kalmasına neden olmuş; fakat tamamen engelleyememiştir. Rönesans ile birlikte kilise felsefesi etkinliğini yitirmiş ve intihar konusunda da daha tavizkâr bir tutum takınılmaya başlanmıştır.

    Montaigne, insanın kendi iradesiyle yaşamına son verebileceğini savunmuştur. “hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz. Daha yaşayıp da ne yapacaksınız” diyen Montaigne’e göre, ölümle bütün dertler bitecektir (Montaigne 1984). Bunun için ölümden korkmamalı ve dertlerden kurtulmanın bir yolu olarak da intiharı düşünmelidir.

    18. yüzyıl felsefesinde ençok işlenen konulardan biri özgürlük olduğu için, bu dönemdeki filozofların hemen hepsi intihara da izin verir bir tavır takınmışlardır. Montesquieu intihara karşı uygulanan kanunları eleştirmiştir. Hume, intiharın bir suç olduğu fikrini çürütmeye çelışıyor. Ona göre intihar, ilahi yasaya karşı gelme değildir; çünkü bu yasa doğa yasasıyla birlikte işler ve insanın doğadaki yerini bulmasına yardımcı olur. Rousseau, başkasına zarar vermedikce intiharı destekler. Söylentilere göre, mutsuz bir yaşamı olan Rousseau da intihar etmiştir. Aynı dönemlerde yaşamış olan Diderot ise, doğal olmadığı ve kilisenin öğretilerine karşı geldiği için anti-sosyal bir davranış olarak görür ve karşı çıkar.

    19. yüzyılda Kant, intihara karşı çıkmaktadır. Hume’un görüşünü eleştirir. Kant’a göre, doğal olarak insanın ilk amacı kendini korumaktır. Bunun için intihar bir kusurdur ve lanetlenmelidir.

    Schopenhauer, Kant’a göre daha çok taviz verir. Ona göre, kişi intihar etme hakkına sahiptir; ama bu, boş ve aptalca bir şeydir. İntihar, kişinin doğaya sorduğu bir sorudur: Ölümün ötesinde ne var? Kendilerini öldürenler sadece acı çeken bedenlerinin acısına son verebilirler; sonsuz sürekliliklerine engel olamazlar.

    “Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler.

    Hartmann ise, insanın sahip olduğu tek şeyin bu dünya olduğunu belirterek, en iyi olmamakla beraber elimizdeki bu dünyadan vazgeçmememiz gerektiğini savunur. Yaşamak, temelde arzu edilmeyen bir şeydir; hayal kırıklığı ile doludur. Fakat yine de, elimizdekinin en iyisi olan bu yaşamdan kaçmamalıdır.

    Camus, “acaba hayat yaşamaya değer mi, değmez mi?” sorusuna cevap vermeye çalışır (Hübscher 1980). Camus için bu soru felsefenin temel sorusudur; bundan başka da temel felsefe sorusu yoktur. Bu sorunun cevabını Camus şöyle verir: İnsan intihar edebilir, ancak bu dürüstlük olmaz. Ölüm insanı huzura kavuşturur, fakat insanın gerçek çabası dünya üzerinde mümkün olduğu kadar çok kalmaya, onu incelemeye çalışmak olmalıdır.

    Batıdaki bu çok farklı görüşlere karşılık, doğu dünyasında egemen olan mistik felsefenin görüşüne göre, intihar etmek kişinin istemine bağlıdır. Yani kişi, yaşam ile ölüm arasında karar verme hakkına sahiptir.

    Jainizm ve Budizme göre, yüreklerimizden yaşama isteklerini çıkarmalıyız. İnsan ancak yokolarak acıdan kurtulur ve mutlu olabilir. Hatta, Jainizmin kurucusu olan Mahavira, insanın aç kalarak kendini öldürmesini büyük bir erdem olarak nitelendirir. Konfüçyus ise intihara karşı çıkar. Ona göre, insanın amacı iyi ve uzun yaşamaktır. İnsan ölümden sonrasını merak etmemelidir. Çünkü, ölümden sonra hayat olduğu bilinirse, kimileri canlarına kıyarak oraya gitmeyi isteyebilirler (Hançerlioğlu 1976).

    Belirli bir tarihsel sırayla değindiğimiz bu düşünürlerin görüşleriyle, yaşadıkları dönemlerdeki intihar oranları arasında doğrudan bir ilişki göze çarpmaktadır. Konumuz açısından önemli olan nokta da budur. Fakat bu ilişkiye bakarak, intiharın sorumluluğunu sadece düşünürlere bağlamak da yanlış olur. Çünkü, genelde, toplumsal düşünce toplumu oluşturan öğelerden sadece bir tanesidir.

    Konuya felsefi açıdan baktığımızda sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: İnsan yaşamak için doğar, yaşaması gereklidir; olumsuz toplumsal koşullar karşısında çaresiz kaldığını hissettiği anda kişinin, yaşamına son verme hakkı vardır. Çünkü insan yaşamı, insanın yaptığı eylemlerden oluşur. Şöyle veya böyle intihar da bir eylemdir ve kişi istediği takdirde bu eylemi gerçekleştirebilir.
    alıntıdır.

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  2. #2
    wedsa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2005
    Mesajlar
    1,616
    Karizma Gücü
    7
    Eline Sağlık MeDiD

    Felsefe ye daldırıpta
    Schopenhauer, Kant’a göre daha çok taviz verir. Ona göre, kişi intihar etme hakkına sahiptir; ama bu, boş ve aptalca bir şeydir. İntihar, kişinin doğaya sorduğu bir sorudur: Ölümün ötesinde ne var? Kendilerini öldürenler sadece acı çeken bedenlerinin acısına son verebilirler; sonsuz sürekliliklerine engel olamazlar.

    “Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler.
    aman bu akımlara kapılmayalım

    bu da benden olsun belki okuyan birilerini caydırır. Hayat herşeye rağmen güzeldir.

    Din ve İntihar İlişkisi

    Dindarlığın intihar ve depresyonla olan ilişkisi hakkında oluşan literatür beraberinde bazı konuları da gündeme getirmiştir. Durkheim'ın (1966) toplumsal entegrasyon bakış açısı din ve intihar arasındaki ilişkiyi araştırmada bugüne kadar en önemli teori olma özelliğini korumuştur. Yani dinî inanç ve ibadetler intiharı önlemede dönüm noktası olarak görülmüştür (bk. Stack, 1980; Kowalski Faupel Starr, 1987). Hadiseye dinî açıdan yaklaşan bazı araştırmacılar da dinî birtakım özelliklerin intihar riskini azalttığı kanaatine varmışlardır (bk. Stark Doyle Rushing, 1983; Stack, 1983b). Son zamanlarda oluşan bir yaklaşım da (toplumsal) çevre ya da şartları temel alan bakış açısıdır. Bu bakış açısı, intihar riskini tayin edebilmek için dinin hiyerarşik yapısını ve bireyler arasındaki ilişkiler gibi organizasyonel yönleri inceler (Pescosolido Georgianna, 1989). Aşağıda bu teorileri ve deneysel araştırmaları gözden geçireceğiz.

    Din ve İntihar

    Durkheim'ın İntihar (1966) isimli klasik eseri "intihar"ın sosyolojik araştırmasında bir başlangıç noktasıdır. Bireyin toplumu benimsemesi Durkheim'ın "entegrasyon ve intihar" teorisinin temelini teşkil eder. Buna göre bireyin topluma tabi olması (subordination) hayatı birey için anlamlı kılar. Toplumun ideolojilerine bağlanma yoluyla birey bir hedefe sahip olur ve kendisini intihara götürebilecek şahsî problemlerden uzaklaşır. Toplumla bütünleşmenin yolları arasında kişinin çocuklarına bağlanması, politik bir hedefe sahip olması ve dinî öğretilere tabi olması sayılabilir.
    Tekrar din ve intihar hadisesine dönecek olursak, dinî bütünleşmenin iki önemli boyutu "inanç" ve "ibadetler"dir (Durkheim, 1966). Bu iki unsur ne kadar kuvvetli ise toplumla bütünleşme o kadar olumludur ve intihar ihtimali o kadar azdır. Durkheim dinî bağımlılığı dinî bütünleşme ölçüsü olarak gördü. Dolayısıyla Durkheim, Protestanları dinî bütünleşmeyi Katoliklerden daha az gerçekleştiren ve topluma tabi olmayan dinî bireycilik (religious individualism) sisteminin Hristiyanları olarak mütalaa etti. Bir Protestan, müşterek (collective) inanç ve ibadetlere tabi olmak zorunda değildir. Durkheim, Katoliklerin sahip olup Protestanların ihmal ettiği inanç ve ibadetlerin neler olduğuna fazlaca temas etmedi, fakat bunlardan bazıları aşağıdaki unsurları ihtiva eder: günah çıkartma, haftada en az bir defa kiliseye gitme, boşanma ve evlenme ile ilgili Hristiyanlığın kuralları. Durkheim teorisini ispatlamak için 5 Hristiyan ülkesindeki intihar oranlarını vermiştir ki, Protestanlar arasında intihar oranı Katoliklere göre yüzde 50 daha fazladır.

  3. #3
    wolky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-07-2005
    Mesajlar
    2,976
    Karizma Gücü
    7
    Öncelikle ellerinize sağlık MeDiD

    Bence kişi ne olursa olsun hiç bir yaşamı sonlandırma hakkına sahip değildir buna kendi yaşamı da dahil. Tarihte değil günümüzde bile intiharın meşruluğu tartışılıyor. Hali hazırda ötanazi uygulanan ülkeler var. Bu da bir çeşit intihar. Kişi kendi 2 yolda da yaşamını sonlandırmak istiyor. Temelde aynı olan iki eylem.

    İnsan psikolojisi zannedersem intiharı bir kaçış yolu olarak görüyor. Çevrede yaşanan olumsuz koşullar belki bilinçaltımızı buna zorluyor. Hele ki psikolojik yönden zayıfsak.

    İntihar eden kişinin kaybettiği şeylerin kazandığından fazla olduğunu, somut bir kazanç sağlayamadığını savunuyorum.

    Hepimiz aynı şekilde dünyaya geliyoruz. Aynı dünyaya uyanıyoruz aynı yaşamı yaşıyoruz aslında. Kimi daha şanslı kimi daha şanssız. Ama insan her koşulda mutlu olabilecek bir şeyler bulmalıdır. Çünkü hiçbir zaman tüm olanakların tüm şansların eşit olduğu bir dünya olmayacaktır. YAni sorunlar her zama yaşamın insanlığın doğasında oolduğu için karşımızda olacaktır. Ne olursa olsun sorunsuz tamamen rahat sürdürülen bir yaşam olmamıştır. Sorunlardan kaçmak için intihar kaçış yolu ise hepimizin sorunları var ve hepimiz bu kaçış yolunu kullanalım.

    Ben intiharın sorunların kaçış yolu olduğunu ve insanın böyle bir hakkı olduğunu düşünmüyorum.

    wedsa arkadaşıma katılıyorum hayat herşeye rağmen güzeldir


    “Western, bir film türü olmaktan çok, düşlerimizin yurdudur.” Sergio Leone

    Los Angeles Lakers
    PURPLE REIGN

    Aman kendini asmış yüz kiloluk bir zenci
    Üstelik gece inmiş ses gelmiyor kümesten
    Ben olsam utanırım bu ne biçim öğrenci
    Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten

    İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
    Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
    Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
    Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.


  4. #4
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    wedsa ve wolky, katılımınız için teşekkürler. intihar'ın Coğrafi nedenleri ile ilgili bir yazı buldum paylaşmak isterim:

    İNTİHARIN COĞRAFİ NEDENLERİ

    Bu tür görüşler intiharın nedenlerini determinist bir anlayışla kişinin ve toplumun dışında aramaktadırlar. Bunlar bazı coğrafi faktörlerin intiharlar üzerinde etkili olduğu savunmuşlar ve bunu kanıtlamak için bazı araştırmalar yapmışlardır.

    Bazı araştırmacılar öncellikle güneşin ve ayın kozmik etkisi üzerinde durmuşlar, fakat daha sonra bunların doğrudan etkileri yerine, dünyada meydana getirdikleri değişikliklerin intiharlar üzerindeki etki derecelerini rarştırmaya yönelmişlerdir.

    Avrupa’da yapılan bir çok araştırma sonucuna göre, kuzey-batı intihar oranı yönünden genelde en fazladır. Bazı Avrupa ülkelerinde kuzeye göre güneyde oran daha düşüktür; fakat bu genel bir kural değildir. Örneğin İngiltere’de durum daha farklıdır.

    Montesquieu, İngiltere’deki intihar bolluğunu bir iklim hastalığı olarak görür. Cheyne ise, sonbahar ve batı rüzgârlarının sorumlu olduğunu söyler. Osiander aynı yargıyı Kuzey Almanya için getirir. Fakat işi bu kadar abartmak doğru değildir.

    İngiltere’de Bazı Yıllarda İntiharlar
    Yıllar
    Erkek (Yüzbinde)
    Kadın (Yüzbinde)

    1932
    21,0
    8,1

    1933
    20,1
    8,4

    1936
    17,6
    7,7

    1937
    17,5
    8,1

    1946
    14,4
    7,5

    1947
    13,7
    7,6

    1948
    14,5
    7,9

    1949
    14,7
    7,5




    Tabloda da görüldüğü gibi İngiltere’de her yıl intihar oranları değişmektedir. Cinsiyetler arasındaki oran farklarını dikkate almasak bile, bir cinsiyette önceki yıla göre artış görülürken, diğer cinsiyette bir düşüş görülmektedir. Eğer iklim değişikliğinden kaynaklanan bir oran değişmesi varsa, niçin her iki cinsiyette de aynı yönde değildir?

    Bazı araştırmacılar ise mevsimler ve hava koşullarının intiharlar üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Örneğin; A.B.D.’nin bazı kentlerinde bu tür bir araştırma yapan C.M. Mills’e göre, fırtınalarla intihar arasında bir ilişki vardır. “Barometrik basıncın birden düşmesi ve birden değişmesiyle intihar frekansları yükselir.”

    Philips’e göre, alışılmamış sıcak, nemli ve rüzgârlı bir hava terlemeyi azaltır; sinir sistemini daha hassas hale getirerek intihar eğilimini artırır. Digon ve Bock ise, yüksek nisbi nem ve 30 mm. atmosferik civa basıncında en az intihar olayına rastladıklarını, basınçta büyük bir değişiklik olduğunda intihar oranının arttığını savunurlar.

    İntihar ile coğrafi faktörler arasında doğrudan ilişki olduğunu savunan bu tür görüşler sonradan birçok eleştiriye uğramışlardır. Yalnız, şunu da unutmamalıdır ki, coğrafi faktörler her ne kadar intiharı doğrudan etkilemiyorsa da sosyal yaşamı etkilemekte ve değiştirmektedir. Örneğin; fırtınalı bir havada çoğu kimse evinde oturarak pencereden bulutların kasvetini seyretmekte ve rüzgarın uğultusunu dinlemektedir. Yani, sosyal yaşam durgunlaşmakta ve intihar edecek kişiye zemin hazırlamaktadır.

    Coğrafi faktörlerin intiharlar üzerindeki etkilerini çok daha ayrıntılı olarak inceleyen Pokorny, ısı, rüzgar hızı, rüzgar yönü, barometrik basınç, nisbi nem, görüş mesafesi, bulut tavanı, yağmur, sis, şimşeğin çaktığı bulut ve bulutluluk derecesi gibi onbir değişik coğrafi faktörün intiharla olan ilişkisini tek tek araştırmış ve hiçbir ilişki bulamamıştır.

    İntiharların bir yıl içindeki dağılımını inceleyen birçok araştırmacı birbirinden farklı sonuçlar bulmuşlardır. Fakat, genel olarak yaz başlangıcında intihar oranlarında bir artış olduğu kabul edilir. İntiharlar mayıs, haziran ve temmuzda en çok; kasım, aralık ve ocakta en az düzeydedir. Bu tür mevsimsel farklılıklar ise -Durkheim’in da belirttiği gibi- değişik mevsimsel aktivitelerden kaynaklanmaktadır.

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  5. #5

    Kayıt Tarihi
    02-02-2006
    Mesajlar
    65
    Karizma Gücü
    0
    Avrupa’da yapılan bir çok araştırma sonucuna göre, kuzey-batı intihar oranı yönünden genelde en fazladır. Bazı Avrupa ülkelerinde kuzeye göre güneyde oran daha düşüktür; fakat bu genel bir kural değildir. Örneğin İngiltere’de durum daha farklıdır.
    Hayat = amaç oldugu sürece intihar oranı düşer. Bende bu konuda daha önceden bir çok makale okumuş biriyim. İsviçre, İsveç gibi zengin ve kişi başı milli geliri en yüksek konumda olan ülklerde intihar oranlarını beklenenden çok üst düzeyde olmasının sebebi sanırım bunu açıklıyor.

    Hayatta hedefleriniz, idealleriniz ve yapmak istedikleriniz oldugu sürece sıkı sıkı baglanmanız kolaylasır. Yapacak birşeyiniz yok ise, yani hedefleriniz herhagibir nedenle yok ise amacsız yaşadıgınızı düşünüp bunu destekleyecek en basit depresif hallerde ıntıhara megıl etme durumu malesef yasanıyor

  6. #6
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    çok şükür ki, aile içi ve okul dönemlerimde aldığım eğitimler sonucu hayatta hep hedeflerim olmuştur. Hepsine ulaşamasamda , adım adım ilerlemeye devam eden biriyim. Bu yuzden , erek'lerim herşeyden önemlidir. Ama erekler ugruna kimseyi de ezip geçmem. Yaşama sevincinin herkesin içinde olması ve ışıması dileği ile...

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  7. #7
    _Asi_ NiCoLaY adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-08-2006
    Mesajlar
    1,215
    Karizma Gücü
    0
    Sanırım bu intiharların akıl hastalıklarıyla pek bir ilgisi yok...

    akıl hastalıkları kadınlarda daha fazla görünüyormuş ancak istatistiklere bakıldığında intihar eden eden erkek sayısı kadınlara oranla hayli fazla..

    bir diğer istatistik yahudilerde delilik oranı fazla olmasına karşı intihar olayları bir hayli düşük seviyede..

    bunlarda dinlere göre istatistikler..

    Dinlere göre Milyon Nüfusta İntihar

    Protestan toplumlar 190

    Protestan ve Katoliklerin karışık olduğu toplumlar 96

    Katolik toplumlar 58

  8. #8
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    nico...istatistikler için teşekkürler... neden protestanlarda bu kadar fazla acaba bu eğilim ?

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  9. #9

    Kayıt Tarihi
    02-02-2006
    Mesajlar
    65
    Karizma Gücü
    0
    Katolikler Hristiyanların mensup oldugu meshepler arasında en katı kuralları olan ve en baglyıcı meshep e sahipler. Emin olmamakla birlikte ıntıhar konusunda farkın sebebi bu olabilir. Çünkü dının sosyolojik etkisine ve bireyler üzerindeki farklılıklarına göre bakarsak özgürlük artıp baglayıcılık ve korku azaldıkça intiharın daha sık rastlanması dogal psikolojıyı ve sosyolojinin temel kavramlarınıda destekler diye düşünüyorum.

  10. #10
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    “Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler.

    Ben diyorum bu nietszche bir bilge diye...

    İntiharın Türkçe karşılığını bileniniz özelime yazarsa sevinirim bu arada...


    güzel derleme olmuş eline sağlık....


    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bir sendika ağasının anatomisi
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde topalaliş tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 23.08.11, 18:09
  2. GT İstihbarat Birimi Personel Duyurusu ! ( İlginç Özel İstihbarat Birimi Kurmuşlar )
    2005 Konuları bölümünde Yakub Cemil tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 15.07.05, 19:06

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •