Ergenlikte arkadaşlık;

Kader ortaklığı mı? Bir sığınak mı? Yoksa Bir Alışkanlık mı? Ya da…



“Dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş…

Ortak olmak her sevince

Her derde kedere seninle arkadaş…” Şanar Yurdatapan



Bizim için çok tanıdık olan bu şarkının sözlerinde olduğu gibi; her dönemde arkadaşların ve arkadaşlıkların yeri önemli olagelmiştir. Ama ergenliği ve ergenlik dönemindeki arkadaşlık ilişkilerini konuşuyorsak eğer, arkadaşlıkların anlamı ve ergenin hayatındaki yeri apayrıdır.



Peki neden?



Bu sorunun cevabını ancak ergenlik dönemi ile ilgili tanımlamalarda buluruz. Ergenlik değişim demektir, ergenlik dönüşüm demektir. Ergenlikte en önemli değişim tabi ki bedende yaşanan değişimdir. Cinsiyeti daha görünür kılacak değişimlerle bedenin cinselleşmesi söz konusudur. Bu da beraberinde ilişkilerinde cinselleşmeyi getirecektir. O yüzden bir yanıyla anne-babadan uzaklaşma ihtiyacı doğar. Ergenlikte muhatap değişir. Bununla beraber konuşulan dil de değişir. Giderek yetişkin varoluşuna doğru yol alınması gereken bu evrede, çocukluk nesneleri (ebeveynler, önceki arkadaşlıklar vb.) yavaş yavaş sahneden çekilirler ya da ergen tarafından gönderilirler. Konuşulan dil de değişir demiştik; artık kankalar devridir, onlarla anne babalarla konuşulduğu gibi konuşulmaz; daral geldi ağabeyler, kızım sen ezik misin’ler. İnsan ömrünün farklı bir dönem’i, kendi farklılıklarını yakalamak, keşfetmek isteyen ergen için çocukluk döneminin insanlarıyla ve dili ile aşılamayacaktır, bunu görür ergen. Sadece ergen mi? Anne-baba da görür. Ama kolay değildir ergen için, bundan sıkıntı duyar çoğu zaman ve korkar. Aynı zaman da korkutandır ergen. Ebeveynlerini, okul idaresini, öğretmenlerini, ben iktidarım, ben otoriteyim diyen herkesi.



Bu yazıyı yazarken aklımıza gelen, bu yazıyı okuyan çoğu anne-babanın; “ya evladımız tekinsiz arkadaşlıklar kuruyorsa, buna nasıl engel olabiliriz” sorusuna yanıt arayabileceği oldu.



Tekinsiz arkadaşlıklar mı dediniz. İyi ama bu kadar değişim’in, kimlik oluşumunun ve oluşturmanın söz konusu olduğu bu dönemde tekinlikten bahsetmek mümkün müdür? Ergen için de bu dönem tekin değildir. Bildik ve tanıdık bir bedenden ayrılış söz konusudur artık. Cinsiyetsiz bedenle mümkün masumiyet (çocukluk) çağı terk ediliyordur çünkü. Ama bir hastalıktan bahsetmiyoruz tabii ki. Ergenlik, insan yaşamındaki diğer gelişim aşamaları gibi bir gelişim aşamasıdır yalnızca. Bütün kötü havalara, kimi zaman da fırtınalara rağmen, ergenin yabancısı olduğu yeni bir dünyayı keşfetmesine olanak sağlayarak bir deniz seferine benzer. Bu yolculuk boyunca, ergen başkaldıracak, surat asacak, bir gün kederliyse, ertesi gün saldırganlaşacaktır. Her şeyden korkarken birden hiçbir şeyden korkmaz olacaktır.



Aslında ergen bu dönem boyunca şu temel uğraşları verir:



1. Sarsılmaz arkadaşlıklar kurma yoluyla, yakın ilişkilerde benimseneceğine olan güvenini ve geleceğe yönelik umudunu sağlamlaştırmak,

2. Otoritenin kural ve buyruklarına açık ya da örtük biçimlerde başkaldırma ve çeşitli denemelerde iradesini sınama yoluyla, bildiği yoldan yürüyebilen bağımsız ve iradesi güçlü bir birey olduğuna inancını pekiştirmek,

3. Önüne koyduğu amaçları gerçekleştirmeye girişme yoluyla, düşlediği erişkin olmaya doğru güvenli adımlarla ilerlediğini duyumsamak,

4. Yetenekli olduğu alanlarda sivrilme yoluyla, işinin ustası olabileceğini kendine ve başkalarına kanıtlamak,

5. Bağlılıklarına sadık kalmak yoluyla, toplumda sözünün eri biri olarak tanınma sağlamak,

6. Cinsellikle uğraşarak ve cinsel yanı olan ilişkileri deneyerek, kendini ait olduğu cinsin üyesi olarak hissetmek, yani tam bir erkek ya da kadın olmaya yönelmek,

7. Katıldığı topluluklarda terine göre önderliği de ardıllığı da deneyimleyerek, hem kılavuzluk etme hem de başkalarının kılavuzluğunu kabul edebilme yetisi kazanmak,

8. Üstü açık ya da örtük biçimde bir ideolojiye bağlanarak, kendisine uygun yaşam tarzının ne olduğunu belirlemek.



Tüm bu uğraşlar ve ÖSS, LGS gibi hazırlıklar içerisinde; arkadaşlıklar sığınaktır, kader ortaklığıdır, ihtiyaçtır. Ergenlik dönemi boyunca kurulan arkadaşlıklarda; kaynaşma arzusu, o sırada sevilen kişiye elden geldiğince benzeme arzusu dikkatimizi çeker.



İlişkilerinde, kendilerini arkadaşlarına adayanlar; ilişkilerinde, kendilerini arkadaşlarına lider atayanlar; can sıkıntısı egemen vakitlerde arkadaşlarına yaslananlar; ergenlikte ki buzul çağı zamanlarda karşı cins arkadaşlıklarıyla usul usul yananlar, pişenler; yalnızlıktan kaçış imkanlı bazı arkadaşlıklarda yanılanlar; sırlar, yalanlar ve sahiciliklerle bezeli ilişkilerinde ailenin dışında yeni suretler arayanlar…



Bütün bunlara ek daha fazlası da söylenebilir mutlaka. Ama asıl söylenmesi gereken;



“İlişki az şey mi?” Kendisiyle ilişkisini yeniden kurduğu bu dönemde ergen; sınırlarını, olanaklarını, becerilerini, hislerini ve hırslarını öteki ile, aile dışında ki öteki ile keşfedecektir pek tabi.



Arkadaşlık, ne istediklerini bir başlarına keşfedemeyenler için, bir başkasıyla el ele vererek kendilerine bir amaç bulmanın yolu olabilir.



Ergenlikte muhatap değişir demiştik. Ebeveynler buna müsamaha gösteremeseler de, ergenlikte muhatap değişir. Bazen şöyle ifadeler duyarız ailelerden; “Biz onunla arkadaş gibiyiz.” İlk bakışta sıcak bir ifadedir ama, sınırlarını arayan, aileden ayrımlaşmaya çalışan, bağımsızlık uğraşındaki bir ergenin işini daha da zorlaştırır bu durum.



Ergenin arkadaşlığa ihtiyacı olduğunda, bunu akran gurubunda arayacak ve bulacaktır. Anne babanın yapması gereken, bu dönemde anne-baba olarak kalmayı becerebilmesidir.



“İki kişi birbiri hakkında başka hiç kimsenin bilmediği şeyleri bilirse, kimseye de söylemezlerse, o zaman o iki kişiyi dost saymak gerekirdi” Parfümün Dansı /Tom Robbins



Neden bu alıntı? Şöyle söyleyelim, aileler ergenlerin gizlilik, mahremiyet ihtiyaçlarını önemsemeliler. Her ne kadar gizlilik ayıp-yasak-günah çağrışımlarını yapsa da. Bu onların kimlik oluşturmaları uğraşında hatırı sayılır bir etmendir.



“Yalnızca annesinin oğlu ya da sınıf öğrencisi değil, kendisi olduğu bir insan topluluğu bulmuştu.” Yaşam Başka Yerde/Milan Kundera



Arkadaşlar birbirlerinden farklı düşündüklerinde, hatta ayrı cinsten olduklarında, farklılıklarından zevk aldıklarında ve birbirlerinin benzemeyen yanlarına ilgi duymaya başladıklarında, merak duygusu ilişkilerinin itici gücü haline gelebilir; başlangıçta birbirlerine duydukları merak, kendilerini çevreleyen dünyaya doğru genişleyebilir, tek başlarına göğüslemekten çekinebilecekleri tecrübelerin yolunu açabilir.



“Dostumu elindeki üç şeyle severim: Elinde terazi vardır. Ölçer beni. Benimle kendisini. Beni, kendisini ve dünyayı. Cebinde çerezi vardır. Besler kendini, beni ve dünyayı. Elbette garezi vardır. Bana, kendine ve dünyaya. Dostum, terazisi, çerezi ve garezi ile dostumdur.”



Şair ve filozof Ahmet İnam’ın arkadaşlığa övgü dolu bu sözlerinden başka ne söylenebilir ki..



Uğur OZULU

Psikolojik Danışman



*Bu makale Çocuğum ve Ben Dergisi’nde yayınlanmıştır