Bir çocuk hangi kariyer yolunu seçerse seçsin, beyin işlevlerinin bir kısmı başarının beslenmesinde vazgeçilmez bir rol oynar. Bu işlevler, bir arada bulunan ve makul iletişim becerilerini oluşturan işlevlerdir. İyi iletişim aktif halde bulunan ilişkileri, sosyal etkileşimleri ve liderlik kapasitesini sağlamlaştırır. Bir o kadar önemli, fakat çok da aşikar olmayan bir konu da, iletişimin, kişinin kendi düşüncelerini netleştirmesine yardım ettiğidir. Çok eski bir söz olan, “Ne söylediğimi duymadan ne düşündüğümü nasıl bilebilirim?” bu bağlamda çok doğrudur. Bu da demek oluyor ki, eğer düşüncelerinizi ifade etmede zorluk yaşıyorsanız, düşüncelerinizin anlaşılmasında eksik ya da belirsiz olma riskiniz var demektir.
En yaygın görülen ve çok zor durumda bırakan bir iletişim eksiği çocuklardaki ifade edici dildeki işlev bozukluğudur. Bunun sebep olduğu zayıflıklar değişik biçimler alabilir. Bazı öğrencilerin kelimelerle sorunları vardır; ya ihtiyaç duydukları kelimeleri ihtiyaç duydukları anda bulmak zordur (buna aynı zamanda ifade edici disfazi denir) ya da yeterince gelişmemiş, işe yaramayan kelime dağarcıkları vardır. Bu son durumda bulunan öğrenci yeni kelime öğrenmede ve yeni öğrendiği kelimeleri konuşma sırasında kullanmada zorluklar yaşarlar. Bazı öğrenciler ise cümle kurmada sorun yaşarlar. Bu ilkokullarda yaşanan büyük bir sorundur. Çocuk ne söylemek istediğini bilebilir ancak düşüncelerini gramer olarak doğru bir cümleye çevirmede ciddi sorunlar yaşayabilir. Bu tür zorluklar onu konuşma konusunda isteksiz yapabilir ya da fikirlerini basit cümlelere dönüştürmekte zorlandığı için kendini “aşağılarda” hissedebilir.
Bazı öğrenciler ise konuşmada kullanılan dil konusunda, yani sözel verilerin cümle sınırlarının ötesine geçtiği durumlarda (yoğun açıklamalarda, anlatımlarda ve konuları toparlamada) kendilerini sıkışmış hissederler. Düşüncelerini mantıklı bir sıra ve yapı içinde organize etmede zorlanırlar. Bu tür öğrenciler sözel ayrıntılarda zorluklarını sıkça gösterirler; aslında birçok şeyde ayrıntılara giremezler . Bunun yerine sorulara sıklıkla kısa cevaplarla karşılık verirler ya da (bildikleri halde) cevabı bilmediklerini söylerler. Uzun cevaplar onlar için çok fazla çalışma gerektirmekte ve sözel çıktıları da çoğu zaman eksik olmaktadır; bu sebeple de sözel alanda tam anlamıyla “sigortaları atıyor” denebilir.
Öğretmenler ve anne-babalar ifade edici dilde işlev bozukluğu olan öğrencileri rahatlıkla tespit edebilirler. Düşünsel bir konuda konuşmaları gerektiğinde fazlasıyla tereddüt etme, farklı cümle yapıları oluşturmada eksiklik gösterme, diğer çocuklara göre daha az akıcı konuşma (daha çok kararsızlık gösterip daha çok çaba sarf etmek zorunda olmalarından dolayı) ve sadece çok yaygın kullanılan kelimelerden oluşan (soyut, akademik ya da teknik terminoloji yok) bir kelime haznesi kullanma eğilimi göstermektedirler. Bu öğrenciler akademik alanda ve belki de mesleki yaşam konusunda ciddi risklerle karşılaşmaktadırlar. İfade edici dildeki bu ince sorunlar büyüyerek, öğrencinin müfredata göre öğrenmesi gereken konulara ciddi zararlar verebilir.
Bazı öğrencilerin mükemmel sosyal dil becerileri olduğu halde, akademik dil işlevi konusunda zayıf olduklarını fark edebilmek önemli bir konudur. Bu demektir ki bir öğrenci otobüste yaşıtlarıyla iletişim sırasında oldukça akıcı ve uygun şekilde konuşabilirken, sınıf ortamında ortaçağ dini inanışları konusunda oldukça başarısız bir konuşma ve dil performansı sergileyebilir. Bazen de bunun tam tersi olabilir; öğrenci, akademik alanda mükemmel sözlü işlevler sergilerken sosyal ortamda iletişim kurmada sorunlar yaşayabilir. Bu tür pratik sözel işlev bozuklukları öğrencinin ilgi görmemesine ya da yaşıtlarınca dışlanmasına sebep olabilir; çünkü yanlış şeyleri yanlış zamanlarda söyler, söyleme biçimleri de düşmanca ya da kibirli görünebilir; diğer öğrencilerin yaptığı şekilde kelime kullanmada ve cümle yapısı oluşturmada sorunları vardır. Ayrıca, sosyal beceri eksikleri olan bazı öğrencilerin, sözsüz iletişim konusunda da problemleri vardır. Beden hareketleri ve yansıttıkları görüntü, kendilerini “pazarlama” biçimleri, yaşıtlarında olumsuz izlenimler bırakabilir. Çoğu zaman, bu tür izlenimler bırakan çocuk yaptıklarıyla ve verdiği mesajlarla kendisini diğer çocuklardan ne kadar yabancılaştırdığının hiç farkında değildir.
Okulda, önemli oranda iletişim verisi kağıtlar aracılığıyla ulaşır. Yazma, çocukların iletişim becerilerini geliştirmelerine yardım eden çok önemli bir beceridir. Konuşmadan farklı olarak, yazma, oldukça yavaş olan, gözden geçirmelere, bilgiyi adeta zımparayla inceltmeye ve öğrenileni daha iyi duruma getirmeye izin veren bir süreçtir. Yazılı iletişim, öğrencileri karşılıklı konuşmaya, farklı cümle yapıları oluşturmaya ve fikirlerini zengin bir şekilde işlemeye yöneltir. Fakat yazma, bazı öğrenciler için akademik anlamda oldukça zorlayıcıdır, özellikle de grafomotor işlev bozukluğu ya da anlamlı dikkat, dil ya da bellek zayıflığı olanlarda. Bu durumdaki pek çok öğrenci oldukça zayıf oldukları bir alan olan yazma eylemini küçümser; halbuki yazma, düşüncelerini daha çok geliştirecek bir yöntemdir.
Akademik ölçülerde iletişimde bulunmak, sadece sözel alanla sınırlı değildir. Birçok öğrenci bazı sözsüz iletişim kanallarını kullanabilmenin avantajlarına sahiptir. Yaratıcı faaliyetler aracılığıyla düşüncelerini ifade etme yolunu bulabilirler. Bir öğrenci, sanat, dans veya müzik aracılığıyla iletişim kurabilir. Bazıları sözel becerilerini, yaratıcılıkla birleştirerek şiir, hikaye veya oyun yazabilirler. Bazıları da değişik mizah türleriyle iletişim kurmaktan hoşlanırlar. Her çocuğun kendisi için işe yarar olan en az bir (mümkünse daha çok) iletişim kanalına ihtiyaç duyduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yetişkinlerin, her çocuk için memnun ve tatmin edici çıkış yolları bulmaları gerekiyor.
En son olarak, çocuklar için hayati önem taşıyan bir iletişim şekli de, kendileriyle ilgilenen yetişkinlere aslında gerçekte hissettikleri şeyleri söyleyebilme imkanına sahip olabilmeleridir. Çocukların üzüntü, kaygı, tedirginlik ve neşe gibi duygularını rahatlıkla ifade edebilmeleri için güvenli bir ortama ihtiyaçları vardır. Anne-babalar ve öğretmeler çocuklara, içlerinden nasıl hissediyorlarsa bunları, misilleme, eleştirilme ya da başkalarının yanında küçük düşürülmekten korkmadan iletebileceklerini öğretmelidirler.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla