İslam dini, kadının saç teli görünmeyecek şekilde sıkmabaş örtünmesini şart koşar ya da koşmaz tartışmasını merkez yapmadan, bu konu hakkında görüşlerimizi paylaşabilir miyiz?
İslam dini, kadının saç teli görünmeyecek şekilde sıkmabaş örtünmesini şart koşar ya da koşmaz tartışmasını merkez yapmadan, bu konu hakkında görüşlerimizi paylaşabilir miyiz?
Canım kardeşim;başını sıksa nolur gevşetse nolur.Bu bir tercihtir.İnsanların tercihini beğenmeyip, onların okuma hakkını ellerinden almak ne büyük bir zulümdür.Neymiş siyasi simgeymiş.Yahu ben bunu hiç anlamıyorum.Bu insanların siyasi görüşleri olamazmı?Hiç kimse che tişörtü giymiş bir sol görüşlü talebenin okuma hakkını elinden almıyor.Hangi insan haklarına sığar bu durum.Yarın bizim çocuklarımızda bu tercihi yaparda,öyle huzuru bulursa,bilgiye ulaşma hakkı ,sırf egemen güçlerin göz zevki bozuluyor diye,elinden alınırsa,anne baba olarak halimiz ne olur?
Medeniyet dediğin açmaksa bedeni,Afrikalı yerliler senden daha medeni.
türban-siyasi simge
baş örtüsü-hürriyet
[ร.ﻮ.t]
o kadar,bu kadardan daha serttir.
Türkiye ve Başörtüsü
[Yazının İngilizce orjinali 2 Ekim 2005 tarihli The Washington Times gazetesinde ve TheWhitePath.com'da yayınlandı]
Dünyanın çok az ülkesinde polisler kadınların uygun kıyafet giyip giymediklerini denetler. Bu ülkelerden biri Suudi Arabistan'dır. Suudilerin kötü bir şöhrete sahip olan "mutavva" adlı "din polisleri", kadınlara başlarını ve vücutlarını zorla örttürür. Türkiye'de ise durum tam tersinedir: Türk polisler kadınları başlarını açmaya zorlarlar.
Tabi adil olmak gerek: Türkiye'nin kıyafet yasaları Suudi Arabistan'a kıyasla çok daha hafiftir. Türkiye'de ise yasaklama sadece "kamusal alan" denen yerlerde uygulanır. Yani devlet binalarında, mahkemelerde, üniversite kampüslerinde ve tüm okullarda.
Bu yasak Türkiye'de yıllardır ateşli bir tartışmanın konusu. Başörtü takma özgürlügü hiç bir devlet memuru veya lise öğrencisine hiç bir zaman tanınmadı, ama bir zamanlar üniversite öğrencileri bu özgürlüğe sahiptiler. Ta ki kampüslerde hiç dikkat çekmeyen küçük bir azınlıktan daha fazla hale gelene kadar... 90'lı yıllarda sekülerist ortodoksi üniversitelerde sayıları giderek artan bu "dinci"ler karşısında alarm durumuna geçti ve bu "sıkmabaşları" kampüs dışında tutkmak için katı kurallar getirildi..
Bu durum karşısında başörtülü öğrencilerin bazıları başlarını açmayı kabul ettiler ve eğtimlerine devam ettiler. Ama binlercesi üniversite mezunu olma şansını yitirdi -- sadece Allah'ın isteği olduğuna inandıkları bir kumaş parçasını başlarına örttükleri için.
Bir kaç ay önce, uzun zamandır süren dramaya yeni bir bölüm daha eklendi. Doğudaki muhafazakar bir kent olan Erzurum'da kurulmuş Atatürk Üniversitesi'nde bir mezuniyet töreni vardı. Tüm öğrenciler, elbette tek biri bile başörtü takmadan, diplomalarını almaya geldi. Yanlarında anneleri ve büyük anneleri de vardı. Ama, eyvah, bazıların başörtüsü vardı! Üniversite rektöründen gelen direkt emir üzerine, polisler bu anne ve büyük anneleri kampüse girip sevgili kızlarının ve torunlarının mezuniyet törenini izlemekten alıkoydular.
Bu hanımlar ağladılar, yalvardılar ve Atatürk'ün prensiplerine inandıklarına yemin ettiler; ama hiç bir şey değişmedi. Emirler kesindi. Türkiye'nin "kamusal alanında" -- yani Türkiye'nin nevi şahsına münhasır laikliğinin kurtarılmış bölgesinde -- hiç bir dini kıyafet asla gözükemezdi...
* * *
Buradaki temel sorun, Türkiye'nin sekülerist ortodoksisinin katı ideolojisi. Onlarınki, 20. yüzyılın başlarında Fransa'dan ithal edilmiş olan hoşgörüsüz bir laiklik versiyonu. O dönem, Fransız devrimciliğinin anti-klerikel (din adamı karşıtı) fanatizminin doruk noktasıydı ve Nietzsche'nin "Tanrı öldü" iddiası entellektüel bir norm sayılıyordu. Kadir-i mutlak bir devletin ve tektip bir toplumun "gelişme"nin anahtarı olduğu sanılıyordu.
1923'te kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti de otoriter bir seküler milliyetçilik geliştirdi. Bu, dine karşı nötr değil, dinin üzerine egemen olan bir anlayıştı ve bazı durumlarda da dine karşı tavır aldı. Tek parti yönetiminde geçen iki onyıl içinde, pek çok İslami gelenek silindi ve yerlerine Avrupa'dan gelen gelenekler kondu. Bu reformları eleştirenler sert şekilde cezalandırıldılar.
İşte bu yüzden Türkiye, diğer Müslüman milletlerin gözünde, hiç bir zaman İslam ve modernizmin uyumunu gösteren ikna edici bir örnek olmadı. Problemin temelinde, gerçek bir demokrasinin var olmayışı yatıyordu. Aslında son onyıllar içinde Türkiye çok daha demokratik bir ülke haline geldi. Ama hala 20. yüzyılın ilk yarısındaki otoriter seküler ulusalcılığın kalıntılarını taşıyor.
Türkiye'nin mevcut muhafazakar hükümeti olan AKP, başörtüsü üzerindeki yasağı kaldırmayı çok istiyor. En azından üniversitelerde, en azından özel olanlarında. Ama AKP liderleri ne zaman yasağı kaldırmak için kanunları değiştirmekten veya referanduma gitmekten söz etseler, sekülerist ortodoksi bu hareketin bir "rejim krizi" yaratacağını hatırlıyor -- bu ifade, askeri baskının kibarcası. Dolayısıyla Türkiye, başını örten bir bayanın hiç bir eğitim şansına sahip olmadığı dünyadaki tek ülke olarak kalmaya devam ediyor.
Türkiye'nin sekülerist ortodoksisi bu katılığın zorunlu olduğunu, aksi takdirde İslamcıların Türkiye'yi İran'a döndüreceklerini ileri sürüyor. Bu temelsiz bir korku. Türkiye'nin AKP lideri Tayyip Erdoğan tarafından önderlik edilen mevcut hükümeti, İslamcı değil -- hele bir yorumcunun yakın zaman önce ileri sürdüğü gibi "İslamofaşist" hiç değil -- muhafazakar bir politik güç ve son yıllarda Türk toplumunun tümüne daha fazla özgürlük getirdi. Zaten kamuoyu araştırmaları Türklerin yüzde 90'ından fazlasının laik bir rejim altında yaşamak istediğini, ama yüzde 70'ten fazlasının da başörtüsü gibi bireysel Müslüman uygulamalarına özgürlük istediğini gösteriyor.
Aslında Türkler, (ABD Anayası'nda yazıldığı gibi) "ne bir dini empoze eden, ne bir dinin özgürce yasaklanmasını kısıtlayan" kanunlar yapan ve polisler çalıştıran bir devlet istiyor.
Dolayısıyla ABD, genişletilmiş Ortadoğu'da özgürlük ve demokrasiyi teşvik ederken, Türkiye'nin bile bunların daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu aklında tutmalı. İslamcı ve sekülerist otoriterizmlerin yanında, "liberal demokrasi" denen üçüncü bir yol daha var. Bu, tam da Türk toplumunun ihtiyacı olan -- ve hak ettiği -- bir model.
dini onunun tartismadan konusalim diyorsaniz cevap cok basit ykardada bir arkadasin dedigi gibi che tisortlu bir arkadas nasilki ideolojisini tisortune yansitip okulda rahatca okuyabiliyorsa mini mini etekli hatta bazisi cock cok mini etekli bayanlar okuyabiliyorsa duzgunbirsekilde turbanini ortunmus basini ortmus bayan kardeslerimizde okuyabilmelei ise girebilmelidir
+oznedigimiz avrupada bu rahatlikla yapilrken nedense ulkemizde tam bir dusmanlik yapilmaktadir bunun adida bence kraldan ck kralci olmak hos gozukmek adina bazilarinin kendi dininden bile vazgecmesidir
SEVDADANDIR
ASALETIN BIZE YETER
türban bir baskı ve dayatma aracıdır.
rant getiren bir şey olmuştur günümüzde.
türban (ve onu tamamlayan uzun pardesübir kesimin üniforması niteliğindedir şu an.
gizli kalmak koşuluyla bir anket yapılsa şu an,
%50'den fazla kadın, aile-eş-kurum baskısı nedeniyle başını örttüğünü itiraf eder.
ama analarımızın ezelden beri bağladığı başörtüsünün yeri başkadır. o bir kültürdür, gelenektir, saflıktır...
ben sizin bu kullandığınız kelimelere katılmıyor ve düşüncelerinize
çevremde birçok kapalı var hepsi nerdeyse isteyerek kapanmışlardır ve seviyorlar
başörtüsü ve ya çarşafa farketmez saflıktır demek saçmalıktır
isteyen isteidğini takıyosa
biri salaklık biri saflık olayınamı dönüşür
yoksa biir orta malı biri tek kişi içinmi anlamı taşır
konunun biraz dışına çıktım ama olsun
(bayanlar bişeler yapıyosa
inançlar ı içn
hepsini tebrik ederim
saygılar![]()
sessizlikmi iyi sessiz durmakmı?
Birileri türbanı rant aracı olarak kullanır,birileri ise göz zevki bozuluyor diye ,gül gibi kardeşlerimin okuma ve bilgilenme hakkını elinden alır.
Üniforma diyorsun,yahu bu insanların siyasi görüşü olamazmı?Biriside çıksın,evet olamaz kardeşim desin,lafı evelemeden gevelemeden.O zamanda bana kalkıp ,Yok ben demokratım,vay ben özgürlükçüyüm demesin.Aynaya baksın önce.Yahu kendi Milletinden bu kadar korkan,kendi Milletini bu kadar ezen başka bir ülke varmıdır.?(tabii demokrasiyle yönetilenler içinde)Birkere düşünün Devlet nedir.Senin verdigin vergilerle ayakta kalan ve sana güvenlik,temizlik,yol,su vs hizmetleri sağlayan bir hizmetçidir aslında.Yani öyle olması gerekir.Bizde ise kendi efendi ,parayı ödeyen biz müşteriler ise Köle.Ah ah ülkemde her kavram birbirine girmiş,ben dahil herkesin kafası karışmış ve hemen herkes mutsuz.Bir soru;Şu anda sınırlar açılsa ve gelişmiş ülkelerin hepside bize şartsız vatandaşlık verse ,ülke nüfusunun kaçta kaçı terkeder bu cennet vatanı?Hadi sorana kızmadan cevaplayalım,ama samimice.Ve nedenlerini iyi düşünelim.Sistem tıkandı arkadaşlar.
Şimdi beni hiç kimse vatan hainliğiyle suçlamasın.Kimse bu vatanı benden daha fazla sevdiğini iddaa etmesin,sadece soruya yanıt olarak, oran versin.Çünkü ben bu vatanı herkesten çok seviyorum edebiyatları artık söndü.Çünkü öyle deyipte hiçbir gerçekçi proje üretemediler.
arkadaşım, türban takan insan da kendini dinci partilere malzeme yapmaktan kaçınacak!
türban, dinci partilerin rant ve oy aracı olmuştur.
bu kesin ve belli bir şey.
"türbanlı insanlar baskı görüyor" deniyor, ben buna katılmıyorum.
başı açık olan insanlar daha baskı altındadır.
belediye otobüslerinde başı açık kadınlara yer verilmiyor bilerek, bundan haberin var mı? ee, biz hani eşittik!
gösterilerde, mitinglerde türbanlı insanların daha fazla korunup kollandığını görüyoruz.
Seçimde oy verenlerin tamamına yakını, bu adamlar sırf namaz kılıyor diye bu adamlara oy verdi.
Halk hükümet ekibindeki insanların eğitim ve becerisine mi baktı sanıyorsun oy verirken? Kesinlikle hayır.
Bu mesaj en son " 10.09.06 " tarihinde saat 18:11 itibariyle honestboy tarafından düzenlenmiştir... Neden: ekleme.
Türbanın kamu alanında yasak olmasının sorumluları türbanı siyasal simge olarak kullananlardır.