• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ataturk.Turkforum.Net <s><span class='glow_9ACD32'>Pasali TJ</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2003
    Mesajlar
    4,699
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    25

    Nihat Genç Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar (1956 - .... )

    Nihat Genç ,Trabzon’da doğdu. 20 yaşında Ankara’ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nda 9 yıl memuriyet yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde teknik eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor. Skyturk isimli televizyon kanalında Serdar Akinan ile program yapmaktadır.


    Öykülerinden örnekler
    Narlıbahçe Sokağı (Modern Çağın Canileri)
    Şeriatta Ayıp Yoktur (Ofli Hoca)
    Bu İşin Tövbesi Var midur? (Ofli Hoca)
    İhtişam ve Sefalet (Köpekleşmenin Tarihi)
    Türkan (Arkası Karanlık Ağaçlar)
    Hero Marka Mızıka (Kompile Hikayeler)
    İhtiyar Kemancı (İhtiyar Kemancı)

    Eserleri
    Arkası Karanlık Ağaçlar
    Bu Çağın Soylusu
    Dün Korkusu
    İhtiyar Kemancı
    Kompile Hikayeler
    Köpekleşmenin Tarihi
    Modern Çağın Canileri
    Ofli Hoca / Şeriatta Ayıp Yoktur
    Soğuk Sabun
    Nöbetçi Yazılar
    Hattı Müdaafa
    Edebiyat Derslerine Giriş
    Amerikan Köpekleri
    Memleket Hikayeleri
    Karanlığa Okunan Ezanlar

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    7
    Buda benim kendisi hakkında bulduğum bir söyleşiden..

    Söyleşen EROL ELMAS
    Yarın Dergisi

    YARIN-En sonda sorulacak soruyu, en baştan soralım. Dergimizi nasıl buldunuz?

    NİHAT GEN&#199;- Genel gör&#252;n&#252;m&#252;n&#252; Nazi mimarisine benzettim. Eğlencesi eksik. Her çıkış, her iddiayı uzun s&#252;re takip ederim. Kimdir bunlar, ne yapmak istiyorlar. İşte birazcık umutlandım. Görevlerimden biri bu, kim ne yapıyor. İnanılmaz, kalleşçe bir medya işgaline karşı bu dergilere normalden daha fazla g&#252;veniyor, vaha olarak gör&#252;yorum. Umut olarak gör&#252;yorum.
    YARIN- En kısa şekliyle Nihat GEN&#199; kimdir?

    NİHAT GEN&#199;- Yazdım, çizdim, Nihat diye gör&#252;nd&#252;m.Hala eski bir daktiloyla yazıyorum. Romantik. Nostaljik olduğundan değil. Bir bilgisayar parasını daha denk getiremediğimden. Her ay kırk-elli sayfa kitap yazısı. Gazete yazısı değil, kitap yazısı. Hatta edebiyat yazısı. Edebi metin, dramatik bir yapı. &#199;atışma. Hikaye örg&#252;s&#252;.

    YARIN- Bir hafta gibi kısa s&#252;rede haftalarca sekmeden peş peşe hikayeler yazıyorsunuz?

    NİHAT GEN&#199;- Ben çocukken sahilde yunuslar kovalar, hamsiler karaya vururdu. Zibil gibi hamsi. Zibil gibi denirdi. Eline sepet, çamaşır leğeni alan sahile koşar, doldururdu. Sert siy&#226;si r&#252;zgarlar esiyor; her taraf hikaye kaynıyor, yunuslar h&#226;la kovalıyor. Hangi birine uzansam elim göz&#252;m acıyor. Ancak, teknik tarafı daha önemli.Gençken Kemal Tahir’in karısı Fatma İrfan’a mektuplarını okumuştum. İlk eseri Göl İnsanları’nı 27 kez temize çektim, diyor. Korktum. Herhalde ben yazar olamam, dedim. İlk kitaplarımda öyle yerler var ki, otuz kırk kez temize çekildi. Vaktim olsa temize çeke çeke en &#226;lasını yaparım. Vaktim yok; hikaye bitmiyor, bobinler dön&#252;yor. Ekmek parası, göndermek zorundayım. Nereye kadar gidecek… Bildiğim çok yorgunum.

    YARIN- Bu kadar kitabınız çıktı, peş peşe baskılar yaptı. H&#226;l&#226; param yok mu diyorsunuz, karnınız doymuyor mu?

    NİHAT GEN&#199;- Karnımı doyuruyorum, kiramı veriyorum. Allah’a ş&#252;k&#252;r edebiyatla karnını doyuran birkaç kişiden biriyim. Ama param hiç yok. İletişim’den dokuz, Leman’dan bir kitap. Hepsi beş baskıyı devirdi. Yedi –sekiz baskıya gelenler... Telif paralarını dört eşit takside böl&#252;p, y&#252;zelli-ikiy&#252;z milyon gibi parçalar halinde alıyorum. Daha bir milyar gibi bir parayla b&#252;t&#252;n b&#252;t&#252;n tanışmadım. Medyada hiç ismim geçmediği halde dört kitabım korsanda. Korsanlar hayat hikayemi bilse bana acır, satmazlar. Onların da derdi ekmek parası. Bana yazık oluyor. Ben ideolojik destek almadım, medya desteği almadım. Bunu edebiyatın, kelimelerin onuru ve soyluluğu için yapmak zorundaydım. Kelimelerden başka kimseye g&#252;venmedim ve sonunda tek başına bir yazar olarak kaldım. Bu çok mutluluk verici bir şey. Devletten tek istediğim kitaplarımı sebilleştirmesin. Ben öld&#252;kten sonra, değil T&#252;rkiye’de, d&#252;nyada zaten sebilleşecek, ama şimdilik öl&#252; değilim. Kahvaltıya, kiraya para l&#226;zım.

    YARIN- Bu kadar okunmayı nasıl başardınız? Gerçekten; edebiyat dergileri uzun yıllar ambargo koydu. Medya adınızdan hiç söz etmedi ama &#252;niversitelerde, Anadolu’da çok okunuyorsunuz.

    NİHAT GEN&#199;- T&#252;rkiye son yirmi yılda l&#226;ik –şeriat ve K&#252;rt sorununa kilitlendi. Gına geldi. Aynı yılışık isimler ekranda. Aynı &#252;slupsuz, seviyesizler aynı şeyleri yazıyor. Bir dallama cenneti medya. Ben bir kenara çekilip, bulaşmadım. Otu, böceği, kavak ağacını, ormanları, ırmakları yazmaya başladım. Bu tartışmalar başlarken yeni doğmuş çocuklar artık &#252;niversiteye gelmişti ve herkes &#252;lkesini merak ediyordu. Yaşadıkları toprağı öğrenmek. Bu toprağın maddi, manevi kaynaklarını s&#252;sleyerek; coşarak, koşarak anlattım. Tarihçi değilim ama maganizel tarihçilik yapabilirdim, yaptım. Tarihi sevdirmeye çalıştım. Ziraatçı, botanikçi değilim ama; akasya, çınar, selvi ağaçları tepemizdeydi, merak edip anlattım. K&#252;ç&#252;k k&#252;ç&#252;k de olsa taşla, böcekle, ağaçla k&#252;lt&#252;r&#252;m&#252;z ve ruhumuz arasında ilişkiler kurmaya çalıştım. İlmihal tartışmaları ya da teorik tartışmalar çok şeyi kotarır, kavramlaştırır. &#199;ok ihtiyacımız vardır ama anlamlandırmak için g&#252;çl&#252; ve sert, coşkun bir edebiyat olmazsa olmazdır. Ben edebiyatı ve kelimelerin g&#252;c&#252;n&#252; gösterdim. Kelimelerin b&#252;y&#252;s&#252; nerelere kadar uzanıyor. Uzandıkları yere kadar gittim. Okuyucuyu da peşimden s&#252;r&#252;kledim.

    YARIN- Nerelere kadar uzanıyor?

    NİHAT GEN&#199;- Mahkemelere, ağır cezalara da ulaşıyor. Ancak Yunus gibi yerlere de… Whitman gibi, Vergilius gibi, kırlara, bayırlara. Dosto gibi çatışma halinde kaynaşan, çağlaşan insan ruhlarına. Şunu söylemek istiyorum; değişen &#252;lke, sokak değil.Teknik değişimler kolaydır. İşte Japonlar fabrikalarını gelir açar. Y&#252;z kanal izlersin. İnsan ruhundaki, değerlerindeki sarsıntıların maliyeti ise; hem y&#252;zlerce yıl s&#252;rer, hem de yazarın görevi önce budur. Sert değişimler karşısında bir tarih, bir k&#252;lt&#252;r tamamen kök&#252;nden değişiyor. Milyon çağlardır alet yapmaya, d&#252;ş&#252;nmeye çalışan insanoğlunun en temel g&#252;d&#252;leri değişmekte. İnsanoğlunun en sert mutasyonu son iki y&#252;zyıldadır. Son iki y&#252;zyıl. sanki başka bir t&#252;r insan indi gezegenimize. Hayal kurması, çalışması, korkuları, şehir &#226;detleri her şey kök&#252;nden değişiyor. Artık bambaşka bir gelenekten, bambaşka bir tarihten söz etmeye başladık. Akşam değişti, ikindi değişti. Tanrı tasavvuru değişti. Gece değişti.

    YARIN- Bu b&#252;y&#252;k değişim nereye kadar s&#252;recek?

    NİHAT GEN&#199;- İşte anti depresyon hapları, prozaclar. İnsanı her an dinlenmiş, rahat ve g&#252;ler y&#252;zl&#252; yapan haplar veriyor. Yani; beynin ahl&#226;kla, siy&#226;setle, vicdan azabıyla, doğru söylemek, doğru yaşamakla derdi ortadan kalkıyor. Diyelim Cavit &#199;ağlar gibi y&#252;zlerce insan. Hiç sıkılmıyor ç&#252;nk&#252; hap kullanıyor, mutlu oluyorlar. Tarih boyu hırsızların, yalancıların nedamet getireceği, kan tutacağını bekledik, durduk. Artık haplar kurtardı onları. Başka t&#252;r insanla karşı karşıyayız. Kimse hayattan öz&#252;r dilemek, insanlardan sorumlu olmak, kimse tabiattan hatta kendinden sorumlu olmak istemiyor. Her şey beyin d&#252;nyasının hapla d&#252;zenlenmesi şeklinde gelişiyor. Artık kendi yok, Tanrı yok, ahl&#226;k yok Tanrı’ya ihtiyacı yok. Tanrı’nın cennet-cehennemine, ateist olduğu için değil; Tanrı’yla hiç y&#252;zleşecek durumu olmadığı için inanmıyor. Ya da inanıyor ama öyle haplaşmış beyinle; yeni bir d&#252;nya başlıyor, yeni bir tarih.

    YARIN- Daha yakın, daha reel sorunlara inelim. Kendinizi siy&#226;si olarak; sağda mı, solda mı gör&#252;yorsunuz? Ya da h&#226;la bu kavramların bir önemi kaldı mı?

    NİHAT GEN&#199;- B&#252;y&#252;k değişim her şeyi sil baştan yapıyor. Ya da yok ediyor. Karşısına geçip “dur bir saniye” diyorsunuz. “Kardeşim, beni bir dinler misiniz?”diyorsunuz. S&#252;r&#252;klenen, almış başını giden, sele kapılmış hayatlara panikle ancak bu kadarını yapabiliyoruz. “Bir saniye, dur be kardeşim, bir dinle…” İşte bu bir saniyeyi, eleştirel kullanmak istiyorsun. Bu aslında hayata hazırlanmış bir istek değil. Bu sadece kendi şaşkınlığınızı aşma çabası. Şaşırdığım için can havliyle, “dur yahu, bir saniye”… Ve olup bitene eleştirel, d&#252;nden bug&#252;nden geldik. Nereye gidiyoruz?...dan sorular yöneltiyorum. Eleştirel sorular. Tabii eleştirel olmak solcu olmak anlamına gelmez. Ama solcu olmanın spek&#252;latif rahatlığı vardır. Ona buna laf yetiştirmekte daha özg&#252;r kılar seni. Hızla alt-&#252;st olan bir toplumda bir tarafa geçmek zaten şaşkınlığın ifadesidir. Her şeye acil karar veriyorsun. Bilinçle, d&#252;ş&#252;nceden geçmiş kararlar değil. Ama bakıyorsunuz ki; altta kalanların canı çıkıyor. İşkenceye uğruyor, sahipleri hiç yok, avukatları hiç yok, tamamen kimsesizler. &#220;stlerinden vahşi kapitalistler dozerlerle geçiyor. Hemen atılıyor, “yapmayın kardeşim! Bir saniye, acıyın bu insanlara; hayat böyle olmamalı” diye bağırıyorsun. Bu ani “bir saniyeler” solculuk mu? Son iki y&#252;zyılda öğrendiğimiz solculuk değil. &#199;&#252;nk&#252;; teoriden, sınıftan, emperyalizm teorilerinden s&#252;z&#252;lm&#252;ş bir tepki değil. Etten kemikten bir insan olarak dayanamayıp verdiğimiz duygusal bir tepki. Ben sol d&#252;ş&#252;nce tekniğinden gelmiş biri değilim. Etten kemikten bir insan olarak kendi duygularımla şu “bir saniyelerle” bir yere d&#252;şt&#252;m. Bu bir saniyelerimle bir yığın d&#252;ş&#252;nce birikti. Belki; konvansiyonel solcularla aynı kapıya çıkar sonuçta, diyeceksiniz. Aynı kapıya çıkıyor “evet” ama aynı partilere çıkmıyor. Bu y&#252;zden, sol partilerin tarihten, gelenekten değil şimdi ki tepkilerden yeniden kurulması l&#226;zım. Zangır zangır acılardan yeni partiler…

    YARIN- Gelenekten gelen partilerle derin bir derdiniz mi var?

    NİHAT GEN&#199;- Evet… Taşları yerine koyamıyorlar. ‘Artık değer’ kadar hatta ondan da sert anti-depresyon, prozac toplumun içine d&#252;şt&#252;k. Evet; ortak yanımız altta kalanın yanındayız. Ama; biz neden yan yana gelemiyoruz? Yan yana gelemeyişimizin sebebi, kişisel ve partisel dedikodulardır. Bu kadar kişiselleşmiş partilerle gençlik bu karmaşıklığı çöz&#252;mleyemez. Aksine; d&#252;nyadan uzaklaştırıp, bir d&#252;ş&#252;nce tembelliği, bir kavanoz içi d&#252;nya rahatlığı veriyor onlara.

    YARIN- T&#252;rkiye neden kendini t&#252;keten ve giderek kendisi de t&#252;ketilen bir &#252;lke haline geldi? Bunun ideolojik hareketlerin geri çekilmesiyle bir ilgisi var mı?

    NİHAT GEN&#199;- İnsan terbiyesiyle ilgili. İdeolojik hareketler kendi gör&#252;şleriyle ilgili bir &#226;hlak ilan etti. Bu &#226;hlak; insanı, tabiatı, Tanrı’yı kuşatan &#226;hlaktı. &#199;ok değerli, vazgeçilmezdi. Ama nihayetinde ideolojik bir zarf içindeydi. İdeoloji iktidar hevesi y&#252;z&#252;nden kendi &#226;hlakını tartışmaya açmadı. Hiç açmıyor. Mesel&#226;; sağ ideolojiler. &#214;zellikle İsl&#226;mcılar holdingleşen Enver &#214;renler’e tek laf etmedi. Sonunda koca T&#252;rkiye rezaletiyle başlarına d&#252;şt&#252;; hepsi kepaze oldu. Acilen sınıfsız, yurtsuz &#226;hlakı bulmak zorundayız, ideoloji dışı. Bağımsız ve eleştiren; sorumlu, toprağı seven, öğrenmek isteyen, &#226;hlaklı insanlara ihtiyacımız var. İdeolojilerin &#226;hlakı çok yara aldı. Almanya yenilince Osmanlı’nın da yenilmesi gibi. Bizim &#226;hlakımız yenilmiş gibi davranmaya başladı. Liberaller, vahşi kapitalistler. Bu komik. İnsan, tabiat, evren, tanrı hepsi burada. H&#226;la iç içe yaşıyoruz. Hepsine karşı ruhlarımıza çeki d&#252;zen vermeliyiz.

    YARIN- Anadolu topraklarında, ilahlar neden hep kurban istiyor? Bu topraklarda öl&#252;m arzusunun yaşam arzusuna galebe çalmasını nasıl anlamalıyız?

    NİHAT GEN&#199;- Anadolu toprakları &#252;zerine konuşmak çok zor. Diyelim 9., 10. ve 11. asırlarda çok coşkulu insan k&#252;lt&#252;r&#252; vardı. At &#252;st&#252;nde durmaksızın koşan, esrar içen, dua eden, dans ederek zikir eden kendinden geçmiş insanlar. Şehirleri koruyup haraç alan bu insanlar &#252;ç kıtaya saldırdı. 14., 15. ve 16. asırlarda yani Osmanlı-İstanbul iktidarını kurunca, Anadolu’da isyan k&#252;lt&#252;r&#252; hakim oldu. &#214;nce Alevi Baba İshak İsyanları, peşinden Celaliler. 17. y&#252;zyıldan sonra Anadolu’ya hakim insan tarzı; bastırılmış, sessiz, yoksul, açlıktan ve sefaletten ölen çaresiz insanlar. Oysa; 17. y&#252;zyıldan sonra İstanbul’a bir yön&#252;yle dingin, s&#226;kin, mutlu, refah ve &#226;sude insanlar h&#226;kim oldu. Diğer yön&#252;yle; bu sefil Anadolu’dan, alttan gelenlerin karıştırdıkları kazanlar. Bence; Anadolu y&#252;zyıllardır İstanbul’dan iktidar istiyor. Bug&#252;n İstanbul iktidarı dört-beş holdingdir. Y&#252;zyıllardır bu sistem değişmedi. İç savaştan çıkardığı dersleriyle en azından modernizmin TV gör&#252;nt&#252;s&#252;yle, Anadolu artık kolay kolay bir kan kardeş kavgasına giremez. Yakın tarihteki kan davalarının sebebi; kapalı kasabaların ve kapalı cemaatlerin gençliği hızla tedrisata ve etki altına alabilme başarılarıydı. Ve gençliği ikna edecek tarihsel bir çarpıklık ortadaydı… Bu tarihsel geri kalmışlık giderilmese de 16, 17 ve 18 yaşındaki çocukları kandırmak g&#252;çleşiyor.

    YARIN- T&#252;rkiye’nin soğuk savaşında kurbanların karabudun olmasının diyalektiği nedir? Ak budun yaşam arzusu, kara budun ise d&#252;ğ&#252;ne gider gibi öl&#252;me gitmek mi?

    NİHAT GEN&#199;- Karabudun; diyelim asırlar boyu isyan etti, ayaklandı. Ya da Osmanlı iktidarına asker verdi. Karabudun kalabalıktı, gençti, öfkeliydi, atları ve okları vardı. Ama son iki y&#252;zyıldır; atların ve okların yerine yazarları matbuat geçmeliydi, olmadı. Karabudun bir nevi intikam alır gibi çakallaştı. Ağanın, beyin köpeği, mafyanın tetikçisi oldu. İktidarların bekçisi oldu. İdeolojik hareketlerin kitlesi oldu. Karabudun y&#252;zyıllardır sahipsizliğe dayanamadı. Bu halkın bozulması demek. Artık kaynaşan, kıvıllaşan, can havliyle ona buna saldıran kalabalıktan söz edebiliriz. Haklı demek çok zor. Sağ iktidar elli yıldır karabudunla ayakta; onu cahil tutarak. Artık karabudun demiyoruz, “çakal k&#252;lt&#252;r&#252;” diyelim. Yine fedakar, sadık ama hepsi geçimini sağlamak için artık ağanın, beyin eşkıyalığını yapıyor. Hatta en acı şey karabudunun kendi yetiştirdiği evl&#226;tları, yazarları; ağaya, paşaya kapıkulu olmuş durumda.

    YARIN- T&#252;rkiye hangi koşullarda barışa ve esenliğe ulaşabilir?

    NİHAT GEN&#199;- Etrafı ve içimizdekileri çok uzun s&#252;re daha d&#252;şman, hain il&#226;n etmeye devam edeceğiz. Nerdeyse her ideolojinin kendine has bir “Sevr” haritası oluştu. Bir konferansa giderken, “öz&#252;r dilerim, kendi Sevr haritamı göstermeyi unuttum.” deyip, espri yaptım. Sevr haritası göstermeden hiç kimse konuşamıyor. T&#252;rkiye Sevr haritası göstererek ayakta duruyor. Ama, mutluluk diye bir şey h&#226;la var. Bunun yolu asker&#238; ikna etmek. Asker&#238;n y&#252;zyıllık hastalıklarını ve saplantılarını tedavi etmek. Mesel&#226;; asker cumhuriyete ve Anadolu’nun b&#252;t&#252;nl&#252;ğ&#252;ne zeval gelmeyeceğini, bizleri açık y&#252;reklilikle tanıyıp inanabilmeli. Askere; onlardan daha sert bir özlemle bu toprağın bekçisi bizler olduğunu anlatabilmeliyiz. Biz anlatamayınca, T&#220;SİAD anlatıyor ve her darbe sonrası T&#252;rkiye pastalarını T&#220;SİAD yiyor.

    O halde? Biz ne istiyoruz; gelir dağılımı, sosyal sigortalar, bireyin gelişimi… Bunlara inandıralım asker&#238;. Cumhuriyete zeval gelmeyecek. Bize g&#252;venin. Elimizden iktidarı her sefer asker alıyor. Yine gidip sağ iktidarlara, T&#220;SİAD’a teslim ediyor. Asker bizden öyle korkuyor ki; gidiyor milyar dolarları d&#252;nyanın en b&#252;y&#252;k silahlarına yatırıyor. Bizim kuşak askere d&#252;şman b&#252;y&#252;d&#252;. Askerle aramızda bitmeyen bir nefret, bitmeyen bir s&#252;rt&#252;şme var. T&#220;SİAD bunun farkında… İçimizde askere nefret beslemeyen kalmadı. Bu nefreti hızla dargınlık ve k&#252;sl&#252;k d&#252;zeyine çıkarmalıyız. Bizim kuşak ancak; d&#252;şmanlık ve nefreti dargınlığa dön&#252;şt&#252;rme gayretiyle, ön&#252;m&#252;zdeki kuşakları askerle konuşabilir bir seviyeye getirebilir. T&#220;SİAD’ın korkusu bu, medyanın korkusu bu; bizim kuşak askerle konuşup, halkın yanına askeri alabilir mi? Bu y&#252;zden T&#220;SİAD yalakalıkla asker&#238;n, T&#252;rkiye’nin değirmenini dönd&#252;rd&#252;. Bizim acil sıkıntımız, politika yapamayışımız yani; yalakalık yapamayız. Onur gibi, gurur gibi hastalıklarımız var. &#220;lke sevgimizi, halk sevgimizi; onurla, gururla ve hiç yalan söylemeden anlatarak &#238;kna edebilmeliyiz.

    YARIN- T&#252;rk edebiyatı neden özg&#252;nl&#252;kten yoksun kaldı? Evrensel eserler yaratamamanın edebi bir anlamı da var mı?

    NİHAT GEN&#199;- Evrensel eserler evrende de yaratılamıyor. Edebi bir anlamı var ş&#252;phesiz. Medya dili, konuşma dili, çeviri dili eserlere h&#226;kim olmaya başladı. Oysa; g&#252;çl&#252; eserler ortaya koyabilmek için k&#252;lt&#252;r&#252;n içinde gizlenmiş derin dil yapılarına uzanmamız gerekiyor. Böyle olduğunda da çeviri imk&#226;nsızlaşıyor. Sadece çok satmak, çevrilmek isteyen uyanıklar yazarlık yapıyor. Şöyle de söyleyebiliriz; artık d&#252;nyada, d&#252;nya çapında eserler evrenselleşmeyecek. &#199;&#252;nk&#252;; o k&#252;lt&#252;r&#252;n orijinal eseri olacak. O k&#252;lt&#252;r dilinin özel şahik&#226;sı. Sorunuzun ilk böl&#252;m&#252;ne gelince. T&#252;rk edebiyatından söz etmek gittikçe imk&#226;nsızlaşıyor. Holding edebiyatı başladı bile.

    Holdingler kendi yazar sözl&#252;ğ&#252;n&#252;, kendi edebiyat tarihini çoktan yazmaya başladı. &#214;zg&#252;nl&#252;k kelimesini sevmem, kullanmam ama şöyle diyebiliriz. Bağımsız yazar yetiştirme kapasitemiz ölm&#252;ş durumda. Bu edebiyat zaten çok zor bir zanaat. Şimdi öl&#252;yor. Sebebi: bağımsız, dik kafalı yazara kimse tahamm&#252;l edemiyor. Edilmeyince edebiyat kurulmaz. Dandik; çevre, feminizm, eşcinsellik. Beyoğlu’nu kurtaralım mevzularının suyunun suyundan binlerce işe yaramaz tartışma, roman, edebiyat çıkmaz buradan.

    YARIN- Nihat GEN&#199; neden karamsar? Bu karamsarlık bu &#252;lkede umudun t&#252;kenmesi mi? Bug&#252;n bir yazınızda anlattığınız Medine M&#252;dafaası koşullarından daha beter bir durumda mıyız? Eğer değilse h&#226;la bir yol var mı?

    NİHAT GEN&#199;- H&#226;l&#226; sabah oluyorsa, umut var demektir. Nihat GEN&#199; hiç karamsar değil.Yanlış okunuyor olmalıyım. Eleştirel k&#252;lt&#252;r&#252; karamsar diye okumak hatadır. &#220;stelik ben; naracı bir edebiyat yapıyorum, eyvallahı olmayan bir edebiyata çalışıyorum. Demek ki; kelimelerime ve kendime g&#252;veniyorum. Bu umutsuzluk değil;aksine coşkuyla kılıç sallama, nal seslerinin coşkusudur. Mesel&#226;; derginiz bir umuttur.Burada onlarca zeki genç adam tanıdım. Her biri çok değerli bir yol haritası koymuş ön&#252;ne. Ben kendime g&#252;venimi inşa için yazar olmadım. Başkalarına g&#252;venimi tazelemek için, başkalarına g&#252;veni inşa için; başkalarının filozofisini yapmaya çalışıyorum. &#199;&#252;nk&#252; hepimiz netameli ideolojilerden geliyoruz. Birbirimize fazlasıyla eğlenip dalga geçtik. Hızla ideoloji dışını g&#252;çlendirelim. O’cu Bu’cu değiliz; bizi sakatlayan şey, bizim g&#252;venimizi sarsmaktı. Y&#252;zelli yıllık Batı’cılık macerasından hepimiz b&#252;y&#252;k sakatlıklarla çıktık. &#220;lkemizin &#252;st&#252;nde devasa b&#252;y&#252;kl&#252;kte bir siyas&#238;, ekonomik travma duruyor. Acilen toprağımıza, kendimize, böl&#252;ş&#252;m&#252;m&#252;ze ve kardeşliğimize itimadı yeniden sağlamalıyız…

    xxx

    Açıklığa kavuşturalım
    Engin Ardıç
    Akşam 1 Ekim 2005

    Açık söyleyeyim, ne o 'donla denize girme eylemi' bu kadar b&#252;y&#252;t&#252;lecek bir meseleydi, ne de benim o yazım bu kadar b&#252;y&#252;t&#252;lecek bir yazı... Gerçi konu azıcık bayatlar gibi oldu, en azından kabak tadı verdi ama son lafı edip kapatalım.

    Eyleme katıla katıla &#252;ç kişi katılmış, yirmi kadar da muhabir! Programa ilaveten meşhur komik Selahattin ve s&#252;rprizler.

    &#199;ocuklar da 'biz bunu espri olsun diye yaptık' diye açıkça söyl&#252;yorlar, biz de alt tarafı espri olsun diye bir 'pazar yazısı' yazdık...

    Yani, Leman Dergisi'nin her hafta her sayfasında yaptığı şeyi yaptık! (Bu sayılarında da bana k&#252;f&#252;r m&#252; ederler, dalga mı geçerler, bilmem artık, çıkınca göreceğiz.)

    Ancak, pek de sağlıklı sayılamayacak bir takım 'gereksiz duyarlıklar' işin tadını kaçırdı; şaka, kaka oluverdi.

    Elbette buna, su bardağında fırtına koparmak için alesta bekleyen birtakım 'medya dedikodusu siteleri' de çanak tuttular Internet'te, mal bulmuş Mağrıbi gibi atladılar konunun &#252;zerine... Yazılı basın da ekmek kokusu aldı, sazan gibi daldı.

    Ben bu yanlış ve çocukça eylemle azıcık dalgamı geçtim, çocukların içine d&#252;şt&#252;kleri çelişkiyi belirttim, sözkonusu alıngan arkadaşa da, meslek deyimiyle azıcık 'kılçık' attım. O yazıda iki satırlık bir 'yan unsurdu' bu.

    Ama o, gazete yönetimine gönderdiği ve bir kopyasını faksla bana da ilettiği istifa mektubunda, benim 'asılsız ve alçakça bir iftira ettiğimi' ileri s&#252;rd&#252;.

    Ben 'aşağılık, şebek, kalleş, insanlık dışı' bir şey yapmışım. Kullandığı kelimeler bunlar.

    Hiçkimseyle akıl, mantık, iz'an ve insaf sınırları dışında tartışacak değilim, okurlar ve Babıali bilsin diye zikrediyorum.

    'Kendimi savunmasız hissediyorum' demişsin, çiçek gibi köşen vardı be kardeşim!

    Ya da T&#252;rk yazarısın ama T&#252;rkçe bilmiyorsun. Belki kafan karışık.

    Yok yahu, seni mahkemeye verecek falan değilim bu çirkin sözlerinden dolayı... Ben kendimi savunmasız hissetmiyorum!

    Ben bu arkadaşa hakaret etmedim, k&#252;f&#252;r etmedim. Köt&#252; bir söz söylemedim.

    Yalnızca 'punk &#252;lk&#252;c&#252;' diye bir deyim kullandım.

    Bu deyimi ben yumurtlamış değilim, daha önce biryerlerde birileri uydurmuştu kendisi hakkında, ben oradan aldım; demek onu görmemiş, bana kızmış.

    Akıllı yavrum, &#252;lk&#252;c&#252; olmak da ayıp değildir, punk olmak da. Biri bir siyasi gör&#252;şt&#252;r, öteki bir yaşama biçimi. Haa, ben katılırım katılmam, beğenirim beğenmem, o ayrı. Ama 'hakaret' amacıyla kullanmam.

    Yaran mı var da gocunuyorsun? Utanılacak bir şeyse, niçin o gör&#252;nt&#252;y&#252; veriyorsun?

    Bir kopyasını ilettiğin istifa dilekçene elyazınla cep telefonunu, ev telefonunu eklemişsin (ya da sekretere ekletmişsin), seni arayıp öz&#252;r dilememi mi istiyorsun? &#214;lsem dilemem, ç&#252;nk&#252; öz&#252;r dilenecek bir şey yapmadım.

    Bana kin ve nefret kusan birtakım sitecilere 'yorum' adı altında abuk sabuk notlar gönderen birtakım dangalakların 'gazına' gelmek sana yakışıyor mu?

    Gazeteden ayrılmana gelince... Ona ben karışamam. Ben yönetici değilim, bu gazeteye kimin nasıl gireceği, kimin nasıl çıkacağı beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Sana 'kal' ya da 'kalma' diyebilecek olan 'merci' de ben değilim.

    D&#252;ş&#252;ncemi, yönetime değil de sana ve kamuoyuna belirteyim: Bu saçmalıklara hiç mi hiç gerek yoktu. Ayıp ettin ve de yazık ettin.

    Yoksa yazılarını gazete yönetimi genellikle çok uzun bulduğu ve kısaltmanı istediği için gazeteyle sorunun vardı da, kapıyı vurup gitmek için beni mi bahane ettin?

    Bir Internet sitesinde de senin 'duygusal bir Anadolu çocuğu' olduğun için böyle yaptığını söyl&#252;yorlar.

    Bir an önce bundan kurtulup 'mantıklı bir şehir çocuğu' olmanı samimiyetle dilerim aziz kardeşim... Ruhsal sorunların varsa da iyi bir doktor tavsiye edebilirim.

  3. #3
    Pontevedra adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-12-2005
    Mesajlar
    1,302
    Karizma Gücü
    7
    sky t&#252;rk te konuşuyor.ortalığı sallıyor bir de kanal d ye çıkarsalar..yemez ama yalaka kanallara

  4. #4
    <span style='color: #DEB887'><span class='glow_855E42'>Arandur</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-12-2004
    Mesajlar
    7,846
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Son yazısını okudum Leman dergisinde. Amerikanın g&#252;ç gösterisine dair g&#252;zel varsayımları var.
    Biyografi geleneğimiz yaşasın (GÜNCELLENDİ)

    Fotoğraf - Tiyatro - Sinema - Doğa Yürüyüşü - Nargile - Kahve - Roman


  5. #5
    Portillo_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2007
    Mesajlar
    2,022
    Karizma Gücü
    0
    severim...............
    Hacı Bayram-ı Veli Medrese Hocalığı görevinden neden istifa etti ?

    - Fen İlimleri öğretmesi engellendiği için.


    (Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) HADİS [Beyhekî]


    BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI APTALLIK - AZİZ NESİN


    Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim,bu yoldaki eserlerin tamamını okudum,hepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor aksine TAZELENİYOR

    Fransız Düşünür ROGER GARAUDY



    "Beni övmeyi bırakın; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin." (M.Kemal ATATÜRK)

  6. #6
    Th3MonsteR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-11-2007
    Mesajlar
    2,593
    Karizma Gücü
    0
    teşekk&#252;rler
    ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
    Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara ,içine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz? "Ne kadarı benim hayatım" diye soruyor musunuz? Ne adarını başkaları yaşamış benim yerime.... Ya da ben başkalarının?.. "Aynadakinin ne kadarı ben'im, ne kadarı oynadıklarım? Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine.... Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen.. Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye... Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan......

    ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
    EURO 2008
    Austria-Switzerland

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2007
    Mesajlar
    1,850
    Karizma Gücü
    0
    SkyTurkte programını kaçırmam.. Tavsiye ederim..
    T&#252;rkiyede Tek kalmış halkçı bir aydındır..

  8. #8
    Elizan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-08-2007
    Mesajlar
    1,956
    Karizma Gücü
    5
    Evet SkyTurk'teki programı bende takip etmeye çalışıyorum.
    Yorumları ve yazıları kaçırılmayacak kadar değerli

  9. #9
    _OlguN_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2005
    Mesajlar
    18,827
    Karizma Gücü
    10
    Skyt&#252;rkde izlerim
    Severim,doğru yanları çok
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ
    1923

    İLALABET !




    Kemalin Askerleri


    1919 Ruhu İle ...



    Bağımsız vekilim Kamer Genç ...




    Mes rêves guident mes pas

  10. #10
    5 dakika bekle git... <span style='color: #FFA500'>Baytar.</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-02-2007
    Mesajlar
    6,606
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    severim kendisini. çok değerli bir yazardır.

    Bekleyişler anna.
    Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.
    Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.


 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •