• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    forever and ever love @sprinc€ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2006
    Mesajlar
    1,307
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6

    EL-HÜKMÜ LİLLÂH (HÜKÜM ALLAH'l-NDIR)

    Hüküm:
    karar, kanun, yasa, kuvvet, hâkimlik, âmirlik, kumanda, nüfuz, tartışılmaz dinî kaide manalarına
    gelir. Lillâhi kelimesi "hüküm"le birlikte ele alınırsa hükmün Allah'a ait olduğunu ifade eder.
    Hüküm, hâkimiyyet, yönetim başkasına değil, ancak Allah'a aittir. Kur'an bu gerçeği önemine
    binaen birçok ayetler dile getirerek tüm insanları ve özellikle de hüküm verme yetkisini elinde
    bulunduran ve saltanatın gerçek sahibi olduğunu iddia edenleri uyarmıştır. Neden hüküm
    insanlara değil de Allah'a aittir?

    Âlemde varlık ya yaratandır; ya yaratılan. Yaratmak, bir
    şeyi yokluktan vücuda getirmektir. Varlığı vücuda getirmek için o vücuttan önce var olmak
    gerekir. Âlemde her eşyanın varlığının bir başlangıcı vardır. Her varlık, kendi varlığının
    yokluğunda var olan yaratıcı bir güce muhtaçtır ki var olsun. O yaratıcı gücün de, bir eseri
    vücuda getiren sanatkârın sanat dâhiliğine sahip olması gibi, yaratmada dâhi âlim, kudretli,
    yarattığı eşyadan daha önce var olması icab eder. Sonsuzluk ifade eden bu özellikler ise
    âlemde var olan hiçbir şeyde sınırlı güce ve hayata sahip hiçbir insanda mevcut değildir. Her
    geçen gün gücü tükenen, dehası bir başka dehânın gölgesinde kalan, bilgisi ve ömrü zamanla
    sınırlı, sultanlığı bir başkasına miras kalan, âleme hükmettiğini sandığı bir zamanda mikroskopla
    dahi görülemeyecek derecede küçücük mikroplara mağlup olan, gönlünde yer eden
    maddeciklere meftun olan kâinatın en değerli varlığı insan, bu yetenekleriyle yaratıcı
    olamazken, insanın emrine verilen eşya elbette yaratıcı olamaz. "Rabbınız Allah, işte budur.
    O'ndan başka ilâh yoktur. (O), her şeyin yaratıcısıdır. O'na kulluk edin..." (el-En'âm,
    6/102)

    Herşeyin yaratıcısı olmak, onu nihâyete kadar en iyi terbiye ve idare etmeyi de
    gerekli kılar. Ancak bu gereklilik yaratıcının lütuf ve adaletinin neticesidir, yoksa o'na
    sorumluluk ve mecburiyet yüklemez.

    Kainatın yaratılmasından bu güne eşyanın
    deveranında, sevk ve idaresinde, var ve yok oluşunda en ufak bir nizamsızlık, uyumsuzluk,
    dengesizlik ve anarşi görülmemiştir. Her gün güneş doğudan doğar; toprak ve dişiler analık
    görevini yapar; gece gündüzü takip eder, gündüz geceyi; sema ve arz canlıların yaşamasına
    elverişliliğini sürdürür "...O, yedi göğü birbiri üzerinde tabaka tabaka yarattı. Rahman'ın
    yaratmasında bir ayrılık, uygunsuzluk göremezsin. Gözü(nü)döndür de bak, bir bozukluk
    görüyor musun? Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulamaz),
    hor, hakir ve bitkin, (bir bozukluk görmekten) ümidini kesmiş bir halde sana döner" (el-Mülk,
    67/3-4)

    En küçük zerrelerden en büyük âleme kadar bütün cihan kendini yoktan
    (adem) vücuda getiren, bununla kalmayıp yok olacağı kıyâmete kadar muazzam bir ahenk
    içinde, verdiği emirlerle, sevk ve idare eden çok yüce bir sanatkârın eseridir. "Rabbınız o Allah
    'tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra (emri), Arş üzerinde hükümran oldu. (O), geceyi,
    durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun
    eğmiş vaziyette (yaratan O'dur). İyi bilin ki, yaratan ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbı Allah, ne
    uludur" (el-A 'r⃠7/54).

    Âlemi en iyi idare etmek ve idare için gerekli emirleri vermek,
    onu en iyi tanıyan biri tarafından yapılabilir. Onu en iyi tanıyan da şüphesiz onu yaratandır ki, o
    da ALLAH'tır. Karnını doyurduğu işçisine emir verme yetkisini kendinde bulan insan, kendini
    yaratan ve doyuran Hâlıkına neden emir verme yetkisini tanımasın. Kaldı ki insanın verdiği emir
    zaman zaman zulmü, sömürüyü, anarşiyi içerdiği halde, Allah'ın emri adaletin ta kendisidir. En
    adil davrandığın sandığı bir zamanda bile insan ya zaafından kaynaklanan hatalara düşer, ya
    bir grubun diğer bir grup üzerinde hâkimiyetini sağlar, ya da sınırlı bilgisiyle geleceğe yönelik
    değil, ancak içinde bulunduğu zamana göre hüküm verir ve her devirde emrindeki eksiklik
    bütün çıplaklığıyla eksikliğini ve yanlışlığını hissettirdiğinden emri değiştirmek zorunda kalır. Oysa
    ilâhî ilim geçmiş ve geleceği kuşattığından (İlahlığın gereği) O'nun verdiği emir tümüyle adil,
    cihanşümul ve mükemmeldir. Ayrıca yaratma gücüne sahip olan Allah, kullarının emir vermedeki
    zaaflarını ve eksikliklerini bildiği için, dünya ve ahiret saadetlerine teminat olarak emir verme
    yetkisini de kullarına değil kendisine tahsis etmiştir.

    Bu kâinatta hüküm; "Yalnız
    Allah'ındır" (Yûsuf, 12/40, 67); ''Hüküm O'nundur" (el-Kasas; 28/70, 88); ''Artık hüküm yüce
    ve büyük Allah'ındır" (el-Mü 'min, 40/12); "Hüküm vermek Allah'a âittir" (es-Sûrâ, 47/10),
    "Hüküm veren Allah'tır"(er-Ra'd, 17/41); "Hüküm vermek yalnız Allah'a âittir'' (el-En'âm,
    6/57); "Doğrusu hüküm yalnız O'nundur" (el-En'âm, 6/62) ve daha birçok âyette de belirtildiği
    gibi Allah'ındır.

    Yüce Allah'ın, insanları ve cinleri ancak kendisine kulluk etsinler diye
    yarattığını (ez-Zariyat, 51/56) ifade ettiği ayet-i kerimeden insanın ve yaratılma gayesinin kulluk
    = emir alma ve emre itaat etme olduğunu öğreniyoruz. Aksine hareket eden insanın kendi
    yaradanını inkâr ve O'na isyan etmesi onu elim bir azaba sürükler. Bu inkâr ve isyanı
    cümlesinden olarak, insan Allah'ın hükümlerinin yetersizliğini ileri sürse ve o yasaların peşine
    düşerek geri çevirmeye çalışsa dahi buna güç yetiremez. Çünkü, "Hüküm veren Allah 'tır,
    O'nun hükmünün arkasına düşüp O'nu geri çevirecek yoktur." (er-Ra'd, 13/41).

    O'nu
    hükmünden geri çevirecek insan bulunmadığı gibi hükmüne ortak olacak, hükümleri beraber
    koyacak O'na eş bir varlık da yoktur. Çünkü "O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez."
    (el-Kehf, 18/26) Buna rağmen insan kendince Allah'ın hükümlerini yetersiz bulur, kâinatı kudret
    elinde bulunduran yüce Mevlâ'ya ortak olmaya kalkar ve kendisi hükümler koyar. Kendi
    koyduğu hükümleri (yasaları) de zaman değiştikçe değiştirmek zorunda kalır. Halbuki "Allah,
    hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil mi(dir)" (et-Tîn, 95/8) O'nun koyduğu hükümler
    kıyamete kadar ebedî olarak kalıcıdır. Ve "O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır" (Yunus, 10/109;
    el-A'râf,7/87, Yusuf, 12/80). Hem "İyice bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm
    veren kim olabilir?" (el-Mâide, 5/50).

    Allah'ın hükümlerini bilmekle herşey bitiyor mu?
    "Hayır, Rabbın hakkı için onlar aralarında çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin
    verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan (verdiğin hükme gönül hoşluğu ile razı
    olup) tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar" (en-Nisâ, 4/65).

    Cenâb-ı Hak,
    Peygamber Efendimize ve onun şahsında inananlara şu ültimatomları vermiştir: "Aralarında
    Allah'ın indirdiği ile hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların, Allah'ın indirdiği şeylerin bir
    kısmından seni şaşırtmalarından sakın. Eğer dönerlerse bil ki Allah bazı günâhları yüzünden
    onları felâkete uğratmak istiyordur. Zaten insanlardan çoğu yoldan çıkmışlardır" (el-Maide
    5/49): "(Ey Rasûlüm), sana her ne vahyediliyorsa ona tâbi ol. Allah hükmünü verinceye kadar
    sabret. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır" (Yûnus: 10/ 109)"; "(Ey Rasûlüm), biz sana kitabı
    gerçek ile indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin. (Sakın)
    hainlerin savunucusu olma" (en-Nisâ, 1/105) ve "(Ey Rasûlüm) O halde Rabbının hükmüne
    sabret ve onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme" (el-İnsan 76/24); "İnkâr
    edenler sana gelip de başka hüküm verenler aradıkları zaman onlara deki: "Allah, size kitabı
    açıklanmış olarak indirmiş iken ben Ondan başka bir hakem mi arayayım?" İnanmışlara gelince,
    kendilerine kitap verdiklerimiz o (Kur'an)'ın gerçekten Rabbın tarafından indirilmiş olduğunu
    bilirler; onun için hiç kuşkulananlardan olma" (el-En'am, 6/114).

    Peygamberler Allah'ın
    indirdiği hükümlerle hükmederler ve onlar haksızlık yapmazlar. Allah'ın hükmünde haksızlık
    yoktur ama zâlimler kendilerine haksızlık yapılacağını zanneder ve korkarlar. Allah'ın onlara
    cevabı serttir. Allah şöyle buyurur: ''Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe mi ettiler?
    Yoksa Allah'ın ve Rasûlünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır onlar
    zâlimlerdir" (en-Nur, 24/50).

    İnsanlar, İslâm fıtratı üzere doğmalarına rağmen yasayış
    biçimlerine göre mümin, münafık ve kâfir statüsüne tâbi olurlar. Allah'ın hükümleri sözkonusu
    olunca "Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman inananların sözü
    ancak işittik ve itâat ettik' demeleridir (Başka bir şey demeleri, itiraz etmeleri imanla
    bağdaşmaz). İşte umduklarına erenler bunlardır'' (en-Nur, 24/51). Ama bir zamanlar, "İnsanlar
    bir tek ümmet idi. Allah, peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, anlaşmazlığa
    düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsin diye o peygamberlerle beraber gerçekleri
    içinde taşıyan kitap indirdi. Oysa kendilerine kitap verilmiş olanlar kendilerine açık deliller
    geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o (kitap hak)ında anlaşmazlığa düştü(ler).
    Bunun üzerine Allah kendi izniyle inananları, onların üzerinde ihtilâf ettikleri gerçeğe iletti. Allah
    dilediğini doğru yola iletir" (el-Bakara 2/213). Peygamber (Hz. Şuayb) de bu konuda şunları
    söylüyordu: "Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise,
    Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin, O, hükmedenlerin en iyisidir" (el-A 'râƒ
    7/87).

    Yahudilerin de; "İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni
    nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüyorlar (verdiğin hükme razı olmuyorlar). Onlar
    inanıcı değillerdir." (el-Mâide 43) ayetinden anlaşıldığı gibi Allah'ın hükmüne tâbi olmadıklarını
    görüyoruz. Diğer insanlara gelince "Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulune
    çağırıldıkları zaman hemen onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hüküm kendi lehlerine olursa it&t
    ederek gelirler. (en-Nur 24/48, 49). Benû Kurayza yahudilerinden bir grubun, zina eden Hayber
    yahudilerinden iki kişi hakkında hükmüne müracaat ettikleri Hz. Peygamber, Tevrat hükmünce
    onların taşlanması (recmedilmesi) gerekeceğini söylemişti. Yahudiler, "Tevrat'ta böyle bir
    hüküm yoktur" dediler. Gerçeği bildikleri halde Hz. Peygamber'in (s.a.s) recmden başka ceza
    vermesini istiyorlardı. Cenâb-ı Hak meseleye ışık tutan ayetinde şöyle buyuruyor: "Ey
    Peygamber, kalpleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla 'inandık ' diyen (münafıklarla)
    yahudilerden o küfr içinde koşuşanlar seni mahzun etmesin. Onlar durmadan yalan dinleyen,
    senin huzuruna gelmeyen diğer bir kavim (Hayber yahudileri) hesabına casusluk edenler
    (Kureyza oğulları)dır. Kelimeleri (Allah tarafından) yerlerine konulduktan sonra bir tarafa atarlar
    (Zina eden evliler hakkında Tevrat'ta bulunan hükmü değiştirirler); ve 'Eğer size şu (fetvâ)
    verilirse onu alın, şayet o verilmezse onu (kabul etmekten) çekinin' derler...'' (el-Maide,
    5/41)

    Göklerin ve yerin mülkünün, saltanatının Allah'a ait olduğunu (el-Mâide, 5/40)
    bilen ve mülk sahibinin kendi mülkünde hâkim olduğuna inanan müminler, ihtilâf ettikleri her
    problemin çözümünü Allah'a ve Resulune ***ürürlerken (en-Nisâ, 5/59), Kur'an'a ve diğer
    ilahı kitaplara inandıklarını iddia edenler ise "tâğutların önünde muhâkeme olunmalarını isterler.
    Oysa onları tanımamakla emrolunmuşlardı..." (en-Nisâ, 4/60) İşin gerçeği; ayrılığa düşülen
    herhangi bir şeyde hüküm vermek Allah'a aittir (eş-Şûrâ, 42/10).

    Bir kısım insanlar
    Allah'ın hükümlerini sadece dilleriyle kabul ederler de gönülleriyle ve fiilleriyle kabul etmezler.
    Bunlar hakkında Allah'ın hükmü: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler, zâlimler ve
    fasıklar onlardır. " (el-Mâide, 5/44, 45, 47) İnsanlar Allah'ın indirdikleriyle hükmetseler de,
    hükmetmeseler de "O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. İlkte de, sonda da (dünyada
    da ahirette de) hamd O'na mahsustur" (el-Kasas, 28/70); "Hüküm de O'nundur ve O'na
    döndürüleceksiniz" (el-Kasas, 28/88).

    Dünyada iken O'nu inkâr edenler de, inkâr
    etmeyenler de, zâlimler de, mazlumlar da O'na döndürüldükten sonra "O gün mülk Allah'ındır.
    (O) onların aralarında hükmeder" (el-Hac, 22/56), (el-En'âm, 6/57, 62).

    Kâinatın,
    yüksek değerinden, "Biz insanı en güzel şekilde yarattık" (et-Tîn, 95/4); "Andolsun biz
    insanoğullarını şerefli kıldık..." (el-İsrâ, 17/70); "Allah'ın göklerde olanları da yerde olanları da
    buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez
    misiniz?" (Lokman; 31/20, er-Ra'd, 14/2, el-Hac, 22/65), İbrahim, 14/32, 33, en-Nahl, 16/12,
    14) gibi ayet-i kerimelerde Yüce Allah insanı diğer yaratıklara üstün kıldığını anlatıyor.

    Bir
    toplum aklı gideren içkiyi; nesli soysuzlaştıran zinayı; dini dejenere eden ve hiçe sayan hurâfe
    ve küfrü; canı ucuzlatan anarşi ve terörü (gerçek anarşi Allah'ın sistemine karşı gelmektir); malı
    yok eden *****, rüşvet ve israfı meşru görür, haklının değil kuvvetlinin yanında yer alır bunları
    da beşeri sistemlerinin müsâmaha ve müsaadeleri gölgesinde yaparsa, hiçbir şeyin güvence ve
    teminatı sözkonusu olamaz. Beşerin insanca yasayabilmesi, adaletinden zerrece şüphe
    edilmeyen Allah'ın hükümlerine bağlı kalmakla mümkün olabilir. Çünkü O "hükmedenlerin en iyi
    hükmedeni değil midir?" (et-Tîn, 95/8).
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    ๘۩ GΣM!П! ๘۩ฬฬฬ.tüгкŦ๏гย๓.ภєt<a href=http://i44.tinypic.com/5155kp.gif target=_blank>http://i44.tinypic.com/5155kp.gif</a>

  2. #2
    iai77 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    60
    Karizma Gücü
    0
    "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:

    Anayasa`nın 1. Maddesi :
    Devletin Şekli Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

    Anayasa`nın 2. Maddesi :
    Cumhuriyetin Nitelikleri Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

    Anayasa`nın 3. Maddesi :
    Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
    Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
    Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
    Başkenti Ankara'dır.

    Anayasa`nın 4. Maddesi :
    Değiştirilemeyecek Hükümler Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."


    Bu hatırlatmadan sonra sorayım,
    Bir teklifiniz mi vardı bayım?

  3. #3
    mindtrick adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-05-2006
    Mesajlar
    830
    Karizma Gücü
    0
    abi h&#252;k&#252;m Allahındır diyo ki bunun T&#252;rkiyenin rejimiyle alakası yok. Allah dilemezse hiç bişe olmaz, her şey Allahın dilemesiyle olur anlamına geliyo. rejimi nerden çıkardın ?

  4. #4
    iai77 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    60
    Karizma Gücü
    0
    İlgili kişinin diğer siyaset içerikli mesajlarından. Eğer bu mesajının rejimle ilgisi yoksa, sorun yok, benim mesajım kuşkucu bir mesaj olarak kalır orada.

  5. #5
    xlper adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-09-2006
    Mesajlar
    116
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı iai77 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:

    Anayasa`nın 1. Maddesi :
    Devletin Şekli Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

    Anayasa`nın 2. Maddesi :
    Cumhuriyetin Nitelikleri Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

    Anayasa`nın 3. Maddesi :
    Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
    Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
    Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
    Başkenti Ankara'dır.

    Anayasa`nın 4. Maddesi :
    Değiştirilemeyecek Hükümler Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."


    Bu hatırlatmadan sonra sorayım,
    Bir teklifiniz mi vardı bayım?

    Bana bir Demokratik bir cumhuriyet gösterinki 80 yılının 40 yılı askeri darbeyle geçsin,yine bana söyleyin,hangi millet bir gece önce okur yazar iken,sabaha cahil uyansın,devam edelim;
    Öyle bir milletki,eşcinsel evliliklerin serbest olması tartışmalarına tanık olsun,gençleri,kiliseyle cami arasına sıkışsın,ahlaksızlık,cinayet,zina,rüşvet,uyuşturucu kullanma yaşı 11-12ye insin,televizyon yıldızları rating uğruna garibanların donunu indirsin,annemi öpermisin yarışmalarında hertürlü rezil dialoglara tanık olsun,sabahta o programlara küfretsin,inancından dolayı biricik yavruları okuyamasında o orada baka kalsın,17 yaşına kadar büyüttüğün çocuğun sevgilisiyle ,seni uyurken doğrasın!....................... Bana bir rejimin tıkanması için başka nedenler sayabilirmisiniz bayım?Bu millet çıldırmanın eşiğine geldi bayım!............
    İstesenizde istemesenizde İnsanoğlu mekanik robotlar değildir.Aynı zamanda maneviyatlada beslenir.Bir milletin manevi ihtiyaçlarına engel olacak,veya devlet olarak bu ihtiyacın giderilmesine yasal yollardan engel olacak,sonrada ortaya çıkan tabloya (bknz;yukarıya ve gazetelerin 3. sayfalarına)hayret edeceksin.
    Yazık ama çok yazık.2001 Mali krizinde bu millet Arjantin gibi olmadıysa,bir nebzede olsun aile hayatının gücündendir.Buda bu milletin düşmekte olan son kalesidir.İyi tahlil edelim sözlerimi.

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    06-09-2005
    Mesajlar
    258
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı xlper tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bana bir Demokratik bir cumhuriyet gösterinki 80 yılının 40 yılı askeri darbeyle geçsin,yine bana söyleyin,hangi millet bir gece önce okur yazar iken,sabaha cahil uyansın,devam edelim;
    Öyle bir milletki,eşcinsel evliliklerin serbest olması tartışmalarına tanık olsun,gençleri,kiliseyle cami arasına sıkışsın,ahlaksızlık,cinayet,zina,rüşvet,uyuşturucu kullanma yaşı 11-12ye insin,televizyon yıldızları rating uğruna garibanların donunu indirsin,annemi öpermisin yarışmalarında hertürlü rezil dialoglara tanık olsun,sabahta o programlara küfretsin,inancından dolayı biricik yavruları okuyamasında o orada baka kalsın,17 yaşına kadar büyüttüğün çocuğun sevgilisiyle ,seni uyurken doğrasın!....................... Bana bir rejimin tıkanması için başka nedenler sayabilirmisiniz bayım?Bu millet çıldırmanın eşiğine geldi bayım!............
    İstesenizde istemesenizde İnsanoğlu mekanik robotlar değildir.Aynı zamanda maneviyatlada beslenir.Bir milletin manevi ihtiyaçlarına engel olacak,veya devlet olarak bu ihtiyacın giderilmesine yasal yollardan engel olacak,sonrada ortaya çıkan tabloya (bknz;yukarıya ve gazetelerin 3. sayfalarına)hayret edeceksin.
    Yazık ama çok yazık.2001 Mali krizinde bu millet Arjantin gibi olmadıysa,bir nebzede olsun aile hayatının gücündendir.Buda bu milletin düşmekte olan son kalesidir.İyi tahlil edelim sözlerimi.
    Türkiye'de çoğu şeyin yolunda gitmediği aşikar,ahlak dejenarasyonu da zaten yıllardır olan birşey,ama bu problemler sadece maneviyatla alakalı değil, daha bir çok etken var en önemlisi ekonomik ve kültürel etkiler,küreselleşmeden kaynaklanan etkiler vs.

    Bir de şu söyleminiz nedir? millet bir gecede cahil bırakılmış! arap alfabesini bütün millet şakır şakır biliyordu sanki!

    Diğer etkileri yok sayalım sadece,ahlaki-manevi yönünü ele alalım, bu ülkede maneviyat engelleniyormu? üniversiteye türbanla girilemeyince, ülkenin top yekun maneviyatı mı bozuluyor? veya memurlar devlet dairesinde sünnete uygun sakal bırakamayınca o adamın dini elden mi gidiyor? birden ahlakı mı bozuluyor? devlet yasal yollardan manevi ihtiyaca engel mi oluyor? nedir bu yasa hangisidir?

    Anayasının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri mi engeliyor maneviyatı? bunlarla enerjimizi tüketmek ne kadar boş, alternatifiniz nedir? İslam mı? İslam bir yönetim biçimimidir? öyleyse hangi İslam? sunni mi? şii mi?
    irandaki mi? arabsitandaki mi? dünyada Allahın hükmüyle hüküm süren bir sistem mi var? varsa nerde? geçmişi özlüyorsanız,geçmişte ahlaksızlık olmuyormuydu? hem geçmişteki sistem ne kadar İslamiydi? sorular çoğaltılabilir..

    Şu dini inançları, yönetime siyasete malzeme yapmasak ne kadar iyi olucak, hem yönetim hem de din adına! İslam da ki hükümler inanan insanları ilgilendirir, devleti değil! devletin dini olmaz, dinin devleti olmaz!

    Din ne zaman siyasete karıştı, işte ondan sonra ayrılıklar mezhepler meydana çıktı, daha fazla bölünmenin alemi var mı?

  7. #7
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Din ne zaman siyasete karıştı, işte ondan sonra ayrılıklar mezhepler meydana çıktı, daha fazla böl&#252;nmenin alemi var mı?

    tamamen yanlış , siyaset dine karıştığında esas karışıklık oldu , birbirini kafirlikle suçlamalar ortaya çıktı.Ehli s&#252;nnet birbirini kaflrlikle suçlamaz ama siyasi yönden Hz. Ali ile ilgili konuda Şia ortaya çıktı.Halifeliğin Hz. Ali nin hakkı olduğunu iddia ettikleri için hem hadis uydurdular hem de Kuran ayetlerinin sahabe tarafından saklandığını söylediler.Haşa sahabeden bazıları Hz. Ali nin velayeti hakkındaki ayetleri sakladılar.Şia ya göre Hz. Ali de şu anki Kuranın 3 misli Kuran vardı.Aynı çekilde Hariciler tam da arkadaşın verdiği ' H&#252;k&#252;m Allah ındır ' ayetine dayanarak hakem olayına karışan herkesi ( Hz. Ali de dahil ) kafir ilan ettiler.Madem ' H&#252;k&#252;m yalnız Allah ındır ' hakem olayında kimse h&#252;k&#252;m veremez mantığı ile hakem olayına karışan herkesi kafir saydılar.Hz. Ali de hakem olayında verilen h&#252;km&#252; kabul ettiği için Onu da kafirlikle suçladılar.Aslında sırf bu olay bile Kuran daki ayetleri kendi kafamıza göre yorumlamamızın g&#252;zel bir örneğidir.Allah ın Kuranı Kerimde açıklamadığı , h&#252;k&#252;m vermediği olay yoktur , sadece Kuran bize yeter demenin sonucu ,Kuran da hakkında ayet olmayan herhangi bir olayda h&#252;k&#252;m veren bir kişiyi kafirlikle suçlamaya kadar gider.Ama yine Kuran da ki emirler doğrultusunda ;

    “Resul size neyi verirse alın, size neyi yasaklarsa ondan kaçının”Haşr/ 7 .ayet

    “Allah ve Res&#251;l&#252; bir konu hakkında h&#252;k&#252;m verince, inanmıs bir erkek ve kadının kendiliklerinden seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Res&#251;l&#252;ne karsı gelirse, apaçık bir sapıklığa d&#252;sm&#252;s olur.” (Ahzab 36)
    Nisa 59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa d&#252;şt&#252;ğ&#252;n&#252;z takdirde, Allah’a ve ahiret g&#252;n&#252;ne gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Res&#251;l&#252;ne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha g&#252;zeldir.

    karşımıza çıkan olaylarda veya h&#252;k&#252;m verilmesi gereken konularda h&#252;k&#252;m verilirse Allahın emirlerine uymuş oluruz.Kimsede salt bir ayete dayanarak ,diğer ayetleri görmezden gelerek başkasını kafirlikle suçlamış olmaz.


    Arkadaşın diğer yazdıkları ise, m&#252;sl&#252;man olup Allah ın emirlerine uyup uymama hakkında en ufak fikri olmayan birisine ne söylense boş olacağı için cevap vermeye bile gerek yok.


    Selam ve dua ile,
    Bu mesaj en son " 11.09.06 " tarihinde saat 10:17 itibariyle student tarafından düzenlenmiştir... Neden: yanlış kelime düzeltmesi

  8. #8
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    İslam dininde devlet, sosyal ve ekonomik d&#252;zen ile ilgili getirilmiş olan her esas akla ve mantığa uygundur. Sözgelimi İslam faizi yasaklamıştır. Bug&#252;n de faizin kapitalizmin en g&#252;çl&#252; silahı olduğu aşikardır. Antik Yunan Filozofu Aristoteles dahi faize karşı çıkmıştır ki din ile hiçbir alakası yoktur. Tamamen akli sebeplerle. Şimdi böylesine bir durumda kalkıp ben faizi yasaklıyorum desen adamı şeriatçı ilan ederler. Ne o ya yobaz mısın? Hayır yobaz değilim, tamamen aklın ve mantığın gereklerini yerine getiriyorum. Buradan söylemek istediğim şey Allah'a ait olan h&#252;k&#252;mler kesinlikle doğrudur. Akla ve mantığa da uygundur.

    Not1: Faiz örneği dilediğiniz kadar çoğaltabilirim.
    Not2: Muhakkak Allah(C.C.) h&#252;k&#252;mlerinde insanoğlunun yeterince kavrayamadığı daha ne h&#252;k&#252;mler vardır.

  9. #9
    Misafir Balaban_Pasa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-11-2005
    Mesajlar
    2,824
    Karizma Gücü
    0
    İslam dininde devlet, sosyal ve ekonomik d&#252;zen ile ilgili getirilmiş olan her esas akla ve mantığa uygundur.

    Keşke bazı sezgiciler de yobazlarda anlasa bunu.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •