Yorganı üzerinden at…
Telefon çalıyor… Sabahın sekizi…
Yeşil tuşa bas… Sonra kırmızıya… Yada boş ver… Direkt kırmızı…
“Hangi günde olduğumuzu hatırlayan var mı”…. Parmak kaldırıp, söz alan yalnızlardan birisi sesleniyor arka sıralardan; “bugün Pazar…”
Çıplak ayaklar, terliği dün gece nereye fırlattığını unutmuş bir düşünsel başlangıç.
Kahvaltıyı hazırla… Sahanda kır iki sessizliği…
Kimse kapımın önüne gazete bırakmaz, kapıcı ne ekmek alır ne başka bir şey, kapısı yoktur gölgenin, damarlarında bir başınalık dolaşır, mahmurluğum al-yuvarlanır…
Geçtiğimiz hafta, aynı yerde aynı anda başladığın tatil günüm. Stresler torbalanmış, çöp tenekesi, geri dönüşüm kutusu ve yaşamı formatlayan tüm komutlar hazırlanmış.
Yorganı üzerinden at!...
Kapı çalıyor… Sabahın sekizi…
“Hangi dünde olduğumuzu hatırlayan var mı?” Parmak kaldırmadan söz alan ön sıralardaki hınzır bakışlı anı sesleniyor; “Dündü Pazar…”
Birisi kahvaltıyı hazırlamış, gazete masanın üzerinde duruyor, bergamut kokusu sarmış evin her yanını, çayım düşte demleniyor… Televizyonun etrafına saçtığım dvd ler toparlanmış, yerlerde gezen küçük yastıklar koltuğun üzerine muntazam bir şekilde dizilmiş, yarın yıkarım diye lavabonun kenarında bekleyen bulaşık tayfası, sepetin içine pırıltılarla dizilmiş…
Hayret… Terlikler bile yatağın kenarında duruyor…
Fakat yatağın içindeki ben değilim ki?...
Yorganı üzerine çek!!! Düşün hatları karışmış… Yalnızlık, çık aradan artık…
siy@h


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


