Hayat dediğiniz nedir? Bir tutam çubuk kraker olabilir mi? Büyük ihtimalle, her ısırışta katır kutur yere dökülen hamur parçalarının ne olduğuna bakmaksızın yaşadığımız, belki de üzerine basıp geçtiğimiz, olmadı, makineyi açıp süpürdüğümüz. Makine açmaz mısınız? Olsun pasaklılıkta bir meziyet olsa gerek. Çünkü ben makine açmayı unutalı yüzyıllar oldu. Doğum tarihime bakıpta aldanmayın sakın, benim doğduğum günlerde, henüz bu internet denen melun yaratık icat olunmamıştı. O zamanlar, prensesler yüzyıllık uykulara dalıp, kulelere hapsediliyor, onları kurtarmak için ejderhalarla savaşılıyordu. Anlayacağınız, sevgi dibine kadar hak edilip yaşanıyordu.
Geçmiş zaman işte. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Bir masal ülkesinde yaşıyormuş gibi anlatıyor olmak, sevgiyi küçültür, acizleştirir mi sizce? Artık ilişkiler, sert yaşanmalı. Karşılıklı falsolar verilmemeli. Verildiği anda karşısındakinin eline geçecek kozlardan korkan ilişki insanları, paranoyaklığın diplerinde yüzüyorlar. Üstelik ayaklarına bağladıkları toplumsal saçmalıkların ağırlığı ile. Hadi bakalım alın nefes alabiliyorsanız. Bir de akciğerleriniz varsa yandınız. Ya ayağınızı kopartacak, kan kaybından bitik düşeceksiniz ya da son oksijen baloncuğunuz bitince külçe gibi yığılıp, toplumda önemli yerleri olduğunu sanan zavallı yaratıklara yem olacaksınız.
Sevgi, her şey ile bağdaşabilen yegane duygu. Nefret ediyor olduğunuzu iddia etseniz dahi hep söylemişimdir insan ancak sevgi duyduğu varlığa karşı negatif hisler besleyebilir. Bir şekilde çektiğini inkar etmeniz faydanıza mı, yoksa söz ağızdan bir kere çıkar mantığına mı dayanır bilemem. Ancak insanoğlunun oyunlarına da akıl sır erdirmek pek mümkün değil. Sevgi; nefreti, düşmanlığı, kıskançlığı aslına bakarsanız kötü olarak nitelendirdiğimiz öyle çok duyguyu ortaya çıkartıyor ki. Bakıp anlamamak, anlayıp anlamıyormuş gibi davranmak bir oyunun parçası gibi.
Sevgiyi cinsellik ile bir kaba koymamaya özen gösterenlere ne demeli. Karşı cinse duyduğumuz her duygunun aslında dokunmakla arttığını, dokunma eyleminin, bunu düşünmenin bile cinsellik olduğunu anlayamayan zihniyetlere anlatması ne zor. Karşındakini bir kalıba sok. Kendi kokmuşluğunu ekle. İçi dışı jöle kıvamına geldiğinde kalıptan çıkart. Pelteleşmiş bir beyne sahip olamadığını düşünüyorsanız, birkaç sopa darbesi, tam omurilik soğanının üzerine. Size ne verirseniz alır hale geldiğini anlamanız için, eblek eblek bakan bir çift gözü görmeniz yeterli.
İşte size sevgi. Yarattığınız sevgi. Yaratmak Allah’a mahsus diyorsanız, kibrit kutusuna sıkıştırılmış milyarlarca hücre dersiniz olur biter. Nasılsa kalıp sizin kalıbınız. Ama cinsellik olmaz. Sevgi, Ferhat ile Şirin’in sevgisi gibi olmalı. Cefa çekmeli, kendini yırtmalı, belki kapalı odalarda kendi kendini tatmin etmeli, ama sevgi asla sevdiğiniz varlığın eline dokunmamalı, dudaklarından öpmemeli, aynı anda çırılçıplak kalıp sevişmemeli. Pehhh...
Oysa insan en saf hale çıplak kaldığında geliyor. Bakınız; doğduğunuz gün. Bakamıyorsanız bakanlara sorun anlatırlar. Saflıktan, açıklıktan korkan mahluklara nasıl dönüşüyoruz bileniniz var mı? Ara sıra kafama takılan bir sorudur bu. Toplum demeye dilim varmıyor. Herkes bunun arkasına saklanırken, sizinde arkasına geçip sapık muamelesi görmenize lüzum yok.
İnsan kendi evini örüp bitirdiğinde (ki bunun süresi çocukluk ve gençlik dönemine rastlıyor), güneş ışığının içeriye girmesini sağlayacak bir boşluk bırakmayı unuttuğunu fark ettiğinde (ki bu da artık orta yaş dönemine işarettir) elinde fazla gelmiş bir tuğla ile kalakalıyor. Hadi çık çıkabilirsen. Kıracak bir alet edevatta yoksa etrafta, ömür çürüttüğünüz mezarlarınızı ellerinizle inşa etmiş oluyorsunuz. Anıt mezarlarınızı sırtınızda yaşayarak dolaşmak, omuzlarınızı ağrıtıyor mu? Benim ağrıtırdı ne demeli zaten kireçlenmem var.
Hayat kısa diyoruz ama sevmiyoruz. Yarına çıkacağımıza senet mi verdiler diyoruz, e yine sevmiyoruz. Herkesi eleştiriyoruz, kendimize kıyamıyoruz. Ya da aslında kendimize mi kıyıyoruz da bihaber yaşıyoruz...
Selametle.
Çiğdem Ağbulak/pirasa


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
Siz yeter ki okuyun

