Bilmeyen anlayamazdı, sevdanın son demlerindeki çırpınışlarını. Yaşamak gerekirdi. Dostları olduğunu söyleyen insanlar gelip evine, bir şeyler anlatıyorlardı. Dudakları kıpır kıpır, tükürükler saçarak etrafa mırıldanıyorlardı.

“-Bırak oğlum üzülmeyi, belliydi zaten baştan biteceği.”
“-Yaramazdı o kız, yatıp kalkmadığı kalmamıştı.”
“-Gözü hep yüksekteydi zaten, iyi oldu bittiği.”

Seslerini duymak istemeyen gözleri, duvarda eskimeye yüz tutmuş resme takıldı. Büyücek bir ağacın altında tek başına oturan adam, güneşin batışını ya da doğuşunu izliyordu. Bir kuş kanat çırparak ağaca doğru ilerliyor, topraktan yeni çıkmakta olan tohumun gürültüsüne irkiliyordu adam. Sonra bir sincap belli belirsiz hareketlerle, etrafını kokluyor, arkasından yaklaşmakta olan fırtınayı hissedebilmek için sağı solu inceliyordu gözleriyle. Uçurumun kenarındaki adam ayağa kalkıyor, kuşa, sincapa, ağaca bir selam çakıp yüzündeki kederi ellerine bulaştırarak bırakıyordu boşluğa kendini.

“-Hadi kalk, böyle eve kapanıp kalmakla hiçbir şey düzelmeyecek.”
“-Üzerine doğru düzgün bir şeyler giyin, biraz hava alalım.”
“-Rezalet durumdasın, saç sakal birbirine karışmış hale bak, dağdan mı indin diye dalga geçecekler.”

Zorla götürüldüğü banyonun aynasında tanıdık bir yabancıyla karşılaşınca durakladı.

“-Selam.”
“-....”
“-Bıraktığım yerde kalmışsın yine, bir adım ilerleme kay dememişsin dostum.”
“-....”

Yüzüne sürdüğü köpüğün kayganlığına karıştı elleri. Gözlerini tanıdık yabancıdan uzak tutarak, jiletin soğuk ve keskin yüzünü yanağına değdirdi. Derin bir kesik oluştu. Beyaza karışan kırmızı sıvı, yüzünde yol çizerek çenesinin altında sallanmaya başladı. Düşmemesi için bir neden yoktu oysa...

“-Yüreğinin kanayan yarası yanında hiçbir şey ifade etmeyen şu kesik, seni sen yapan her şeyi elinden alıp götürdüğünde mutlu oluyorsun değil mi hala?”

Parmakları sallanmakta olan damlanın düşüşünü hızlandırmak için harekete geçmişti. Bakmaktan korktuğu tanıdık yabancı, dönüp arkasını yürümeye başladı. Adam hüznüne sardığı yarasının kanayan yerini alıp eline, girdi içine aynanın. Banyonun yarı aralık kapısından salonda uzun uzun seyrettiği resmin yansımasını görebiliyordu. Ağaç tek başına sessiz ve sakin güneşe karşı uçurumun kenarında bekliyordu. Kaç asırdır oradaydı ve daha kaç asır orada olacaktı?

Adam elindeki yarayı göğsüne bastırdı. Büyücek ağacın altında tek başına oturmaya başladı. Güneşin batışını yada doğuşunu izliyordu. Bir kuş kanat çırparak ağaca doğru ilerledi, topraktan yeni çıkmakta olan tohumun gürültüsüne irkildi adam. Sonra bir sincap belli belirsiz hareketlerle, etrafını koklayarak arkasından yaklaşmakta olan fırtınayı hissedebilmek için sağı solu incelemeye başladı gözleriyle. Uçurumun kenarındaki adam ayağa kalktı, kuşa, sincaba, ağaca bir selam çakıp yüzündeki kederi ellerine bulaştırarak bıraktı boşluğa kendini.

Çiğdem Ağbulak/pirasa