• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Yeliz yLz` adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2005
    Mesajlar
    2,326
    Karizma Gücü
    0

    Gülümsemeyen Tanrı

    Boş bir oda. Penceresi yok. Yeşil bir rüya gibi. Etrafını saran küf kokusu ciğerlerini emiyor. Kıvırcık, kısa, zifiri siyah saçları var. Üzerindeki beyaz elbise, odanın rengine bürünmüş. Bir sis bulutunun içinde yolunu bulmaya çalışır gibi. Bir adım atıyor, bir adım daha. Sağ ayağı, sol ayağını takip etmiyor.

    Karşısındaki duvara dayalı, sırları dökülmüş boy aynasını fark ediyor. Ayna içinde bir yabancı barındırıyor. İlerliyor. Daha belirgin. Kenarları altın yaldızına boyanmış, oymalı. Sırlarını kaybedeli beri, unutulmuş belli.

    Karşısında durup içini seyrediyor.

    Kadın kedere bulamış gözlerini. Ağlayacakken susturulmuş. Suratında, sessizliğin derinine gömülmüş çığlığın, bir tarafı kesen izi duruyor. Kanamıyor, ağlamıyor, susuyor... Gülmeyi unutturmuşlar sanki. Sevecekken itilmiş, gidecekken kalmaya, koşacakken yürümeye zorlanmış...

    Gözlerini birbirinden ayırmadan, içini seyrediyor. İçi dışına çıkmışta kimse fark etmemiş. Öfke duymayan bir beden olabilir mi? Bu gözler öfkelenmeyi bilmiyor. Aynaya bakan kadın, gülümsüyor. Dudaklarının pembemsi kıvrımları, hafifçe yukarıya doğru kalkıyor. Göz kapaklarının kenarları kırışıyor. Yüzü aydınlanıyor. Merak duygusu kabarmış. Kendini seyretmekten bu kadar hoşlanacağı aklına gelmemiş olsa gerek.

    Elini uzatıp dokunuyor. Parmak izleri bulandırıyor aynanın sabitliğini. Kadın dalgalanmaya başlıyor. Gülümseme sökülüp atılıyor yüzünden. İlk kez korkuyu hissediyor. Gözleri meraktan çok endişe dolu. Ateşler yanıyor... O ilk gün gibi...


    Elindeki kırmızı kalemi, kalemtıraşın içine sokup çevirmeye başladı. Durmak için sebebi olmaması mı, yoksa tahtanın o bildik hışırtısı mıydı onu çekerek içine hapseden bilmeden, döndü, döndürdü.

    “Seda, hadi dışarıya çıkalım.”

    “Keyfim yok, hem güneşte tepede. Bu öğlen sıcağında çıkmak istemiyorum.”

    Çenesini dayadığı masanın üzeri, rulo haline gelmiş bir yığın kalem artığı ile doluydu. Radyoda çalan şarkıya takıldı bir an... “... borçlusun sen yaşamın kendisine...”

    Kendi kendine tahammül edemeyip, derin bir üfff çekti. Yapacak fazlada bir şeyi yoktu. Başını masadan kaldırıp, mutfağa doğru yollandı. Lavabonun içi bulaşık doluydu. Göz ucuyla bakıp buzdolabına yöneldi. Kapağı açtı. Soğuk parmak uçlarına kadar işlemişti. Titredi...

    “Seda?”

    “Sedaaaa, uyansana kızım.”

    “Hı”

    “Şükür aramıza döndün, kapat şu kapağı da gel.”

    Orada ne kadar durduğunu bilmiyordu. Salona doğru yürüdü. Birkaç arkadaşı gelmiş oturuyorlardı. Konuşmadan yere çöküp, bacaklarını uzattı. Sırtını saman sarısı koltuğun önüne dayadı. Havanın bunaltıcı sıcağına aldırış etmek istemese de göğüslerinin arasından akan ter damlacıklarının akmasına engel olamıyordu. Çoraplarına takıldı. Uzanıp, parmak uçlarına kadar sıyırdı her ikisini de.

    Yabancı bir bakış sezinliyordu içeride. Göz kapaklarını kaldırmadan odayı inceledi. Tam karşısında oturan kırkbeş yaşlarındaki adamı gördü.
    Yer yer kırlaşmış saçları vardı. Yüzündeki tek bir kıl tanesi gözükmüyordu. Beyaz tenli, güleç yüzlüydü. Konuşurken, dudaklarının kıpırtılarına gözlerinin hareli yeşili eşlik ediyordu. Elleri bakımlıydı. Tırnakları hafif uzun ama düzgün kesilmiş. Çorap giymiyordu. Ayak parmakları nizamiydi. Üzerindeki tişörtün, pantolonla olan zıtlığı dikkatini çekti. Hiç uyumlu değillerdi. Rahatsız oldu.

    “Mavi renkli kıyafetler giymemelisiniz.”

    Odadaki tüm bakışlar, Sedaya çevrilmişti birden.

    “Anlayamadım?”

    “Mavi, mavi renkli hiçbir şey giymemelisiniz.”

    Adam gülümsedi. Dişlerini saklama gereği duymuyordu.

    “Neden?”

    “Sizi ölüme benzetiyor.” diyerek kalktı oturduğu yerden. Masasının yanına gidip, açılmaktan neredeyse bitmek üzere olan kalemi aldı. Üzerine dökülmüş kırmızı tozları bir kağıdın üzerine toplayıp, pencerenin kenarına gitti. Pervazı tek bir hareketle açıp, esmeyen rüzgara sunduğu adağı boca etti boşluğa.

    “Bu rengi sevmiyorsunuz sanırım. Sebebini sorsam rahatsız eder mi?”

    Rüzgar aniden içeriyi varlığı ile doldurdu. Susmalıydı. Tanrısı kızıyordu. Onu tedirgin etmemeliydi. Cezalandırılmaktan korkuyordu.

    “Cevap veremem” dedi tıslar gibi konuşarak.

    “Konuşmaktan ürküyor musunuz?”

    “Sesimi kaybedebilirim. Alır ve sonsuza dek vermez.”

    “Kim vermez?”

    “Tanrım.”

    “Oysa Tanrı ceza vermez. Mesela benim Tanrım, hep konuşmamı ister. Mutlu olmamı, gezmemi, dolaşmamı, yeni şeyler öğrenmemi ister. Sonra bütün öğrendiklerimi anlatırım, gülümser.”

    “Benim Tanrım hiç gülmedi.”

    Başını omuzlarının üzerinde tutamadığını fark ettiğinde çoktan yere yığılmıştı.

    Uyandığında odasındaydı. O adam başında bekliyordu. Birden öldüğünü ve Onun aslında bir melek olduğunu düşledi. Öyle olması için dua etti. Karşı duvara dayalı aynaya çarpan güneş, yüzüne aksediyordu. Hafifçe gülümsedi.

    “Mavi renkten korkmazsan, ölümü düşünmezsin.”

    “Olmuyor doktor, olamıyor” dedi usulca.

    Adam afallamıştı. Nasıl der gibi baktı Sedanın yüzüne.

    “Gülümsemedin, Tanrını kızdıracaksın...”

    “Benim Tanrım hiç gülümsemedi. Yıllar önce varlığını bilmiyordum. O zamanlar bildiğim gibi yaşıyor, gülüyor, eğleniyordum. Bağlanmıyordum hiç kimseye ve hiçbir şeye. Bir gün çekip gideceklerini biliyordum. Bunu bilerek nefes alıyordum. Artık nefesimi vermekte zorlanıyorum. Aldıklarım içimi tıkadı anlaşılan.”

    “Sevmek bu kadar zor mu, bağlanmak. Sevinmek, mutlu olmak. Bu renge takıntın nereden geliyor, biliyor musun? Neden onu ölüme benzetiyorsun?”

    “Doktor sensin, sen söyle. Ama sessiz olsun.”

    Gözlerini tekrar yumduğunda, açılmamasını diledi. Ama hiçbir dileğinin kabul olmadığını çok önce öğrenmişti.

    Geçmişte bir anı...


    Yüzüne çarpan elin ağırlığı ile düştü. Adam bir yandan küfürler savuruyor, diğer yandansa tekmelerle yerde yatan ufacık bedenin canını yakmaya çalışıyordu.

    “Ağlasana xxxxxx, neden ağlamıyorsun, yakamıyor muyum canını, ağla diyorummmmmm”

    Yerde yatan kız, ağlamıyordu. İnatla ağlamıyordu. İstediği bir iki damla gözyaşıydı adamın. Vermeyecekti. Sahip olduğu hiçbir şeyi vermeyecekti ona.

    Adam hırsını alamamıştı. Kızı olduğu yerde bırakıp, nefes nefese koltuğa oturdu. Burnundan dumanlar çıkıyordu. Kız gözlerini yerdeki mavi tişörte sabitlemiş, hayatında ilk defa nefret dolu bakıyordu...

    Aynanın önünde kadın. Korku dolu gözlerle sol avucunun içine koyduğu sağ elinin parmaklarını sıkıyor. Tırnakları ne de uzun. Oysa hiç uzatmaz. Aynadaki sureti hala kederli. Gözlerini alıp gitseler ruhu duymayacak sanki.

    Elini aynaya değdiriyor. Parmakları içine giriyor. Bir adım atıyor. Elini, suretinin sol göğsüne dokunduruyor. Tırnaklarını batırıveriyor. Gıkı çıkmıyor. Aradığını bulduğunda geri çekiyor. Ayna kızıla boyanıyor baştan aşağı. Elini dışarıya çıkardığında, yere damlayan kızıllığı fark ediyor.

    Aynaya çeviriyor gözlerini. Sureti, dizlerinin üzerine çökmüş, gülümsüyor. Gözlerinden kederin tüm izleri silinmiş. Aynaya attığı yumruğa uyanıyor ev. İlk defa gülümsüyor Seda. Üstelik tüm kalbiyle...



    Çiğdem Ağbulak/pirasa
    Kendini sürekli tekrar eden, yumurta gibi tokuşmaktan da zevk alan halkıma seslenmek geldi içimden: "Gelin bir On Kasım'da şunu anlayın; hayatı bir dakikalığına durdurabiliyorsanız, bir gün topyekün değiştirebilirsiniz de"


    Büyük lidere saygılarımla...

    Zamanın ötesinde sevinç duymalıyım...,
    insanlar sevincimden tiksinse bile,
    söylemek istediğimi anlamalarına
    kabalıkları elvermese bile.

    Rusbrock L’ Admirable

  2. #2
    egeli_sel adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2005
    Mesajlar
    9,683
    Karizma Gücü
    0
    YLZ güzel paylaşımların için teşekkürler



    :hzOSEM:hz


    ÇILDIRIN, ÇILDIRIN, ÇILDIRIN


  3. #3
    Yeliz yLz` adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2005
    Mesajlar
    2,326
    Karizma Gücü
    0
    Ben birşey yapmıyorum, yazana teşekkür etmek gerek o böyle güzel yazmasa ben de paylaşamam
    Kendini sürekli tekrar eden, yumurta gibi tokuşmaktan da zevk alan halkıma seslenmek geldi içimden: "Gelin bir On Kasım'da şunu anlayın; hayatı bir dakikalığına durdurabiliyorsanız, bir gün topyekün değiştirebilirsiniz de"


    Büyük lidere saygılarımla...

    Zamanın ötesinde sevinç duymalıyım...,
    insanlar sevincimden tiksinse bile,
    söylemek istediğimi anlamalarına
    kabalıkları elvermese bile.

    Rusbrock L’ Admirable

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •