Modern özgürlügün trajik yanı, bireyi her türlü baglarından ve ilişkilerinden kopararak artık nasıl yaşayacagını bilemez hale getirmesidir. Var olmanın yeni ve yaratıcı biçimlerini arayan bir birey.
______________
Wilhelm Schmid

HIC BIR OTORITE, HICBIR PAPAZ, HICBIR POLITIK PARTI BIZE NASIL YASAMAMIZ GEREKTIGINI SOYLEMEYECEK; MODERN INSAN KENDI KENDINI KURTARMALIDIR. BERLINLI DUSUNUR WILHELM SCHMID INSANIN BULUNDUGU SARTLARI ANLATIYOR. 11. BOLUM:
NASIL BIR DONEMDE YASIYORUZ?


Kurtuluştan sonraki özgürlük

Bir kafa karışıklıgı dönemı geçiriyoruz, bu kesin. Batı kültüründe yirmi birinci yüzyılın başında hala modernitenin dayattıgı atılımları gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Modernite tesadüflere degil, hedefe yönelik bir anlayışın –ki modern insan çogu kez tam olarak bunun bilincinde degildir- ortaya çıkardıgı, hayatın her alanına sızan bir düşünce tarzı olarak kendini gosterir. Moderniteyi başlatan ilke, yaşanan sefalete son vermek için on yedinci ve on sekizinci yüzyılda rasyonalistler ve aydınlanmacılar tarafindan biçimlendirilen özgürlük düsüncesidir. Özü itibariyle özgürlük, ortaya çıkışından günümüze kadar, hala her türlü bagımlılıgın reddedildigi bir kurtuluş olarak tanımlanır. Burada itiraz edilecek bir şey yoktur. Ancak, kurtuluş olarak ozgurlugun (freedom as release) trajik bir yanı vardır ki, o da bireyi her türlü bag ve ilişkilerinden kopararak, artık nasıl yaşaması gerektigini bile bilmeyen münferit bireyler haline getirmesidir. Birey artık buzdagından kopmuş bir buz parçası gibi modernite okyanusunda tek başına kalmış, kendini anlamaktan aciz ve çaresiz bir durumdadır.

Işte kurtuluş olarak özgürlük bireye kendi yaşam tarzını bulmayı dayatır. Modern bireyin günümüzdeki konumu şudur:
Dini bagımlılıktan kurtulmuştur çünkü hicbir dine inanmaz, bu nedenle obür dünya vaadleriyle ne kendini aldatır, ne de bir başkasının kendisini aldatmasına izin verir- bunun sonucudur ki, yaşam ve yaşamın anlamıyla ilgili basit veya zor her türlü soruya kendisi cevap bulmak zorundadır.
Politik bagımlılıktan kurtulmuştur, cünkü her türlü vesayetcilikten (paternalizm) kurtulmuştur. Ve dışardan gelecek herhangi bir sınırlamaya karsı kendi haklarını ve degerlerini dayatacak bir konuma sahiptir - bunun dogal sonucu olarakta, gerek birey, gerekse toplum, kendi kendine kanun ve kural koyma zorlu görevini üstlenmek zorundadır (sözlük anlamı: özerklik).

Çevreye bagımlılıktan kurtulmuştur, çünkü gelişen teknik sayesinde dogal sınırlamalar azalmış, hayatımızı kolaylaştıran yeni olanaklar yaratılmıştır – ama diger taraftan da çevreye zarar vererek kendi yaşam koşullarımızı yok ettigimizi için üzülüyor, uzun vadeli çıkarlarımız için ( geniş anlamda mevcut oldugu kadarıyla) tutumumuzu yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyoruz.

Ekonomik bagımlılıktan kurtulmuştur, ki bu bagımlılık nedeniyle, şimdiki serbest ekonomik faaliyetleri geçmişte herkesin refahı için sürdürmek zorundaydı – ama bu kurtuluş modern çagda ancak cok büyük emekler sarfedilerek çözülebilecek sosyal ve ekonomik sorunlara yol açıyor.
Ve sosyal bagımlılıktan kurtulmuştur, çünkü modern bireyin ortaya çıkardıgı süreç zaten bu kurtuluş sürecidir: cemiyet bagları çözülmüş, üzerine yüklenen rollerden, geleneksel ve ahlaki cinsel baskılardan, yani genel anlamda ‘hükmü geçmistir’ damgasını yemiş tüm ahlaki degerlerden kendini kurtarmıstır. Cemiyetler (community) yerini özgür bireylerin buluştukları topluluklara (society) bırakmıştır. Yani bütün eski sosyal cemiyetler parcalanmıstır: büyük aile küçülerek yerini çekirdek aileye bırakmış, diger parçalar ise yeniden parçalanarak yamalı aile (patchework family) ve bekar yaşama dönüşmüştür. Sonunda sadece bireyciligin degil, bireyin kendi kendisini parçalamasına kadar da gidebilir, ve giderde: bu da en son ‘kurtuluş’tur.

Filosofie Magazine, Eylul 2004 s. 16-18