İnsanlar beş duyuları ile algıladıkları hemen herşeye inanma eğilimi gösterirler. İnsan önce inanır.. Sonra öğrenir. Öğrenmenin en önemli ilk koşulu inanmaktır. Üzerinde yaşadığımız dünyada biz insanların izlemek zorunda olduğumuz sosyal ve fiziksel süreçleri olduğu gibi, çeşitli doğal fenomenleri de anlamamıza ve öğrenmemize yardım edecek sayısız inanç sistemleri vardır.

Bunlardan bazıları bizim için diğerlerinden daha öneml ve değerlidir. Yaşamımıza yön verecek inançlar işte onlardır. Değer verdiğimiz ve yaşamımıza yön vererek onu aydınlatan inançlarımızdan bazıları, uğruna canımızı bile feda etmekten çekinmeyeceğimiz manevi değerlerdir.

Bizim için önemli ve değerli olan yalnız inançlarımız değildir. Arzu, umut ve düşlerimiz de yeterince önemlidir. Onları gerçekleştirmek için de arada bir riske girmeyi ve fedakarlık yapmayı göze alırız…..

İnsan olarak arzu, inanç ve tutkularımızın esiriyizdir. Çoğu kere çevremizi onların aracılığı ile tanır ve onların gösterdiği patikada tereddütsüz ilerleriz. Hemen her insansal etkinliğimiz, inanç, arzu ve tutkularımızın toplamından oluşmuş süreçler dizisinden başka bir şey değildir.

Nelere inandığımız önemlidir. Hem de çok önemlidir. Onları bizimle paylaşmayanlara güvenmeyiz, inanmayız.

Çoğu kere diğerlerinin inançlarını hoşgörü ile karşılamaz, onları olumlu, yararlı ve kabul edilir bulmayız… Daha katı ve radikal bile olsalar, kendi inançlarımızını esiriyizdir. Onları öyle görmeyiz.

Çoğu kere savaşların nedeni taraflar arasında mevcut uzlaştırılması olanaksız derin inanç farklarıdır.

Durmaksızın yaptığımız yaşam mücadelesinin kökeninde inançlarla arzularımızın toplamının oluşan değerler silsilesi olduğunu düşünmeyiz bile.

Peki! Ya bazı inançlarımız yanlış, bazı arzu ve tutkularımız aşırı ise! Diğer görüş ve inançlarla uzlaşmayı sağlamak ve bazı anlaşmazlıklara bir çözüm yolu bulmak için kimin veya neyin değer yargılarını ölçek olarak alacağız?

Bazı kritik değer, kavram ve inançları paylaşmak mümkün olmayabilir mi? Değilse eğer nasıl bir yol izlemeliyiz ki, aradaki sürtüşmeler sonunda sıcak mmücadelelere dönüşmesin?

İnsanlar inançlarının doğru ve gerçeklerle uyumlu olmasını isterler. Bütün varlıkları ile bağlandıkları inançlarının düşünsel ve kuramsal düzeyde kalması, onları tatmin etmez. Onların “gerçek bilgi” olmasını yeğlerler.

Bütün inançların veya yalnız bazılarının “gerçek bilgiye” dayanması, yani gerçek olması mümkün müdür? Her inanan için farklı bir “gerçek bilgi” olabilir mi? “Gerçek bilgi” göreli midir? Göreli ise nasıl gerçek olabilir? Kaç türlü gerçek vardır?

Bilgi nedir? Bilgi sahibi olmak edinmekle ilgili bir kavramdır. Futbolda amaç iki direk arasındaki kaleye gol atmaktır. Karşılıklı şut atmak bir etkinliktir. Gol atmak ise, bir edinim….

Buna benzer bir analoji ile diyebiliriz ki: “İnanmak bir tür soyut etkinlik, bilmek ise, amaç olan edinimdir.”

Bu analojiyi biraz daha genişletelim… Futbolda kaleye atılan her şut gol olmadığı gibi, “her inanılan soyut etkinlik de bilgi değildir.”

Başka bir deyişle, bilgi inançla her zaman aynı şey değildir. Peki öyleyse bilgi nedir?

Bu aşamada bir an duralım ve düşünelim……..
Daha önce “insanlar inançlarının gerçek(doğru) olmasını ve gerçekleri yansıtmasını isterler” demiştik, değil mi? Öyle ise bilgi gerçek(doğru) inançlardır.
Aslında inanmadığımız hiç bir şeyi bilemeyiz. Bilmek ve öğrenmek için önce inanmak zorundayız. Allah’ın var olduğuna inanmıyorsam, O’nun var olduğunu bilemem ve düşünemem. Allah’ı başka türlü bilmek mümkün değildir.
Peki! İnanç bilgi için yeterli midir? Çoğu kere yetersizdir. İnanç olmadan bilgi olmaz belki ama, inanç her şey değildir. Bilgi bir paketse, inanç o paketle gelen öğelerden biridir. Yanlış inançlar gerçek (doğru) bilgi olamazlar. Bu durumda bilgiyi şöyle tanımlayabiliriz:

Bilgi gerçek (doğru) inançların toplamından oluşmuştur.

Felsefe düşünleri analiz eden bir bilim dalıdır. Şimdi bu cümledeki kelimeleri inceleyelim. Gerçek(doğru), inanç, bilgi…..

Burada bir eksiklik var sanki. Bilginin gerçek(doğru) inançların toplamı olabilmesi için, inançların aynı zamanda bilgi ile uyumlu da olması gerekmektedir. Bu durumda cümleyi yeniden şöyle kurabiliriz:

Bilgi, uygun bir şekilde bir araya getirilen gerçek(doğru) inançların toplamından oluşmuştur.

Aristoya göre gerçek(doğru) nedir?
Olan bir şey için olmayanı, olmayan bir şey için ise olanı söylemek yanlış, olanı olduğu gibi, olmayanı olmadığı gibi söylemek ise doğrudur….

Buna ben aşağıdaki tümceyi ekliyorum…
Bilgi neleri bildiğini bilmek olduğu gibi, neleri bilmediğini de bilmektir….

Yanlış inançlar yararlı bir işe yaramazlar belki ama, insan arzu, umut ve düşleri ile birleşerek müthiş ve patlayıcı bir karışımın ortaya çıkmasına neden olabilirler. Yanlış inançlar yararlı olmasalar bile, son dererce önemli bazı sosyal ve psikolojik olguları katalize edecek güce sahiptirler.

İnsan arzu, umut ve düşleri sınır tanımaz. Kısıtlanmaları mümkün değildir. Her fırsatta onlar çığrından çıkma eğilim gösterirler ve insanların en zayıf tarafının oluştururlar.

Haçlı seferlerinden tutun, ikiz kulelere yapılan saldırılara ve ilerde vuku bulacak şiddet hareketlerine kadar, insanlığın karşılaştığı ve karşılaşacağı her terörist etkinliğe, işte bu gerçek ve doğru olmayan inançlar ve önlenmeleri olanaksız yoğun insansal arzu, umut, düş, tutku ve beklentilerin patlayıcı karışımı neden olmuştur ve olmaya devam edecektir.


alıntı