Ateistlere Sık Sorulan Sorular ve Cevapları
SORULAR VE CEVAPLAR
1-) Atheism de bir din degil midir?
CEVAP: Atheism bir inançsizlik biçimidir. Inançsizlik biçimleri kabaca 2'ye ayrilir:
1- Tanrinin varligina inanip dinleri kabul etmemek (Deism),
2- Tanri'nin varligina inanmamak, dolayisiyla dinleri de kabul etmemek; bir baska deyisle evrenin, maddenin, herseyin bir yaraticiya gereksinim duydugunu savunan bir felsefeyi kabul etmemek. (Atheism) Inançsizlar hiçbir inanç sistemini kabul etmediklerinden inançsizligi bir din olarak kabul etmek en basta inançsizlara yapilacak bir saygisizliktir. Din olabilmesi için ritüellerin, törenlerin, kurallarin olmasi gerekir ki inançsizlikta bunlarin hiç biri yoktur. Dolayisiyla ne atheism ne de deism birer din degildir.
2-) Sen nasil olustun? (Bu soruda varilmak istenen nokta sizin biyolojik bilginizi ve sabrinizi sorgulamaktir. Soruya cevap verdiginizde diger sorular da - 3,4,5,6,7- gelecektir. Soruya cevap verirken sogukkanli , karsi tarafin büyük olasilikla cevabi dinlemeyecegi ve diger sorulara ardarda geçecegi hesaba katilmalidir. Bu stratejik bir saldiridir.)
CEVAP: Ben dogal bir birlesme sonucu, anne ve babamin genlerinden olustum. Daha ayrintili bilgiyi - eger bilmiyorsan- cinsel bilgiler ansiklobedisi ya da ilkögretim ögrencilerinden alabilirsin.
3-) Ilk insan nasil olustu?
CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Yaklasik 140-200 milyon yil önce mavi gezegen dev dinozorlarin istilasina ugramis, bu dönemlerde kuslar da ortaya çikmislardir.Yaklasik 65-100 milyon yil önce dinozorlar yokolurlarken kuslar gelismis, çiçekli bitkiler olusmus ve bitkiler bu sefer tüm dünyaya farkli türlerde yayilarak, sessiz kralliklarini ilan etmislerdir. Memelilerin dünyayi istilasi ise 50 milyon yil önce baslamistir ve hala sürmektedir. Ilk primatlarin ortaya çikisindan homo sapiensin evrimlesmesine kadar geçen süre ise 20 milyon yildir.1- 2 milyon yil önce insana en yakin primatlar yeryüzünde varliklarini sürdürmüslerdir. Tabii ki gelisimlerde ve transformasyonlarda, adaptasyon, seleksiyon ve mutasyonlarin büyük rolü olmus, canlilar doganin acimasiz süzgecinden geçmislerdir organsal yapisi, hücreleri, vücudundaki kimyasal reaksiyonlar) Insan biyolojik olarak dünyadaki diger hayvanlara, primatlara çok benzemektedir. Örnegin embriyolojik gelisim çizgisinde geçirdigi evreler, tüm milyonlarca yillik evrimin pek çok özelligini sergilemektedir. Evrimin her basamaginda, bir önceki canlilarda olan özellikler (örnegin mitokondria, hareketli kuyrukçuk, fagositoz yetenegi, hareketli tüycükler vb) bir sonraki canlinin vücut ve hücre fonksiyonlari için kullanilmistir. Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Insan vücüdundaki biyokimyasal tepkimeler, enzimler, reseptörler 4 milyar yillik bir evrimin basarisidir.
4-) Ilk hucre nasil olustu?
CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. 1997'lere kadar yapilan deneyler, ilk atmosfer kosullarinda, su ortamlarinda amino-asitlerin, sekerlerin, DNA ve RNA'nin temel yapi tasi olan nükleotidlerin kararli bir sekilde bulunabilecegini göstermektedir. Prototip ilk hücreler koaservatlardir;bunlar belirli bir osmotik basinci içerlerinde muhafaza eden lipid moleküllerinin küre biçiminde bir sivi hacmini çevreledikleri yapilardir. Yasami laboratuvarda olusturma çalismalarindan söz etmek gerekirse:Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller kurdugu bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basityag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Hepsinde organik bilesikler olustu; oksidasyonun engellendigi kosullarda da amino asitler olustu. Ilk dünya atmosferinin çok az oksijen içerdigi, daha sonra bazi okyanus algleri ve bitkiler tarafindan oksijenin böylesine arttirildigi bilinmektedir. Böylece, ilk yasam kosullarinda oksitlenme olayinin minumumda oldugu düsünülmektedir. Ilk hayat ya anaerobik (oksijen solumayan) veya fotosentetik (fotosentez yapan) tarzda baslamistir. Milyonlarca yil içinde de dünya'da yasami olusturacak çesitlilikte, amino asitler, ve bunlarin bilesimi olan proteinler kendi kendine okyanuslarda, göllerde olusmustur. Baska bir bulgu'da Cyril Ponnamperuma'nin NASA'nin laboratuarlarinda gerçeklestirdigi deneyler üzerine, organik maddenin daha ziyade okyanuslarin dibinde toplanacagidir; bu da daha oksijensiz ortamlar anlamina gelir. 1963'de Ponnamperuma ve Calvin'in Berkeley'deki lineer akselatörlerde gerçeklestirdigi deneye göre, beta partikülleri, amonyak, su buhari, metan'a çarptirildiklarinda yine apparat'in dibinde organik maddeler olusmustur. Metan, amonyak ve su 2000 angstrom dalga boyunun altinda dissosiye olabilirler; bu nedenle ultraviole isinlariyla yapilan tüm deneyler basarili olmamistir. Arastiricilar baska enerji kaynaklari aramislardir. Isi da tek basina bazi organik bilesiklerin olusmasi açisindan etkili olabilmektedir. Örnegin volkanik ortamlari taklit eden deneylerde, metan ve amonyak, 1000 C gibi sicakliklarda parçalanip, amino asitleri ve hidrokarbonlari olusturabilmektedir. Ayrica 1960-1980 arasindaki diger arastirmalar baska amino asitlerin, karbonhidratlarin, pürinlerin, primidinlerin, kendi kendine primordial (ilk) atmosfer kosullarinda, farkli enerji kaynaklari etkisinde olusabilecegini kesinlestirmistir.
5-) Evren nasil olustu? CEVAP:
Bilim adamlari 15 milyar yil önce olan bir büyük patlamadan ve evrenin olusumundan söz etmektedirler. Ancak bu kesin degildir. Evrenin olusma aninda orada bulunamadigimizdan ve astronomi - uzay arastirmalarinin zor ve pahali olusu nedeniyle elimize kisitli bilgiler geçmektedir. Kendi düsünceme göre evren olusmamistir. Sonsuz geçmisten sonsuz gelecege dogru enerji-madde geçisleri arasinda gelip gitmektedir. Bu düsüncemi : "Hiçbir sey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz" kanunu ile pekistiririm. Evren var olmamistir, big bang dedigimiz o patlamada sadece sonsuz küçük bir hacme küçülen sonsuz agirliktaki kütle genisleyerek sonsuz hacme dagilmistir. Evren'in genislemesi, buna karsin sogumasi halen devam etmektedir ancak bazi bilim adamlari 10 milyar yil sonra büyümenin yerini küçülmenin alacagini ve büzülmeye geçilecegini iddia etmektedir. Gerçek olan tek sey vardir: evren birisi "OL" deyince olmamistir, anlayamadigimiz olaylari metafizik olaylara, mucizelere baglamak yerine arastirmayi sürdürürsek pek çok bilinmeyeni bilimin isigiyla aydinlatacagimiz kesindir.
6-) Elementler nasil olustu?
CEVAP: Dünyanin içerdigi tüm elementlerin evrenin diger yildizlarinda, gezegenlerinde, meteor ve kuyruklu yildizlarda bulundugu saptanmistir. Bizi bu sonuca götüren yildizlar arasi dalga boyu gözlemleri, dünyaya düsen meteorlarin, yakin gezegenlerden alinan toprak örneklerinin incelenmesidir. Tüm evren dünya ile ayni elementleri içermektedir. Evrenin sürekliligi içinde bu elementlerin de bulundugu , enerji düzeylerine bagli olarak birbirlerine dönüsebildikleri ama asla yokolmadiklari düsünülmektedir. Bu da asla var edilmedikleri zaten sonsuz geçmisten beri var olduklari sonucunu getirir. En küçük element olan Hidrojen parçalandiginda atom bombasi olusur yani elementlerin mikro sistemlerinde makro bir enerji bulunmaktadir. Bu da madde-enerji arasindaki reversible dönüsümleri akla getirmelidir. Sonuç olarak elementlerin olusumu degil birbirine ve enerjiye dönüsümü söz konusudur.
7-) Bu mukemmel doganin ve evrenin bir mimarinin olmasi gerekmez mi?
CEVAP: Dogadaki canlilarin var olma nedeni "dogal seçilim" dir. Ortama uyum saglayamayan türler zaten yokolmaktadir. Bu da dogayi bir çesit mükemmellige götürmektedir. Evrenin ise mükemmel olup olmadigi halen incelenmektedir. Zaten "mükemmellik" sözü görecelidir. Genetik anormaliler ortama uyum sagliyorsa varolmaya devam edebilmektedirler. Türlerin birbirine dönüsümü çogunlukla böyle gerçeklesmistir. Örnegin kürksüz derisiyle soguk ortamlara uyum saglayamayan, uçamayan, kuvvetli pençeleri olmayan insan vücuduna baktigimizda onun diger türlere göre mükemmel olmadigini söyleyebiliriz. Insani vazgeçilmez kilan "akli" olmustur. Ancak dogaya verdigi bilinçli ya da bilinçsiz zararlarla dünyanin gelecegini tehlikeye atmaktadir. Canli yasamin kaynagini evrim teorisi ile açiklayabiliyoruz, bu durumda bir yaratici olmasi gerekmiyor. Eger her varolusun bir amaci ve açiklamasi olsaydi dünyada ortaya çikan ilk türlerden olan hamamböceklerinin de bulunus amacinin açiklanmasi gerekirdi. Yaradilisçilarin açiklayamadigi , "Takdir-i ilahi" dedigi pek çok olayi bugün evrim teorisi açiklayabilmektedir. "Herseyi bir yüce yaraticiya baglama" fikri bilimsel düsünce ve hareket tarzini körelttigi gibi; buna bagli arastirma, inceleme , analiz ve sentez yapma yetileri ile mantigi da zayiflatacaktir. Bilim adamlarinin "yüce yaratici" fikrini bir kenara birakarak laboratuvara girmeleri , mikroskop ya da teleskoplarinin basina oturmalari gerekmektedir. Diger taraftan eger bu evreni tanri yarattiysa tanriyi kim yaratti? Bu soruma cevap verebilir misiniz?
Laboratuvar ortaminda bir insan yapmak elinden geliyor mu?
CEVAP: Laboratuvar ortaminda birkaç dakika ya da saatte insan yapilmasi ile milyonlarca yil süren evrimlesmeyi ayni kefeye koymak yanlistir. Zaman boyutunu otadan kaldirmak gerekir ki mantiken yanlis bir karsilastirmadir. Yine de laboratuvar ortaminda canli yapma islemlerinden biraz bahsedeyim, Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basit yag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Hepsinde organik bilesikler olustu;oksidasyonun engellendigi kosullarda da amino asitler olustu. Ilk dünya atmosferinin çok az oksijen içerdigi, daha sonra bazi okyanus algleri ve bitkiler tarafindan oksijenin böylesine arttirildigi bilinmektedir. Böylece, ilk yasam kosullarinda oksitlenme olayinin minumumda oldugu düsünülmektedir.Ilk hayat ya anaerobik (oksijen solumayan) veya fotosentetik (fotosentez yapan) tarzda baslamistir. Milyonlarca yil içinde de dünya'da yasami olusturacak çesitlilikte, amino asitler, ve bunlarin bilesimi olan proteinler kendi kendine okyanuslarda, göllerde olusmustur. Baska bir bulgu'da Cyril Ponnamperuma'nin NASA'nin laboratuarlarinda gerçeklestirdigi deneyler üzerine, organik maddenin daha ziyade okyanuslarin dibinde toplanacagidir; bu da daha oksijensiz ortamlar anlamina gelir. 1963'de Ponnamperuma ve Calvin'in Berkeley'deki lineer akselatörlerde gerçeklestirdigi deneye göre, beta partikülleri, amonyak, su buhari, metan'a çarptirildiklarinda yine apparat'in dibinde organik maddeler olusmustur. Metan, amonyak ve su 2000 angstrom dalga boyunun altinda dissosiye olabilirler; bu nedenle ultraviole isinlariyla yapilan tüm deneyler basarili olmamistir. Arastiricilar baska enerji kaynaklari aramislardir. Isi da tek basina bazi organik bilesiklerin olusmasi açisindan etkili olabilmektedir. Örnegin volkanik ortamlari taklit eden deneylerde, metan ve amonyak, 1000 C gibi sicakliklarda parçalanip, amino asitleri ve hidrokarbonlari olusturabilmektedir (*). Ayrica 1960-1980 arasindaki diger arastirmalar baska amino asitlerin, karbonhidratlarin, pürinlerin, primidinlerin, kendi kendine primordial (ilk) atmosfer kosullarinda, farkli enerji kaynaklari etkisinde olusabilecegini kesinlestirmistir. Bilindigi üzere canlilarin hangi aminoasitlerden veya bilesimlerden yapilacaginin yapisal bilgisi DNA'da kodlanmistir. Ökaryotlarda, mRNA, DNA'dan aldigi bilgiyi, hücre içinde ribozomlara iletip, protein sentezi yaptirmakla sorumludur. Ama genetik bilgiyi RNA'nin tasidigi durumlarla da karsilasilmistir; ama RNA, DNA gibi kendini esleme, kopyasini yaratma yetenegine sahip degildir. Ilk canlilarda 2.5-3 milyar yil önce genetik bilginin primordial RNA ile tasindigi sanilmaktadir. Eger DNA ve RNA belli okyanus kosullarinda olusabilirse, zaten amino asitlerin de olusabildigi bilindigine göre, ilkel yasam kolaylikla milyonlarca yil içinde, entropiyi bozmadan, en ideal minumum enerji kosullarina göre, çevre ile enerji alisverisi içinde olusabilir. DNA (deoksiribonükleik asit) temelde dört bazin (adenin, guanin, sitozin ve timin) deoksiriboz isimli seker molekülleri ile birbirine farkli dizilerle siralanmasindan olusmustur. RNA (ribonükleik asit) 'da timinin yerini urasil alir, seker riboz'dur. Juan Oro , Houston Üniversitesinde, ammonyum siyanidi isitarak adenin elde edebilmistir. Hidrojen siyanid zehirli bir bilesiktir, kuyruklu yildizlarin tayflarinda fazla miktarda gözlenmistir, hidrojen siyanid'in bulundugu yerde ammonyum siyanit de bulunabilir. Ayrica primordial atmosferde de vardi. Ponnamperuma tarafindan metan ve amonyak, beta partikülleri ile isinlaninca, adenin olusmustur. Diger pürinlerin ise primordial atmosfer ve denizde kendi kendine var olup olamayacagi konusunda tartismalar vardir. Salk Institute'den Leslie Orgel, metan ve nitrojen'e elektrik akimi uyguladiginda, Siyanoasetilen, elde etmistir. Siyanoasetilen, primordial ortamda bulunan üre ile isitildiginda sitozin olusmustur. Son yillarda (1997-1998) yapilan ve 4 milyar yil önceki atmosfere daha farkli tahminlerle yaklasan kosullar altinda diger nükleotidlerin de kendi kendine olusabilecegi ortaya çikmistir veya Hale-Bopp'da gözlendigi üzere, uzaydan gelebilme olasiligi mevcuttur (**). Formaldehid'ten, sekerlerin ön maddelerinden biri olan glikoaldehit'in olusabilecegi de laboratuarda 1970'li yillarda gösterilmistir. Ponnamperuma ve Gabel, pentozlari ve heksozlari (bes karbonlu veya alti karbonlu sekerler) primordial atmosfer kosullarinda elde etmislerdir (*). Nükleik asitler kendi kendilerine ilk primordial RNA'yi yapabilmislerse, yasamin kendi kendine olusup olusamayacagi sorunu o noktada çözülür. Son yillarda, deneysel düzeneklerin içinde primordial ortam son jeolojik bilgiler ele alinarak olusturuldugunda primordial (ilk, ön) RNA'nin kendi kendine olusabilecegi gösterilmistir . Scripps Enstitüsünden (California) Dr.Gerald Joyce kesin sonuca çok yaklasmistir (**). Ama son söz 21. Yüzyilin baslarinda söylenecektir. *) Cyril Ponnamperuma, "Origins of Life", Thames and Hudson, 1972, London. **) Richard Monastesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, March 1998, 193:58-81. (Yukaridaki alintilar BILIM ve UTOPYA Ekim 1999'dendir, ayrica Miller deneyi için bkz: Aralik 82 Bilim Teknik dergisi.) Burada görüldügü gibi bilim adamlarinin çalismalari adim adim ilerlemektedir. Organ nakli ameliyatlarinin artik basari olmaktan çikip rutin hale gelmesi, insan vücudu için hayati önem tasiyan yapay organlarin üretilip kullanilmaya baslanmasi tip biliminin ilerlemesine örneklerdir. Laboratuvar ortaminda henüz insan yapilmadiysa da canli organizmalarin klonlandigi ve ABD baskani Clinton o dönemde "Tanriyi gücendirmeyin" demeseydi insan klonlayacak teknolojiye ulasildigi da bilinmektedir. Var olan bir insanin bir kopyasinin olusturulmasi bile din adamlarini panige düsürmeye yetecek kadar mistik tehlike tasimaktadir. Din ve dincilik; bilimin ilerlemesiyle daha da güç durumlara düsecektir. Bu da bizim degil sizlerin sorunudur.
9-) Bir tek hucre olusturabilir misin?
CEVAP: Bilim adamlarinin deneylerinden artik laboratuvar sartlarinda Koaservat dedigimiz ilk canli organizmalarin olusturulabilecegi ispatlanmistir. Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basit yag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Sonuçta su gibi belli bir ortam olduktan sonra, belirli 5-6 atom çesidinin oldugu yerde, yasamin temelinde var olan organik bilesiklerin zamanla kendi kendine olusmasi mümkündür! Bu, deneysel laboratuar kosullarinda defalarca elde edilmistir. Urey ve Miller adli arastirmacilar kapali bir sistemde NH3, CH4, H2 gazlari üzerinden sicak su buhari geçirerek ve ilkel atmosferdeki elektriksel olaylari yaratmak üzere gazlarin bulundugu kabin içine tungsten elektrodlar araciligiyla elektrik sarji saglayarak glisin, alanin gibi bazi amino asitlerin olustugunu gösterdiler. Bilim adamlarinca ilkel atmosferde sicaklik ve elektriksel degismelerin etkisiyle organik moleküllerin olusabilecegi ve bunlarin yagmurla yeryüzüne inerek su birikintilerinde toplanabilecegi kanitlandi (1938) Sidney Fox sadece isitip sogutma ile amino asitleri tüp içinde birlestirerek protein elde etmeyi basardi. Görülüyor ki canli evriminden önce bir kimyasal evrim süreci geçirilmistir.Organik maddelerin farkli hidrofilik ( su moleküllerini baglayici) ve hidrofobik ( su moleküllerini itici) özellikleri onlarin sulu ortamda belirli yapi almalarina neden olur. Polimerlerin sulu çözeltilerde çevresi su ile çevrili kürecikler seklini aldiklari görülür. Bu günkü hücreden yalniz organizasyon yönüyle farkli olan bu küreciklere Koaservat adi veriliyor. Koaservat yapisinda organizasyonun nasil saglandigi termodinamik kurallari ve Darwin'in dogal seçilim kurami ile verilebilmektedir. Hücre düzeyinden en küçük moleküle, hatta atom yapisina inildiginde tüm sistemlerin enerji açisindan en dengeli durumu aradiklari görülür. Su halde enerji faktörü, canli bir hücre içersindeki moleküllerin uyumlu ve dengeli çalismalarinda en etkin rolü oynamaktadir. -Cyril Ponnamperuma, "Origins of Life", Thames and Hudson, 1972, London. -Richard Monastesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, March 1998, 193:58-81. - Michael Ruse, "Darwinism Defended", 1983, Addison-Wesley Company, N.Y.. -Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", 1990, Stanford University Press, California - J.W. Schopf, "Evolution of Earliest Cell", Scientific American, 1978,239 (3): 110-138.
10-) Evrim teorisini aciklar misiniz?
CEVAP: Evrim konusunu bilimsel açidan ilk ele alan bilgin, Jean Lamarck (1744-1829) olmustur. Bir botanikçi oldugu kadar bir hayvan bilimcisi de olan Lamarck 1809 yilinda yazdigi "Zooloji Felsefesi" adli kitabinda transformismi (varligin yapisindaki degisiklik) ortaya koydu. Daha sonra Darwin "Biyolojik evrim içindeki dönüsümleri" söyle siraliyordu : Nasil bir çok hayvanlar evcilligin etkisinde bazi degisimlere ugruyorlarsa, bu etkiden çok daha büyük olan doganin etkisi ile de degisime ugramislardir. Yasamlarini sürdürebilmek için, bir varolma savasi veren bu canli varliklarin, diger canli varliklari bastirarak bir güce erismeleri, o canli varligin yasamini sürdürebilmesini saglamaktadir. Ilk canli hücre suda olustu. o günün sartlarinda ( yani milyonlarca yil önce) oksijen, karbon ve azot zincirleri atmosferin elektrikli ortaminda ve milyonlarca voltluk yildirimlarin düsmesiyle degisime ugrayarak protein zincirleri, DNA ve RNA lar oradan da ilk hücre meydana geldi ; daha sonra bölünerek olusan koloniler karbondioksit alip yerine oksijen salarak dünya atmosferini olusturdular. Daha sonra mutasyona ugrayan genleriyle degisiklik gösteren ve dogal seçilim kuraliyla çesitlenen canlilar bölgesel olarak denizden karaya yayildilar ; (1) tür siralamasi söyleydi: En eski fosil , Çekirdekli ilk hücreler, Ilk böcekler, Prekambrigen dönemin sona ermesi, Paleozoik çagin baslamasi; vertabrasizlarin Gelismesi, Ordovisien dönemi : ilk balik, ilk vertablali, Silüriyen dönemi; ilk vasküler bitki, Devonyen dönemi ; hayvanlarin kolonizasyonu, Ilk amfibienler; ilk kanatli böcekler, Karbonifer dönemi ; ilk agaçlar, ilk sürüngenler, Permiyen dönemi; ilk dinazorlar, Triyasik dönem; ilk memeliler, Jurasik dönem ; ilk kuslar, Cretace dönem; dinazorlarin sonu; ilk çiçekler, Mesozoik dönemin sonu, Genozoik dönem ve Tertiyeri dönem baslar ; ilk primatlar, Primatlarin beyinlerinin ön loblarinin gelismesi, ilk Hominitler, dev memelilerin gelismesi, Pinocen dönemin sonu, Ilk insanlar (homosapiens) olustu.(2) Evrim hala devam etmektedir. (3) 1-Aralik 82 Bilim Teknik dergisi 2-Prof.Carl Sagan- Subat 78 Bilim Teknik Dergisinden alintidir 3- <
" target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html> < http://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html>;
11-) Evrim teorisi artik coktu bir siz savunuyorsunuz , yalan mi?
CEVAP: Evrim Kuramini curuttugunu iddia eden "Yaratiliscilar", her yil Science, Nature, Scientific American, National Geographic, Discover gibi dergilerde yayinlanan ve Evrim Kuramini , evrimin basamaklarini savunan binlerce bilimsel makaleye ragmen halen "Ama Fosiller oyle demiyor!" gibi surreel soylemlerle bilim insanlarinin karsisina cikmaktadirlar. Yaratiliscilara gore baliklardan amfibianlara, surungenlerden kuslara gecis yapan canlilara ait fosiller bulunamadigi icin evrim teorisi gecersizdir. Onlara gore Archaeopteryx isimli minik dinozor-kus, sadece siradan bir kustur ve oyle yaratilmistir, oyleyse evrim de safsatadir! Ama bilim insanlari kuslarin minik dinozorlardan evrimlestigine dair pek cok kanit bulmus durumdalar. Herhalde "Yaratiliscilar" gunun birinde "Jurassic Park" filmindeki gibi DNA'si ekstre edilerek klonlanan bir Archaeopteryx gordukleri zaman bunun bir dinozor olduguna inanacaklardir. Evrim zinciri icinde tum gecis turlerine ait fosiller ve kanitlar bulunmustur. Ornegin Eustropneptoron isimli balik, Labyrinthodont isimli amfibiana evrimlesmistir. Amfibianlardan, surungenlere evrimlesmekte olan turler bugun bile mevcuttur. Archaeopteryx, Iberomesornis, Eoalulavis, Confuciusornis, Sinornis vb. surungenlerden kuslara evrimlesmeye verilebilecek guzel orneklerdir (1, 2, 3,4) Surungenlerden memelilere gecisin bir ornegi olan Monotreme'lerdenEchidna yumurta ile ureyen bir memelidir, ama memelilerden farkli olarak REM uykusu yoktur (5) . Coelacanth (Latimeria chalumnae) isimli lob yuzgecli balik yaklasik 400 milyon yil once yasamis kemikli baliklara verilebilecek iyi bir ornektir. Bu baliklar , yani rhipidistianlar, batakliklarda hareket edebilmek icin guclu kaslara ve dort ayakli amfibianlarinkine benzer loblasmis yuzgeclere sahiptiler. Rhipidistianlar, solungacla solumalarina karsin, oksijeni atmosferden direk olarak alabiliyor, cigerlerinden gecirebiliyorlardi (diger baliklarda, cigerler yuzme kesesi olarak farklilasmistir). Eskiye ait fosilleri olan ve bugun bile yasayan Coelacanth benzer ozelliklere sahiptir ve sudan ciktigi zaman kisa bir sure yasayabilir, oksijen soluyabilir. Bu nedenle Coelacanth'a "yasayan fosil" denmektedir. Baska bir gecis fosiline ornek Seymouria'dir ve amfibianlardan surungenlere gecisin iyi bir ornegidir. Surungenlerde amfibianlardan farkli olarak, sert kabuklu amniyotik yumurta vardir, bu embryo'nun diger canlilar ve dogal olaylar tarafindan yok edilmesini onler. Ilk memeliler ise 213 milyon yil once, gec Triassic cagda, ortaya cikmislar, 65 milyon yil once dinozorlarin yok olmasiyla da gezegende artmislardir. Cynognatus, kurt buyuklugunde hem memeli hem de surungen ozellikleri tasiyan bir canlidir, surungenlerden memelilere gecisin bir suru orneginden birisini temsil eder. Memelilerin surungenlerden evrimlestigi tum evrim mikrobiyologlari, molekuler biyologlari, paleontologlar ve biyologlari tarafindan kabul edilmistir, sadece mekanizmalar tartisilmaktadir (6, 7). Memelilerde ve daha alt basamaktaki turlerde ki merkezi sinir sisteminin yapisi bile bu evrimlesmeyi kanitlamaktadir, Mc Lean'a gore, beynin temel bolumleri protoreptilian beyin (R-kompleks), paleomamalian beyin ve neomammalian beyinden olusur. Protoreptilian beyin, sinir sisteminin temel cekirdegini teskil eder; ortabeyinin bir kismi, ust spinal kord, basal ganglia, diencephalon'dan olusur. Paleomammalian beyin, temel olarak limbik sistem yapilarindan olusur (hippokampus, amygdala, hipotalamus vb). Neomammalian beyin ise neokorteks ve iliskili yapilaridir (8). Surungenlere, kuslara, amfibianlara ve alt seviyedeki memelilere gidilince, tum bu evrimsel olusumlarin degisik ve benzer izlerine rastlanir (8). 1) Peter Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990. Sayfa: 70-77. 2) Kevin Padian and Luis, Chiappe, "The origin of birds and their flight", Scientific American, February 1998, sayfa: 38-47. 3) Luis M. Chiappe, "The first 85 million years of avian evolution", Nature, 378:349-355, 1995. 4) J. H. Ostrom, " Archaeopteryx and the origin of birds", Biological J of the Linnaean Society, 8:91-182, 1976. 5) Jonathan Winson, "The Meaning of Dreams", Scientific American, November 1990, sayfa: 86-96. 6) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990, California. 7) Dennise Normile, "New views of the origin of mammals", Science, 281: 774-776. 7 August, 1998. 8) Robert L. Isaacson, "The Graven image, lethe and the Guru"in "Limbic System", Plenum Press, 1984, N.Y Yukaridaki yazi Bilim ve Utopya Kasim 1998 dan alinmistir.
12-) Sen islam dusmani misin?
CEVAP: Kendimi tanimlamam gerekirse ben "islam düsmani" ya da "dostu" degilim. Bir dinin düsmani olmak bir diger dini savunmak, yerine baska bir din koyma çabasi gibi kabul edilebilir, ki bu konuda benim için tüm dinler birdir: yani gereksizdir. Bir atheist olarak zaten tanritanimazim ve dinlerin tümünü diger insanlardan farkli yorumlarim. Bence din bir inançtir ve cami, minare, mimber, tekke, mekke, medine'de degil insanlarin kalplerinde yasamalidir. Hiç kimsenin "dini inanci" dis görüntüsünden anlasilamamalidir. Bu farkli yorumlarim nedeniyle bazen yanlislikla "islam düsmani" olarak algilandigim bir gerçektir. Sahsen din adamlarina da saygim sonsuzdur, devlet islerine karisip devlet kadrolarina sizmadiklari ölçüde... Eger seriat getirme ya da islami siyasallastirma gibi niyetler sezersem, tek basima bile kalsam, o din adamlarini tepelerim! Bunu islam düsmanligi sayanlar, beni de en büyük düsmanlari olarak kabul etmelidirler. Islamiyetin yaygin oldugu bir ülkede yasamamiz ve din kurallarindan (Ramazanda lokantalarin yemek vermemesi nedeniyle aç kalmak, cami çevresindeki içki yasagi, kurban bayraminda sokaklarda kesilen kurbanlarin igrenç görüntüsü ve kan kokusu, ezan gürültüsü, ramazan davulcusu, ramazan topu, dogumdan ölüme dek kapimizda olan din görevlileri ve tabii ki son dönemde basimiza bela edilen zorunlu din dersi...) dolayli olarak etkilenmemiz nedeniyle çogu kereler islami elestiririm. Kutsal bulmadigim din kurallari ve din kitaplarini mantiksal biçimde elestirmem insanlarin incinmesine neden olabilir. Ancak Turan Dursun'un su sözü unutulmamalidir: "Dinsel duygulari incitme göze alinmazsa karanliklarla nasil savasilacak?" Bir takim seyleri göze almak gerektigini düsünüyorum. Toplumun geneline baktigimizda "kutsal" kavrami çok yaygindir, din kutsaldir; bu nedenle elestirilerimizi alenen yapamiyoruz ancak internet sayesinde; chat, forum ve websitelerle yayginlasan islam ve diger dinlerin elestirileri insanlari rasyonel düsünce yapisina kavusturup , kutsal adi verilen safsatalardan uzaklastiracaktir.
13-) Yani biz simdi maymundan mi geldik?
CEVAP: Evrim teorisini iyi anlayabilmek için öncelikle "insana en yakin tür olan maymundan" türedigimiz sözünü evirip "maymundan gelme" olayina çevirme takintisindan vaz geçmeliyiz. Bunu söylerken evrimcilere göre "insanin atasinin aslinda maymun oldugunu" ima ederek evrim teorisine karsi çikiyor ve çevrenizdeki insanlari kiskirtmaya çalisiyorsunuz. Ancak sadece maymun degil, insan embryosunun diger tüm hayvanlarin embryosuyla ayni oldugunu biliyor musunuz? Insan 1/5 mm çapinda, diger hayvanlarin yumurtasindan hiçbir bakimdan ayirdedilemeyen bir yumurtadan gelisir. Embryonun kendisi gelisirken diger omurgali hayvanlarin embryolarindan ayrilamaz. Bu basamakta boyun atardamarlari kavis seklindeki dallar halinde, sanki galsamalar gibidir. Yukari omurgali hayvanlarda ise galsamalarin bulunmadigi bilinir.. Bunlarin evrim tamamlanmadan önce varoldugunu embryonun boyun yanlarinda bulunan galsama yariklari gösterir. Bir süre sonra hareket organlari meydana gelmeye baslar. Bu uzantilar hem kertenkelede, hem memelilerde, hem de kuslarin ayak ve kanatlarinda insan embryosuyla aynidir. Neticede insan "yaradilisçilar kabul etse de etmese de" bir hayvan türüdür. Zaten insanin tarifi "düsünebilen hayvan" seklindedir. Önemli olan bu "insan" denen hayvanin dogayi tahrip etmeden, çevreyi kirletmeden, kendini yok etmeden, din ugruna kan dökmeden sakince yasamasini saglayabilmektir. Aksi halde dünyada yasayan en tehlikeli hayvan olma özelligimizi korumus olacagiz.
14-) Butun bilim adamlari artik islama donuyor, bunu inkar edebilir misiniz?
CEVAP: Bilim adamlari ve islam baglantisini getirecek bilimsel bir çalisma yapilmamistir. Eldeki verilere göre islamin hristiyanliga karsi yayildigini göstermektedir. Ancak son yüzyilda atheism de tüm dinlere karsi yayilip payini Asya'da ateist ya da bir dine inanmayan kimse bulunmazken, 2000 yilinda bu rakam tam yüzde 19.8'e ulasti. Özellikle Avrupa'da ateizm 100 yil öncesiyle kiyaslandiginda 35 kat artti. Tanriya inanc konusunda yapilan baska bir arastirmada tum ABD toplumunun % 92'si Tanri'ya inandigini soylemesine karsin, bu oran tum bilim insanlari arasinda % 38, matematikciler arasinda % 42, biyologlar arasinda % 28, fizikciler arasinda ise % 18'dir (*). (Ayrica bakiniz: < " target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/islbilimadamivetanri.html> <http://www.islamiyetgercekleri.org/i...mivetanri.html >
; ) Bilim adamlarinin cok kucuk bir azinligi doga disi olgulara inanmaktadir. Halbuki siradan halk arasinda 1970'li yillara oranla yuzdelerin buyuk kismi neredeyse ikiye katlanmistir. Sonucta inanc ve dusunme bicimi acisindan bilim insanlari ile halk arasinda dev ucurumlar mevcuttur. Bu verilere dayanarak bilim adamlarinin islama döndügünü söylemek güçtür, özellikle bir takim batil inançlari, tabulari barindiran islamiyet için bu çok güçtür. Bilim adamlari bize göre atheisme dönmektedir, yapilan gözlemler de bunu kanitliyor. *) E.J. Larson, " Summer for the Gods: The Scope's Trial and the America's Continuing Debate Over Science and Religion", Basic Books, 1997, N.Y.
15-) Kaptan Cousteau rahman suresini okuyup musluman olmadi mi?
CEVAP: Kaptan Cousteau hakkinda böyle bir rivayet vardir, güya 2 denizin birbirine karismadigini konu eden Rahman suresi 19-20 ayetlerini okuyunca musluman olmus. Ancak elimizde Kaptan Cousteau'nun müslüman olmadigini bildiren resmi bir kagit var. Orada söylentileri yalanlayip halen hristiyan oldugunu söylüyor. Dinciler buna da bir kulp takti ve "miras hukuku nedeniyle gizlice müslüman oldugunu ve bunu kiliseye bildiremedigini" söylediler. Zaten dincilere göre herkes gizlice müslüman oluyor ama nedense korkup söyleyemiyorlar!! Kaptan Cousteau'nun müslüman olmadiginin belgesi: < " target=_newhttp://www.answering-islam.org/Hoaxes/cousteau.html> <http://www.answering-islam.org/Hoaxes/cousteau.html >; Fransizca metnin orijinali : <>
16-) Armstrong ayda ezan sesi duymadi mi?
CEVAP: Armstrong ayda ezan sesi duymamistir. Duymamasinin pek çok nedeni vardir. Bir defa ayda atmosfer yoktur dolayisiyla sesi iletebilecek ortam bulunmadigindan ezan sesinin duyulmasi imkansizdir. Ayrica ezan sesi çikaracak bir müezzin ve bir cami gibi ayrintilar ayda bulunmadigindan bu sesin olusmasina da imkan yoktur. Zaten Armstrong farkli dinden olan bir kisidir, bu nedenle ezan sesi duymasi son derece abes kaçardi. Armstrongun ayda ezan sesi duyup müslüman oldugu konusundaki söylentileri siddetle kinadigini görüyoruz. Eldeki belgeler bunu ispatlamaktadir: < " target=_newhttp://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html> <http://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html >
; <>
17-) Cat Stevens musluman olmadi mi? Sen ondan akilli misin?
CEVAP: Cat Stevens islamiyeti seçmistir bu onun kendi takdiri, kendi kararidir. Ancak akil konusunda Cat Stevens'in ne kadar akilli oldugu tartisilabilir çünkü kendisi degerli bir sanatçi olmakla birlikte zekasini kullanacak her hangi bir islevde bulunmamistir. Sadece besteleri ve sesiyle meshur olan birinin "akilli" seklinde nitelendirilmesi ilginçtir. Cat Stevens musluman olabilir. Ama, Bob Dylan olmadi, Rod Steawart ve Tom Jones da musluman degil. Dunyanin diger unlu pop ve rock sarkicilari da musluman degildir.
1Kuran mucizesini inkar mi ediyorsunuz?
CEVAP: Kuran'da herhangi bir mucize yoktur. Mantik ta yoktur. Kuran'daki çeliskiler sürekli yazilmaktadir. Bunun yanisira hiçbir dinci bir Kuran mucizesi getirip ortaya koyamamistir. Simdiye dek önümüze sürülen ve mucize denilen her olayin mantikli bir açiklamasi vardir ki bu da onu mucize olmaktan çikarmaktadir. Kuran'daki çeliskilere örnek vermek gerekirse: Kur'an'a göre önce Dünya sonra Evrenin geri kalani yaratilmis! Fussilet/41:9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratani inkâr edip O'na ortaklar mi kosuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. Fussilet/41:10. O, yeryüzüne sabit daglar yerlestirdi. Orada bereketler yaratti ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gidalar takdir etti. Fussilet/41:12. Böylece onlari, iki günde yedi gök olarak yaratti ve her göge görevini vahyetti. Ve biz, yakin semâyi kandillerle donattik, bozulmaktan da koruduk. Iste bu, azîz, alîm Allah'in takdiridir. Evrenin 6 günde olusmadigi bir gerçektir. Buna ragmen "yevm" sözcügünün "gün" anlaminda degil "devir anlaminda kullanildigini söyleyenlere soracagim tek soru bunun niye 1300 yildir hiçbir müslümanin aklina gelmedigi ancak köseye sikisinca bu yoruma kaçildigi. "Yevm" sözcügünün kullanimindan örnekler: Günlük dilde çok kullandigimiz "yevmiye" sözcügü. Bir günlük is karsiligi verilen ücret / Yevm-i küsad: açilis günü / Yevmun cedid: günü gününe yasa(carpe diem) / Yevm-i adha: Kurban bayrami günü / Yevm-i ahret: Ahiret günü / Yevm-i arefe: Arefe günü / Yevm-i asure: Asure günü / Yevm-ül feth: Mekke'nin alindigi gün / Yevm-i kameri: Ay günü .... vs. Tevrat'taki yaratilis destani haftanin hangi günü neyin yaratildigini açikça anlatir. Ve Islam dünyasinin en güvenilir Hadis kaynagindan bir alinti: Müslim, e's-Sahih, Kitabu Sifati'l- Münafikin/27 2789 nolu hadisinde peygamber'in hangi gün ne yaratildigi hakkindaki izahini söyle aktariyor: "... topragi cumartesi yaratti. Topragin üzerindeki daglari da pazar günü yapti(!). Agaçlari da pazartesi varetti. Kötü olani sali günü yaratti. Nuru da çarsamba. Hayvanlari persembe(agaçlar 2 asama hayvansiz idare ettiler). Adem'i yaratmasi da CUMA GÜNÜ IKINDIDEN SONRA, ikindiyle gece arasinda, cuma günü saatlerinden en son saatte oldu..." Kur'an, yildizlarin seytan taslama üssü oldugunu söylüyor Mulk/ 67/5. And olsun ki, yakin gogu kandillerle donattik, onlarla seytanlarin taslanmasini sagladik ve seytanlara cilgin alev azabini hazirladik. Saffat/ 37/6. suphesiz Biz, yakin gogu bir susle, yildizlarla susledik. 37/7. Onu, inatci her turlu seytandan koruduk. 37/8- 9.Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir. Basta hosgörüyü savunan Islam Mekke'nin fethinden sonra "kafirlerin bulundugu yerde öldürülmesini" emrediyor Kafirun suresi:"(1)Ey nankörler,(2) ben sizin yaptiginiz ibadeti yapmam;(3)siz de benim yaptigim ibadeti yapmazsiniz.(4)Ben asla sizin yapmakta oldugunuz ibadeti yapici degilim.(5)Siz de benim yapmakta oldugum ibadeti yapici degilsiniz.Sizin dininiz size, benim dinim banadir." Kafirun suresi 18. suredir ve Mekke'de inmistir. Yani Muhammed yandas toplamaktayken. Tevbe suresi
5)Haram aylar çikinca ortak kosanlari nerde bulursaniz öldürün; onlari yakalayin, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onlari bekleyin. Eger tövbe ederler, namazi kilarlar, zekati verirlerse yollarini serbest birakin. Çünkü Allah bagislayandir, esirgeyendir. Tevbe suresi de 113. suredir. Muhammed Medine'deyken inmeye baslamis, Mekke alindiktan sonra tamamlanmistir. Yani Muhammed artik oldukça iktidar kazanmistir. Kur'an'da Ebu Leheb'e niye beddua edilir? Çünkü Ebu Leheb Muhammed'in amcalarindan birisidir. Arap töresine göre Muhammed'in amcalari Muhammed'e inanmasalar da inanmadiklari halde onu korumustur yegenleri oldugu için ve Muhammed uzun süre bu korunmanin altinda propagandasini yapmistir. Ne zaman ki o zamanki din adamlari Muhammed'e artik tahammül edemez olmuslar o zaman Muhammed sehri terketmek zorunda kalmistir. Ve Ebu Leheb Muhammed'in amcasi oldugu halde Muhammed'e destek vermemistir. Karsi safta yer almistir. Muhammed de kendisine Allah adina böyle beddualar savurmustur. Ayrica sormak gerekmez mi Allah neden beddua ediyor diye? Kuran'in tanrisi nedense Kuran'da bol bol beddua eder, yemin eder, and içer. Neden bunu yaptigini da kimse açiklayamaz. Bu da bir çeliskidir. (Not: Yukarida Kuran'daki çeliskiler uzun uzun yazilmistir, daha da uzatilabilir çünkü bir yobazla tartistiginizda öncelikle bu çeliski lafini ortaya atarsaniz , o , üzerinize gelip örnekler vermenizi isteyecektir. Bu örnekler ne kadar çok olursa yobazin sesi o kadar kesilir hatta sonunda hiç çikmayip , güya "bir yere yetismesi gerektiginden" tartismayi terkedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Kuran'dan verilen örneklerde, kaynak alinan mealdir. Dinciler genelde meallere ragbet etmezler, Diyanet ya da Elmalili meallerini de hiç kabul etmezler, ben uzun arastirmalardan sonra Ali Bulaç mealde karar kilmistim , çünkü Ali Bulaç'a sesleri çikmiyor.)
19-) Kuranin evrenselligini inkar mi ediyorsunuz?
CEVAP: Kesinlikle. Kuran evrensel degildir. Buna örnek olarak oruç olayini ve namazi verebiliriz. Tüm ibadet zamanlarini ay ve günesin hareketlerine göre belirleyen islamiyet sadece Arabistan yarimadasina hitap edebilmektedir. Çünkü ayni ibadetler kutuplarda ya da kuzey yarikürenin üst kisimlarinda yapilmaya kalkilsa bir oruç günü 6 ay sürebilecek ve insanlar 6 ay boyunca nasil aç kalabileceklerdir? Bakara suresi: "(187) Oruç gecesi, kadinlariniza yaklasmak size helal kilindi. Onlar sizin elbisenizdir. Siz de onlarin elbisesisiniz. Allah sizin kendinize yazik etmekte oldugunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artik simdi onlara yaklasin ve Allah'in sizin için yaz(ip takdir etmis ol)dugunu arayin; safagin beyaz ipligi siyah iplikten ayirdedilinceye kadar yiyin için; sonra ta gece oluncaya dek orucu tamamlayin; mescidlerde ibadete çekilmis iken kadinlariniza yaklasmayin. Bunlar Allah'in (yasak) sinirlaridir, bunlara yaklasmayin. Allah insanlara ayetlerini böyle açiklar ki korunup sakinsinlar." Oysa arastirdigimizda Arabistan'da ortalama 12 saat süren günün Finlandiya'da 4 saate kadar düstügünü görüyorsunuz. Avustralya'da da 18 saate çikiyor. Diger yandan Kuran'da adi geçen deve , hurma türü seyler ancak Arabistan yarimadasinda yetisen canli türleridir. Sadece çöl bitkileri ve hayvanlarini içeren bir kitap ne kadar evrensel olabilir. Daha da kötüsü Kuran'da deve için bazi yaptirimlar vardir:
20-) Atheist olduguna gore sen ahlaksiz bir kisisindir , oyle degil mi?
CEVAP: Aksine.. Ben pek çok dinciye nazaran oldukça ahlakli bir kisiyim. Yalan söylemem, haksizlik etmem, hirsizlik, zina ve cinayetle isim olmaz. Fakirlere yardim ederim, ailemi sayarim , komsularimla iyi geçinirim. Içki, ***** ve uyusturucu gibi bagimlilik yapan maddeleri sevmem, nadiren alkol alirim.Gerçekten erdemli , namuslu ve dürüst bir kisiyim. . Bana bu soruyu sormanizdaki amaç sanirim su : ahlakin dinlerden çiktigini kabul ederek benim de dinsiz olmam nedeniyle direkt olarak ahlaksiz olmamin gerektigi gibi basit bir mantik kuruyorsunuz. Ancak ilk mantik önergeniz yanlis oldugundan sonuç yanlis çikiyor. Ahlak dinlerden çikmamistir. Insanlar göçebelikten ortak ve yerlesik (feodal) yasama geçince toplum kurallari ve dolayisiyla ahlak olusmustur ki bu da semavi dinlerden çok öncelere rastlar. Birlikte yasayan insanlar arasindaki ilk ahlak kurali "baskasinin özgürlügü kadar serbestim" olmustur. Ayrica ensest iliskilerden kaçmak, hirsizlik yapmamak, insan öldürmemek gibi temel kurallarin dinlerden önce de var oldugunu biliyoruz. O halde dinler mevcut ahlak kurallarina bir ekleme yapmadiklari gibi bir mafya gibi ahlak kavramini sahiplenmis ve kendilerine paye çikarmislardir. Bugün için pek çok dindarin son derece ahlaksiz oldugu da ayri bir konudur , isterseniz bunu tartisalim? Neden dinler insanlari ahlakli ve erdemli yapmaya yetmemistir? Ben dinsiz bir kisi oldugum halde neden erdemliyim? Bunlari açiklayabilir misiniz? Demek ki ahlak ve erdeme ulasmak için mutlaka her hangi bir din mensubu olmak gerekmemektedir.
21-) Atheist olduguna gore sende vicdan da yoktur...
CEVAP: Aksine atheistlerde vicdan kavrami vardir ve bu kavram benim adalet sistemimde önemli bir yer tutuyor. Beni kötü davranistan alikoyan ne cehennem korkusu ne de cennet ödülüdür, kendime verecegim hesap nedeniyle (=vicdan) davranislarimi kontrol ederim. Vicdan kavraminin dindarlarda az gelismis ya da hiç gelismemis oldugunu tesbit ettim. Cennet ve cehennem (sözde) yaptirimlari nedeniyle din adamlari ve aile vicdani devreye sokmamakta, bunun yerine tanri korkusunu yerlestirmektedirler. Kuran tanrisinin ayni zamanda çok bagislayici olmasi nedeniyle müminler xxx xxx (tevbe) edip sadakalar vererek günahlarindan arinmakta ve tekrar suç isleyecek duruma kavusmaktadirlar. Günahlardan arinmak için yapilmasi gerekenler Kuran'da açikça yazilmaktadir, mesela diyelim ki bir mümin cinayet isledi Kuran söyle der: "Nisa 92-Bir muminin diger mumini yanlislik disinda oldurmesi asla caiz degildir. Bir mumini yanlislikla oldurenin, bir mumin koleyi azad etmesi ve oldurulenin ailesi bagislamadikca, ona diyet odemesi gerekir. Eger o mumin, size dusman bir topluluktan ise mumin bir koleyi azad etmek gerekir. sayet aranizda anlasma olan bir millettense, ailesine diyet odemek ve mumin bir koleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafindan tevbesinin kabulu icin, ard arda iki ay oruc tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir." Yani köle azad et, ailesine para ver, olmadi oruç tut.. bitti , iste bu kadar! Tabii bu devirde azad edecek köle bulabilirseniz.. Yalan yere yemin mi ettiniz, cezasi hazir: "Maide 89-Allah size rasgele yeminlerinizden dolayi degil, bile bile ettiginiz yeminlerden oturu hesap sorar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiginizin ortalamasindan on duskunu yedirmek yahut giydirmek ya da bir kole azad etmektir. Bulamayan uc gun oruc tutmalidir; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiginizde yeminlerinizi tutun. Sukredesiniz diye Allah size boylece ayetlerini acikliyor." Yine köle azad et, olmadi fakirleri doyur, yine olmadi oruç tut! Yine bitti, vicdana is kalmadi.Oysa bu tür yaptirimlar vicdani köreltir. Kötü davranislarin cezasi hazirdir, bunlarin vicdan kavrami ile bir ilgileri yoktur. Ve hiçbir yaptirim vicdan azabi kadar caydirici olamaz. Bu gerçegi müslüman ülkelerde islenen cinayetler, hirsizliklar, zinalar, söylenen yalanlar, sahtekarlik ve dolandiriciliklar seklinde görmekteyiz. Dindarlarin karakterine adeta sinmistir bu. (Allah) Babadan korkan yaramaz çocuklar gibidirler, hani ailesi görmedigi anda her pisligi yapabilen yaramaz çocuklar...Suç isleyen kisi tövbe ederek güya temizlenmekte ve yeniden suç isleyecek duruma gelmektedir. Çünkü vicdani yoktur. Atheistlere gelince.. belki de atheistler tüm mantik, adalet ve ahlak sistemlerini tanri inanci disinda gelistirdiklerinden onlarda dogal olarak vicdan öne çikmakta ve Allah korkusundan daha çok ise yaramaktadir.
22-) Atheistler mutsuz kisiler degil midir? Mutlu olmak icin nedenin var mi?
CEVAP: Atheistlerin mutsuz kisiler olduguna dair yanlis sani nereden geliyor bilmiyorum ancak bu benim kanimca inançsizligi karalamaya yönelik bir eylemdir, asli astari yoktur. Belki inançsiz oldugumuz ve "öte aleme" inanmadigimiz için mutsuz olacagimiz düsünülüyor. Bunun da aslinin olmadigi, kendi sahsimda ve tanidigim onlarca atheistin sahsinda ispatlanmistir. Bizler olmayan tanrinin sahte cennetiyle degil gerçeklerle mutlu olmayi bilen ve adaleti öte aleme ertelemek yerine bu dünyada gerçeklestiren kisileriz. Sadece adalet sistemine bakis açim bile beni bu dünyada mutlu kilmaya yetmektedir. Çünkü bir haksizliga ugradigimda tanri tarafindan sinandigimi düsünmüyorum, bana haksizlik yapani tanriya havale etmiyorum ve onun cehennemde yanacagini düsünmüyorum. Tüm bunlar da benim adalete farkli yaklasmami sagliyor. Genelde bana haksizlik yapanlar cezalarini bulmuslardir ki bu olaylari hatirlamak ta benim için ayri bir mutluluk kaynagidir. Mutlu olmak için bunun haricinde sayisiz nedenim var: bu güzel evrenin bir parçasi olmak, güzellikleri ve sevgiyi paylasmak, yakinlarimi sevmek bunlar arasindadir. Ögrenmek te benim için ayri bir mutluluktur. Cennetin ve cehennemin bu dünyada oldugunu , kafalarimizin içinde sekillendigini bilerek her zaman Hayyam'in su dizelerini hatirlarim: "Cennette huriler varmis, kara gözlü; Içkinin de ordaymis en güzeli. Desene biz çoktan cennetlik olmusuz: Bak bir yanda sarap bir yanda sevgili."
23-) Ruha inaniyor musun?
CEVAP: Bir seye inanmak fikri bilimsel degildir. Ispati kesinlikle yapilmis objelere inanmak ya da inanmamak ne kadar komik ve saçmaysa (örnegin "radyo dalgalarina inaniyor musun?" Sorusu) ispati henüz yapilmamis obje ya da olaylara inanip inanmamak ta o kadar saçmadir. Ruh konusu bugüne dek çogunlukla metafizik açisindan ele alinmistir. Spiritizma veya spiritüellik (ruhçuluk) reenkarnasyon, dejavu, telepati, altinci his, bioenerji, trans hali ve astral seyahat gibi -dinsel açidan çogu red edilen- terimleri de içine alan genis bir konudur. Yaklasik on sene kadar ruhçularin arasinda bulundum ve ruhu bilimsel olarak arastirdim. Sunu söylemeliyim ki bu konuda bilimsel olarak yapilmis çok az çalisma vardir, bunlardan sadece Dr.Helen Wambach'in (*) çalismasini kayda deger buluyorum ki o da hipnotizma metodu kullandigindan öncelikle hipnotizmanin ne derece bilimsel oldugu, mekanizmasi ortaya konmalidir. Ruh hakkinda yapilacak çalismalar için öncelikle formül, metod, ortam gibi sabitlerin oturtulmasi gerekmektedir. Ba konuda basit düzenekler haricinde her hangi bir gelisme kaydedilmemistir. Ilginç olan atheismin kural oldugu komunist Rusya'da 1980 li yillarda ruhçulugun ve biyoenerji incelemelerinin altin çagini yasamasi, bu konuda üniversite kürsüleri açilmasidir. Bilimsel açidan yaklasilan her konuyu kabul ederim, yeter ki önyargi ve tabulardan uzak durulsun. Ruh konusu da böyledir, din adamlari ruhu kendilerince tanimlamislardir. Ancak semavi dinler ruhsalligi tam olarak açiklayamaz, örnegin reenkarnasyona karsi çikarlar, dine göre dogum ve ölüm bir defa olur. Dinler keza dejavu, altinci his biyoenerji gibi olaylari da açiklayamazlar ya da "cinler" ile , "cinlere baglayarak" açiklamaya çalisirlar ki yine de eksik olur. Kisacasi semavi dinler ruh açisindan karsimiza çikan pek çok olayi açiklamakta yetersiz kalirlar. Hindu ve uzak dogu dinleri ruhsalliga ve reenkarnasyona daha ilimli, açiklayici yaklasmaktadir . Bu anlamda, dinler tarihinde eskiden yeniye dogru bir ilerleme olacagina din felsefelerinin kisirlastigini, yeni sayilan semavi dinlerin daha tutucu ve kati bir felsefeye sahip oldugunu söylemeliyim. Son olarak ruh konusunun gelisen bilimle çözülecegine dair güçlü inancimi belirtmek isterim. Materyalist felsefe ispatlanmamis her seyi red eder ancak bilim inceler. Ben de incelemek ve arastirmak taraftariyim, inanip inanmamaya sonra karar veririz. (*- Geçmisi yeniden yasadilar -orijinal adi Reliving past lives-- Dr.Helen Wambach Ruh ve Madde Dergisi Yayinlari)
24-) Madem bu dunyaya oylesine geldiniz (olustunuz) o zaman intihar etsenize...
CEVAP: Intihar etmek ya da buna tesebbüs etmek psikolojiyi ilgilendiren bir ruhsal anormalidir. Bir insanin intihari düsünmesi için depresyon geçirmesi gerekir. Gördügüm kadariyla depresif kisilerin mutlaka atheist , deist ya da dindar olacagi gibi bir kural yoktur. Pek çok müslümanin da bunalim geçirdigini, intihar ettigini görüyoruz. Bazi bilim adamlarina göre "depresif özellik" genler araciligiyla tasinmaktadir. Daha da agir bir hastalik olan "sizofreni" vakalari incelendiginde durum çok ilginçtir. Sizofreni kalitsal bir ruh hastaligidir, 30 yaslarinda en tehlikeli seviyeye ulasir ve teshisi mümkün olur ancak daha genç yaslarda hastanin sürekli izlenme paranoyasi, cinler ve hayaletlere inanmasi , onlarla konusmasi ve DINE ASIRI BAGLILIK gibi belirtiler ortaya çikar. Hasta bes vakit namaz kilar, oruç tutar, tesbih çeker , zekat verir, kurban keser ve hastaligi biraz daha ilerleyince de intihar eder! Dinler tarafindan öne sürülen cin, seytan, hayalet gibi görünmeyen varlik paranoyasini sizofreni hastalari çok iyi anlayip , ayni "görünmeyen varkliklarca izlenme, taciz edilme..vs" duygularini paylasmaktadirlar. Diger taraftan eger intihar bir ruh hastaligina bagli olmaksizin gelisiyorsa o zaman ortada "ilgi çekme" durumu var demektir. Kisi sevgisiz ve ilgisiz büyümüstür. Hiçbir seyle ilgi çekemeyecegini anlayinca intihara yeltenir. Bu tür olaylarda ölüme rastlanmaz çünkü intihar girisimi bir mesajdir, algilanir,çevre tarafindan önlenir ve ilgi çekmeye çalisan kisi de muradina ermis olur. Diger bir intihar türü "çikar yol kalmama" durumudur ki nadiren olur; agir iflaslar, çok sevdigi birini kaybetme ya da ölümcül bir hastaliga yakalanma durumlarinda görülür. Intihar konusunda bu kadar konustuktan sonra özetle söyliyeyim: sirf atheist oldugum için intihar etmeyecegim. Atheismin bir intihar gerekçesi olamayacagi gayet açiktir.
25-) Bizi tanri yaratmadiysa bu dunyaya neden geldik? Amacimiz ne?
CEVAP: Dogada sebep - sonuç iliskileri karisiktir. Tüm canlilarin varligi için ayni kurallar geçerlidir. Bu kurallar her zaman düzgün bir yol izlemez, bir ag gibi birbirine sarilmis, birbirinin içine giren karmasik haldedirler. Örnegin çiçek ile ariyi ele alalim. Ari bal yapmak için çiçege konar ve onun tozlarini diger çiçeklere tasiyarak döllenmesini saglar, çiçekse arinin kendi özsuyundan ve polenlerinden faydalanmasini saglarken ayni zamanda döllenme islemini gerçeklestirmis olur. Simdi bunlardan hangisi amaçtir, hangisi sebep, hangisi sonuçtur? Acaba arinin dünyaya gelme amaci çiçegin döllenmesini saglamak mi yoksa bal yapmak midir? Çiçegin bu dünyadaki amaci acaba ariya polen vermek mi yoksa üreyip yeni çiçekler yapmak midir? Amaçlar ya da amaç diye niteledigimiz olaylar böylesine karmasiktir. Bir olayda sebep olarak gördügümüz aslinda bir baska olayin sonucudur ve bu sarmal sonsuza kadar devam edebilir. Bunlar incelenmesi, üzerinde durulmasi gereken konulardir. Ancak kesinlikle "takdir-i ilahi" olarak bakilamaz. Dünyaya herhangi bir amaç için gelmesek bile amacimizi sonradan belirleyebiliriz. Istegimiz disinda olussak ta bu bizim tüm yasami amaçsiz geçirecegimiz anlamina gelmez.
26-) Elinden geliyorsa ölüme çare bulsana (ölümü öldürsene!)
CEVAP: Eger dinlere ragmen bilim ilerlemeseydi hala insan ömrü 40-50 yas ile sinirliydi. Hala cüzzamlilar tecrit edilecek, veba salginlari sürecek, en basit ameliyatlar bile yapilamayacakti. Bilim insan hayatini uzatmistir ve insanlar bu çagda bile bilim yerine din adamlarina sükran duymaktalar. Bunu anlamasi çok güçtür. Kuran incelendiginde görülür ki en eski çaglardan beri insanlar "ölüm" kavrami ile korkutulmuslar. Bu nedenle öte alemler, cennetler, cehennemler uydurulmus. Ve insanlar bunlara "ölüm" korkusu nedeniyle inanmislar. Ama gidenler dönmemis, hiç haber alinamamis. Ölüm halen bir bilinmeyendir ve bu nedenle hala dinciler tarafindan korkutma araci olarak kullanilmaktadir. Sahsi düsüncem: sonsuza dek yasamak son derece ****** olurdu. Önemli olan hayati anlamli geçirebilmektir. Mevlana'nin dedigi gibi "Ölüm gelse ne çikar? Bin tane ömrüm olsa yine hepsini verecegim.."
27-) Cehennem azabindan korkmuyor musun?
CEVAP: Olmayan bir seyin azabindan korkmam. (Bu cevabiniza karsilik hemen -ya varsa- sorusu gelecektir.)
2Ben doktorum benden iyi mi bileceksin?!
CEVAP: Büyük ihtimalle yalan söylüyordur. Yobazlarin xxx basvurdugu bir taktiktir bu. Chatte ona kalbin sag karincigi ile sag kulakçiginin latince adini sorunuz. Ya da kontrol edebilecek düzeyde bildiginiz tibbi konular hakkinda sorular yöneltiniz. Büyük ihtimalle bilemeyip kaçacaktir! Eger sorulariniza dogru yanit verirse yani gerçekten doktorsa : " doktor olmadiginiz halde bu konustugunuz konulari arastirdiginizi ve kaynak gösterdiginizi" bildiriniz. Eger sizin tezinizi çürütmek istiyorsa kendi diplomasi yerine dogru dürüst kaynaklara siginmasi gerektigini de sözlerinize eklersiniz...
29-) Ben biyologum benden iyi mi bileceksin?
CEVAP: Büyük ihtimalle yalan söylüyordur. Yobazlarin xxx basvurdugu bir taktiktir bu. Chatte ona amiplerin mitoz mu mayoz bölünme ile mi çogaldigini ya da insanda kaç tane gen bulundugunu ve anne karnindaki ceninin geçirdigi evreleri, veya çanakli bitkilerdeki üreme organlarinin adini sorunuz. Buna benzer sorularla biyolog oldugunu söyleyen kisiyi sinayiniz. Büyük ihtimalle bilemeyip kaçacaktir! Eger sorulariniza dogru cevap verirse: " biyolog olmadiginiz halde bu konustugunuz konulari arastirdiginizi ve kaynak gösterdiginizi" bildiriniz. Eger sizin tezinizi çürütmek istiyorsa kendi diplomasi yerine dogru dürüst kaynaklara siginmasi gerektigini de sözlerinize eklersiniz...
30-) Ya varsa? ( Eger yoksa ben hiç bir sey kaybetmem ama varsa sen cok sey kaybedersin)
CEVAP: Eger varsa sen yandin! Allah sormayacak mi "Benim adima söylenmis bunca yalana nasil inandin. Ben sana akil vermistim, neden aklini kullanmadin?" diye. Ne cevap vereceksin?
31-) Kolaysa sen de bir Kuran yazsana görelim.
CEVAP: Kuran'da mucize, kutsallik ya da buna benzer bir sey yoktur. Mantik hatalariyla doludur. Söyle ki: pek çok konu tekrarlanmistir, bu kadar tekrarin mantikli bir açiklamasi yoktur.
Örnegin hemen her surede tanri tektir, uludur, yücedir gibi ibareler bulunmaktadir. Kuran'in pek çok yerinde cehennem tasvirleri yapilarak kafirlerin oralarda nasil yakilacagi, çekecekleri azaplar anlatilmaktadir. Yine pek çok yerde cennet tasvirleri yapilarak müminlere sunulacak nimetler anlatilmaktadir.
Kuran'da tanri and içmekte, yemin etmekte, beddua etmektedir. And içtigi ayetler: 68/1-2 "kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki,.." , 74/32-7 "Aya, donup gelen geceye, agarmakta olan sabaha and olsun ki,..." , 81/15-6. "Gunduz sinip geceleri gozuken gezegenlere and olsun;.." , 81/17. "Kararmaya baslayan geceye and olsun;..", 81/18. "Agarmaya baslayan sabaha and olsun ki,..", 92/1. "Kararip ortaligi burudugu zaman geceye and olsun...", 92/2. "Acilip aydinlattigi zaman gunduze and olsun...", 92/3. "Erkegi ve disiyi yaratana and olsun ki...", 89/1. "Tanyerinin agarmasina and olsun...", 89/2. "Zilhicce ayinin ilk on gecesine and olsun..." , 89/3. "Herseyin ciftine de, tekine de and olsun...", 89/4-5. "Gelip gecen geceye and olsun ki...", 93/1. "Kusluk vaktine and olsun...", 93/2. "Sukun erdigi zaman geceye and olsun ki,..", 100/1. "And olsun Allah yolunda kostukca kosanlara..", 100/2. "And olsun kivilcimlar sacanlara..", 100/3. "Sabah sabah akina cikanlara...", 100/4. "Ve tozu dumana katanlara...", 100/5. "Dusman toplulugunun icine dalanlara ki:", 100/6. "Insan gercekten Rabbine karsi pek nankordur." (Burada Kuran'in tanrisi insanin nankör olduguna dair yeminler ediyor.. yemin etmese kimse inanmayacak sanki.. koskoca tanriya hiç yakisiyor mu?!) 53/1. "Batmakta olan yildiza and olsun ki,..", 53/2. "Arkadasiniz (Muhammed) sapmamis ve azmamistir." (Burada da Muhammed'in azmadigina ve sapmadigina dair yemin etmektedir, -sahi mi? Azmamis mi?- Diye sorasim geliyor!) 91/1. Gunese ve onun isigina, / 91/2. Ardindan gelmekte olan aya,/91/3. Onu ortaya koyan gunduze,/ 91/4. Onu buruyen geceye, / 91/5. Goge ve onu yapana, 91/6. Yere ve onu yayana,/ 91/7. Kisiye ve onu sekillendirene, / 91/8. Sonra da ona iyilik ve kotuluk kabiliyeti verene and olsun ki..." "85/1. Icinde burclari bulunan goge and olsun; /85/2. Soz verilen kiyamet gunune and olsun; / 85/3. sahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar oldukten sonra diriltileceklerdir." "95/1. Incir ve zeytine and olsun,/ 95/2. And olsun Sina dagina, / 95/3. And olsun bu guvenli Mekke sehrine ki.." (incir reçelinin üzerine de yemin eder mi acaba? Çok severim de...) "75/1. Kiyamet gunune yemin ederim./ 75/2. Ve nedamet ceken nefse yemin ederim." "77/1-7. Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir." "50/1. sanli Kuran'a and olsun." "90/1-2. Bu, Mekke sehrine yemin ederim ki ..." , 90/3. "Dogurana ve dogurduna and olsun ki..." "86/1. Goge ve gece ortaya cikana and olsun.", "86/11-2. Yagmurun donusunu saglayan goge ve yarilan yeryuzune and olsun ki..." "38/1-2. Ogut veren Kuran'a and olsun ki..." "36/2-4. Kuran'i Hakim'e and olsun ki..." "56/75-6. Hayir; yildizlarin yerleri uzerine yemin ederim ki bunun ne buyuk yemin oldugunu bir bilseniz!" "44/2-3. Apacik olan Kitap'a and olsun ki..." "51/1-6. Esip savuran ruzgarlara, yagmur yuklu bulutlara, kolayca suzulen gemiler ve isleri yoneten meleklere and olsun ki..." "52/1-7. Tur'a, yayilmis ince deri uzerine satir satir dizilmis Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yukseltilmis tavan gibi goge, kaynayacak denize and olsun ki..." "79/1. Canlari bogarcasina siddetle cekip alanlara and olsun,/ 79/2. Canlari kolaylikla alanlara and olsun,/ 79/3. Yuzup yuzup gidenlere and olsun, / 79/4-5. Yaristikca yarisan ve isleri yoneten meleklere and olsun..." "84/16. Aksamin alaca karanligina and olsun; / 84/17. Geceye ve gecenin icinde olan seylere and olsun; / 84/18. Dolunay halindeki aya and olsun ki.."
Kuran'daki beddualar: "Yahudiler "allahin eli sikidir"dediler. Dediklerinden dolayi elleri baglansin, lanet olsun." (Maide 64), "Inananlara yardim etmez diye allaha kötü zanda bulunan iki yüzlü erkek ve kadinlara , putperest erkek ve kadinlara allah azap etsin. Kötü zanlari kendi baslarina gelsin "(Feth 6) , "Bos zanda bulunan cahillige saplanip kalan o koyu yalancilar kahrolsun." (Zariyat 10-11), Onlari gördügün zaman vücutlari hosuna gider. Konusurlarsa sözlerini dinlersin. Halbuki onlar siralanmis, elbise giymis kütükler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde zannederler. Onlar düsmandir. Onlardan sakin. Onlari allah gebertsin. Nasil da nelere kapiliyorlar. (Münafikun 4) , "Kahrolasica insan ! Ne de nankördür." Abese (17), "Ebu Leheb'in iki eli kurusun..."(Mesed 1) Ben bir kutsal kitap yazsaydim bu kadar çok yemin etmez, karizmami düsürmezdim. Ayrica kitabin hiçbir yerinde beddua etmezdim. Insanlara korku degil sevgi asilamaya çalisirdim. Insanlarin bana kulluk etmeleri için dayatmazdim, "kahhar" (azap verici) olmazdim. Baslarina gelen felaketleri gönderen korkunç bir tanri görünümü vermezdim. Bir sürü lafi tekrar edip laf salatasina dönüstürmezdim. Kisacasi bu Kuran'i ben yazsaydim çok daha güzel yazardim!
32-) Bana aklini göstersene, önüme koysana? (Burada dinci atheistlerin görmedigi seylere inanmadigini sanarak güya parlak bir fikirle sizi köseye sikistiracagini düsünmektedir...Aklimiz gözle görülememekte, ama var; tanri da gözle görülememekte o halde o da var!! Mantigini kurmaktadir)
CEVAP: Bana ses dalgalarini göstersene! Ortaya koysana görelim!!
http://www.geocities.com/wankeragnostic/sorucevap.htm


LinkBack URL
About LinkBacks
Laboratuvar ortaminda bir insan yapmak elinden geliyor mu?
. Memelilerin surungenlerden evrimlestigi tum evrim mikrobiyologlari, molekuler biyologlari, paleontologlar ve biyologlari tarafindan kabul edilmistir, sadece mekanizmalar tartisilmaktadir (6, 7). Memelilerde ve daha alt basamaktaki turlerde ki merkezi sinir sisteminin yapisi bile bu evrimlesmeyi kanitlamaktadir, Mc Lean'a gore, beynin temel bolumleri protoreptilian beyin (R-kompleks), paleomamalian beyin ve neomammalian beyinden olusur. Protoreptilian beyin, sinir sisteminin temel cekirdegini teskil eder; ortabeyinin bir kismi, ust spinal kord, basal ganglia, diencephalon'dan olusur. Paleomammalian beyin, temel olarak limbik sistem yapilarindan olusur (hippokampus, amygdala, hipotalamus vb). Neomammalian beyin ise neokorteks ve iliskili yapilaridir (8). Surungenlere, kuslara, amfibianlara ve alt seviyedeki memelilere gidilince, tum bu evrimsel olusumlarin degisik ve benzer izlerine rastlanir (8). 1) Peter Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990. Sayfa: 70-77. 2) Kevin Padian and Luis, Chiappe, "The origin of birds and their flight", Scientific American, February 1998, sayfa: 38-47. 3) Luis M. Chiappe, "The first 85 million years of avian evolution", Nature, 378:349-355, 1995. 4) J. H. Ostrom, " Archaeopteryx and the origin of birds", Biological J of the Linnaean Society, 8:91-182, 1976. 5) Jonathan Winson, "The Meaning of Dreams", Scientific American, November 1990, sayfa: 86-96. 6) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990, California. 7) Dennise Normile, "New views of the origin of mammals", Science, 281: 774-776. 7 August, 1998. 8) Robert L. Isaacson, "The Graven image, lethe and the Guru"in "Limbic System", Plenum Press, 1984, N.Y Yukaridaki yazi Bilim ve Utopya Kasim 1998 dan alinmistir.
5)Haram aylar çikinca ortak kosanlari nerde bulursaniz öldürün; onlari yakalayin, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onlari bekleyin. Eger tövbe ederler, namazi kilarlar, zekati verirlerse yollarini serbest birakin. Çünkü Allah bagislayandir, esirgeyendir. Tevbe suresi de 113. suredir. Muhammed Medine'deyken inmeye baslamis, Mekke alindiktan sonra tamamlanmistir. Yani Muhammed artik oldukça iktidar kazanmistir. Kur'an'da Ebu Leheb'e niye beddua edilir? Çünkü Ebu Leheb Muhammed'in amcalarindan birisidir. Arap töresine göre Muhammed'in amcalari Muhammed'e inanmasalar da inanmadiklari halde onu korumustur yegenleri oldugu için ve Muhammed uzun süre bu korunmanin altinda propagandasini yapmistir. Ne zaman ki o zamanki din adamlari Muhammed'e artik tahammül edemez olmuslar o zaman Muhammed sehri terketmek zorunda kalmistir. Ve Ebu Leheb Muhammed'in amcasi oldugu halde Muhammed'e destek vermemistir. Karsi safta yer almistir. Muhammed de kendisine Allah adina böyle beddualar savurmustur. Ayrica sormak gerekmez mi Allah neden beddua ediyor diye? Kuran'in tanrisi nedense Kuran'da bol bol beddua eder, yemin eder, and içer. Neden bunu yaptigini da kimse açiklayamaz. Bu da bir çeliskidir. (Not: Yukarida Kuran'daki çeliskiler uzun uzun yazilmistir, daha da uzatilabilir çünkü bir yobazla tartistiginizda öncelikle bu çeliski lafini ortaya atarsaniz , o , üzerinize gelip örnekler vermenizi isteyecektir. Bu örnekler ne kadar çok olursa yobazin sesi o kadar kesilir hatta sonunda hiç çikmayip , güya "bir yere yetismesi gerektiginden" tartismayi terkedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Kuran'dan verilen örneklerde, kaynak alinan mealdir. Dinciler genelde meallere ragbet etmezler, Diyanet ya da Elmalili meallerini de hiç kabul etmezler, ben uzun arastirmalardan sonra Ali Bulaç mealde karar kilmistim , çünkü Ali Bulaç'a sesleri çikmiyor.)
Alıntı Yaparak Cevapla


