• Reklam
Sayfa: 5 | Toplam: 5 İlkİlk 12345
46 sonuçtan 41 --- 46 arası gösteriliyor
  1. #41
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    directsoz sanırsam Hz.Muhammed (S.A.S.)i karalama çalışmalarında önemli ölçüde dumura uğratıldın. Her zamanki gibi mevzuyu değiştirmeyi seçtin. Zaten bir tek bildiğin de budur. Klasik soruları sormak. Yalnız hiç uslanmıyorsun. İlla ki de diyorsun ki ben kuscubasidan ayarımı alayım. Sanırım ki Hz. Aişe ile evliliği konusunda benim haklı olduğumu da kabul ettin. Cevap verememen buna apaçık bir işarettir. Ancak siz apaçık işaretleri görüp iman edemeyenlerden değil misiniz zaten?

  2. #42

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    "directsoz sanırsam Hz.Muhammed (S.A.S.)i karalama çalışmalarında önemli ölçüde dumura uğratıldın."

    Yok canım ne alaka sen anlayamadınsa o senin sorunun. 39 nolu yazıyı da hiç anlamamışsın zaten ne dediğimi. en az dikkatli 3 kere daha cümle cümle oku.

    "Sanırım ki Hz. Aişe ile evliliği konusunda benim haklı olduğumu da kabul ettin" ne alaka hesabındaki hatayı gösterdim ya Mut lara söz beşik kertme olarak verilmiş. Düş beşik kertme yaşını kalır 9 yaşı.


    "siz apaçık işaretleri görüp iman edemeyenlerden değil misiniz zaten?" Evet biz 1400 yıllık arap saçmalıklarına hikayelerine inanlardan değiliz. Biz akıl ehliyiz.

    Gelelim hikayenin devamına.

    “33/51. Bunlardan istediğini bırakır, istediğini yanına alabilirsin. Sırasını geri bırakmış, olduklarından da arzu ettiğini yanına almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını daha iyi sağlar. Allah kalplerinizde olanı bilir; Allah Bilendir, Halim olandır.”

    Muhammet, çok karısı olduğu için; karıları arasında kıskançlık olmaması için onlarla cinsel ilişkilerini sıraya koymuştu. Fakat bu durumdan da pek memnun değildi. [B]Çünkü karıları içinde yaşlı olanlar olduğu gibi, bazı eşleriyle de, daha fazla birlikte olmak istiyordu. Muhammet’in her isteği olduğunda geldiği gibi, bu durumda da bir vahiy geldi ve Muhammet’in cinsel ilişkilerini düzene koydu: [/B]"Ey Muhammet! Karılarından dilediğini geri bırakabilir, dilediğini öne alabilirsin..." (Ahzab 51) Muhammet’in ayet yazmadaki keyfiliğinde, Kuran'a aile içi ilişkileri taşıyacak kadar ileri gitmesi; karısı Ayşe'nin de dikkatini çeker ve İslam'ın en önemli hadis kaynaklarından öğrendiğimize göre, şu sözü söyler: "Görüyorum ki senin efendi Tanrın, senin hevanı (arzu, cinsel istek) yerine getirmek için koşuyor." (Buhari/Müslim/İbn Mace/İbn Hanbel).Bunlar gösteriyor ki Muhammet karıları ile iş olsun diye değil bayağı yatıyordu. Karıları ile yatma sırasını Allah’a ayarlattığına göre.

    Şahidim delilim kuran. Muhammet karılarını iş olsun siyaset olsun , sahipsiz kaldı bakım için diye değil eş olarak almıştır.

    Karılarının yaşları evlendiğinde söyle dir.
    Hatice 39 ( 6 çocuk )
    Sevde 50 yaşlı
    Ayşe 6 yaşında nişan 9 yaşında gerdek.
    Zeynep 35 Gelini.
    Hafsa 30-35
    Ummü Habibe 30-35
    Cüveyriye: (13)
    Safiye: 25
    Haris’in kızı Meymune 25
    Huzeyme kızı Zeynep: 20
    cariye: Marya 16 ( 1 çocuk )
    cariye Reyhane 19

    Bunlardan hangisi doğurmaz ki bir tek Sevde var onu da aslında karılığa değil de Ayşe ye bekçi olarak almış. Ayşe çocuk olduğundan . Göz boyamak için bu Sevde işte yaşlı kadınla evlendi diye göstermekteler. Sevde Ayşe nin dadısıdır. Ve yatma sırasını Ayşe ye vermiştir. Onun için Ayşe onu pek severmiş.

    İddia edildiği gibi kadınların hepsi yaşlı filan değil.
    Bu mesaj en son " 01.11.06 " tarihinde saat 01:25 itibariyle directsoz tarafından düzenlenmiştir...

  3. #43
    kuscubasi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2006
    Mesajlar
    118
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı directsoz tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "33/36. Allah ve resulü bir iste hüküm verdiklerinde,( Muhammet Zeydin eşi Zeyneple evlenmeye Allahla birlikte karar verdiklerinde ) inanmıs bir erkekle inanmıs bir kadının, ( Zeyd Ve Zeynebin ) islerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. ( Zey ve Zeynep buna itiraz edemezler. )Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklıga batıp gitmis demektir ( Muhammedin elinizden eşinizi almasına isyan, itiraz ederseniz ederseniz sapık olursunuz. )

    İşte evlilik müessesesi de budur islamın. Bir gece yarısı kaldırırlar insanların yanından kadını nı. Ne olacak kadın değil mi ?.

    Ardından ashap 37 de okuyun. konu tam anlaşılsın.

    Ben sana ayetle konuşuyorum ahzap 36 yı iyi okursan ve o ayete rağmen zeyd hanımını boşamıştır dersen bu düpedüz güneşi balçıkla sıvamaktır.


    Bu yukarıdaki hikayeye bakıp herkes; ya Muhammet gelinini almış deyip te kızıyor.

    Ben kızmıyorum. Çünkü bu işte bir nevi mütekabiliyet var
    . Ben olsam bende aynını yapardım. Zeyd in elinden bir gece yarısı karısını elinden alırdım.

    Neden yahu. ?

    İşte bundan Sonraki hikayeden.

    Hz. Hatice hanım yeğeni Hâkim bin Hizâm dan kendine köle pazarından yakışıklı bir genç köle satın almasını ister. İşte hikayede böyle başlar.

    İlk îman eden köle: ZEYD BİN HÂRİSE


    Zeytin gözlü çocuk, korkuyordu... Çünkü Arabistan’ın meşhur Ukaz Panayırı, karmakarışıktı. Burası, esir pazarıydı. Genç, yaşlı her cins köle satılıyordu.
    Adın ne?
    Heyecanlı pazarlık sesleri arasında, sıcak, toz ve gürültü çok
    bunaltıcıydı. Bu kargaşada, güler yüzlü bir adam, ona yaklaşarak sordu:
    - Senin adın ne oğlum?
    - Zeyd.
    - Babanın adı?
    - Hârise, efendim!
    - Nerelisin?
    - Yemenli.
    - Hangi kabîledensin?
    - Kudâa kabîlesinden.
    - Öyle mi? O, eski ve kıymetli bir kabîledir...
    ( Demekki kaliteli bir kabileden )

    Küçük Zeyd, beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve mırıldandı:
    - Doğrudur, efendim...
    Bu güzel yüzlü amcayı sevmeye başlamıştı... Adam tekrar sordu:
    - Karnın açtır, değil mi?
    Çocukcağız önüne baktı. Cevap vermedi. Fakat günlerdir aç, susuz, perişan bekleşiyorlardı. Adam tekrar sordu:
    - Benimle gelmek ister misin? Güzel yemekler, temiz elbiseler ister misin?
    - Sizinle yemek olmasa da gelirim efendim!
    Esir tüccarı ile pazarlık ettiler. Küçük Zeyd, boynu bükük bekliyordu. Nihâyet dört yüz dirheme anlaştılar. O kimse, parasını ödedi. Gülerek başını okşadı ve dedi ki:
    - Haydi bakalım küçük Yemenli! Şimdi gidip, ikimiz de bir güzel karnımızı doyuralım!
    O amca kendisini, çok daha iyi kalpli bir hanıma götürdü. Teslim ederken dedi ki:
    - Ey amcamın kızı! İşte, senin için aldığım köle!
    Bu hanım, Hz. Hatice idi. Hediye eden de, yeğeni Hâkim bin Hizâm idi.



    İşte Genç delikanlı , yakışıklı Zeyd ile Hz. Hatice hanım la böyle tanışır. Ve Hz Hatice hanımın yanında kalmaya başlar. Fakat bir müddet sonra Hz. Hatice hanım da bir değişikler olmaya başlar. Kendine bir koca arama telaşına başlar, başında bir iş vardır. Olay şöyle gelişir.

    “Hz.Hatice iş bahanesi ile Hz . Muhammed'i (sav) sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Resulü ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada Hz.Muhammed (sav) 25, Hz.Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu.

    Muhammet ise 25 yaşına gelmesine rağmen evlenememişti . Fakirdi kimse kız vermiyordu. Halbuki o gün ki Arabistan da kızlar evlenmeye 9 yaşında başlıyordu erkekler ise 14-15 de başlıyordu. Muhammet evde kalmış sayılırdı bile. Onu iş güveyine alabilirdi. Peygamber efendimiz daha sonra Hz.Mariye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice ' dendi. Bunların isimleri: Kasım, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir.”


    Hatice den sonra Muhammet çok kadınla evlendi fakat bunların hiç birinden çocukları olmadı. İçlerinde hep doğuracak çağda ( sevde hariç ) olmalarına rağmen. Nedense. Muhammed in bu hanımları Muhammet ten önceki eşlerine çocuk doğurmuşlardı. Yani kısır değillerdi.

    İşte böyle böyle olmuş. Bir günde ortaya çıkıp Bu Zeyd benim oğlum falan değil deyip bir gece elinden eşini almış Bunun nikahını bana Allah kıydı diyerek. Halbuki Muhammet Zeyd i aşağıdaki gibi açıkça oğlu ilan etmiş, mirasını ona bırakmıştı


    Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd'i çağırtarak, kendisini istemeye gelen bu kişileri tanıyıp tanımadığını sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babası diğerinin de amcası olduğunu söyleyerek tanıdığını ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd'e, dilerse babasıyla gidebileceğini, şayet isterse yanında kalabileceğini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd'i elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ve: "Şahit olun, Zeyd benim oğlumdur. O bana mirasçıdır, ben de O'na mirasçıyım!" diyerek Zeyd'i evlat edindiğini ilan eder (İbn Sa'd, a.g.e., III, 40-42; İbn Hişâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-İsâbe fi Temyizi's-Sahâbe, III, 24). Halk da Zeyd bin Muhammet demeye başlar.


    Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlayınca, Zeyd b. Hârise de hicret etmişti. Resûlullah (s.a.s.), hicretten sonra Medine'de, ashabı arasında kardeşlik tesis ettiğinde, Zeyd'l-e Hamza b. Abdülmuttalib'i de kardeş ilan etmişti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü şehadet şerbetini içmeden önce Zeyd'i kendisine vâsî tayin etmişti (İbn Nişâm, a.g.e., I, 505; İbn Sa,d, a.g.e., III, 44).

    İşte ne oldu aralarında gerisini siz tahmin edin.


    Hz.Aişe(R.A.) ile Hz.Muhammed Mustafa (S.A.S.) evlilikleri ile ilgili olarak sana tezimi sundum. 5 Kanıtla destekledim. Hala cevap veremediğin gibi saçmalayarak aynı şeyleri bozuk plak gibi söylemeye devam ediyorsun. Bunları çürüt. Sonra gel konuşalım. Zaten okuyucular da bırak kendi kanıtlarını kendilerini versinler.

    Hz. Aişe(R.A.) mevzuunda yenilince bu sefer de tuttun Hz. Zeynep(R.A.) ile olan evliliği ile Hz. Muhammed(S.A.S.)'e iftiralar atmaya kalkıştın. Allah'ın ayetlerini bu uğurda çarpık biçimde yorumlamak gafletinde bulundun. Sana cevap vermeyecektim. Kaale almayacaktım. Ancak en son mesajında yazdıklarına karşı dayanamadım.


    Öncelikle ayetleri inceleyelim.

    Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
    "GERÇEK ŞU Kİ, Allah'a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendilerini adamış bütün erkekler ve kadınlar, sözlerine sadık bütün erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren bütün erkekler ve kadınlar, [Allah'ın karşısında] güçsüzlüğünü anlayan bütün erkekler ve kadınlar, karşılıksız yardımda bulunan bütün erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol eden bütün erkekler ve kadınlar, (38) iffetleri üzerine titreyen bütün erkekler ve kadınlar (39) ve Allah'ı durmaksızın anan bütün erkekler ve kadınlar için, (evet,) bunlar[ın tümü] için Allah, mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. "

    Ahzab Suresi 35

    38 - Sâim terimi, çoğunlukla "oruç tutan" olarak çevrilirse de burada birincil anlamı olan "[her şeyden] kaçınan" veya "[hiçbir şeye] kendini kaptırmayan" kişiyi ifade eder: karş. savm isminin "konuşmaktan kaçınma" anlamında kullanıldığı 19:26.

    39 - Lafzen, "kendi uzuvlarına sahip olan erkeklere ve [kendilerini] koruyan kadınlara": bkz. 24:30, not 36.



    Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
    "Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra (40) artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi (41) yoktur: [bu, hakkı kendinde görerek] Allah'a ve Elçisi'ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur."

    Ahzab Suresi 36

    40 - Yani, Kur'an'da ve Hz. Peygamber'in emirlerinde spesifik bir kural öngörülmüş ise.

    41 - Lafzen, "kendi işlerinde (min emrihim) bir serbestliğe sahip olmak" -yani, davranışlarının ve hareket tarzlarının vahyin koyduğu kurallar tarafından değil de, kişisel çıkarları veya temayüllerince belirlenmesine izin vermek.


    Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

    "VE BİR ZAMAN, (42) [ey Muhammed,] Allah'ın lütufta bulunduğu ve senin de iyilik ettiğin kişiye, (43) "Eşini terk etme ve Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!" demiştin. Ve [böylece] Allah'ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi (44) içinde gizlemiştin; çünkü insanlar[ın ne düşüneceklerin]den çekiniyordun, oysa çekinmen gereken yalnız Allah olmalıydı! (45)[Fakat] sonra Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde (46) onu seninle evlendirdik ki [gelecekte] evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlar[la evlendikleri] için müminler suçlanmasın. (47) Ve Allah'ın buyruğu [böylece] yerine getirilmiş oldu. "

    Ahzab Suresi 37

    42 - İz edatının bu şekilde çevrilmesi konusunda bkz. sure 2, not 21. Yukarıdaki ayetle, 4. ayette ve devamında değinilen "tercihe bağlı" ilişkiler konusuna yeniden dönülmektedir. Muhammed (s)'in tebligatına başlamasından yıllar önce eşi Hz. Hatice, Kuzey Arabistan kabilelerinden Benî Kelb soyundan gelen ve kabile savaşlarından birinde çocuk yaşta esir alınarak Mekke'de satılan genç bir köle olan Zeyd b. Hârise'yi kendisine hediye etti. Muhammed (s), çocuğu alır almaz serbest bıraktı ve bir süre sonra da evlatlığı yaptı. Zeyd de, buna karşılık, İslam'ı ilk kabul edenler arasında yer aldı. Yıllar sonra, bir kölenin yahut özgürlüğüne kavuşmuş eski bir kölenin "özgür doğmuş" bir kadınla evlenmesine karşı eski Arap toplumunda mevcut olan önyargıları kırmak için Hz. Peygamber, Zeyd'i kendi öz halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile evlenmeye ikna etti. Zeyneb, Hz. Peygamber'i o'nun haberi olmadan çocukluğundan beri seviyordu ve bu nedenle, bu evlenme teklifine büyük bir isteksizlikle ve yalnızca Hz. Peygamber'in otoritesine saygıdan dolayı razı oldu. Zeyd de bu beraberliğe istekli olmadığından (çünkü o sırada kendisi gibi özgürlüğüne kavuşmuş eski bir köle olan, oğlu Üsâme'nin annesi Ümmü Eymen ile mutlu bir evliliği vardı) bu evliliğin ne Zeyneb'e, ne de Zeyd'e mutluluk getirmemiş olması sürpriz değildi. Zeyd, kendisini sevmediğini gizlemeyen yeni eşini birkaç defa boşamanın eşiğine kadar geldi, fakat her seferinde tahammül göstermeye ve ayrılmamaya Hz. Peygamber tarafından ikna edildiler. Ancak sonunda evliliğin yürüyemeyeceği kesinleşti ve Zeyd, Zeyneb'i H. 5. yılda boşadı. Kısa bir süre sonra da Hz. Peygamber, geçmişteki mutsuzluğundan dolayı üzerinde hissettiği ahlakî sorumluluğu telafî etmek için Zeyneb ile evlendi.

    43 - Yani, Zeyd b. Hârise'ye. Allah, onu müminlerden biri kılmış, Hz. Peygamber de yanına evlatlık olarak almıştı.

    44 - Yani, Muhammed (s)'in bizzat desteklediği ve ısrarla tavsiye ettiği Zeyd ile Zeyneb'in evliliğinin yürümeyeceği ve boşanma ile biteceği gerçeğini (bkz. bir sonraki not).

    45 - Lafzen, "halbuki Allah, kendisinden korkmana daha çok layıktı (ehakk)". Bu ilahî uyarıya (ki, Kur'an'ın "Muhammed (s) tarafından üretildiği" iddiasını tek başına çürütmektedir) atıfta bulunan Hz. Ayşe'nin şöyle söylediği rivayet edilir: "Allah'ın Rasûlü, kendisine vahyedilenlerden birini gizlemek isteseydi, muhakkak ki bu ayeti gizlerdi" (Buhârî ve Müslim).

    46 - Lafzen, "ona karşı arzusu [veya onun üzerindeki "hakkı"] sona erdiğinde", yani onu boşamak suretiyle (Zemahşerî).

    47 - Hz. Peygamber'in, Zeyneb'in geçmişteki mutsuzluğunu telafî etme isteği dışında, evlatlığının eski eşiyle evlenmeye zorlanmasındaki (ayette "Biz onu seninle evlendirdik" ifadesiyle vurgulanmıştır) ilahî maksat, müşrik Arap inançlarının tersine, evlatlık ilişkisinin, biyolojik ebeveyn çocuk ilişkisinden kaynaklanan evlilik sınırlamalarından hiç birine tâbi olmadığını göstermektir (karş. bu surenin 4. ayeti, not 3).


    Şimdi sıra geldi senin iddialarına yanıt vermeye.

    1. İslamda evlilik kurumunun nasıl işlediğini merak mı ediyorsun? Ahzab Suresinin 35. Ayetini bunun için yazdım. İşte İslamdaki evlilik tasavvuru.


    2.Cahş Kızı Hz. Zeynep. Hz. Peygamber'in öz halasının, güzelliği ve mağrurluğu ile ünlü kızı ve 7.eşidir. Arabistan'da, azat edilen köleler haksızlığa uğratılıyordu. İşte bu kötü geleneği silmek ve onların da diğer insanlarla eşit olduğunu göstermek için Allah'ın Resul'ü; azat olmuş kölesi ve hukuken evlât edindiği kâmil insan Zeyd'i, hala kızı Zeynep ile evlendirdi.Ancak eşler anlaşamıyor ve uyumsuzlukları devam ediyordu. Hz. Peygamber'in karşı çıkmasına rağmen Zeyd, evliliği sona erdirdi. Hz. Zeynep, bu olaylara çok üzülmüştü. Bir müddet sonra da Hz. Peygamber'e, Zeynep ile evlenmesi için vahiy yoluyla emir geldi. Ahzâb 33/37 : Hani sen Allah'ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye (eşini yanında tut, Allah'tan kork) diyordun ama, Allah'ın açıklayacağı bir şeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysa ki kendisinden korkmana Allah daha lâyıktır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlâtlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, mü minler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah' ın emri yerine getirilmiştir. Böylece hem Zeynep korunma altına alınarak, onun mutsuzluğuna son verilmiş ve hem de Arap geleneğine göre : Evlâtlığın boşadığı kadını onun babalığı alamaz. adeti sona ermişti.

    Kaynak: www.kurandasevgi.gen.tr

    Zeynep Bint-i Cahhş Efendimiz’le (sas) nikâhını Allah (cc) kıydı
    Hazırlayan: SÜMEYYE GÜRGEN
    Zeynep Bint-i Cahş, Resulullah’ın (sas) mübarek hanımlarındandır. Babası, Cahş ibn Riab’dır. Annesi, Resulullah’ın halası Ümeyye Bint-i Abdilmuttalib’dir.
    Daha önceleri adı Berre iken Efendimiz (sas), adını “Zeynep” olarak değiştirdi. Resulullah (sas); yanında büyüttüğü, yetiştirdiği ve evladım dediği Hz. Zeyd Bin Haris’i, halasının kızı olan Hz. Zeynep (r.anha) ile evlendirmek istedi. Hz. Zeynep Kureyşli bir hanımdı. Zeyd ise azatlı bir köle olduğu için, Hz. Zeynep, bu evliliğe sıcak bakmadı; fakat Resulullah’ın emrine karşı durmamak için bu evliliğe razı oldu. Bir gün Hz. Zeyd, Resulullah’a (sas) gelerek hanımından ayrılmak istediğini söyledi. Allah Resûlü bu evliliğe vesile olduğu için ona: “Hanımını tut; onu boşama ve Allah’tan kork!” buyurdu. (Ahzâb, 37). Ancak, evlilik ta baştan isteksizliğe bağlı olarak geliştiği için Hz. Zeynep kocasına gerekli olan saygı ve hürmeti gösteremiyordu. Zaten, Cenab-ı Hak onun Zeyd’den boşanıp Resûlullah’ın temiz eşleri arasına katılmasını çoktan murat etmişti. Bununla birlikte, cahiliyye devrine ait bazı âdetler vardı. Bir kimse birisini evlat edinir ve ona “evladım” derse, artık, o onun öz evladı olur; onun mirasından faydalanırdı. Hal böyle olunca da “evladım” dediği kimsenin hanımı da onun gelini sayılırdı.
    Şimdi ise Cenab-ı Hak, Habibi’ne (sas) Hz. Zeynep ile evlenmesini emrediyordu. Efendimiz (sas) münafıkların dedikodusundan çekindiği için bu evlilik kendisine zor geliyordu. Ancak, emir Yaratıcı’dandı ve bu emre uymak gerekirdi... Hz. Aişe validemiz (r.anha) anlatıyor: “Bir gün Resûlullah ile oturmuş, sohbet ederken o sırada vahiy geldi. Allah (cc) Habibi’ni, Hz. Zeynep (r.anha) ile gökyüzünde nikahladığını müjdeliyordu.”
    Böylece Hz. Zeynep diğer hanımlardan bir fark ile Resulullah’ın ezvâc-ı tahirâtı (müstesna pâkize hanımları) arasına dahil oldu. Çünkü, onun nikahını Cenab-ı Hak kıymıştı.

    İbadete düşkündü
    Hz. Zeynep (r.anha) ibadete düşkün, takva sahibi biriydi. Çoğu zaman nafile namaz kılar, nafile oruç tutardı. Peygamberimiz (sas) bir defasında mescide girmişti. Orada iki direğin arasına çekilmiş bir ip gördü. “Bu ip nedir?” diye sordu. Zeynep’in bağladığını söylediler. “Hz. Zeynep namazda ayakta durmaktan yorulunca bu ipe tutunur.” dediler. Peygamberimiz bundan hoşlanmadı ve şöyle buyurdu: “Hayır, ibadette böyle güçlüğe girilmez. Bu ipi çözünüz. Sizler zinde ve kuvvetli oldukça (namazı) ayakta kılın. Yorulunca da oturun.” buyurdu. (Müslim, Salatu’l-Musafirin, 31)
    Efendimiz (sas) bir gün zevcelerine, “Vefatımdan sonra bana kavuşacak olanınız, kolu uzun olanınızdır.” buyurdu. Hanımlar birbirlerinin kollarını ölçerek mukayese yapıyorlardı. Hz. Sevde (r.anha) kolu daha uzun geldiği için bu müjdeye nail olacağını düşünerek çok sevinmişti. Fakat Hz. Zeynep (r.anha), Resûlullah’ın vefatından sonra zevcelerinden ilk vefat eden olunca kol uzunluğunun cömertliği işaret ettiği anlaşılıyordu. (Üsdü’l-Gabe, 7/ 126) Zira, Hz. Zeynep (r.anha) çokça ibadet ve kulluk eden bir mümine olduğu gibi, gözü tok, eli açık, gönlü zengin bir hanımdı.

    Çok cömertti
    Kendi el emeğiyle para kazanır ve kazandıklarını Allah yolunda infak ederdi. Bol bol sadaka verip fakir fukarayı doyurmayı, düşkünlere yardım etmeyi kendine şiar edinmişti. Çünkü şunu gayet iyi biliyordu ki, kim gözünü kırpmadan Allah yolunda tasadduk eder, hayır hasenatta bulunursa, o hayır zerre ağırlığında dahi olsa Cenab-ı Hak onu zayi etmeyecek ve mizanda karşılığını verecektir. Nitekim, öyle de oldu. Yaptığı iyiliklerin mükâfatını daha dünyada iken aldı ve Resûlullah’a ilk kavuşanlardan oldu.
    Hz. Zeynep Bint-i Cahş (r.anha), Hz. Ömer’in hilafeti döneminde hicretin 20. senesinde 53 yaşında vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve cenaze Bâki Kabristanı’na defnedildi.

    Hz. Aişe anlatıyor
    Hz. Aişe, Zeynep (r.anha) hakkında; “Ben, dinî yolda, Zeynep’ten daha hayırlı ve ondan daha çok Allah korkusuna sahip, ondan daha doğru sözlü, akraba hakkında ondan daha çok sıla-i rahim yapan, Cenab-ı Hakk’ın rızasına yaklaştıracak sadakayı ondan daha çok dağıtan bir kadın görmedim. “ diyerek Hz. Zeynep’i övmüştür. (Üsdü’l Gabe, 7/ 127)

    Ahzab Sûresi, 37
    “Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın.” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda müminlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.”

    Ailem Dergisi

    Fark ettim ki yazında Ahzab Suresi 37. Ayeti yazmamışsın. Zaten yazamazdın. Bu senin çarpıtmalarını bozardı. Güneşi balçıkla sıvamaya sen kalktın. Açıkça ayette yazıyordu. Hz. Zeyd karısını boşamıştı. 5. yılında. Bu ayeti atlamanın art niyet dışında bir açıklaması olamaz. Zira hemen altında geçiyor. Hz. Hatice ile ilgili iftiralarına gelince. Hz.Muhammet(S.A.S.) son derece soylu bir aileden geliyordu. Ailesinin durumu da kötü değildi. O köhneleşmiş cahil toplulukta Emin Muhammed diterek anılabilecek bir saygınlığa sahipti. Hz. Hatice ile de evlendi. Yukarıda değindiğim gibi de Hz. Zeynep(R.A.) onun gelini değildi. Zira Allah(C.C.) biyolojik akrabalıklar dışındaki diğer akrabalıkları kaldırmıştı. (Süt Kardeşliği hariç) Hz.Zeyd'e de öz babasının adıyla hitap olunmaktaydı. Bu evlilik yalnızca kölelere yönelik baskıyı kırmakla kalmamış aynı zamanda bu evlatlıklarla ilgili töreleri de kaldırmaktaydı. Kaldı ki Hz. Zeynep (R.A.) güzelliğiyle nam salmıştı. Soylu ve de zengindi. Hz. Muhammed(S.A.S.) istese rahatlıkla onunla evlenebilirdi. Ancak o tüm batılları yıktı ve sevgili Hz. Zeyd(R.A.) ile evlendirdi. Aslında düşünülse cevaplar bulunmakta ancak düşünmek istenmiyor ki.

    En son mesajındaki iddialara gelince. Korkma Allah'ın izniyle her soruya cevap bulmaya çalışırız. Ancak senin niyetin cevap bulmak değil iftira atmak. Öyle olunca laf kalabalığı da senin hoşıuna gidiyor. Önce bu mevzuuda görüşlerini söyle. Fazla demogoji cildi bozar.

  4. #44

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Sayın kuşcubaşı

    Cevap veriyorum diye ne kadar herkesin kandırıldığı abuk söz varsa yazıyorsun. Alemi kelek mi sanıyorsun.

    Bir defa Zeyd köle ve esir değildir. Yolda giderken eşkiyalar tarafından kaldırılmıştır. Beyaz renklidir. son derece hatta Muhammedin sülalesinden dahi daha asil bir ailedendir. Ne tekim babası ve amcası tüm arabistanı karış karış aramış ve oğlunu Muhammedin yanında bulmuştur. Zeyd çok dil bilmekte ve beyefendir. Muhammedin yanında dış işleri bakanlığı yapmıştır. Dış yazışmaları hep düzenlemiştir. Son derce kaliteli bir insandır. Senin kopya aldığın siteler bir yerinde ne kadar akıllı ve yakışıklı olduğunu anlatırken dönüverir basık burunlu der. Ne yapsın adam mızrak çuvala sığmıyor çünki.

    haticeye geldiğinde çocuk filan değildir. 19 yaşındadır. 575 doğumludur. Muhammet ise 571 doğumlu. Aralarında 5 yaş vardır. Hatice zeydi satın akmasına karşılık hiç çalıştırmamıştır.

    Zeynebe gelince Muhammet evlenmeden önce Halasından zeynebi istemiş fakat zeynep onu istememiştir. Sonradan niye istesin ki muhammedi. Zeyd den çolu çocuğu var. Çolu çocuğu bırak Muhamede kaç. Git işine. Saçmalama.

    Bir yerde diyorsunki zeynep kibirliydi zeydi beğenmedi bir yerinde diyorsunki çok merhametli idi herkese yardım ederdi.

    "Çok cömertti
    Kendi el emeğiyle para kazanır ve kazandıklarını Allah yolunda infak ederdi. Bol bol sadaka verip fakir fukarayı doyurmayı, düşkünlere yardım etmeyi kendine şiar edinmişti"

    idian bu.

    Bir de ilk ölenlerden diye itiraf edeyorsun. Çolundan çocuğundan ayrıldı diye kahrından öldü kadın.

    Gelelim ayetlere. : Onlarıda bilerek öyle dejere etmişsinki kargalar güler haline.

    ""Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra (40) "

    "40 - Yani, Kur'an'da ve Hz. Peygamber'in emirlerinde spesifik bir kural öngörülmüş ise."

    Hakiki ayet tercümesi ile senin anlatımın o kadar tezat ki.

    Ne demek spesifik kural . Hem muhammette kim oluyor Allahla beraber karar alacak. Eğer ahsap 36 Allahın ayet i ise muhammet ne karışıyor da karara ortak oluyor. İslamiyet bu tip sözü kabul edermi ?.

    Hem bu ayete muhammetle beraber aldıkları karar zeyd le zeynebin ayrılması.

    " artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi (41) yoktur"

    "41 - Lafzen, "kendi işlerinde (min emrihim) bir serbestliğe sahip olmak" -yani, davranışlarının ve hareket tarzlarının vahyin koyduğu kurallar tarafından değil de, kişisel çıkarları veya temayüllerince belirlenmesine izin vermek
    "

    Ashap 36 nın açıklaması bu şekildedir. Hiç yalana teşebbüs dahi etme.

    Yukardaki sözleri ne yaptın öyle. Çok komik olmuşşun. ilk okul çocuğu yutmaz bu naneyi. Biz sizin ayrılmanıza karar verdik siZ itiraz edemezsiniz diyor. Sen ne örtülü ödenek gibi laflar edip haptü kaptüye getirmek istiyorsun.

    Niye Kuranı ters yüz ediyorsun. Allahın kulu.


    "33/36. Allah ve resulü bir iste hüküm verdiklerinde,( Muhammet Zeydin eşi Zeyneple evlenmeye Allahla birlikte karar verdiklerinde ) inanmıs bir erkekle inanmıs bir kadının, ( Zeyd Ve Zeynebin ) islerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. ( Zey ve Zeynep buna itiraz edemezler. )Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklıga batıp gitmis demektir ( Muhammedin elinizden eşinizi almasına isyan, itiraz ederseniz ederseniz sapık olursunuz. )

    Sen esas cevap veceksen benim aşağıdaki soruma cevap ver.

    Karılarının yaşları evlendiğinde söyle dir.
    Hatice 39 ( 6 çocuk )
    Sevde 50 yaşlı
    Ayşe 6 yaşında nişan 9 yaşında gerdek.
    Zeynep 35 Gelini.
    Hafsa 30-35
    Ummü Habibe 30-35
    Cüveyriye: (13)
    Safiye: 25
    Haris’in kızı Meymune 25
    Huzeyme kızı Zeynep: 20
    cariye: Marya 16 ( 1 çocuk )
    cariye Reyhane 19


    İşte bu genç kadınlar niye hiç gebe kalmamışlar. 40 yaşında hatice 6 defa doğum yapmıştır da bunlar niye kalmamış. Üstelik pek çoğu ilk eşlerine gebe kalmışlar ve çocuk doğurmuşlardır. Kısır filan değiller. Sakın kısır olan Muhammet olmasın. zaten kavser suresinde de öyle yazıyor . Halkın Soyu kesik dediklerini açıklıyor.

    [108.003] [E0] doğrusu sana bugz edendir ebter
    [108.003] [E1] Doğrusu sana kin besleyendir soyu kesik olan!
    108.003] [E2] Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğzedendir.

    Bu işte darılmak gücenmek yok burası bilgi paylaşım yeri . Soruda bir anormallik yok. Bu hanımlarının neden hiç gebe kalmadığını bilen varsa açıklasın da aydınlanalım hep beraber. Bunu ben diyanete sordum bana akllı bir cevap
    veremedi. Allahın işi diye savsakladı.

    Bunun zeydin hanımı ile ve zeyd le ilşkisini de sonra açıklayalım. Neden hanımını elinden zorla alıp gitmiştir.

  5. #45
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    muslims4marriage.com, buradaki 4 rakamı dört kadın anlamına gelmiyor, biraz İngilizce bilseydin bu hataya düşmezdin. bu 4 (four), İngilizce for ( için) kelimesi için kullanılır, kısaltmadır. Söylenişleri aynı olduğu için. Tercümesi evlilik için müslümanlar demektir.

  6. #46

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    KEVSER YAYINCILIK


    Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar
    Bugün : 27 Haziran 2009, Cumartesi


    Sık Kullanılanlara Ekle
    Başlangıç Sayfası Yapın









    Bismillahirrahmanirrahim



    Soru-467: Bazıları Resulullah'ın (s.a.a) azad olmuş kölesi Zeyd'in boşadığı Zeynep bint-i Cahş ile evliliği konusunda Resulullah'ın masumiyetini gölgeleyecek, hatta onu haşa kadın düşkünü birisi olarak gösterecek açıklamalarda bulunmuşlardır ve bu konuda bir takım rivayetleri de ileri sürmekten geri durmamışlardır. Bu olayı, ilgili ayet ve rivayetleri de dikkate alarak sağlıklı bir şekilde nasıl açıklayabiliriz?



    Cevap-467: Evet, masumiyet inancına karşı olanların sık sık asıldıkları bir konu ise, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Zeyd b. Harise'nin boşadığı eşi Zeynep bint-i Cahş ile evliliği konusunda Kur'ân'da geçen bazı tabirler ve olayla ilgili bazı rivayetlerdir. Onlar bu tabirlerin zahirini ve konuyla ilgili nakledilen bazı uydurma rivayetleri ciddi bir araştırmaya tabi tutmadan ele alıp onlarla Resulullah'ın masum olmadığını ispatlamaya yeltenmişlerdir. Biz önce olayı onların anladığı ve kabul ettiği şekliyle kısaca aktardıktan sonra, hem rivayetlerin sıhhat derecesini, hem de konuyla alakalı ayetlerde asıldıkları bazı cümlelerin gerçek muradını açıklamaya çalışacağız; o zaman Allah'ın izniyle hem olayın onların kabul ettiği şekilde olmadığı, hem de ayetlerde istinad ettiklerin cümlelerin onları hiçbir şekilde desteklemediği ortaya çıkacaktır.



    Söz konusu hadise hakkında Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilen rivayetlerden bir tanesi şöyledir:

    Taberi, Veheb bin Münebbih'ten şöyle rivayet eder: "Allah Resulü (s.a.a) halasının kızı Zeynep binti Cahş'ı, kendi oğulluğu Zeyd bin Harise'yle nikâhlandırmıştı. Bir gün Zeyd'i görmek için onun evine gittiğinde, kapıda asılı perdeyi rüzgar savurdu ve peygamberin gözü, başörtüsüz halde evinde oturan Zeyneb'e ilişti. İşte bu sırada Allah Resulü (s.a.a) Zeyneb'e aşık oldu. Bu olay üzerine Zeynep kocasından soğudu ve bir gün Zeyd Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vararak: "Zeynep'ten ayrılmak istiyorum" dedi. Hz. Resulullah (s.a.a): "Ne oldu? Ondan bir yanlışlık mı gördün?" diye sorunca Zeyd: "Hayır dedi, Ey Allah'ın Resulü, vallahi iyilikten başka şey görmedim ben ondan ..."[1]

    Buna benzer bir rivayet de Hasan Basrî tarafından aktarılmıştır.



    İşte masumiyet karşıtları bu gibi rivayetlere dayanarak, konuyla alakalı ayetleri de yanlış yorumlamış ve böylece kendi iddialarını doğrulamaya gayret etmişlerdir. Önce ayetleri görelim.

    "Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye "eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan da çekinerek, Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun, oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirmiş olduk. Böylece evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri -kadınları boşadıkları- zaman, onları evlenme konusunda mu'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. * Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şeyi yerine getirmede peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. Bu daha önce gelip geçen ümmetlerde de olan Allah'ın sünnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. * Ki onlar -o peygamberler- Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek korkanlar ve Allah'tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter." (Ahzap, 37-39)

    Evet, bu ayetlerden de özellikle iki cümleyi alıp ellerinde koz olarak kullanmaya çalışmışlardır. O iki cümle şunlardır:

    a) İnsanlardan da çekinerek..

    b) Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun..

    Diyorlar ki evvela masum olan Peygamber nasıl olur da Allah yerine insanlardan çekinir? Saniyen O, Zeyneb'e olan aşkını içinde saklıyordu. Ama Allah bilahare bunu ortaya çıkardı ve Zeyd bunu sezince eşini boşamaya karar verdi!! Masum olan bir peygamber bu duruma nasıl düşer?!

    Bu sözleri söyleyenler, nasıl olur da gözü kapalı ve hiç hicap duymadan en çirkin şeyleri dahi Allah'ın en sevgili ve değerli kuluna isnad etmekten çekinmez, sıkılmazlar?!! İnsan normal bir kimseye dahi bu tür şeyleri isnad ederken bin düşünüp bir söylemelidir. Kaldı ki hakkında ileri geri konuştukları Seyyid-i Kainat'tır, Server ve Hatem-i Enbiya'dır, Habib-i Kibriya'dır…

    Her halükarda önce konu hakkında nakledilen rivayet hakkında bir iki cümle söyleyip ayetlere geçelim. Bu rivayetler iki raviden nakledilmiştir, biri Veheb bin Münebbih diğeri ise Hasan-ı Basri. Bu iki ravi Resulullah'ın bu evliliğiyle ilgili naklettikleri rivayetin benzerlerini Hz. Davud'un, kendi komutanlarından olan Urmiya'nın eşiyle evliliğinin keyfiyeti hakkında da nakletmişlerdir ki insan dile getirmekten dahi haya ediyor. Ama konunun daha iyi anlaşılması için bunlardan kısa olan birisini nakletmeye mecburuz:

    Taberi ve Suyuti, tanınmış tefsirlerinde Hasan Basri'den şu rivayeti naklederler:

    "Hz. Davud (a.s) günlük veya haftalık zamanını 4'e ayırmıştı. Her gün vaktinin belli bir kısmını kadınlarına, bir kısmını ibadete, bir kısmını yargı ve hakemliğe, bir kısmını da İsrailoğullarını ziyarete ve dostluk görüşmelerine ayırırdı, bu ziyaretlerde onlarla konuşur, sohbet eder, dînî konuşmalar yapar ağlar ve onları da ağlatırdı.

    Bu ziyaret ve görüşme vakitlerinden biriydi, Davud, yanındaki İsrailoğullarına "Buyrun, sözünüzü söyleyin" dedi, onlardan biri "İnsanın hiç günah işlemediği bir gün olmuş mudur?" diye sordu. Bunun üzerine Davud, kendisinin böyle -günah işlemeyen- biri olduğunu geçirdi içinden.

    İbadet vakti gelince Davud kapıları kapatarak rahatsız edilmemesini istedi ve Tevrat'ı tilavete koyuldu. Tevrat okuduğu sırada altın sarısı bir güvercin gelip tam önüne konuverdi, çok güzel ve alımlı bir güvercindi. Davud onu yakalamak isteyince uçup biraz ötede yere kondu. Davud, yıkanmakta olan çok güzel bir kadını görerek ona aşık oldu. Davud'un gölgesini -veya siluetini- gören kadın hemen saçlarını çözerek vücudunu gizlemeye çalıştı ki onun bu davranışı Davud'un ona duyduğu ilgiyi daha da kırbaçladı.

    Davud, o kadının kocasını özel bir savaş vazifesiyle görevlendirmişti. "Falanca yerlere git, filan yerlerde savaş" diye ona mektup yazdı ve onu, sonu mutlaka ölüm olan tehlikeli bir göreve gönderdi. Adam emri yerine getirdi ve o savaşta öldü, Davud da onun dul karısını nikâhladı!"[2]

    Veheb bin Münebbih'in naklettiği ise daha geniş ve daha iğrenç şeyleri içermektedir.[3]

    Şimdi asıl konumuza dönelim.

    Bu iki ravinin biyografisi konusunda şu ilginç noktayı hatırlatmamız yeterli olacaktır. Bunların her ikisi de Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.a) vefatından yıllar sonra dünyaya gelmiş olduklarından, Resulullah'ın zamanında vuku bulmuş bir hadiseye bizzat şahid olmaları mümkün değildir. Mevzuyu bizatihi aktarmaları elbette ki kesinlikle inandırıcı değildir. Bu iki şahsın aynı hadiseyi hiçbir senet ve aracı göstermeden doğrudan doğruya rivayet etmiş olması bir hayli düşündürücü değil midir?![4]

    Rivayetin muhtevasına gelince, görüldüğü gibi bu rivayetin ekseni Zeynep'tir; onu başı açık bir halde -yüzünü- gören Allah Resulü (s.a.a)'in hemen ona vurulup gönlünü kaptırdığı iddia edilmektedir. Güya bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) onun Zeyd'den boşanmasını ve kendisiyle evlenmesini arzulamış ve bunu da kalbinde saklı tutup kimseye açamamıştır(!)

    Bu uyduruk rivayetin en bariz tutarsızlığı, evvelâ Zeyneb'in Hz. Resulullah (s.a.a)'in halakızı olması ve çocukluktan itibaren birlikte büyüdükleri için birbirlerini zaten yeterince görmüş olmalarıdır. İkincisi ve daha da önemli olanı, hicab -örtünme- ayetinin, Zeynep'le evlilikten çok sonra inmiş olmasıdır!!

    Bu durumda Hz. Peygamber efendimizin (s.a.a) kendi halakızları olan Zeyneb'i defalarca hicapsız olarak gördüğü halde, Zeyd'in evinde bir kez başı açık görmekle ona vurulmayacağı apaçık ortadadır.

    Bütün bunlar bir tarafa, Allah-u Teâlâ'nın "mükemmel insan örneği" olarak yaratmış olduğu Hz. Resulullah'ı (s.a.a) evli bir kadına gönül verecek kadar şehvetine düşkün ve nefsi zayıf biri derecesine indirerek süflileştiren bu tür rivayetler elbette ki O yüceler yücesine iftira olup, kim tarafından rivayet edilirse edilsin apaçık bir yalan ve iftiradır!



    Şimdi bu hadisenin aslını, siyer kaynaklarından aktaralım:

    Müslümanlar Medine'ye hicret ettikten sonra Abdulmuttalib'in kızı olan Emiyme'nin kızı Zeyneb'e sahabeden bazıları elçi geldiler. Zeyneb, kardeşini Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna göndererek o hazretin fikrini sordu. Allah Resulü:

    - Allah'ın kitabı ve Resulünün sünnetini ona öğretebilecek olan birine ne dersiniz? buyurdular.

    Zeynep bunun kim olduğunu sorduğunda hazret "Zeyd" buyurdular. Bu ismi duyunca Zeynep pek rahatsız olmuş ve meseleyi İslam inancı yerine kavmî ve ailevî taassupla değerlendirerek şöyle demişti:

    - Ya Resulullah! Halanın kızını kendi azadlı kölene mi lâyık buluyorsun yani?! Onunla evlenmem mümkün değil! Ben ailevi açıdan ondan daha soyluyum, ailemin seçkin kızıyım ben!

    Zeyneb'in bu sözleri üzerine Ahzâb Suresi'nin 36. ayeti nazil oldu. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyordu:

    "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman mu'min olan bir erkek ve mu'min olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır."

    Bu ayet üzerine Zeynep hiçbir itirazda bulunmayacak ve Hz. Resulullah'ın siyah bir Habeşli kadın olan Ümm-ü Eymen'le evlendirdiği ve ondan Usame'nin dünyaya gelmiş olduğu Zeyd'le evlenecek ve onun 2. karısı olacaktı.

    Zeynep, Zeyd'e karşı geçimsiz davranıyor, ona sinirleniyor, ikide bir Zeyd'in ona lâyık olmadığını söyleyerek onu aşağılıyordu. Zeyd durumu birkaç kez Resulullah'a (s.a.a) açtı ve Allah Resulü de sabretmesini tavsiye etti, ama bu evlilik uzun sürmedi ve Zeyd sonunda Zeyneb'i boşamak zorunda kaldı.

    Allah-u Teâlâ'nın yüce takdiri böyleydi; Araplar arasında cahiliyet döneminden kalma "babalığın, evlatlığın boşadığı kadınla evlenemeyeceği" şeklindeki yanlış geleneğin bizzat Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ameliyle değişip düzelmesi için bu evlilik ve boşanmanın ve ardından Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Zeynep'le evlenmesi önceden takdir olunmuş ve Allah-u Teâlâ da bunu Hz. Resul-i Ekrem'e vahiyle bildirmişti. Ancak Hz. Resulullah (s.a.a) insanların cahiliyet taassubuyla "oğlunun boşadığı karısını babası aldı" demelerinden çekindiği için daha önceden kendisine vahiyle inen bilgiyi kimseye açıklamayıp kendi içinde saklı tutarak Zeyd'e "Karını boşama, onunla geçinmeye çalış ve Allah'tan kork" buyurmuştu.

    Ne var ki Zeyd, Zeyneb'in geçimsizliğine daha fazla tahammül edemeyecek ve onu boşayacaktır.

    Zeyneb'in iddet süresi tamamlanınca söz konusu ayetler (Ahzâb, 37- 40) bir arada Hz. Resulullah'a (s.a.a) inerek meselenin içyüzü açıklanmış ve "evlat edinme" olayının İslam'daki hükmü belirtilerek şöyle buyrulmuştu:

    "Zeyd onu -Zeyneb'i- boşayınca biz onu seninle evlendirmiş olduk ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri -kadınları boşadıkları- zaman onlarla evlenme konusunda mu'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. Allah'ın kendisine farz kılmış olduğu bir şeyi yerine getirmede peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. Bu daha önce gelip geçenlerde de olan Allah'ın sünnetidir. Allah'ın emri takdir edilmiş bir kaderdir. (...) Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, ancak o, Allah'ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir."

    Yine aynı surenin 4. ve 5. ayet-i kerimesinde de şöyle buyrulur:

    "...Evlatlıklarınızı da sizin öz çocuklarınız saymadı. Bu sizin yalnızca ağzınızla söylediğiniz bir şeydir, Allah ise hakkı söyler ve doğru yola yöneltip iletir. Onları -evlatlıklarınızı- babalarına nispet ederek çağırın, bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır..."



    Zeyd'le Zeyneb'in evlenmesi olayında Hz. Resulullah (s.a.a) kendi halasının kızı olan ve Kureyş'in önde gelen "soylu" bir ailesine mensup bulunan Zeynep'le; kabilevî açıdan Kureyş'ten çok aşağı sayılan ve daha önce Hz. Peygamber (s.a.a)'in kölesi olduğu halde sonradan o Hazret tarafından âzad edilen "dünün kölesi, bugünün azatlısı siyah derili Zeyd"i evlendirmek suretiyle gerçekte büyük bir sosyal ıslahatta bulunuyor ve o güne değin Arap cahiliyet geleneklerinin önemli kurallarından biri olan "herkes kendi dengiyle evlenebilir ancak" şeklindeki bâtıl bir geleneği bilfiil "geçersiz" ilan etmiş oluyordu.

    Bu olay bütün Mekke'yle Medine'de günün konusu olmuş, ancak böylesine büyük bir sosyal inkılabın gürültüleri henüz dinmeden Allah-u Teâlâ Peygamber'ine yeni bir görev daha iblağ ederek Zeyd'in boşadığı Zeyneb'i iddet süresinden sonra bizzat kendisine nikahlamasını emretmişti! Böylece cahiliyet döneminde kalma" evlatlık öz evlatla aynı fıkhî işleme tabidir" ve bu cümleden olmak üzere "evlatlıkla babalık, yekdiğerinden dul kalan kadınla evlenemezler" şeklindeki bâtıl bir gelenek daha yıkılmış ve yerini İslâmî doğrulara bırakmış oluyordu. Hz. Resulullah (s.a.a)'in bu sünneti ve uygulaması, İsrailoğulları arasındaki bir cahiliyet kuralının yerine İslam hükmünü ikame edebilmek için savaşta ölen Urya'nın dul karısıyla evlenip yüzyıllar boyunca süregelen kemikleşmiş bir yanlış uygulamayı kıran Hz. Davud'un (a.s) uygulamasıyla büyük benzerlikler taşımaktadır ki, Allah'tan başka ilah tanımayan ve insan topluluklarında zamanla oluşup yerleşmiş batıl inanç ve kuralları ıslah için görevlendirilmiş bulunan hak peygamberlerin davranış ve eylemlerindeki bu ıslahatçı tutum ve benzerlikler, aynı İlahi kaynaktan beslendiği ve aynı merkezden gelen emirleri uyguladıkları için hiç de şaşırtıcı değildir aslında.

    Allah'ın ilâhî risaletle görevlendirmiş olduğu peygamberler ilâhi hükümlerin icrasında daima öncü olmuş ve ilk adımı kendileri atmışlardır. Nitekim Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) efendimiz cahiliyet döneminden beri bütün bir Arabistan Yarımadasın'da zamanla gelenekleşmiş olan faiz şart ve kurallarıyla, intikam ve kan davası ile ilgili câhili kanun ve kuralların tamamını ilk kez Veda Haccı'nda bâtıl ilan ederken de yine kendi ailesinden işe başlamış ve kendi amcası Abbas'ın faiz alacaklarının tamamının bundan böyle geçersiz ve batıl olduğunu, keza kendi amcaoğlunun cahilî bir girişimle dökülen kanının davasına girişmeyeceklerini ve kendilerinin bu kandan ilâhi hüküm gereğince artık vazgeçmiş olduklarını ve kimsenin de artık bu kan davasını gütme hakkı taşımadığını ilan etmiştir[5]

    Evet, Hz. Davud'un (a.s) Urya'nın duluyla evlenmesi ve Hz. Resul-ü Ekrem'in (s.a.a) oğulluğu Zeyd'in duluyla nikâhlanması hadiselerinin aslı özetle böyledir. Ne var ki, geçmiş peygamberlerin kıssalarının teviline karıştırılan israiliyatlar ve benzeri mevzularda çeşitli neden ve etkenlerle uydurulmuş bulunan asılsız rivayet ve nakillerin basit bir dikkatsizlik neticesinde bazı İslam tefsir ve kaynak eserlerine sızmış olması neticesinde bu gibi daha nice mevzular tarihin karanlık labirentlerinde kalmış ve araştırmacıların birçok meselede hataya düşerek nice hakkı batıl, nice batıl şeyleri de hak zannetmelerine neden olmuştur.

    Yine bu tür israiliyatların yardımıyladır ki İslam tarihinde nice şehvetperest egemenler fesat ve şehvetperestliklerine dînî kılıflar uydurmuş ve kendi hayvanî çehrelerini masum gösterebilmek için Allah'ın has kulları olan peygamberler ve evliyaullaha bu tür iftiralarda bulunmaktan çıkar ummuşlardır. Nitekim Yezid bin Muaviye'yle ondan sonra tahta geçen Mervanoğulları'nın işlemiş olduğu affedilmez hatalar ve beyanı dahi iğrenç olan büyük günahlarla fesat ve ahlâksızlıklar; hilafet okulu mensuplarının Allah'ın has kulları olan peygamberlere de -Allah'ın selam ve salâtı cümlesine olsun- en çirkin amelleri dahi yakıştırabilme gaflet ve bahanesini vermiş, gerçekte Allah-u Teâlâ'nın her nevi günahtan arındırmış olduğu peygamberlerin de pekalâ günahkâr oldukları zannını yaratmalarına neden olmuş ve o yüce peygamberler hakkındaki ayetlerin tevili yoluyla, bazı halifelerin işlemiş olduğu nice fesat ve ahlaksızlığın sessizce geçiştirilmesine, hatta eleştirilmelerinin bile men edilmesiyle sonuçlanacak boyutlara varmasına neden olmuştur.

    Bu uzun açıklamanın ardın özetlemek gerekirse, evvela söz konusu rivayetler, tümden yalan ve iftiradır. Allah Resulü'nün Zeynep'le evliliği (hâşâ) bir aşık olma falanın neticesi değil, iki önemli hedef taşıyordu: Birincisi cahliyet zamanından kalan evlatlığa her yönden gerçek evlat muamelesi yapılmasının yanlışlığını bizzat Allah Resulü'nün eliyle düzeltilmesi, İkincisi Zeyd'le sırf Allah ve Resulü'nün emri üzere evlenen ve daha sonra da boşanma olayıyla iyice sarsılan Zeyneb'in onurunun tamir edilmesi.

    Korku ve çekince meselesine gelince, aynı surenin yukarıdaki ayetlerin ardında yer alan ayetten de anladığımız gibi Resulullah'ın bu korku ve çekincesi hâşâ maddi ve dünyevi bir korku değildi. Çünkü söz konusu ayet açıkça Allah'ın elçilerinin sadece Allah'tan korktuklarını ve Ondan başka kimseden korkmadıklarını beyan etmektedir. (Ahzap, 39) Allah Resulü'nün çekincesi manevi bir çekinceydi. O da insanların olayı yanlış yorumlayarak dine ve dinin elçisine soğumaları ve olumsuz bir gözle bakmalarıydı. Ama Allah-u Teâlâ birçok yerde olduğu gibi burada da Resulü'ne o kadar da kendisi sıkmaması gerektiğini ve insanların kaygılarından çok İlahi emirlerin uygulanmasını göz önünde bulundurmasını emretmiştir. Dolayısıyla burada da masumiyete ters düşecek bir durum söz konusu değildir.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] - Taberî Tefsiri, 22/ 10- 11 Beyrut, Dâr'ul-Ma'rife basımı.

    [2]- Taberi Tefsiri, c. 23 s. 95, 96, Beyrut, Dâr'ul-Ma'rife basımı. Ed-Dürrü'l-Mensûr (Suyûtî), 5- 148. (Biz Taberî'den naklettik).

    [3]- Taberî Tefsiri c. 23 s. 95, 96, Beyrut, Dâr'ul-Ma'rife basımı.

    [4]- Üstad Allame Askeri kitabında bu iki ravi hakkında şu bilgileri vermektedir:

    Veheb bin Münebbih:

    Veheb'in babası İranlıdır, İran Kisrası Enuşirevan onu Yemen'e göndermiştir. Veheb'in biyografisi hakkında İbn Sâ'd'ın Tabakât'ında özetle şöyle geçer:

    Veheb, gökten inen 92 kitap okuduğunu, bunların 72'sinin sinagog ve havralarda mevcut olduğunu, ama geriye kalan 20 kitaptan belli sayıda insanlardan başka kimsenin haberi olmadığını bizzat söylemiştir.

    Dr. Cevad Ali, "Veheb'in Yahudi asıllı olduğu söylenir; Yunanca, Süryanice ve Hımyerice'yi iyi bildiği ve kadim kitaplar konusunda uzman olduğu da bilinmektedir" der.

    Keşf'ul Zunun'da onun telif eserlerinden birinin Kısas'ul Enbiya olduğu geçmektedir. (Tabakaat, İbn Sa'd, 5-395 Avrupa bas. ve Keşf'uz Zunun 1328 ve İslam Öncesi Arap Tarihi: Cevad Ali c. 1, s. 44.)

    2- Hasan Basri:

    Künyesi Ebu Said'dir. Babası ensardan Zeyd bin Sabit'in kölelerindendi. Ömer'in hilafetinin bitimine 2 yıl kala doğmuş ve Basra'da, 100 yaşında, yani h. 110'da ölmüştür.

    Hasan Basri güçlü bir edebiyatçıydı, hem hilafet hem halk nazarında pek itibar gören, biraz da kendisinden çekinilen biriydi. Basra'daki hilafet okulu (Ehl-i Sünnet mektebinin) izleyicilerinin lideri konumundaydı. (Vefeyat'il A'yan: İbni Hallikan c. 1 s. 354 1- basım. ve İbni Sa'd'ın Tabakaat'ı 7/1-120 Avrupa basımı.)

    Hakkında gelen rivayetler ve İbni Sâ'd'ın Tabakât'ında geçenlere göre Hasan Basri "kader"e cebre inanan biriydi ve bu hususta başkalarıyla da münazara ve tartışmaları olmuştur. Ne var ki bir süre sonra bu inancından vazgeçmiş ve görüşü değişmiştir. Haccac bin Yusuf Sakafi gibi dönemin tanınmış zalim kan dökücülerine karşı kıyam etmeyi câiz saymayanlardandı.



    [5]- İbn Hişâm Siyeri 1356 basımı c. 4 s. 275'te şöyle geçer: "Allah Resulü (s.a.a) Veda Haccı'nda îrâd buyurduğu hutbede şöyle buyurdu: "... Ve her nevi faiz haramdır, sadece asıl sermaye sizinkidir, ne zarar görün, ne de zarar verin! Allah-u Teâlâ faizin olmamasını emretmiş bulunmaktadır. Nitekim -bu cümleden olmak üzere amcam olan- Abbas bin Abdulmuttalib'in -alacağı- faizleri bundan böyle tamamen bâtıldır ve ödenmemelidir. Keza, cahiliyet döneminde dökülen her kan da kimin olursa olsun, bâtıldır ve boşa gitmiştir! Bu hususta batıl ve heder ilan edeceğim ilk kan da Rabia bin Heris bin Abdulmuttalib'in öldürülen çocuğunun kanıdır; Benî Leys kabilesindeki bu minik yavrucak henüz süt çağındayken Huzeyl tarafından öldürülmüştü, cahiliyet döneminde dökülmüş olan bu kan, benim heder ve karşılıksız (kan davası ve intikamı gerektirmeyen) ilan ettiğim ilk kandır!"







    Site içi Arama





















    Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
    Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler | Îletişim için |
    Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de 'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İslam’da reform: İslam = türban
    2006 Konuları bölümünde dana22 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 28.02.06, 07:40

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •