directsoz tarafından gönderildi.
"33/36. Allah ve resulü bir iste hüküm verdiklerinde,( Muhammet Zeydin eşi Zeyneple evlenmeye Allahla birlikte karar verdiklerinde ) inanmıs bir erkekle inanmıs bir kadının, ( Zeyd Ve Zeynebin ) islerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. ( Zey ve Zeynep buna itiraz edemezler. )Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklıga batıp gitmis demektir ( Muhammedin elinizden eşinizi almasına isyan, itiraz ederseniz ederseniz sapık olursunuz. )
İşte evlilik müessesesi de budur islamın. Bir gece yarısı kaldırırlar insanların yanından kadını nı. Ne olacak kadın değil mi ?.
Ardından ashap 37 de okuyun. konu tam anlaşılsın.
Ben sana ayetle konuşuyorum ahzap 36 yı iyi okursan ve o ayete rağmen zeyd hanımını boşamıştır dersen bu düpedüz güneşi balçıkla sıvamaktır.
Bu yukarıdaki hikayeye bakıp herkes; ya Muhammet gelinini almış deyip te kızıyor.
Ben kızmıyorum. Çünkü bu işte bir nevi mütekabiliyet var. Ben olsam bende aynını yapardım. Zeyd in elinden bir gece yarısı karısını elinden alırdım.
Neden yahu. ?
İşte bundan Sonraki hikayeden.
Hz. Hatice hanım yeğeni Hâkim bin Hizâm dan kendine köle pazarından yakışıklı bir genç köle satın almasını ister. İşte hikayede böyle başlar.
İlk îman eden köle: ZEYD BİN HÂRİSE
Zeytin gözlü çocuk, korkuyordu... Çünkü Arabistan’ın meşhur Ukaz Panayırı, karmakarışıktı. Burası, esir pazarıydı. Genç, yaşlı her cins köle satılıyordu.
Adın ne?
Heyecanlı pazarlık sesleri arasında, sıcak, toz ve gürültü çok
bunaltıcıydı. Bu kargaşada, güler yüzlü bir adam, ona yaklaşarak sordu:
- Senin adın ne oğlum?
- Zeyd.
- Babanın adı?
- Hârise, efendim!
- Nerelisin?
- Yemenli.
- Hangi kabîledensin?
- Kudâa kabîlesinden.
- Öyle mi? O, eski ve kıymetli bir kabîledir...( Demekki kaliteli bir kabileden )
Küçük Zeyd, beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve mırıldandı:
- Doğrudur, efendim...
Bu güzel yüzlü amcayı sevmeye başlamıştı... Adam tekrar sordu:
- Karnın açtır, değil mi?
Çocukcağız önüne baktı. Cevap vermedi. Fakat günlerdir aç, susuz, perişan bekleşiyorlardı. Adam tekrar sordu:
- Benimle gelmek ister misin? Güzel yemekler, temiz elbiseler ister misin?
- Sizinle yemek olmasa da gelirim efendim!
Esir tüccarı ile pazarlık ettiler. Küçük Zeyd, boynu bükük bekliyordu. Nihâyet dört yüz dirheme anlaştılar. O kimse, parasını ödedi. Gülerek başını okşadı ve dedi ki:
- Haydi bakalım küçük Yemenli! Şimdi gidip, ikimiz de bir güzel karnımızı doyuralım!
O amca kendisini, çok daha iyi kalpli bir hanıma götürdü. Teslim ederken dedi ki:
- Ey amcamın kızı! İşte, senin için aldığım köle!
Bu hanım, Hz. Hatice idi. Hediye eden de, yeğeni Hâkim bin Hizâm idi.
İşte Genç delikanlı , yakışıklı Zeyd ile Hz. Hatice hanım la böyle tanışır. Ve Hz Hatice hanımın yanında kalmaya başlar. Fakat bir müddet sonra Hz. Hatice hanım da bir değişikler olmaya başlar. Kendine bir koca arama telaşına başlar, başında bir iş vardır. Olay şöyle gelişir.
“Hz.Hatice iş bahanesi ile Hz . Muhammed'i (sav) sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Resulü ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada Hz.Muhammed (sav) 25, Hz.Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu.
Muhammet ise 25 yaşına gelmesine rağmen evlenememişti . Fakirdi kimse kız vermiyordu. Halbuki o gün ki Arabistan da kızlar evlenmeye 9 yaşında başlıyordu erkekler ise 14-15 de başlıyordu. Muhammet evde kalmış sayılırdı bile. Onu iş güveyine alabilirdi. Peygamber efendimiz daha sonra Hz.Mariye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice ' dendi. Bunların isimleri: Kasım, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir.”
Hatice den sonra Muhammet çok kadınla evlendi fakat bunların hiç birinden çocukları olmadı. İçlerinde hep doğuracak çağda ( sevde hariç ) olmalarına rağmen. Nedense. Muhammed in bu hanımları Muhammet ten önceki eşlerine çocuk doğurmuşlardı. Yani kısır değillerdi.
İşte böyle böyle olmuş. Bir günde ortaya çıkıp Bu Zeyd benim oğlum falan değil deyip bir gece elinden eşini almış Bunun nikahını bana Allah kıydı diyerek. Halbuki Muhammet Zeyd i aşağıdaki gibi açıkça oğlu ilan etmiş, mirasını ona bırakmıştı
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd'i çağırtarak, kendisini istemeye gelen bu kişileri tanıyıp tanımadığını sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babası diğerinin de amcası olduğunu söyleyerek tanıdığını ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd'e, dilerse babasıyla gidebileceğini, şayet isterse yanında kalabileceğini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd'i elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ve: "Şahit olun, Zeyd benim oğlumdur. O bana mirasçıdır, ben de O'na mirasçıyım!" diyerek Zeyd'i evlat edindiğini ilan eder (İbn Sa'd, a.g.e., III, 40-42; İbn Hişâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-İsâbe fi Temyizi's-Sahâbe, III, 24). Halk da Zeyd bin Muhammet demeye başlar.
Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlayınca, Zeyd b. Hârise de hicret etmişti. Resûlullah (s.a.s.), hicretten sonra Medine'de, ashabı arasında kardeşlik tesis ettiğinde, Zeyd'l-e Hamza b. Abdülmuttalib'i de kardeş ilan etmişti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü şehadet şerbetini içmeden önce Zeyd'i kendisine vâsî tayin etmişti (İbn Nişâm, a.g.e., I, 505; İbn Sa,d, a.g.e., III, 44).
İşte ne oldu aralarında gerisini siz tahmin edin.